İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 8. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tc ile suriye arap cum. arasında süleyman şah türbesi tahkimat projesinin uygulanmasına ilişkin anlaşma ( s. sayısı : 207 )

Nihat Eri

Mardin Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 8. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Ekim 2003 · 1.084 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nihat Eri (AK Parti), 16 Ekim 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TC İLE SURİYE ARAP CUM. ARASINDA SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ TAHKİMAT PROJESİNİN UYGULANMASINA İLİŞKİN ANLAŞMA ( S. SAYISI : 207 )); konuşma 1.084 kelime.

Nihat Eri (AK Parti, Mardin). “Tc ile suriye arap cum. arasında süleyman şah türbesi tahkimat projesinin uygulanmasına ilişkin anlaşma ( s. sayısı : 207 )”. TBMM Genel Kurulu, 8. Birleşim tutanağı, 16 Ekim 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nihat-eri-22-2003-10-16-tc-ile-suriye-arap-cum-arasinda-suleyman-sah-turbesi-tahkimat-projesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ERİ (Mardin)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 207 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Süleyman Şah Türbesi Tahkimat Projesinin Uygulanmasına İlişkin Ana Tutanağın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Suriye topraklarında bulunan ve içinde Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah'ın ve iki muhafızının bulunduğu türbe, Suriye sınırları içerisinde Caber Kalesinde idi. Ancak, Suriye'nin yapmış olduğu bir baraj nedeniyle türbe taşınmıştır ve bu taşınma işlemleri sırasında Türkiye Cumhuriyeti bütün masrafları karşılamıştır. Ancak, taşındığı yerin kuzeyinde ikinci bir barajın yapılması sonucunda türbe yine baraj sularının tehdidi altında kaldığından, türbenin ikinci bir defa taşınması söz konusu olmuştur.

Suriye Hükümetinin önerdiği her iki yeri de Türk makamları kabul etmediklerinden, uzun süren görüşmeler yapılmış ve sonuçta, türbenin yerinde kalması, yerinde tahkim edilmesi karara bağlanmıştır.

Suriye tarafı, uygulanabilir bir proje takdim etmemiz halinde türbenin yerinde kalmasını kabul etmiştir. Bunun üzerine Türkiye tarafı uygulanabilir bir projeyi Suriye tarafına kabul ettirmiştir. Bu projenin uygulanabilir olması, türbenin yerinde kalması ve Suriye hükümetinin bu projeye katkı vermesi, dolayısıyla uygun görülen bu proje komisyonumuzca da kabul edilmiş ve öncelikli olarak görüşülmesi için Genel Kurula gönderilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisinin değerli sözcüsü bu konuda teknik ve ayrıntılı bilgiler verdiği için ben bu konuya girmiyorum; yalnız, sözlerime son vermeden önce Suriye'yle ilgili farklı bir hususla alakalı olarak kişisel bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elbette, ülkemiz, siyasî sınırlarımız içerisinde kalan toprak parçasıdır ve bunun dışında hiç kimsenin bir karış toprağında gözümüz yoktur; ancak, bu sınırların dışında kalan topraklar tamamen yabancısı olduğumuz topraklar mıdır?.. Osmanlının geçmişte egemen olduğu coğrafyaya baktığımız zaman, tarihle karşılaşıyoruz. Kuzey Afrika'dan, Ortadoğu'dan, Balkanlar'dan bizi doğuran Anadolu'ya çekilip gelirken, geride sadece kültürel varlıklar bırakmadık, önemli miktarda insan unsurunu da terk edip geldik. Bunlar bizim ilgimizi bekliyor ve bunu en tabiî hak olarak görüyorlar. Bu açıdan bakıldığında, Suriye'nin özel bir öneme sahip olduğu görülüyor.

Suriye sadece Araplardan ibaret değildir. Suriye'de Araplar, Türkler, Kürtler, Süryaniler ve Çerkezler vardır. 1925'te Suriye sınırı çizilirken Suriye tarafında binlerce çiftçimizin toprakları kaldığı gibi bizim tarafımızda da Suriyeli çiftçilerin arazileri kaldı. Bu durum gözönüne alınarak, çiftçiler karşılıklı olarak "pasavan geçiş" diye adlandırılan bir biçimde pasaportsuz sınırı geçerek arazilerini işlemişlerdir ve mahsullerini ülkelerine taşımışlardır. Bu uygulama 1960'lı yıllara kadar devam etmiştir.

Suriyelilerin Türkiye'deki arazileri hukuken korunduğu halde, Türklerin Suriye'deki arazileri başkalarına tapu edilmiştir. Bunun yanında, 1900'lü yıllarda ve 1940'lı yılların başlarında, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde üst üste birkaç yılın kurak geçmesi sonucu, halkın "açlık yılları" dediği kıtlık yılları yaşandı. Açlıktan kaçan birçok aile Suriye tarafına geçmiş, durum düzelince bir kısmı geri dönmüş, ancak, önemli bir bölümü dönmemiş ya da dönememiştir.

Bugün, Suriye'nin kuzeyinde, Mardin İlinin sınır komşusu olan Haseki İlinde ve ilçelerinde, Türkiye kökenli yüzbinlerce insan yaşamaktadır. 1960'lı yılların başlarında, Suriye ile Mısır "Birleşik Arap Cumhuriyeti" adı altında birleştikleri zaman, Suriye'de genel bir nüfus sayımı yapılmış, milliyetçiliğin beslediği şoven duygularla, Suriye'nin kuzey bölgesinin demografik yapısını Araplar lehine bozmak için, Türkiye kökenli birçok kişi nüfus kütüklerine kaydedilmemiş ve kendilerine yurttaşlık hakları verilmemiştir. İçlerinden ancak hatırlı olanlar vatandaş olarak kabul edilmiştir. Geri kalan çoğunluk, ecnebi diye nitelendirilerek, yurttaş sayılmamıştır. Bu iş, o kadar keyfî ve gelişigüzel yapılmış ki, baba yurttaş yazılmış, oğlu ecnebi; kardeşlerden bir kısmı yurttaş, diğerleri ecnebi sayılmış, karı-koca arasında bile ayırım yapılmış, biri yurttaş, diğeri ecnebi olarak kaydedilmiştir. Şu anda Suriye'de yaşayan yüzbinlerce Türkiye kökenli insanın bir kısmı, Suriye vatandaşı olarak nispeten rahat bir hayat sürerken, büyük çoğunluk, nüfus cüzdanı yerine kimliklerini bildiren ve üzerinde "mülteci" kelimesi karşılığı "laci" veya yabancı anlamında "ecnebi" yazan kırmızı bir belge taşımaktadırlar.

Ecnebi sayılanlar, birçok haktan yoksun bırakılmaktadır. Mülk edinme hakları yoktur. Tapuda alım-satın işlemleri yapamamaktadırlar. Gayri resmî olarak sahip oldukları mülklerini ancak Arap olanlara satabilmektedirler. Şirket kuramazlar; bakkal dükkânı vesaire gibi esnaflık dışında ticaret yapamazlar. Devletin tüm yurttaşlara yaptığı gıda yardımlarından yararlanamazlar. Yurttaş statüsündeki birinin karneyle ucuza aldığı bir gıda maddesini, birkaç katı fiyatla serbest piyasadan almak zorundadırlar. Devlet memuru olma hakları yoktur. Çocuklarını üniversitede okutamıyorlar. Pasaport alamadıkları için yurtdışına çıkamamaktadırlar. Seçme ve seçilme hakları yoktur ve en önemlisi, resmî nikah yapamazlar. Ecnebi olan birinin doğan çocukları da ecnebi sayılıyor ve yurttaşlık haklarından yoksun bırakılıyor.

1965 yılında Rakka Barajı yapılırken, baraj suları altında kalan yüzlerce köy boşaltılmış ve bu köylerin sakini olan Arap aşiretleri, bir kuşak halinde kuzeye yerleştirilmiş, ecnebi sayılan Türkiye kökenli insanların arazileri ellerinden alınarak bunlara verilmişti. Toprakları ellerinden alındığı için şehirlere göç etmek zorunda kalan bu insanlar, süreç içerisinde birçok haktan yararlanamadıkları için yoksullaşmışlardır.

Değerli arkadaşlar, bu trajedi burnumuzun dibinde yaşanmaktadır. Buna duyarsız kalamayız; çünkü, bu insanlar bizim insanlarımız; Türkiye Cumhuriyeti nüfus kayıtlarında, babalarının, dedelerinin kayıtları mevcuttur. Bunun yanında, yoksullukları ve gelecek beklentilerinin olmaması, onları, kolaylıkla, uluslararası teröre ve insan kaçakçılığına malzeme haline getirmektedir. Kaldı ki, insan hakları ihlalleri, sadece ihlali yapan ülkelerin kendi iç sorunları değildir; globalleşen dünyada haklar ve özgürlükler, tüm ülkeleri ve tüm insanları ilgilendirmektedir. Uluslararası camia, bu konuda Suriye hükümetini uyarmalı; hükümetimiz de, dostluk çerçevesi içerisinde üzerine düşeni yapmalıdır. Bir değişim süreci yaşayan dost ve kardeş Suriye'nin yüzü Batı'ya dönük yeni liderinin, birçok konuda önemli açılımlar sağladığı bilinmektedir. Bu insanlık ayıbının sona erdirilmesi yönünde de adımlar atmasını beklemek hakkımızdır.

Değerli milletvekilleri, Ortadoğu halkları, kardeş halklardır; yakın akrabadırlar. Dinî bayramlarda Suriye sınırı boyunca tel örgülerin arkasından onbinlerce insanın coşku içerisinde bayramlaşması ve hediyeleşmesi, bunun en güzel kanıtıdır. Bu insanlar, iki ülke arasında dostluk köprüleri oluşturabilirler, ticarete ve barışa hizmet edebilirler.

Suriye'de ecnebi sayılmayan ve kendilerine yurttaşlık statüsü verilen Türkiye kökenliler içerisinde büyük tüccarlar, sanayiciler, bürokratlar, sivil toplum yöneticileri, diplomatlar, milletvekilleri, hatta bakanlar mevcuttur. 1956 ile 1960 yılları arasında Suriye'de Genelkurmay Başkanlığı yapan Tevfik Nizamettin, Nusaybin doğumluydu ve Galatasaray Lisesi mezunuydu.

Bunlardan birçok kişi, zaman zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına başvuruyor; ancak, kendilerine başka hiçbir ülkenin vatandaşına uygulanmayan formaliteler uygulanmakta, önlerine aşamayacakları engeller konulmak suretiyle bunaltılmakta ve pes etmek zorunda bırakılmaktadırlar. Örneğin, 21 ilin millî emlak müdürlüklerine, tapu dairelerine, vergi dairelerine ve tüm bankalara yazılar yazılarak, bu şahısların adlarına kayıtlı gayrimenkul olup olmadığı, bankalarda mevduatlarının bulunup bulunmadığı sorulmaktadır. Tahmin edeceğiniz gibi, bu cevaplar bir türlü gelmediğinden, işlemler sonuçlandırılmamaktadır. Bazen de, komik gerekçelerle müracaatlar reddedilmektedir. Örneğin, anne ve babası 1923 yılında Türkiye'den Suriye'ye göç eden tıp doktoru, uzman birinin yurttaşlık için yaptığı başvuru, 1923 yılında anne ve babası Türkiye'den göç ederken evli gözükmedikleri gerekçesiyle reddedilmiştir. Oysaki, göç ettikleri tarihte bunların yaşı 6 idi; 6 yaşındaki insanların evliliği mümkünmüş gibi, evli olmadıkları hususu gerekçe olarak gösterilebiliyor. İçişleri Bakanlığımız, Suriye'den vatandaşlık için başvuranlara uyguladığı bunaltarak pes etme politikasından artık vazgeçmelidir.

Sözlerime son verirken, sözleşmeye Grup olarak olumlu oy kullanacağımızı bildirir, beni dinlemek lütfunda bulunduğunuz için hepinize teşekkür eder, saygılar sunarım. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

16 konuşma daha · 16 Ekim 2003

16 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook