İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 111. BİRLEŞİM · SALI

Bazı kamu alacaklarının tahsil ve terkinine ilişkin kanun teklifi (s.s 1143)

Mustafa Gazalcı

Denizli Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 111. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Haziran 2006 · 815 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Gazalcı (CHP), 6 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KAMU ALACAKLARININ TAHSİL VE TERKİNİNE İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ (S.S 1143)); konuşma 815 kelime.

Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Bazı kamu alacaklarının tahsil ve terkinine ilişkin kanun teklifi (s.s 1143)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 6 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2006-06-06-bazi-kamu-alacaklarinin-tahsil-ve-terkinine-iliskin-kanun-teklifi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

MUSTAFA GAZALCI (Denizli)Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Anavatan Grup Başkanvekili iki arkadaşımızın okullarda şiddetle ilgili verdiği araştırma önergesinin gündeme alınmasına ilişkin lehte söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuda elimizde kimi önergeler var. Bağımsız İstanbul Milletvekili Sayın Zülfü Livaneli 15.2.2006'da aynı konuda bir araştırma önergesi vermiş. Yine, aynı tarihte, yani, Şubat 15'te Muzaffer Külcü arkadaşımız, AKP'li 19 milletvekili arkadaşıyla birlikte, okullarda şiddetin araştırılmasını istemiş. Biz de, 31 Martta, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, milletvekili arkadaşlarımızla birlikte, okuldaki şiddetin araştırılmasını önerdik ve bugün konuştuğumuz, gündeme alınmasını istediğimiz, arkadaşlar da Nisanın 3'ünde bu araştırma önergesini vermişler; yani, aşağı yukarı, bağımsızlar ve Mecliste grubu bulunan bütün partiler bu konunun araştırılmasını istiyorlar. Eğer, AKP'li arkadaşlar, siyasal kaygılarla reddetmezlerse, gündemin önünde gideceğiz demiyorum; ama, hiç olmazsa, çok arkasında kalmadan, Büyük Millet Meclisi olarak, okullardaki ortaya çıkan bu şiddet olaylarına kayıtsız kalmamış olacağız ve bir araştırma önergesi kabul edilmiş olacak.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz, ardı ardına çok üzücü olaylar yaşandı ve gazetelere başlık oldu, televizyonlarda ilk haber oldu; bu beş ay içinde 14 çocuğumuzun yaşamını yitirdiğini görüyoruz. 100'ün üstündeki çocuk yaralandı, öğretmenler yaralandı. Bu olaylara, bu olayların nedenlerinin Meclis tarafından ele alınması, bir bakıma kaçınılmaz bir durumdur; onun için de, bütün gruplar önerge vermişler.

Değerli arkadaşlar, bakın, okul, yaşamın bir uzantısıdır, bir parçasıdır. Sokakta ne oluyorsa, okulda da olur, Eğer sokakta şiddet varsa, adaletsizlik, haksızlık varsa, bunun okul duvarından geçmemesi mümkün değildir, okulda da vardır. Yani, okul, yaşamın bir uzantısı, yaşam da okulun bir parçasıdır. Bu olayların birinde Millî Eğitim Bakanı talihsiz bir laf etti "bizim okul sınırları dışında oldu bu ölüm olayı" dedi, hatta "basın bu işleri abartıyor" dedi.

Değerli arkadaşlar, olayların dili vardır; yani, siz, başınızı kuma soksanız bile, eğer insanlar ölüyorsa, öldürüyorsa, küçücük çocuklarımız, o yetişsin diye gönderdiğimiz, eğitimin barış içinde yapılması gereken yerlerde çeteler kurup, bıçakla, satırla, silahla birbirini öldürüyorsa, bu basın böyle abartıyor ya da okul sınırının içinde olmuştu, dışında olmuştu gibi yüzeysel değerlendirmeler çok yanlış olur ya da bir genelgeyle işi geçiştirmek, çocuklar, işte, ben, sizinle sözleşme yapıyorum, gelin, bundan sonra iyi insan olun; öğretmenler sizinle sözleşme yapıyorum, gelin iyi insan olun; veliler sizinle sözleşme yapıyorum, gelin siz de iyi veli olun; oh, sorunlar çözülür… Hayır…

Değerli arkadaşlar, bunun ekonomik, toplumsal, kültürel nedenleri vardır. Tek bir nedenden dolayı okulda şiddet oluyor demek doğru değil, yanıltıcı olur. Yani, eğer ekonomik adaletsizlik yaşanıyorsa ve gelir dağılımı arasında büyük bir uçurum varsa, gelir dağılımının yüzde 5'ini alan ile öteki yüzde 5'ini alan arasında 25 misli bir büyük uçurum varsa ve oradan çıkan çocuklar, okuldan çıkan çocuklar, gelecek kaygısı duyuyorlarsa "ben, ileride ne olacağım, nasıl olacağım" diyorsa, bunların nedenlerine kulak vermek gerekir ve hem sokağı hem okulu düzeltmek gerekir.

Bakın, işsizlik yüzde 12 boyutuna geldi Türkiye'de. Üniversiteyi bitiren öğrencilerin üçte 1'i işsiz. Ana baba, binbir özveriyle çocuğunu okutuyor, çocuk üniversiteyi bitiriyor; ama, babasına anasına hâlâ avuç açıyor.

Değerli arkadaşlar, sokaktaki çetelerin örneği okullarda başladı. Hani, önce ekmekler bozuldu der gibi, eskiden iyi yöneticiler vardı, baba, ana olan yöneticiler vardı; sayenizde onlar da yok oldu. Yani, çocuğu anlayan, sorunuyla iç içe olan eğitim yöneticileri de gitti. Bize yakın-size yakın ölçütleri geldi. Onlar zil çaldı çıktı, zil çaldı girdi. Hani, Orhan Veli'nin memurlar için söylediği gibi, "biz 9'la 5'i bekleriz" gibi.

Arkadaşlar, eskiden, okulda, okul aile birlikleri vardı. Yalnız öğrencilerin sorunlarıyla ve okulun başarısıyla ilgilenirdi bu okul aile birlikleri. Ben, geçen yıl burada çırpındım, sizlere de yalvardım, gelin kıymayalım okul aile birliklerine, bunları para toplama işine bulaştırmayalım, bunlar yalnız çocuklarımızın eğitim durumuyla ilgilensinler diye. Altmış yılı aşkın bir güzel buluşumuz, maalesef, bir kolaycılık, ucuzculuk anlayışıyla, para toplasın bunlar, okulların durumu kötü… Gerçekten de kötü, okulların durumu. Şimdi, apartman yönetiminde para toplar gibi, çocuklar haraca bağlandılar âdeta, durmadan para getiriliyor. Bunların içinde verebilenler var, vermeyenler var. 30 kalemin üstünde, çocuktan para toplanıyor. Biz, sosyal devlet olarak bunları anlayacağımıza, tam ters bir uygulama yapıyoruz, özel okula gönder çocuğunu ben sana para vereceğim diyoruz; ama, devletin okuluna gelirsen senden para alacağım diyoruz.

Değerli arkadaşlar, bakın, eğer, bir okulun fizikî eksiklikleri varsa, okul, okul değilse; yani, öğretmen yoksa, laboratuvar yoksa, kütüphane yoksa, okul bahçesi yoksa, uygun bir derslik yoksa ve oradan çıkanlar bir işe yaramıyorlarsa, gelecek kaygıları taşıyorlarsa, üniversitenin önünde yığılıp düş kırıklığıyla yine dershanelere gidiyorsa ya da evde boş oturuyorsa, bu çocukları anlamak gerekir.

Biz, okullarımızın birçoklarında, 8 325 okulda hâlâ ikili eğitim yapıyoruz; yani, sabahçı,öğlenci deriz biz öğretmenler ona. "Öğleden sonra çocuk ne yaparsa yapsın" der öğretmen, yönetici. Ana baba çalışıyorsa o çocuk bırakılmıştır sokağa, gidecek bir yeri yoktur, oyun alanı yoktur, kütüphane yoktur, boş zamanlarını değerlendirecek bir araştırma yeri yoktur. Bakın, 17 636 okulda birleştirilmiş sınıf vardır; hâlâ Türkiye'de, hâlâ Türkiye'de. Ben size kimi rakamlar okusam şaşarsınız. Kaç bin çocuğa bir kütüphane düşer; kaç bin çocuğa bir laboratuvar düşer; kaç bin çocuğa bir revir düşer; bir sağlık hizmeti, bir rehberlik hizmeti… Elbette, ana babanın eğitimi çok önemli; ama, siz, ananın babanın ayağını okuldan kesiyorsanız, ana baba çocuğunun durumunu konuşmaya, okula gelmeye…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

36 konuşma daha · 6 Haziran 2006

36 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook