Ssk kanunu,tarım işçileri ssk kanunu ve diğer bağımsız çalışanlar kanunu
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 19. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Ocak 2003 · 1.969 kelime · yaklaşık 10 dakikalık okuma
Kaynak göster
Murat Başesgioğlu (AK Parti), 8 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SSK KANUNU,TARIM İŞÇİLERİ SSK KANUNU VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANLAR KANUNU); konuşma 1.969 kelime.
Murat Başesgioğlu (AK Parti, İstanbul). “Ssk kanunu,tarım işçileri ssk kanunu ve diğer bağımsız çalışanlar kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/murat-basesgioglu-22-2003-01-08-ssk-kanunu-tarim-iscileri-ssk-kanunu-ve-diger-bagimsiz-calisanlar-kanu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sosyal Sigortalar Kurumu ve Bağ-Kurdan emekli olan emeklilerimize yapılacak destek ödemesine ilişkin kanun tasarısını görüşmek ve hükümetimizin görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım; bu vesileyle, hem bakanlığım hem de hükümetimiz adına, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Bu ana kadar değerli görüşlerini bu yüce kürsüde ifade eden grup sözcülerimize, şahsı adına görüş bildiren değerli milletvekillerimize ve bu tasarının, bir an önce Meclis Genel Kurul gündemine alınmasına önayak olan değerli grup başkanvekillerimize, Başkanlık Divanımıza ve Plan ve Bütçe Komisyonumuza çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benden önce konuşan değerli konuşmacılar, içinden geçmekte olduğumuz kritik konjonktürün ve geçmişte yaşamış olduğumuz ekonomik krizin ülkemizde meydana getirdiği tahribatı çok açık ve seçik bir şekilde ortaya koydular. Burada, Dünya Bankasının bir raporundan bahsedildi. Evet, orada çok vahim rakamlar var. Sayın Kılıçdaroğlu'nun referans gösterdiği raporu ben de okudum; gerçekten, oradaki rakamlar, oradaki sayılar, insanlarımızın içinde bulunduğu bu acıklı durumu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Tabiî, bu gerçeği görmek için Dünya Bankası raporuna veyahut da yabancı kaynaklı raporlara ihtiyacımız yok, hepimiz halkın içindeki insanlar olarak bunu birebir yaşıyoruz. Maalesef, geldiğimiz noktada, ülkemizde derin bir yoksulluğun, bir fukaralığın yaşandığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Şimdi burada geçmişe dönüp, geçmişin sorgulamasını yapmanın, bugün için veyahut da geleceğe yönelik çözümler için hiçbir faydası olmadığı kanaatindeyim. Önemli olan, bu dönem Parlamentosu olarak, 58 inci cumhuriyet hükümeti olarak, bundan sonra bu insanlara neler yapabiliriz, ülkemizde fukaralığı ve yoksulluğu yenmek için neler yapabiliriz; hep birlikte bunun çözümlerini araştırmak ve icraına başlamaktır.
Bugün huzurlarınızda görüştüğümüz tasarıyla, Bağ-Kurdan ve SSK'dan emekli olmuş vatandaşlarımıza "sosyal destek ödemesi" adı altında, emekli maaşlarına ilave zam yapılması Bakanlar Kurulumuzca kararlaştırılmış ve bu konuda yasal düzenlemenin yapılabilmesi için de, Yüce Meclisin iradesine ihtiyaç duyulmuş, bu sebeple, kanun tasarısı Bakanlar Kurulu tarafından sevk edilmiştir.
Değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeyle, seyyanen, SSK emeklilerimize 75 000 000 lira, Bağ-Kur emeklilerimize ise 1 inci basamaktan 12 nci basamağa kadar ve 13 üncü basamaktan 24 üncü basamağa kadar olmak üzere, 75 000 000 ve 100 000 000 lira gibi kademeli bir artışı huzurlarınıza getirdik.
Yine, hepiniz hatırlayacaksınız, bizden önceki hükümet, memurlarımıza 100 000 000 lira civarında bir ilave zam yapmıştı. Kanunlarımıza göre, bu zammın SSK emeklilerine ve Bağ-Kur emeklilerine de yansıtılması söz konusuydu. Biz, hükümete gelir gelmez, acaba memurlarımıza yapılan bu zamdan SSK ve Bağ-Kur emeklilerimize de uygulanırsa ne kadar bir fark oluşacak diye baktık, bunun hesabı Hazine ve Maliye tarafından yapıldı, ortaya çıkarılan resmî rakam yüzde 2,7; bunun parasal karşılığı, en düşük basamakta 5 000 000 lira, en üst basamakta da 10 000 000 lira gibi çok cüzî rakamlara tekabül eden bir fark olarak ortaya çıktı. Elbette, hükümetimizin ve hiçbirimizin, bu 5 000 000'luk, 10 000 000'luk zammı, yıllarını bu ülkenin ekonomisine, çalışma hayatına vermiş değerli emeklilerimize telaffuz etmesi mümkün değildi. Dolayısıyla, hükümet olarak, içerisinde bulunduğumuz hassas dengeleri de çok iyi hesap ederek, bu Bağ-Kur emeklilerimize ve SSK emeklilerimize seyyanen 75 000 000'ar ve 100 000 000'ar liralık zam yapmayı uygun gördük. Bu, belirtildiği gibi, 1 Ocak 2003 ile 31.12.2003 tarihleri arasında geçerli bir maaş farkıdır. 2004 yılı başında, tekrar bu hususu hem hükümet olarak hem de Meclis olarak yeniden gözden geçirmemiz gerekecek.
Değerli arkadaşlarım, burada, tabiî, benim büyük şansım, SSK orijinli, Çalışma Bakanlığı orijinli çok değerli milletvekillerimiz var; yıllarca bu kurumlarda genel müdürlük yapmış, çeşitli kademelerinde gerçekten çok önemli mesailerini vermiş çok değerli arkadaşlarım var. Bu arkadaşlarımın çokluğu benim için büyük şans, hükümetimiz için büyük şans; hepsinin tecrübesinden, hepsinin birikiminden elbette yararlanacağız; ki, 2003 yılı, özellikle sosyal güvenlik konusunda büyük tartışmaların veyahut da büyük çalışmaların yaşanacağı bir yıl olacak; onu birazdan arz etmeye çalışacağım.
Buradan, şuraya gelmek istiyorum: Bu arkadaşlarım da Yüce Meclis de gayet iyi bilir ki, sigortacılık sisteminde esas olan, bu sistemin kendi gelir-gider hesapları dengesi üzerinde yaşamasıdır, aktuaryel dengelerinin sağlıklı olmasıdır; ama, bizdeki tabloyu arkadaşlarım da biliyorlar, bir kez daha bu tabloyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünyadaki normal standart 1 emekliye karşı 4 çalışandır; ama, bizde, şu anda geldiğimiz noktada, 2003 yılı başı itibariyle, bu oran 1'e karşılık 1,6'dır; 1 çalışanın karşıladığı emekli oranı 1,6'dır. Bu, dünyadaki standartların çok altındadır ve bize, bugüne kadar verdiği sinyallerin ötesinde çok güçlü bir sinyal vermektedir.
Artı, nüfus projeksiyonlarımız bize göstermektedir ki, Türkiye, 2030'lu yıllarda, 2040'lı yıllarda, artık, toplam nüfus içerisindeki yaşlı nüfus oranı çok yoğunlaşmış bir nüfus kompozisyonuna sahip olacaktır.
Bunun anlamı şudur: Yaşlı nüfusun yoğun olduğu toplumlarda, sosyal güvenlik sistemini kendi dengeleri üzerinde tutmak zordur. Biz, şu anda genç bir nüfusumuz olmasına rağmen sosyal güvenlik sistemimizde bu kadar sıkıntı yaşarsak, yarın, toplumumuzdaki yaşlılık oranı arttığı zaman, sosyal güvenlik sistemimizdeki sıkıntı daha büyük boyutlara ulaşacak demektir.
