Tarım sektörünün sorunları hk.
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 111. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Haziran 2006 · 872 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 6 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM SEKTÖRÜNÜN SORUNLARI HK.); konuşma 872 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Tarım sektörünün sorunları hk”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 6 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2006-06-06-tarim-sektorunun-sorunlari-hk (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, tam yirmiüç ay önce, iki yıl önce diyelim, verdiğimiz bir araştırma önergesinin gündeme alınması için huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Araştırma önergemiz, ülkemizin tarım sektörünün yapısal sorunlarına ilişkindir ve yapısal sorunların, dışticaret bağlamında ele alınmasını öngörmektedir. Bu noktaya biraz sonra geleceğim. Ancak, oraya gelmeden, Türkiye tarımının genel durumu üzerinde kimi önemli noktaların altını çizmek istiyorum.
Ülke tarımı, sizin iktidar döneminizde ekonominin geneli ölçüsünde büyümemektedir, büyüyememektedir. Türkiye ekonomisi 2003'te 5,9; 2004'te 9,9 ve 2005'te 7,6 oranında büyümüş; ancak, tarımsal üretim artışı ilk yılınızda yüzde 2,5 küçülme biçiminde olmuş, azalma biçiminde olmuş, 2004'te yüzde 2, 2005'te de yüzde 5,6 büyümüştür. Dolayısıyla, tarımın büyümesi, ekonominin diğer taraflarının büyümesine göre çok daha azdır, yüzde 30 dolayındadır.
Bir başka önemli gerçek daha var: Türkiye tarımının toplam ulusal üretim içindeki payı yüzde 11,5 dolayındadır. Değerli arkadaşlar, oysa, çalışanların, işgücünün yüzde 30 dolayında bir bölümü, tarımdan geçimini sağlamaya çalışmaktadır, tarımla yaşamaktadır. Şimdi, bu durumda, en baştan şöyle bir haksızlık var: Gelirin onda 1'ini, tarımda çalışan nüfusun üçte 1'i alıyor. Buradaki dengesizlik, ülkedeki gelir bölüşümünün, yoksulluğun, açlığın temel kaynağıdır ve bu durum, mutlaka düzeltilmesi gereken bir noktadır. Bakın, Avrupa Birliği ülkelerinde, üye olmak için çırpındığımız Avrupa Birliği ülkelerinde tarımda çalışan nüfus, aşağı yukarı Türkiye'de çalışan nüfusa sayı olarak eşittir, 22,5-23 milyon dolayındadır ve Avrupa Birliği nüfusunun yüzde 5'idir; ancak, bunların toplam gelirden aldıkları pay, yine, yüzde 5,3 dolayındadır. Yani, şunu demek istiyorum: Avrupa'da tarımda uğraşanlar gelirden ortalamada hak ettikleri payı alıyorlar; Türkiye'de böyle bir durum söz konusu değildir ve biz, bu yapıyla, Avrupa'yla nasıl yarışırız, dış ticarette neler yapabiliriz, tarımımızın yalnız tahıl üretimi değil, meyve üretimi değil, buna bağlı, sanayi ürünlerinde, hayvancılıkta, balıkçılıkta, su ürünlerinde durumumuz nedir, yapımız nedir, işletme büyüklüğümüz nedir ve ne yönde gelişmelidir konusunda Meclisin araştırma yapmasını ve gerekli önlemleri almasını talep ediyoruz.
Bakın, ülkemizde, toplam tarım alanı 26,5 milyon hektardır. Bunun yüzde 60'ı erozyon tehdidi altındadır ve ağaçlandırma çabaları, sivil toplum kuruluşlarının, TEMA'nın -ki, onların çalışmalarını saygıyla anıyorum- bu anlamda çok yetersiz kalmaktadır.
Bir başka çok büyük bir sorunumuz var. Türkiye tarımının önemli sorunu, tarımsal olarak verimli alanların tarımdışı alanlara tahsisidir ve Türkiye, toplam tarım arazisinin yüzde 5'i dolayında bir bölümü, 1 250 000 hektarı tarımdışı amaçlara tahsis edilmiştir ve bunların birçoğunda yabancı üreticiler işgal eden durumundadır.
Hububat üretiminde, tahıl üretiminde kalite, tohumluk sorunu büyük önem taşıyor. Türkiye, çok doğal olarak yapması gereken organik tarım ya da doğal tarım işinde dünya ölçeğinde yaya kalıyor. Toplam tarım alanlarının, yalnız yüzde 1'inin altında bir bölümü bu işe tahsis ediliyor, organik tarıma. Oysa, yine, Avrupa Birliği ülkelerinde bu oran yüzde 3,5 dolayındadır.
Değerli arkadaşlar, tarımın sorunları bunlarla bitmiyor. İktidara geldiğiniz günden bu yana, uygulanan doğrudan gelir desteği, yabancı ülkelerle hiçbir biçimde karşılaştırılamayacak kadar azdır ve yetersizdir. Türkiye tarımı, yoksul ve yoksun bırakılmıştır ve bu durum, Türkiye'yi canevinden vurmaktadır; çünkü, temel yaşam koşulu, öncelikle yeterli gıda üretimidir. Türkiye'yi yönetenler, geçmişte "tarımda, gıdada kendi kendine yeterli 7 ülkeden biriyiz" diye övünebilirken, bugün, ülkemiz, bu özelliğini tümüyle yitirmiştir, pek çok tarım ürününü ithal eder duruma gelmiştir.
Şimdi, bakın, bu noktada birkaç noktanın altını çizeyim burada. Değerli arkadaşlar, pek çoğumuzun bildiği gibi, geçenlerde Amerikan Başkanı Bush "Türkiye'yi komünizmden kurtardık 1946 sonrasında" diye nutuklar çekti. O yıllarda, Türkiye'ye Amerikan yardımları gelmeye başladı, Dünya Bankası Türkiye'yi inceledi, Amerikalılar Türkiye ekonomisiyle ilgili raporlar yazdılar ve orada söyledikleri şey şu idi: "Türkiye, tarımla, uğraşsın, hammadde üretsin, küçük sanayiyle uğraşsın; ağır sanayii, kimyayı, demir-çeliği bize bıraksın." Şimdi dünya değişti. Nasıl değişti dünya? Şimdi Amerika Birleşik Devletleri olsun, başkaları olsun, diyorlar ki: "Tarım üretimini de verimli, etkin şekilde ucuza biz yaparız.". Yani, küreselleşme döneminde teknolojinin getirdiği olanaklarla bizim gibi ülkelere tarımsal ürünlerini satmak için, üretim fazlalarını satmak için kendi ülkelerinde pancardan zeytine, buğdaydan başka alanlara kadar her alanda, her türlü desteği veriyorlar, bizdekinin 10-20 katı destek veriyorlar kendi ürünlerine ve bizi, o anlamda da, tarım ürünleri anlamında da dışarıdan satın almaya, ithalata mecbur kılıyorlar, mecbur ediyorlar. Bu durum, bir taraftan tarıma dayalı sanayiin yok olması, diğer taraftan da şunu gündeme getiriyor: Tarımsal alanda özelleştirmelerle, dışarıya satışlarla -bu son Tekel örneğinde olduğu gibi- tarıma dayalı sanayi öldüğü için, yok olduğu için, tütünde, gıdanın başka alanlarında üretici ürününü satamaz durumda bulunuyor.
Bu bağlamda bir başka çok önemli bir nokta daha var: Çubuk'un Yukarıçavundur Köyünde bir kooperatif var, süt ürünleri kooperatifi diye...
Değerli arkadaşlar, şu noktanın altını çizeyim: Tarımda, biz, serbest piyasa koşullarını çalıştıracağız, serbest piyasa koşullarına göre işlem göreceğiz anlayışı uygulamada geçerli değildir. Süt satın alan, süt işleyen üç beş büyük firma, büyük marka, üreticinin karşısına, köyde kurulan kooperatifin karşısına tek alıcı olarak çıkmakta, firmalar kendi aralarında anlaşmakta ve üreticinin ürününü çok ucuza satın almaktadır. Şimdi, sütünü sudan ucuza satın aldığınız, buğdayına, çayına, pancarına doğru dürüst fiyat vermediğiniz, vermediğimiz tarım üreticisi gelirden de yoksundur ve tam bir bunalım içindedir. Bu durumda Hükümetimizin içeride izlemesi gereken program, tarıma yeni desteklerin nasıl sağlanacağıdır. O doğrultuda yapılan çalışmalar henüz sonuç vermemiştir; ama, ortada bir gerçek var: Beş yıldan bu yana, Dünya Ticaret Örgütünde tarımsal ürünlerin alım-satımı konusunda bir anlaşma sağlanamıyor. Neden sağlanamıyor -bu işi izleyen arkadaşlarımız çok yakından bileceklerdir- şunun için sağlanamıyor: Gelişmiş ülkeler -özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avrupa Birliği- kendi ülkelerinde, az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerin tarımsal ürünlerini satmalarına imkân vermiyorlar, kendi üreticilerini korumaya çalışıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
YAKUP KEPENEK (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkan, 1 dakika rica ediyorum.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 6 Haziran 2006