Kültür ve turizm bakanlıklarının birleştirilmesine ilişkin kanun ( s. sayısı : 112 )
Denizli Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 67. Birleşim · 1. yasama yılı · 16 Nisan 2003 · 866 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Mustafa Gazalcı (CHP), 16 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIKLARININ BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN KANUN ( S. SAYISI : 112 )); konuşma 866 kelime.
Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Kültür ve turizm bakanlıklarının birleştirilmesine ilişkin kanun ( s. sayısı : 112 )”. TBMM Genel Kurulu, 67. Birleşim tutanağı, 16 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2003-04-16-kultur-ve-turizm-bakanliklarinin-birlestirilmesine-iliskin-kanun-s (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına tümünüzü saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, temel yasa kabul ettiğimiz, çok önemli, yaşamsal bir konuyu, Kültür Bakanlığı ile Turizm Bakanlığını birleştiren bir yasayı görüşüyoruz. Aslında, keşke, bütün milletvekilleri burada maddeler üzerinde tek tek görüşlerini belirtebilseydi ve özgürce bu konuyu enine boyuna ulusun önünde tartışabilseydik.
Değerli arkadaşlar, bu yasanın genel gerekçesinde şöyle deniyor: "Kamu kurumlarında verimliliği sağlamak, israf ve hantal yapıyı önlemek. Bunun çözümü olarak da benzer ya da etkinlikleri aynı bakanlıkları birleştirmek... Devletin yeniden yapılanması için tarihî bir fırsat yakalandığı söyleniyor ve yapılan birleşmeyle de yönetimde etkinliğin kazanılmasının yanı sıra, kamu harcamalarında bir tasarruf olacağı belirtiliyor; devletin, küçültülerek hantal bir yapının önlenmesinin amaçlandığı" belirtiliyor.
Değerli arkadaşlar, devleti küçültmek, kamu harcamalarında tasarruf kültürle olmamalıydı, işe Kültür Bakanlığıyla başlamamalıydı. Her şeyden önce, küçülme, belki, Başbakanlık kadrolarında olabilirdi, Devlet Bakanlıklarının sayıları biraz daha inebilirdi, danışmanların sayıları eksiltilebilirdi, yönetim kurullarına atadığımız yandaşlarda bir eksilme, bir tasarruf yapılabilirdi; belki, yolsuzlukları önlemede bir tasarruf olabilirdi; ama, kültürde, bizi biz yapan değerlerde, ulusal değerlerde, geçmişimizi, kimliğimizi, bugünümüzü, yarınımızı belirleyecek kültürde bir tasarrufu, devlet küçültmesini kabul etmek olanaksızdır. Zaten, devlet bütçesinden binde 3 gibi çok küçük bir pay ayırarak Kültür Bakanlığını yeterince küçültüyoruz ve kültürel etkinlikleri kısıyoruz. Şimdi, siz, turizm anlayışıyla, bir kez daha Kültür Bakanlığını birleştiriyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bu, geçmişte denendi, başarısız bir deneyim oldu. 1981 ile 1989 arasında bu iki bakanlık birleştirildi, hem de Parlamento özgür tartışmazken, 12 Eylülün oldu bitti anlayışı içinde bu iki bakanlık birleştirildi; ama, burada, gerekçede söylendiği gibi, bir hareketlilik, bir sinerji değil, tam tersine bir hantallık yaratıldı ve yeniden ayrılma kararı alındı.
Bakın, bu başarısız denemeden sonra, 1989'da yeniden ayrılma kararındaki, o genel gerekçeyi sizlere sunmak istiyorum: Türk toplumunun hızlı bir gelişme içinde olduğu, hızlı bir sanayileşmenin ve kentleşmenin olduğu, dolayısıyla, bu kentleşme içinde kültürel değerlerimizin yok olduğu o gerekçede söyleniyor. İki bakanlık bir arada yürütülmeye çalışılmış ise de, turizm hizmetlerinin yoğunluğunun kültür hizmetlerini gölgelemesi dolayısıyla, Kültür Bakanlığının, yeniden, ayrı bir biçimde örgütlenmesini söylüyor. Ayrıca, millî kültürümüzün bozulmasını önlemek amacıyla, konuyla ilgili faaliyetlerin, bir bakanlığın iki işinden biri olma kimliğinden çıkarılarak, Kültür Bakanlığının bağımsız bir bakanlık olarak kurulmasını, yeniden kurulmasını bir zorunluluk olarak görüyor 1989'daki gerekçede.
Devlet, bir deneme tahtası değildir; devlet örgütlenmesi çok ciddî bir iştir. 12 Eylülün gölgesinde bu iki bakanlık birleşmiş; ama, yararlı olmamış. Sonra, bir yasa daha, bir kararname daha çıkmış; orada, ulusal kültürümüzün yok olmaması için, Kültür Bakanlığının turizmin gölgesinde kalmaması için ve bir bakanlığın iki işinden biri olmaması için, yeniden ayrı bakanlık olarak örgütlenmesinin bir zorunluluk olduğu dile getirilmiş; ama, maalesef, bu, dikkate alınmıyor, yeniden aynı başarısızlık deneyimi tekrarlanıyor.
Değerli arkadaşlar, bu iki bakanlığın birleştirilmesine, yalnız Cumhuriyet Halk Partisi Grubu karşı çıkmıyor, bakın; eski kültür bakanları dün Sayın Kültür Bakanını ziyaret etti. Gazetelere yansıyan duruma göre "aman, ne olur, yangından mal kaçırır gibi bu işi yapmayın; kültür adına kaygı duyuyoruz"diye kendisinden dilekte bulunmuşlar ve bir de bildiri yayımlamışlar. Sol hükümetin bakanları da var, sağ hükümetin bakanları da var; Namık Kemal Zeybek de, İsmail Cem de var, ilk Kültür Bakanımız Talat Halman da, Ercan Karakaş da var, Nermin Neftçi var, Fikri Sağlar, Timurçin Savaş, İstemihan Talay, Tınaz Titiz de var. Bir bildiri yayımlıyorlar, diyorlar ki: "Vicdanî bir borç olarak halkımıza sesleniyoruz: Bu iki bakanlık birleştirilmesin, yanlış olur; çünkü, turizm, bir sanayi dalı, bir ticarî işletmeciliktir; kültür ise, bir sanat alanıdır. Turizm, yatırımcılıktır; kültür, yaratıcılıktır." Devam ediyor; "birçok ülkede olduğu gibi bizde de turistik gelişme, çoğu zaman, kültürel çevreyi ve varlıkları tehlikeye düşürüyor. Bunun içindir ki, hiçbir yerde, birleşik bir turizm ve kültür bakanlığı kurulmamıştır."
Değerli arkadaşlar, bize "işte, şu devletlerde böyle bir ayrı bir bakanlık yok" deniyor; ama, kültür bakanları, otuz yıldır, sağ-sol hükümetlerde, bu ülkenin tarihî zenginliklerini dışarıdan tekrar almış gelmiş, o değerlerimize bekçilik yapmış kültür bakanları, sağ-sol ayırımı gözetmeden "dünyada böyle bir örnek yok; biz kaygı duyuyoruz; sakın bu birleşmeyi yapmayın"diyorlar; ama, biz ısrar ediyoruz. Yalnız kültür bakanları, Cumhuriyet Halk Partililer de değil; vakıflar, dernekler, uzmanlar, bu konudaki, kültüre değer veren herkes aynı kaygıyı duyuyor.
Değerli arkadaşlar, bakın, yedibin yıllık tarihi içeren, 17 000 tarihî kalıtın bulunduğu Bağdat, hem de uygar olduğunu söyleyen tek dişi kalmış canavarlar tarafından, o Mezopotamya kültürü, o, Asurluların, Osmanlının, Selçuklunun, insanlığın kalıtı yağma ettirildi. Belki, dünyanın hiçbir yerinde olmasa bile Türkiye'de Kültür Bakanlığı ayrı olmak zorundadır; çünkü, bizim kültürümüz zengindir.Anadolu, bir açıkhava müzesidir.
"Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana, dünkü çocuk sayılır,
Anadolu'yum ben,
Tanıyor musun?" diyor Ahmed Arif.
Değerli arkadaşlar, böyle bir zenginlik... Yarın, Bağdat Müzesinin başına geldiği gibi. Biz, kültürümüzü asıl onlardan korumak isteriz. Üç kuruşluk kaynak için... Tamam, gelsin turizm; ama...
Değerli arkadaşlar, bu konuştuğumuz bölümlerde, kimi genel müdürlükler birleştiriliyor. Ne oluyor, bu tasarıyla; yani, şimdi görüştüğümüz ve hızlıca yasalaştırmaya çalıştığımız bölümle, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüyle, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü adı altında birleştiriliyor. Yani, burada korumacılık önemsiz duruma getiriliyor.
Değerli arkadaşlar, 17.2.2002 tarihi itibariyle, Türkiye'de, birçok SİT alanı tespit edilmiştir. Bunlardan 6 812 SİT alanı, koruma alanı olarak saptanmış ve 25 203 taşınmaz sivil mimarlık örneği, toplam 45 451 de "bu sokağa, bu şehitliğe, bu yere, bu binaya dokunmayın" diye saptanmış. Şimdi, bunlar yetmiyor, daha devam ediyor; çünkü, yerin altında zenginliklerimiz var, yerin üstünde zenginliklerimiz var; ama, bu tasarıyla koruma önemsizleştiriliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 16 Nisan 2003