Bunu rakamlarla biraz daha açmak istiyorum. SSK'da, şu anda, bir ayda prim tahsilatı olarak topladığımız meblağ, 900 trilyon lira civarındadır. SSK emeklilerimize vermiş olduğumuz maaş tutarı 1 katrilyon liradır; yani, sadece, bir kere emekli maaş ödemelerinde, her ay 100 trilyon liralık bir açığımız söz konusudur. Buraya, daha sağlık harcamalarını ilave etmedim.
Değerli arkadaşlarım, Bağ-Kurun ve SSK'nın, 2003 yılı toplam sağlık harcaması 7,7 katrilyon liradır. Hem Bağ-Kurun hem de SSK'nın toplam sağlık harcaması 7,7 katrilyon liradır, bunun 4,2 katrilyon lirası da ilaç gideridir, ilaca ayrılmış bir paradır. Bunlar, toplam bütçe büyüklükleri içerisinde büyük miktarlardır; ama, şöyle de bir gerçek vardır; Türkiye'de, kişi başına yapılan sağlık harcaması çok düşüktür. Özellikle, SSK, bu açıdan baz alındığında, 60-70 dolar gibi bir sağlık harcaması düşmektedir. Bu da göstermektedir ki, biz, SSK'lılarımıza kaliteli, çağın gerektirdiği kalitede, standartta bir sağlık hizmeti maalesef sunamıyoruz. Bu da, acı bir gerçektir.
Bu rakamlara şunu da ilave edeyim izninizle: Sosyal Sigortalar Kurumumuzdan, ayda ortalama 25 000 kişi emeklilik sistemimize katılmaktadır, Bağ-Kurdan ise, ayda, sayıları ortalama 12 000, 13 000, bazen de 15 000'e varan vatandaşımız, sigortalımız emeklilik sistemine katılmaktadır; yani, bir ayda 40 000 kişi SSK'dan ve Bağ-Kurdan emeklilik sistemine dahil oluyor. Bunu bir yıla yaydığımız zaman, en iyimser rakamla, bir yılda 400 000 kişi Türkiye'de emeklilik sistemine dahil oluyor demektir.
Evet, bu aktuaryel dengeyle, bu gelir gider hesabıyla önümüzdeki yıllara bir projeksiyon tuttuğumuz zaman, tablonun ne kadar ağır olduğunu hep birlikte görüyoruz.
Peki, bu gidişata sessiz mi kalacağız; Türkiye'nin en önemli sorunlarından olan sosyal güvenlik sorununa sessiz mi kalacağız; hayır, hükümet olarak, Parlamento olarak, bu kötü gidişe sessiz kalamayız. Sessiz kalırsak, bugün bizim üzerimizde olan sorumluluğu ve bize yüklenmiş olan mükellefiyetleri ertelemiş oluruz; bizden sonra gelecek dönemlere, bizden sonra gelecek nesillere çok ağır bir yük bırakmış oluruz. Buna, hiç birimizin hakkı yok. İnşallah, 2003 yılında, sosyal güvenlik sistemimizin dönüştürülmesi için, değiştirilmesi için hep birlikte gayret edeceğiz.
Sayın Kılıçdaroğlu'nun ifade ettikleri gibi, geçen dönem Anayasa Mahkememizce iptal olunan kanun hükmünde kararnameleri yeniledik, şu anda, ilgili komisyonlarımızda görüşmeleri devam ediyor; ama, bunun yanı sıra, bizim, 58 inci hükümet olarak, acil eylem planına koyduğumuz bu sosyal güvenlik sistemine bakış açısını yansıtan ve Türkiye'deki sosyal güvenlik norm ve standartlarıyla uyumlu -hükümetimizin de benimsediği- bir projeksiyonumuz var. Niyetimiz, daha önceki 2 kanun hükmünde kararnameyi ve hükümetimizin bu yeni bakış açısını bir hamur haline getirmek. Elbette ki, siz değerli komisyon üyelerimizin, milletvekillerimizin ve partilerimizin de değerli katkısıyla, bunu, güzel bir şekilde organize edip, üç ayda bir, beş ayda bir Parlamentonun huzuruna gelip, Parlamentonun değerli zamanlarını almak istemiyoruz. Onun için, belki, komisyonlardaki çalışmalarımız belli bir süre daha alabilir; ama, bir yasa yapacaksak, sosyal güvenlik sisteminin sorunlarını köklü bir şekilde halledeceksek, biraz zamana ihtiyacımız var. Bu süreci, inşallah, hem Parlamentomuzla hem de sosyal güvenlik sistemiyle ilgili bütün sosyal taraflarla, sivil toplum örgütleriyle birlikte götüreceğiz ve ülkemizin geleceğine, kalıcı, kendi ayakları üzerinde duran bir sosyal güvenlik sistemini kazandırmanın mutluluğunu hep birlikte yaşayacağız diye düşünüyorum.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; tabiî, iktidarda olmakla, muhalefet cephesinden olma konusunda çok farklı bakış açıları var. Sayın Kılıçdaroğlu dediler ki: "Bir parmak bal çaldınız; bu, 75 000 000 liralık ve 100 000 000 liralık zamlar azdır." Belki, bu -kendileri de gayet iyi bilirler- Bağ-Kurun ve SSK'nın yakın geçmişinde, bu şekilde, sosyal destek ödemesi adı altında yapılan zamların en büyüğüdür; ama, bu yaptığımız zamlarla, Bağ-Kur ve SSK emeklimizin sosyal refah anlamında ulaşabileceği standartların altında olduğunu da kabul ediyorum; ama, bu, bizim, bütün imkânlarımızı zorlayarak verdiğimiz ve ulaşabildiğimiz bir rakamdır. Keşke, bütçe imkânları geniş olsa, ülkemizin yaşamış olduğu bu derin krizler sonucunda uğradığı tahribat giderilmiş olsa ve daha fazla verebilme imkânına kavuşsak; ama, 2003 yılı itibariyle, bizim, emeklimize imkânları zorlayarak verebildiğimiz sistem budur. Kaldı ki, herkes biliyor ki, sosyal güvenlik sisteminde, sigortacılık sisteminde, bu şekilde, sosyal yardım zammı, sosyal destek ödemesi diye bir sistem yoktur. Bu sistemler, kendi gelirleriyle kendi giderlerini karşılamak zorundadırlar; almış olduğu primlerle emeklilerinin hem maaşlarını hem de sağlık harcamalarını karşılamak zorundadırlar; ama, maalesef, 1992 yılından itibaren bu kurumların malî yapılarındaki bozukluk nedeniyle, bugün geldiğimiz noktada, sosyal güvenlik kuruluşlarımız 10 katrilyon liralık açıkla karşı karşıyadır. Bunu, Hazineden ve genel bütçeden karşılayarak, elbette, sosyal devlet olmanın gereklerini yerine getirmek zorundayız. Birçok Avrupa ülkesinde de genel bütçeden, hazineden sosyal güvenlik sistemine transferler yapılıyor; ama, belki, onlarda, bizim kadar, hazine üzerinde, genel bütçe üzerinde, artık, taşınmayacak bir yük haline gelmiş değil, yapılan bu transferler.
Evet, siz bu şekilde bizi tenkit ediyorsunuz, "az verdiniz" diyorsunuz; ama, üç dört gündür de "kardeşim bunun kaynağı nerede" diye yer yerinden oynuyor. Bu paralar, daha emeklilerimizin cebine girmeden, adamların, neredeyse, burunlarından getirdiler. Bu tartışmaları yaparken elimizi vicdanımıza koymamız lazım. Her şeyden önce ve herkesten önce bu makro ekonomik dengelerin döndürülebileceğini, borç stokumuzun eritilmesini, borçlanma faizlerimizin düşürülmesi konusundaki hassasiyeti, ilk önce, hükümet olarak biz taşıyoruz; çünkü, burada, davul, bizim boynumuza asılı. Bu önümüzdeki süreçte, bu konuda, makro ekonomik dengelerdeki bozuklukların, faizlerdeki yükselmelerin ve diğer ekonomik parametrelerdeki bozuklukların en büyük sıkıntısını biz yaşayacağız. Biz, bu bilinç içerisindeyiz ve diyoruz ki, biz, bu 3 katrilyon liralık ilave finansman ihtiyacını koyarken bunu öngördük. 140 katrilyon liralık gelir bütçesi içerisinde 3 katrilyon liralık bir ilave finansmanın dizayn edilebileceğini, Maliye, Hazine ve ilgili bakanlıktaki arkadaşlarımız öngördüler; yani, 3 katrilyon liralık ilave finansman verildi diye Türkiye'deki bütün ekonomik dengelerin bozulduğunu ifade ederek piyasaları, şurayı burayı tedirgin etmenin aklî ve mantıkî olmadığını ifade etmek istiyorum. Kaldı ki, biraz evvel Bakanlar Kurulu toplantısını yaptık. Sayın Başbakan da ifade ettiler.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla)Sayın Başkanım, 1 dakika daha izin verirseniz, toparlayacağım.
BAŞKANBuyurun Sayın Bakan.
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI MURAT BAŞESGİOĞLU (Devamla)Bu yeni kaynak konusunda hükümetimizin görüşlerini ifade ettiler; bunu, sizlerle de paylaşmak istiyorum, özetle ifade etmek istiyorum.
Hükümetimizin önümüzdeki sürece ilişkin kararlılığı devam etmektedir. Bu kararlılığı hangi noktadadır; malî disiplini koruma noktasında kararlıyız. Uluslararası kuruluşlarla yaptığımız taahhütlere karşı yükümlülüklerimizi yerine getirme konusunda hassasiyetimiz devam ediyor. Faizdışı fazla konusundaki öngördüğümüz hedef konusunda herhangi bir sapma söz konusu değildir.
Bunlara ilaveten yaptığımız görüşmeler neticesinde, özellikle, Maliye, Hazine ve ilgili bakanlıklarımızın yaptığı çalışmalar neticesinde iki ana konuda, tasarruf ve kaynak yaratma konusundaki görüşlerimizi yoğunlaştırmış bulunmaktayız. Bunlardan birisi malî disiplini sağlamaya yönelik yapısal tedbirlerdir. Bundan sonra, gerek sosyal güvenlikte gerekse benzeri ödemelerde ödeneküstü harcama yetkisi veren uygulama kaldırılacaktır; yani, ödeneği olmayan hiçbir konuda hükümetin harcama yetkisi olmayacaktır. Eğer çok zorunluluk olur ise, Yüce Meclise, sizin huzurunuza gelip, bu konuda ödenek talebi yapılacaktır.
Diğer bir husus, harcamalarda tasarrufa yönelik öncelikli tedbirler listesidir.
Bu iki ana başlık altında size arz etmeye çalıştığım tasarrufların ve tedbirlerin neticesi, 2003 yılında, toplam 6 katrilyon 225 trilyon lira bir tasarrufun, kaynağın yaratıldığını, bugün Sayın Başbakanım da ifade etti; ben de, bu kürsüden, bu rakamları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Dolayısıyla, biz, ekonomimizi ve diğer dengeleri öyle başıboş bırakmış değiliz; hükümet olarak, bütün hassasiyetlerin, bütün dengelerin korunması konusunda azamî gayret sarf ediyoruz. Evet, gerek iç dinamikler itibariyle gerekse çevremizde yaşanan dış gelişmeler dolayısıyla normal bir konjonktürden geçmiyoruz; bu konuştuklarımızı, bu zammı, normal bir dönemde tartışmıyoruz; ama, biz, bütün bu iç ve dış dinamiklerin yapmış olduğu gelişmelere, yansımalara rağmen, ekonomiyle ilgili, diğer sosyal parametrelerle ilgili bütün sorunların bilincindeyiz; bütün sorunların ne şekilde çözüleceğine dair de, hükümetimizin öngörüsü, hükümetimizin projeksiyonu çok sağlıklıdır. Bunu, size ifade etmek istiyorum.
Sayın Başkanım, değerli arkadaşlarım; bu tasarı dolayısıyla göstermiş olduğunuz hassasiyete çok teşekkür ediyorum. Emeklilerimize kazandırmış olduğumuz bu ilave farklarla, onların da, ömürlerinin bundan sonraki kalan bölümlerinde, aileleriyle sağlıklı ve huzur içinde bir yaşam geçirmelerini diliyor; hepinize, hükümetim adına saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 8 Ocak 2003