İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )

Nihat Ergün

Kocaeli Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 96. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Haziran 2003 · 1.128 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nihat Ergün (AK Parti), 19 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KAN TAS.( S.SAYISI:180 )); konuşma 1.128 kelime.

Nihat Ergün (AK Parti, Kocaeli). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-ergun-22-2003-06-19-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kan-tas-s-sayisi-1 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERGÜN (Kocaeli)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 5 inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Tasarı "Avrupa Birliği Uyum Yasaları" adıyla maruf, çeşitli kanunlarda değişiklik yapan bir kanun tasarısı ve 5 inci maddeyle de, özü itibariyle, farklılıklara saygının, toplum dinamiklerini nasıl harekete geçireceği, toplumdaki gelişmeleri nasıl artıracağı yönünde bir yaklaşımı ifade etmektedir.

Bu madde hükmünden önce, ne yazık ki, toplumumuzda değişik kültürler, değişik gelenekler olmasına rağmen, bu kültür ve geleneklere uygun isimler koyan bazı vatandaşlarımız, zaman zaman, bazı bölgelerdeki nüfus memurlarının keyfî uygulamalarına maruz kalmışlar ve çocuklarına, ahlakî değerlerimizle çatışmadığı halde, geleneksel değerlerle çatışmadığı halde, insan haysiyet ve onurunu inciten bir nitelik taşımadığı halde, istedikleri, arzu ettikleri isimleri koyamamak gibi bir zorlamayla karşı karşıya kalmışlardır. Bu nedenle, tasarının bu maddesini bütün parti gruplarının olumlu bulması gerçekten sevindiricidir.

Birazdan, farklılıkların toplumun gelişme hızına nasıl etki ettiği üzerinde durmaya çalışacağım; ancak, önce, Avrupa serüvenimiz konusunda kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, biz Türklerin 2 000 yıllık tarih içindeki serüveni, sürekli olarak doğudan batı istikametine olmuştur. Ortaasya steplerinde at sırtında zırhlı süvariler, göçebe bir topluluk olarak Anadolu topraklarına gelen atalarımız karşılaştıkları yeni kültür ve medeniyet değerlerini özümsemekte ve benimsemekte hiç zorlanmamışlardır. Kendi özelliklerini, imkân ve kabiliyetlerini ise, yeni medeniyet değerlerinin yerleşmesi, gelişmesi ve yaygınlaşması için seferber etmişlerdir. Böylece, son bin yılda iki büyük imparatorluğu dünya siyasî tarihine, devletler tarihine hediye etmişler; ancak, bunun dokuzyüz yılında etkin rol oynayan bizler, ne yazık ki, bin yılın son yüzyılında birçok etkinliğimizi kaybetmiş bulunuyoruz. 20 nci Yüzyılın hemen başlarındaki patlayan birinci savaş bu etkinliğimizi kaybettiğimizin resmen tescili olmuştur. 18 inci ve 19 uncu Yüzyıllar boyunca gücümüzü ve etkimizi kaybederken fark edemediğimiz şey şudur: Çağın gerçeklerini ve gereklerini görüp yerine getirememiş ve okyanuslara açılmanın Batı Avrupa devletlerine sağlamış olduğu ekonomik, askerî, siyasî ve sosyal üstünlükler karşısında iç denizlere ve eski karaya mahkûm bir zihniyet dünyasında olmamızdır.

Orta ve Batı Avrupa'da olması beklenen büyük değişim fırtınası daha da öteye giderek, 1776 devrimiyle, Amerika Birleşik Devletlerinde, Amerika Kıtasında gerçekleşmiş, bu kıtada böyle bir devrimin rüzgârının esmesiyle dünya, anayasayla sınırlı bir hükümet, özgür birey, dinî hoşgörü, çoğulcu demokrasi ve yeni bir ulus kavramıyla ve uygulamalarıyla tanışmıştır. Avrupa değerler sistemi Amerikan devriminin esin kaynağı olmuşsa da, 1789 Fransız Devrimi de Amerikan devriminin tetiklemesi sonucu ortaya çıkmıştır. Böylece, monarkların kutsal ve mutlak otoriteleri sona eriyor ve ulusların egemenliğine dayanan devletler dünyası doğmuş oluyordu.

Değerli arkadaşlar, aslında, Osmanlı Devleti, Batı'daki gelişmelere kayıtsız kalmanın doğurduğu olumsuz sonuçları ilk defa, 1683 yılında Viyana önlerindeki mağlubiyetle iyiden iyiye hissetmiş. 1720 yılında, III. Ahmet döneminin sadrazamı olan Mehmet Çelebi, Fransız fabrikalarını, kalelerini ve diğer gelişmeleri rapor etmek üzere Fransa'ya özel bir elçi göndermiş ve bunun ilk olumlu sonucu olarak da, 1727 yılında, İbrahim Müteferrika matbaayı kurmuştu. Ne var ki, askerî, sosyal, ekonomik alanlarda gerçekleştirilmeye çalışılan reformlar karşısında, o günün tabiriyle gâvur usullerinin yaygınlaşmasından rahatsız olan birtakım çevrelerin belirli aralıklarla yükselen sesleri yeniden duyulmuş ve her zaman olduğu gibi, önce sadrazamın kellesi vurulmuş; ardından, III. Ahmet, yeğeni I. Mahmut lehine tahttan feragat etmek mecburiyetinde kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, yeni koşullar, 1745 yılında ölen İbrahim Müteferrika'nın matbaasının 1783 yılına kadar, yaklaşık kırk yıl süreyle çalışmasını ve diğer reformları engelleyince, dünyanın en kritik dönemecinde kaybedilen kırk yıl, 19 uncu Yüzyılda da telafi edilememiş, 20 nci Yüzyıla, zayıf, geri kalmış ve parçalanmakta olan bir devlet olarak girmek kaçınılmaz hale gelmişti.

20 nci Yüzyılın başlarında yeni bir cumhuriyet kurarken, gözümüz, yine, savaşarak bağımsızlığımızı elde ettiğimiz Batı'nın değerler dünyasındaydı. Avrupa'yı Avrupa yapan ve gittikçe evrenselleşen değerleri bu topraklarda zor da olsa yerleştirmekte kararlı bir duruşumuz vardı. Biz cumhuriyet devrimlerini yaparken, henüz ikinci savaş çıkmamış, Roma Anlaşması yapılmamış, Avrupa Birliğinin temelleri atılmamıştı. 20 nci Yüzyılın sonlarında Avrupa ülkeleri, kendilerini, değerlerini ve Birliğe katılım şartlarını 21 inci Yüzyıl koşullarına uygun hale getirdiler. Kopenhag Kriterleri karşısında ayak sürümemizden de anlaşılıyor ki, biz, aslında, cumhuriyet devrimleriyle şeklen Avrupalı olmayı başarmış olsak da, özünde, 18 inci ve 19 uncu Yüzyılın Asyasında kalmayı yeğlemiş bulunuyoruz. Katılım Ortaklığı Belgesindeki birtakım yeni usulleri, vesayetsiz demokrasi gibi, insan hakları gibi, hukukun üstünlüğü, bireysel, kültürel ve dinî hürriyetler gibi, serbest piyasa ekonomisi gibi, tam rekabet gibi, güçlü yerel yönetimler gibi, özelleştirme gibi kabul edilen prensipleri, bu çerçevede hazırlanan Ulusal Programı, bölünme, irtica, güvenlik kaygıları gibi sosyolojik temelleri son derece zayıf nedenlerle erteleyemeyiz.

Değerli arkadaşlar, gerek hükümetimizin gerek Parlamentomuzun, reform karşıtı güçlerin zaman zaman yükselen sesleri karşısında kararlı bir duruş sergilemeleri mecburîdir, zorunludur. Kaybedilecek yılların telafisinin imkânsız olduğunu; çünkü, dünyanın, 21 inci Yüzyılda, geçen yüzyıllardan daha hızlı döndüğünü kabul etmeye mecburuz.

Değerli arkadaşlar, sözlerimin sonunda şunları da ifade etmek istiyorum: Gerçekten, bir toplumdaki farklılıkları görmezden gelerek, ortadan kaldırmaya çalışarak, tek tip bir toplum meydana getirme gayretleriyle, aynı şeye ağlayan, aynı şeye gülen, aynı şeye inanan bir toplum yaratmaya çalışarak, gelişen bir toplum olma ihtimali yoktur. Muhakkak surette, toplumda farklılıklara saygı göstermek mecburiyeti vardır.

Bizim az önce ifade ettiğimiz içerideki irtica tehdidinin, bölünme tehdidinin, dinlerden ve etnisitelerden kaynaklandığı, dışarıdan gelen güvenlik kaygılarının komşularımızdan kaynaklandığı varsayılıyorsa, dinleri, etnisiteleri ve komşuları olmayan bir Türkiye yoktur. O zaman, bizim buradaki tehdit algılamalarımızı, muhakkak surette, yeniden, çağdaş değerler ve normlar çerçevesinde gözden geçirme mecburiyetimiz vardır; çünkü, Türkiye, farklı dinlere, farklı etnisitelere ve çok değişik komşulara yataklık eden bu insanların bir arada bulunduğu bir coğrafyadadır. Buradaki problemleri, büyük bir problem olarak görmek değil, aslında bir inkişaf alanı olarak görmek, aslında bir fırsat olarak değerlendirmek imkânımız vardır; bunları fırsat haline getirmemiz gerekmektedir. İnsan hakları, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel ilkeler, çağdaş devlet yönetiminin vazgeçilmezleri haline gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Ergün.

NİHAT ERGÜN (Devamla)Bu ilkeleri yönetimden dışlamanın topluma hiçbir yararı olmayacağı gibi, hiçbir gerekçe de, bu değerlerin evrensel niteliklerini bozarak amorf hale getiren uygulamaları haklı kılamaz. Toplumsal barış ve huzurun sağlanması, yerel değerler ile evrensel değerlerin uzlaşmasına bağlıdır; ayrıca, yerel olan ile evrensel olanı uzlaştırmak, milletlerin başarısı için, birçok fırsatlarla doludur.

Türkiye'de dine dayalı bir devlet kurmanın, dini devletin resmî ideolojisi haline getirmenin, etnik bölünmeye yol açacak bir siyasal talebin, tarihî ve sosyolojik temeli son derece zayıftır. Vatandaşların birtakım dinî ve kültürel taleplerde bulunmasının irtica, sadece irtica ve bölücülük bağlamında ele alınması, sorunları içinden çıkılamaz hale getirmekte, sorunun mağdurları üzerinden kapsamlı bir siyasî ve ekonomik çıkar savaşının yürütülmesine neden olmaktadır.

Değerli arkadaşlar, içeride sağlanacak sosyal barış, huzur ve güven ortamı, farklılıklara saygı duyulmasından geçer. Farklılıklara saygı, sinerjik bir atmosferin de temelidir. Sinerjik atmosfer ise, toplumun tüm dinamiklerinin harekete geçmesini ve herkesin yeteneklerini sonuna kadar sergilemesini sağlar. Toplumun ilerleme yolunda atacağı adımlar, 1, 2, 3, 4 gibi aritmetik adımlar değil, 4, 8, 16, 32, 64 gibi geometrik büyümelere yol açan adımlardır. Kaybedilen zamanı telafi etmenin, zengin ülkelerle açılan mesafeyi kapatmanın başka da bir yolu yoktur. İç sorunlarımızın bu şekilde aşılması, ayrıca, dışgüvenlik kaygılarının da önemli oranda azalmasına, düşmanca emel besleyenler üzerinde caydırıcı etki yapmasına yol açacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle, tasarının 5 inci maddesi üzerinde söz aldım; bütün arkadaşlarımı saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 19 Haziran 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook