İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 104. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)

Nurettin Sözen

Sivas Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 104. Birleşim · 1. yasama yılı · 9 Temmuz 2003 · 1.560 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Nurettin Sözen (CHP), 9 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SÖZLEŞMELİ SAĞLIK PERSONELİ ÇALIŞTIRILMASINA DAİR (S.S.209)); konuşma 1.560 kelime.

Nurettin Sözen (CHP, Sivas). “Sözleşmeli sağlık personeli çalıştırılmasına dair (s.s.209)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2003-07-09-sozlesmeli-saglik-personeli-calistirilmasina-dair-s-s-209 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sıvas)Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde, Grubumun görüşlerini sunacağım; bu sunuşu yapmadan önce, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyı irdelerken, öncelikle, uzun zamandan beri iptalini beklediğimiz 21.8.1981 tarihli ve 2514 sayılı Bazı Sağlık Personelinin Devlet Hizmeti Yükümlülüğüne Dair Kanunun iptal edilmesi dolayısıyla, Sağlık Bakanımıza teşekkürlerimi sunuyorum. Askerî yönetimin dayatmacı, demokrasiye ve insan haklarına aykırı olarak yürürlüğe koyduğu ve maalesef, uzun yıllar uygulamada kalan bu yasanın bu vesileyle ortadan kalkması, demokrasi adına, insan hakları adına ve sağlık sistemimizde yeniden yapılanma adına olumlu bir gelişmedir; bu gelişmeyi sağladığı için de Sayın Sağlık Bakanına teşekkürlerimi sunuyorum.

(1) 209 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Çağımızda, insanları, dayatmacı yöntemlerle veya yaşamına, vicdanına, yasayla da olsa baskı yaparak çalıştırmak ve bu çalışmadan da verim almak olanaksızdır. Demokrasinin önemli kuralları vardır; bunlar, özendirme, teşvik etme, ödüllendirme, caydırma gibi kurallardır. Bu tasarıyı irdelerken de bu kavramlar ve bu terminoloji üzerinde uzunca duracağız.

Kuşkusuz, bütün yasaların çıkarılmasında, bütün kararların alınmasında, özendirme ve caydırma yöntemine başvurmak gerekir. Yoksa, insanları, kanun zoruyla, polis zoruyla bir yerden bir yere göndermek ve bazı işlevleri yerine getirmeyi sağlamak olanaksızdır; ancak özendirme ve ödüllendirmede de, adalet gibi, eşitlik gibi, demokratik kurallara harfiyen uymak gerekir.

Bugün tartıştığımız yasa tasarısında, bir ölçüde, özendirmeden, teşvikten söz edilebilir; ancak, bunu yaparken, diğer taraftan, temel insan hakları, iş güvenliği, eşit işe eşit ücret ve bilgilerin, emeklerin, gayretlerin ve çalışmanın değerlendirilmesi gibi, evrensel ve demokratik değerler de gözardı edilmemelidir.

Bu tasarıyla, 24 ilde toplam 21 675, sözleşmeli pozisyonunda, sağlık personeli alınması öngörülmektedir; ancak, bu öngörüde, 657 sayılı Yasa dikkate alınmamaktadır. Aynı şekilde, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin öngördüğü sözleşmeli personel alımındaki kurallar da uygulanmamaktadır. Bu anlayış, yasa tasarısının gerekçesinde yazıldığı gibi "memur ve işçi olmayan sözleşmeli sağlık personeli" biçiminde tanımlanmaktadır. Yeni bir tanımla karşı karşıyayız; 657'ye tabi değil, İş Kanununa tabi değil, daha evvel çıkarılmış olan kanun hükmünde kararnamede belirtilen sözleşmeli personelin istihdamıyla ilgili kurallara tabi değil; yepyeni bir yöntem ve yepyeni bir anlayışla, devlet hayatımıza, Sağlık Bakanlığında başlamış bulunuyoruz. Cumhuriyet tarihinde belki de, bu kadar, 20 000'i bulan sayıda sözleşmeli personel istihdamı ilk defa gerçekleşmektedir; dolayısıyla, bu, devlet yönetiminde belki de bir tercih konusudur. Bunu bu tasarı içerisinde değil de, devletin yeniden yapılanması tasarısı ve tartışması içerisinde ele almanın, devletin geleceği, bütünlüğü açısından daha doğru bir yöntem olacağı kanaatindeyim.

Bu tasarıyla, sağlık ve yardımcı sağlık personelinin yaptığı işleri özel şahıslara yaptırma, ihale etme, taşerona bu görevi devretme de öngörülmektedir. Böylece, Anayasamızın 128 inci maddesinde belirtilen, kamu hizmetlerinin genel idare esaslarına göre kamu görevlileri eliyle yürütülmesi ilkesi gözardı edilmektedir. En önemli ve en temel kamu hizmeti olan sağlık hizmetinin, kamu görevlisi olmayanlarca ve iş güvencesi olmayanlar eliyle yürütülmesi bu tasarıyla amaçlanmaktadır. Bu durum, Anayasa Mahkemesinin 19.4.1988 tarihli, 1987/16-E ve 1988/8-K sayılı kararlarına aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bu kararıyla, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun sözleşmeli personel çalıştırılmasını düzenleyen 7 nci maddesini, kamu hizmetinin kadrolu kamu görevlisi eliyle yürütülmesi ilkesine aykırı bulduğu için iptal etmiştir. Açıkça görülmektedir ki, bu tasarı da, daha evvelki iptal gibi, Anayasaya aykırıdır ve iptal edilme olasılığıyla karşı karşıyadır.

Bu tasarıyla, sağlık kurumlarında farklı statüde personel çalıştırılma durumu ortaya çıkmaktadır. Böylece, eşit işe farklı ücret gibi adaletsiz bir durum ortaya çıkacaktır. Bu durum, sadece ücret bakımından değil, iş barışı, çalışma ortamındaki huzur, yönetimin verimliliği ve başarısını da kuşkusuz olumsuz yönde etkileyecektir.

Sağlık Bakanlığı, yasa taslaklarını veya tasarılarını hazırlarken, Ana muhalefet Partisinin, meslek odasının, sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin görüşünü alma ihtiyacını duymamaktadır, bu kurumlarla uzlaşmayı tercih etmemektedir. Bu demokratik olmayan davranış biçiminin biraz da AKP'ye özgü olduğunu düşünüyorum; çünkü, diğer bakanlıklarda ve çıkan yasa taslak ve tasarılarının çoğunda da böylesine bir uzlaşma arayışını bugüne kadar, uygulamalarda, görmedik.

Sayın Bakan, muhalefet partisinin, meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin, üniversitelerin görüşünü almamak bir yana, hekimleri ve onların bağlı bulunduğu meslek odalarını suçlama yolunu seçmiştir. Sayın Sağlık Bakanı, doktorlar için "muayenehanelerine çağırdıkları hastalardan bıçak parası almaktadırlar, hekimlerin eli hastaların cebindedir" demektedir. Herkesin reddettiği, kimsenin onaylamayacağı münferit olayları, mesleğini dürüst bir şekilde yerine getiren tüm hekimleri de kapsayacak biçimde genelleyerek bir bakanın konuşma yapması, kuşkusuz, tüm mensuplarımızı rencide etmektedir. Sadece, rencide etmekle kalmamakta, hekim-hasta ilişkilerini bozmaktadır, tıp mensuplarına saygıyı ve güveni azaltmaktadır. Sağlık Bakanına düşen görev, bu şekilde meslektaşlarını suçlamak değil, onları kamuoyu önünde "bıçak parası alıyor" diye suçlamak ve küçük düşürmek değil, bu olumsuz ortamın doğmaması için, az da olsa, olan bu olayların oluş nedenlerini inceleyerek, yasal, sosyal ve ekonomik tedbirleri almaktır; bakanlığa, ciddî bir bakanlığa düşen görev budur. Sayın Bakana düşen görev, hekimlere, insanca yaşayacakları ve kendilerini meslekî olarak geliştirmelerine olanak sağlayacak bir ekonomik yaşam düzeyini, bir ücret düzeyini sağlamaktır.

Bu yasa tasarısıyla, sağlık personeli, devekuşu misali ortada kalmaktadır; yani, atama, ücret, çalışma ve sosyal güvenlik bakımından konular tamamen karmaşıktır ve açık değildir. Bu personel Emekli Sandığına mı, yoksa, Sosyal Sigortalara mı tabi olacaktır? Sözleşmeli personel memur sendikalarına mı, yoksa, işçi sendikalarına mı üye olabilecektir? İdarî görevle atandıkları takdirde, yönetimin sürekliliği ve yönetimde başarı nasıl sağlanacaktır? İdarî görevlere atanan sözleşmeli personelin ücreti neye göre düzenlenecektir? Farklı ücret primleri yanında, dönersermayeden yararlanacakları ifade edilmektedir; oysa, dönersermayeden, 657'ye tabi personele katkı payı ödenmektedir. Sözleşmeli personele dönersermayeden ücret ödendiği zaman -üstelik, mahrumiyet bölgelerinde sınırlı dönersermaye olanaklarıyla- 657 sayılı Yasaya tabi sağlık personeli, kuşkusuz, bundan, büyük ölçüde mağdur olacaktır. Sözleşmeli personel bir hastalığa - kuşkusuz, hiçbir meslektaşımızın uzun süreli bir hastalığa duçar olmasını istemeyiz- uzun süreli bir hastalığa tutulduğu zaman, onun sözleşmesi biterse, bu personel nasıl bir duruma düşecektir, nasıl çalışacaktır ve uzun süreli tedavisini devlet nasıl karşılayacaktır veya işsiz kalmış, sözleşmesi uzatılmayan bu personel sağlık harcamalarını nereden karşılayacaktır? Sözleşmesi iptal mi edilecektir? Sağlık harcamaları, devletin hangi faslından veya bu sözleşmenin hangi hükmüne göre ödenecektir?

Bu tasarı, insancıl değildir, demokratik değildir, yasal hakların kullanılmasına olanak vermemektedir ve bunlara dayalı, bu çalışma hayatına dayalı hiçbir güvenceyi içermemektedir.

Sözleşmeli personel bir yerde görev aldığı zaman, ailesiyle, görev aldığı yere gidecek, çocuğunu okula verecek, kendisi konut ve diğer sorunlarla karşı karşıya kalacak; ancak, onbirinci ayda, kaşı gözü beğenilmediği için, bıyığı sakalı beğenilmediği için görevinden alınabilecek. Böyle bir doktor, böyle bir diş hekimi, böyle bir eczacı arkadaşımızın sizin yakınınız olduğunu düşünün... Bu, insancıl değildir, yasal değildir ve bugüne kadarki devlet hayatımızda karşılaşılmamış bir durumu aksettirmektedir. Böyle bir insan, kuşkusuz, mutsuz, kurumuna, toplumuna küskün, bugün, cumhuriyet tarihimizin en büyük işsizlik oranı olan 13,6'ya eklenecek bir yeni işsiz doktor olacaktır.

Bu yasayla -Hipokrat'ın dediği gibi- sağlık hizmetine hiç olmazsa zarar vermeyin. Şu anda iyi olmayan durum, bir sağlık sistemi anlayışı içerisinde, yeni bir sağlık sistemi anlayışı içerisinde reorganize edilebilir, yeniden yapılandırılabilir; ama, çok acele ve özen gösterilmeden hazırlanmış bu yasa tasarısıyla, sağlık sistemini yeniden bozmayın ve sağlık sistemine zararlar vermeyin.

Kısaca, önerilerimi özetle sunmak istiyorum. Bunu yapabilmek için, böyle bir sözleşmeli kadrolar veya sözleşmeli istihdam yöntemi aramak yerine, yakın sağlık tarihine bakılsaydı, Dünya Sağlık Teşkilatının takdirle bütün dünyaya ilan ettiği, kabul ettiği, cumhuriyet hayatımızdaki, tarihimizdeki uygulamaları yeniden gözden geçirerek hayata geçirebilirdiniz; aynı sonuçları verirdi. Cumhuriyet tarihinde, meşhur sıtma mücadelesi, trahom mücadelesi, verem mücadelesi, böylesine, sağlık personeli özendirilerek, teşvik edilerek bu büyük savaşımlar, büyük kampanyalar başarıya ulaşmıştır ve Dünya Sağlık Teşkilatı, bu çalışmaları, övgüyle her tarafa anlatmıştır, yaymıştır.

Cumhuriyet tarihimizde, 1960'tan sonra -biraz sonra arkadaşlarımızın ayrıntıyla üzerinde duracağı- 224 sayılı Sosyalizasyon Yasasında, yine, mahrumiyet bölgesinde çalışan hekimler, orada istihdam edilebilmek için, teşvik edici ücret artışlarına ve bazı meslekî kazanımlara sahip olmuşlardır ve böylece, mahrumiyet bölgesinde, temin edilmesinde güçlük çekilen bölgelerde, sağlık personeli istihdamı mümkün olmuştur.

Aynı şekilde, 1960'larda Tam Gün Yasası, yine, bu anlamda, teşviki, özendirmeyi içeren ve sağlık personelinin mutlulukla, başarıyla, heyecanla görev yapmasını sağlayan bir yasadır, uygulanmıştır ve başarıya ulaşmıştır. Kaldı ki, 224 sayılı Yasa şu anda yürürlüktedir ve yürürlükte olan bir yasanın kullanılmaması da ayrı bir suç teşkil etmektedir ve Türk sağlık sisteminin kurtuluşu da, 224 sayılı Sosyalizasyon Yasasının yeniden gözden geçirilerek, tüm yurdumuzda ve büyük kentlerde kullanılmasına bağlıdır.

Değerli arkadaşlarım, bunu yapabilmek için, mahrumiyet bölgesini, yani, sağlık personelinin temininde güçlük çekilen bölgeleri bir kademeye tabi tutmak mümkün. Doğu, güneydoğu bir kademe, Orta Anadolu bir kademe, ilçeler bir kademe, iller bir kademe, bu kademelere göre bir ücret skalası yapmak da mümkün. Böylece, tarihimiz boyunca çok kere tekrarlanmış bir teşvik ve özendirme sistemi hayata geçirilebilirdi ve böylesine, ne olduğu bilinmeyen ve devlet hayatımızda ilk defa karşılaşacağımız bir sözleşmeli personel uygulamasına gerek kalmazdı.

Ayrıca -önerilerimiz arasında- kuşkusuz, sağlık sisteminin ayakta kalabilmesi ve hepimiz için, toplumumuz için, sağlıklı bir toplum yaratmak için, öncelikle, bütçeden, gayri safî millî hâsıladan sağlığa ayrılan payın artırılması gerekmektedir.

Tıp eğitiminin ve meslekiçi sağlık eğitiminin gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Hekim, sağlık personeli ve sağlık kurumlarının tüm yurt sathında adaletli bir şekilde dağılımını gerçekleştirmek gerekmektedir.

224 sayılı Sosyalizasyon Yasasının yeniden gözden geçirilerek, günümüze uyarlanarak uygulamaya sokulması gerekmektedir.

Yoksulların, fakirlerin, dargelirlilerin eşit ve güvenli sağlık hizmeti alması için gerekli tedbirler, önlemler alınmalıdır.

İnsanca yaşayabilmesi ve meslekleri içerisinde gelişmelerini sağlayabilmesi için, sağlık personelinin ve yardımcı sağlık personelinin ücretleri yeniden gözden geçirilmeli ve insanca yaşayabileceği bir düzeye ulaştırılmalıdır.

Sistemde bir değişiklik yapmadan, fizik olarak, binalarda, hastanelerde, dispanserlerde yenileşmeler yapmadan, eklemeler yapmadan, sağlık sistemini değiştirmeden, araç-gereç konusunda bir gelişme sağlamadan, ilaç konusunda, serum konusunda ve diğer tıbbî malzemeler konusunda ihtiyaçların karşılanması yönünde bir çalışma yapmadan, sadece doktor ve sözleşmeli personel atama yönteminin sağlık sorunumuzun çözümünde çok yararlı olacağı, çok katkısı bulunacağı inancında değiliz. Sağlık hizmetlerinin öncelikle bir sisteme kavuşması, yapılacakların bu sistem içerisinde yapılması gerekmektedir; yani, parçacı çözüm yerine bütüncül çözümlere gitmek gerekmektedir ve Türkiye'deki tüm sağlık sorunlarını bu bütüncül sistem içerisinde ele almak gerekmektedir.

Bu düşüncelerimi sizlerle paylaştım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 9 Temmuz 2003

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook