İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 102. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)

Muharrem Kılıç

Malatya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 102. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Mayıs 2005 · 973 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Muharrem Kılıç (CHP), 25 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA MUHAKEMESİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK. (S.S. 903)); konuşma 973 kelime.

Muharrem Kılıç (CHP, Malatya). “Ceza muhakemesi kanununda değişiklik yapılması hk. (s.s. 903)”. TBMM Genel Kurulu, 102. Birleşim tutanağı, 25 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/muharrem-kilic-22-2005-05-25-ceza-muhakemesi-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hk-s-s-903 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUHARREM KILIÇ (Malatya)Sayın Başkanım, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Ceza Muhakemesi Kanunu 4.12.2004 tarihinde kabul edildi; üzerinden henüz altı ay bile geçmedi. Deyim yerindeyse, bu kanunun mürekkebi bile kurumadı ve bu kanun henüz yürürlüğe de girmedi. Teklifi Sayın Hasan Kara ve arkadaşları verdiler; ancak, gerekçeye bakıyoruz, gerekçesinde, başta Yargıtay olmak üzere, hâkim ve cumhuriyet savcılarıyla yapılan bilgilendirme toplantıları sırasında ileri sürülen görüş ve eleştiriler doğrultusunda hazırlandığı söyleniyor.

Değerli arkadaşlar, bizi şimdiye kadar Yargıtay üyelerinden, hâkim ve savcılardan kimse bilgilendirmedi. Bir milletvekiline, hâkim ve savcılardan bu şekilde bilgilendirme yapılma durumuna da şahsen rastlamadım. Bu ne demektir; bunun aslı şudur: Bu bilgilendirmeyi, hâkim ve sacılar, Yargıtay üyeleri Adalet Bakanlığı nezdinde yapmışlardır. Öyleyse, apaçık, biz bunu, Adalet Bakanlığı olarak bu kanun teklifini hazırladık, bu değişiklikleri zorunlu görüyoruz diyerek, açıkça Adalet Bakanlığının veya hükümetin tasarrufu ortaya konulması gerekirken, milletvekili arkadaşlarımıza, aslında tasarı olarak hazırlanan bu metin imzalatılıp, teklif olarak verdiriliyor. Bizce, bu durum, çok şık bir davranış değildir. Hükümetin, tasarı olarak teklifin arkasına saklanma mantığı vardır. Acaba, hükümet, bu düzenlemeleri tasarı olarak vermeyerek, birtakım sorumluluklardan kurtulmak mı istiyor; çünkü, hükümetin iddiası, bu getirilen temel yasalarla, Türk Ceza Kanunuyla, Ceza Muhakemesi Kanunuyla, Ceza İnfaz Kanunuyla, kişi hak ve özgürlüklerinin daha genişletilmesini esas aldıklarını, bu düzenlemelerde bireyi önplana çıkardıklarını, özgürlüklerin sınırlarını genişleteceklerini belirtiyorlardı. Oysa, bu getirilen düzenlemeler, özgürlüklerin sınırlarını daraltıcı mahiyette olduğu için, acaba, hükümet, kendisiyle çelişkiye düşmemek için, bunu milletvekili arkadaşlarımızın sırtına mı yüklüyor; bunu, bu şekilde ben algılıyorum.

Değerli arkadaşlar, hükümet, yaptığı bu düzenlemelerle, önce halkı aldatmaya çalıştı; arkasından, AB sürecinde, ilerleme raporunu ve 17 Aralık takvimini garantiye aldıktan sonra, artık, kandırılacak kimse kalmadığına göre, geri adım atabilirim demeye başladı. Bu getirilen düzenlemeler, hükümetin geri adım atışlarını göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, üzerinde konuştuğumuz 22 nci madde, avukatların duruşmadan yasaklanmasını düzenleyen bir madde. Burada şöyle bir zihniyet var: Sanırım, avukatı sanığın ortağı olarak görme gibi bir anlayış söz konusu.

Değerli arkadaşlar, avukat, uyuşturucu madde sanığının davasına girdiği zaman bu sanıkların ortağı olmaz veya hukuk davasına girdiğinde yine ortağı olmaz; terör kapsamındaki bir suçtan dolayı bir sanığın avukatı olduğunda da, hiçbir zaman, bu avukatlar, bu terörün ortağı olma durumunda olmazlar. Kaldı ki, sanık hakkında terörle ilgili bir dava da açılmış olsa, onunla ilgili bir soruşturma da yapılmış olsa, en nihayet, bunlar sanıktır; bunlar, yargılanıp kararları kesinleşinceye kadar suçsuzdur. Hukukun genel ilkelerinde, Anayasamızda, Ceza Yasamızda suçsuzluk karinesi vardır. Bu nedenle, bu kabil davalarda, avukat davaya girdiğinde, hiçbir zaman, bu suçluların ne ortağıdır ne işbirlikçisidir. Bu nedenle, avukatlara bu anlamda yaklaşmamamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, avukatlar, hiçbir zaman, noter görevi yapmazlar. Yani, gelen iddialar karşısında, takdir mahkemenindir, takdir yüce hâkimindir diyerek işin içinden çıkamazlar, çıkmamalıdırlar. Avukatın görevi, üzerine aldığı davada müvekkilinin suçsuzluğunu kanıtlamaya çalışmaktır veya karşı tarafın avukatıysa, mağdur tarafın avukatıysa, suçluluğu ortaya çıkarmaya çalışmaktır. Avukat, davada figüran olarak bulunmaz. Avukatın aslî görevi vardır. Yargının aslî unsurlarından bir tanesi de savunmadır, savunmayı da avukatlar yürütürler. Bu nedenle, avukatları bu anlayışla görürsek... AB kriterlerine göre, biz de yargıda savunmaya değer veriyoruz dedirtmek için, sadece duruşmada bulunmaktan ibaret değildir avukatların görevi. Bununla ilgili, savunmanın engellenmesine yönelik, Barolar Birliğinin, baroların talepleri vardır. Örneğin, Malatya Barosundan henüz bugün gelen yazının bir cümlesini okumak istiyorum: "Müdafilik sistemi, sanığı veya bütün toplumu savunma amaçlı değil, AB için bir figüran olma veya noterlik vazifesi görme amacıyla düzenlenmiş bir müesseseyse, diyecek çok fazla bir şey yok" diyerek olayı özetlemiş bulunuyorlar.

Değerli milletvekilleri, biz, Ceza Muhakemeleri Kanunu kabul edildiğinde, bu kanunu da eleştirmiştik; yeteri kadar demokratik bulmamıştık, yeteri kadar özgürlükçü bulmamıştık. Örneğin, Ceza Muhakemeleri Yasasında gizli tanıklık vardı, gizli soruşturma vardı, teknik araçlarla gizli izleme vardı, kandırmaca adlî kolluk düzenlemesi vardı, bazı suçlarda özel yargılama yöntemleri vardı; bunları tasvip etmemiz mümkün değildi. Bunları, Ceza Muhakemeleri Kanunu görüşülürken tek tek izah etmeye çalıştık; ancak, biz bunları eleştirirken, bunların doğru olmadığını söylerken, son getirilen yasa teklifi, eski Ceza Muhakemeleri Kanununu da arar duruma gelmemize neden olacak gibi gözüküyor.

Bu teklifler neler; dikkatinize sunmak istiyorum. Örneğin, Ceza Muhakemeleri Kanununda tutukluluk süresi sınırlandırılmıştı bir an önce yargılamalar sonuçlansın diye; ancak, sadece Ceza Muhakemeleri Kanununun 250 nci maddesi kapsamındaki suçlarda bu süre 1 Nisan 2008'e kadar uygulanacaktı; ancak, yeni getirilen teklifle, ağır cezalık suçlarda da tutuklama süresi 1 Nisan 2008'e kadar -yani, Ceza Muhakemeleri Kanununun tutuklama süreleri- uygulanmayacak.

Yine, bu teklifle, 24 saatlik gözaltı süresi, 12 saat de zorunlu götürme süresi olarak kabul edilerek 36 saate çıkarılmış oluyor.

Yine, getirilen düzenlemelerle, bazı suçlarda yer gösterme işlemini kolluk yapacak. Oysa, benden önce konuşan konuşmacı arkadaşlarım, yer göstermenin de aslında bir keşif olduğunu, keşfin de hangi şartlarda yapılacağı Ceza Muhakemeleri Kanununda belirtilmiş olduğundan, aynı esaslara tabi olması gerektiğini söylediler; ancak, getirilen bu düzenlemeyle, yer gösterme işlemini kolluğa havale ettik.

Yine, tutuklamanın üst sınırı iki yıldı. Üst sınırı iki yılı geçmeyen suçlarda tutuklama yapılmayacaktı; ancak, getirilen düzenlemelerle, tutuklamanın üst sınırı bir yıla indiriliyor.

Yine, arama kararlarında, arama işlemlerinde, elkoyma işlemlerinde cumhuriyet savcısı hazır bulunacaktı; ancak, bunu da değiştiriyoruz, cumhuriyet savcılarına ulaşılamaması durumunda bu işlemi acil durumlarda kolluk yapacak diyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de, cumhuriyet savcılarına ulaşmamak mümkün mü?! Hangi çağda yaşıyoruz?! Bu teknolojik imkânlarla, bu mobil telefonlarla, diğer iletişim araçlarıyla, bir cumhuriyet savcısına bir ilçe sınırları dahilinde ulaşmamak mümkün mü? Ancak, bu kabil düzenlemelerle, cumhuriyet savcılığı, bir yerde, devreden çıkarılıyor.

Değerli arkadaşlar, demin, bazı suçlarda avukatlar davadan yasaklanıyor dedik. Bu getirilen düzenleme bununla da kalmıyor. Getirilen düzenlemeyle, avukatlar bir davadan yasaklandığında, bir tutuklunun, hükümlünün davasından yasaklandığında, o hükümlü ve tutuklunun başka bir davası varsa -örneğin, o şahsın bir kadastro davasına bakıyorsunuz veya icra davasına bakıyorsunuz- davasına giremediğiniz hükümlü ve tutuklunun başka davalarına da bakamayacaksınız. Böylesine hukukdışı bir düzenleme.

Yine, bu düzenlemenin 5 inci maddesinde "şüpheli veya sanık yeni bir müdafi veya vekil seçebilir veya kendisine yeni bir müdafi atanabilir" deniliyor. Oysa, kişilerin kendi avukatlarını kendilerinin belirleme hakları vardır. Bu, savunmanın, savunma şartlarının ayrılmaz bir parçasıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

26 konuşma daha · 25 Mayıs 2005

26 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook