İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 59. BİRLEŞİM · CUMA

Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

Mustafa Özyürek

Mersin Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 59. Birleşim · 2. yasama yılı · 27 Şubat 2004 · 833 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Mustafa Özyürek (CHP), 27 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 833 kelime.

Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 59. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2004-02-27-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 32 nci maddesi hakkında Grubumuz adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

32 nci maddeye geçmeden önce, biraz önce 31 inci maddedeki Anayasaya aykırılık konusundaki düşüncemi tam olarak anlatamadığım sonucuna vardım, Sayın Bakanın cevabından; çünkü, Sayın Bakan, bu hizmetin nasıl satın alınacağı, bu noktada yapılan hataların nasıl cezalandırılabileceği gibi konulara temas etti; ama, davaların takibi, duruşmalara katılınması konusu, benim düşünceme göre devletin aslî ve sürekli hizmetlerindendir. Bu aslî ve sürekli hizmetler, ancak ve ancak devlet memurları ve kamu görevlileri eliyle yürütülebilir. Bu, 128 inci maddenin amir hükmüdür. Eğer, bu tasarının 31 inci maddesi aynen bu şekliyle kalırsa Anayasaya açıkça aykırılık teşkil eder. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin benzer ihtilaflar nedeniyle verilmiş kararları vardır; onu dikkatle incelemesini Sayın Bakandan istirham ederim. Bir katkı olsun diye, boşu boşuna Anayasa Mahkemesinden bu madde dönmesin diye, ben bu düşüncemi burada ifade ettim; ama, Sayın Bakan, hemen, acaba, bu konuda hangi kararlar var, nasıl sonuca varılmış gibi bir değerlendirme yapmadan "benim kanaatime göre, burada Anayasaya bir aykırılık yoktur" deyip çıktı. Mesele bu kadar basit değil, bu kadar basit olsaydı, ben buraya zaten getirmezdim.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, 32 nci madde, basın ve halkla ilişkiler müşavirliklerini düzenliyor. Şu anda da pek çok bakanlığımızda basın ve halkla ilişkiler müşavirliği vardır; ama, bugün geldiğimiz noktada, hiçbir gazeteci, bir bakanlığa gidip, basın ve halkla ilişkiler müşavirliğinden bilgi almıyor. Çünkü, o hale geldi ki, bakanlar, başbakanlar, genel müdürler, sürekli, doğrudan, basın mensuplarına muhatap oluyorlar ve gazeteciler de haklı olarak, esas konuyu bilen, yetkili ve sorumlu kişi olan üst düzeydeki yetkililerden, sorumlulardan bilgi alıyorlar. O bakımdan, basın ve halkla ilişkiler müşavirlikleri, şu anda hiçbir fonksiyonu olmayan, hiçbir görevi olmayan, sadece, bazı kişilere, artık emekliliği yaklaşmış basın mensuplarına istihdam imkânı sağlamaktan öte bir noktaya gitmemektedir.

Yine, bu tasarıda bu şekliyle bir düzenleme yapılmak suretiyle, bu birim korunmak isteniyor ve yine, belli kişilere hiç kuşkunuz olmasın, sadece çalışma, istihdam imkânı sağlanacaktır ve bir işlev kazandırılamayacaktır. Zaten, daha önce çıkardığımız bilgi edinme konusundaki düzenleme ve yine bu tasarıda yer alan bu konudaki şeyler, eğer uygulayabilirsek, artık, şeffaflığı, saydamlığı çok yaygın hale getirecektir, o zaman da, basın müşavirliklerinin çok fazla bir fonksiyonu olmayacaktır. Tabiî, böylece buraya koymak suretiyle, her bakanlıkta mutlaka bulunması gerekli hale getiriyoruz. Öyle bakanlıklar vardır ki, basınla ilişkisi son derece sınırlıdır, niçin oraya bir basın ve halkla ilişkiler müşavirliği kuralım. Zaten, daha önce bir söz alma fırsatım olsaydı, 28 inci maddede hiyerarşik kademeler sayılmasında da önemli eksiklikler olduğunu belirtecektim, bu vesileyle ona değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, her bakanlığı aynı elbisenin içine hapsedemezsiniz veya her bakanlığa aynı elbise uymaz. Her bakanlığın, her genel müdürlüğün farklı bir yapısı olur. Bunu, kanunun içine yerleştirmek suretiyle esnekliğini kaldırıyorsunuz. Öyle bir bakanlık vardır ki, daire başkanlığına ihtiyaç duymaz, öyle bakanlık vardır ki, müdürlüklere ihtiyaç duymaz. Şimdi, bunlar, tüzükte, yönetmelikte rahatlıkla düzenlenebilecek hususlardır; bunları, reform olarak getirilen bir tasarının içinde çok önemli düzenlemeler diye getirmek doğru değildir.

Şimdi, bu noktaları, yani, devlet hiyerarşisini, kamu kurumlarındaki hiyerarşileri, böyle, kanuna yazarak, olmazsa olmaz şekilde düzenlediğiniz zaman, oradaki mevkiler, makamlar mutlaka doldurulur. Gerçi, maddede, işte, o bakanlıklara bir atama yapılabilmesi için kadro tahsisi gerektiğine dair hükümler var; ama, siz, bu kanunu çıkardığınız zaman, ilgili bakanlar, genel müdürlükler sürekli hükümeti zorlarlar, kadro tahsisi yaparlar; biz de, ihtiyaç olmadığı halde belli müdürlükleri, daire başkanlıklarını kurmuş oluruz. Onun için, bu tasarıda, bazı görevlerde, bazı yetkilerde, sorumluluklarda bir esnekliğin sağlanması gerekir diye düşünüyorum. Çok rijit, dar kalıp çizilmekte ve bütün bakanlıklar üniform bir şekilde bu kalıbın içine hapsedilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyla ilgili daha sonraki maddelerde de görüşeceğiz, ama, şimdiden söyleyeyim, Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahin'in daha önceki cevaplarında, Türkiye'de, denetim, teftiş, kontrol konusunda büyük bir karmaşa yaşadığımızı, bir kavram kargaşasıyla karşı karşıya bulunduğumuzu gördüm. Şimdi, burada, teftiş kurullarını kaldırıyoruz, teftişi ortadan kaldırıyoruz. Buna karşı, Sayın Bakan diyor ki: "Hayır, biz denetimi geliştiriyoruz."

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıda öngörülen denetim, bir öndenetimdir veya o birimin yetkilisine verilmiş olan bir denetim yetkisidir. Oysa, teftiş, olaylar olup bittikten sonra, biraz, eski deyimle, tahkikatı da içerecek şekilde olayların incelenmesidir, teftiş edilmesidir, değerlendirilmesidir, rapora bağlanmasıdır. Esas, bu fonksiyon, bu tasarıyla ortadan kaldırılıyor. Devletin, böyle bir hizmete ihtiyacı var.

Bu tasarının mimarı Sayın Dinçer midir değil midir, o kısma gelmek istemiyorum, Ömer Dinçer konusunu da tartışmaya açmak istemiyorum, bizim Ömer Dinçer'le falan bir sorunumuz yok, bizim sorunumuz, Başbakanın böylesi yanlış bir tercih yapmış olmasındadır, onu söyleyeyim. Yalnız, burada, arkadaşlar biraz işletme kökenli oldukları için, devleti, biraz, şirket gibi algılamışlar, biraz, holding gibi algılamışlar ve ona göre bazı müesseseleri oluşturmuşlar. Oysa, gidiniz Fransa'ya, gidiniz Almanya'ya; bu devletlerde, çağdaş devletlerin hepsinde teftiş hizmeti vardır. Fransa'da, teftiş hizmeti veren, mesela, Maliye Teftiş Kurulu, Fransa'nın en önemli kuruluşlarından biridir. Nitekim, bizdeki Maliye Teftiş Kurulu da, oradan esinlenilerek alınmıştır. Çağdaş devletlerin hepsinde teftiş hizmeti vardır.

Bu tasarıyı hazırlayan arkadaşlarımızın kafasında, bir model olarak, şirket ve holding olduğu için, teftiş ile öndenetimi, kontrolü karıştırmışlardır; oysa, bu konuda yazılmış pek çok eser var, pek çok kaynak var. Onlara bakıldığı takdirde, teftiş hizmetinin, devlet var oldukça, vazgeçilmeyecek bir hizmet olduğu çok açık görülebilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

59 konuşma daha · 27 Şubat 2004

59 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook