4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)
Genel Kurul, 13. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Aralık 2002 · 906 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 19 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)); konuşma 906 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün iki önemli değişiklikle karşı karşıyayız. Bunlardan biri Plan ve Bütçe Komisyonunda iktidar partisi milletvekillerince gündeme getirilen hayat standardıyla ilgili madde. Bu madde, Genel Kurulda görüşülürken Komisyonca geri çekilmiş ve bu yanlıştan dönülmüştür. Yanlıştan dönmek, kuşkusuz, bir erdemdir. Kuşkusuz, bunun erdem olması için de yanlış yaptığını kabul etmek gerekir. Milletvekilleri olarak burada bir andiçtik. O andiçmenin koşullarını yerine getirmeliyiz; yani, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi bizim öncelikli ilkelerimizden biri olmalıdır.
Bir yanlıştan dönülmüştür; fakat, eski 14 üncü şimdiki 13 üncü maddeyle ilgili yeni bir yanlışa girilmektedir. Bu şimdiki 13 üncü madde Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülürken, bu maddenin içerdiği, olağanüstü dönemlerde getirilmiş özel işlem vergilerinin bir bölümünün 6 kadar maddesinin tasarıdan çıkarılması mümkün olmuştu, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin önergeleri doğrultusunda bu mümkün olmuştu; fakat, şimdi anlaşılıyor ki, bu maddenin kapsamı yeniden genişletiliyor ve komisyonda iki tarafın da uzlaşmasıyla çıkarılan bu özel işlem vergileri yeniden gündeme getiriliyor.
Şimdi, bir yanlıştan çıkıp, bir başka yanlışa savruluyoruz. Bir yanlıştan çıkılmıştır, gerek buradaki Muhalefet Grubu gerekse milletimizin muhalefeti, Türkiye'de kaldırılmış olan hayat standardı ilkesine yeniden dönülmesini imkânsız kılmıştır. Bu anlamda, yanlıştan döndüğünüz için, ben, İktidar Partisi milletvekillerini kutluyorum; ama, burada yeni bir yanlışa savrulma durumu söz konusudur. Bu yanlış, Özel İşlem Vergisi gibi olağanüstü bir durumla, bir doğal afetle ilgili olarak çıkarılmış bir düzenlemenin süresinin uzatılması durumudur.
Bakınız, 1999 yılı, Doğu Marmara depreminin olduğu yıl çok gerilerde kaldı. Bu düzenleme sürekli uzatıldı. Şimdi, 2003 yılı için bir daha uzatıyoruz. Peki, size sorarım: Bu deprem vergileri, bu olağanüstü durum, yani bir doğal afet durumu vergileri için bir ortam var mıdır? Bunun izleri silinmemiş midir? Kaldı ki, şunu herkes biliyor, depremle ilgili toplanan bu özel işlem vergileri, ne yazık ki, amacına uygun olarak da, büyük bölümü itibariyle kullanılmamıştır. Dolayısıyla, bunu, bugün, sadece fiskal amaçla, sadece vergi toplamak amacıyla, sadece bütçe dengeleri amacıyla yeniden gündemde tutmanın ve -komisyondaki uzlaşmaya rağmen- genişleterek gündeme getirmenin doğru bir tarafı var mıdır?! Bunu nasıl savunabiliriz?!
Bakınız, Türkiye'de, vergi meselesinde çok önemli zaaflar son yirmi yılda ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi, 1980'de, vergi almak yerine borç almak politikası Özal tarafından yapıldı. Buna, herkes sessiz kaldı, birçok kesim genel olarak sessiz kaldı; hatta, bunu alkışladılar. Fakat, ne oldu; Türkiye, vergi almak yerine borç aldı, aldı, aldı; sonuçta, bugün, 1980'lerde düşürdüğümüz vergi yükünün iki katına çıktık, hatta fazlasına çıktık; ama, topladığımız vergilerin tümü faize gider durumda bir ülkeyiz. Yani, dünyada eşi bulunmayan bir ülke haline geldik, topladığı bütün vergileri faize aktaran bir ülke. Eğer, 1980'lerde, vergi almak yerine borç almak politikası alkışlanmasaydı, bu politikaya karşı ciddî bir muhalefet yapılabilseydi, bugün, topladığımız vergiler, hem faize gitmez hem böylesine bir borç yükü oluşmaz hem de kamu yatırımlarına ve her türlü sosyal ve ekonomik harcamaya bütçede imkân bulunurdu.
İkinci bir hata, 1998 yılında, Türkiye'deki ekonomik güç dengelerini hesaba katmadan, vergi oranlarını azaltalım; ama, vergi tabanını genişletelim iyimserliğinde aranmıştır ve ne yazık ki, Türkiye, 4369 sayılı Yasa sonrasında, bir yandan vergi oranlarını azaltmış; ama, öbür taraftan da vergiyi tabana yayamamıştı. Tam bu sırada, 1999 yılı depremi bahanesiyle getirilen olağanüstü vergiler, yani, özel işlem vergileri, Türkiye'de vergi yükünü zıplatmıştır. Yani, 1998 uygulamasının, 4369'un sonucu, vergi yükünü azaltmak yönünde gelişirken, 1999 yılındaki deprem vesile edilerek getirilen özel işlem vergileri, Türkiye'de, vergi yükünü olağanüstü tırmandırmıştır ve bugün, Türkiye, millî gelirine kıyasla, yüzde 33 dolayında toplam vergi yüküne sahip bir ülkedir. Bu, kuşkusuz, hâlâ, Avrupa Birliği ortalamasının altındadır; ama, Türkiye'nin millî gelir düzeyi açısından baktığımızda, yüksek bir orandır. Şimdi, siz, bu deprem vergilerini uzatmak istiyorsunuz. Bu özel işlem vergilerini, uzatmak, kapsamını, yeniden, komisyondan çıktığı biçimin iki katına çıkararak, uzatmak istiyorsunuz; bu, doğru değildir. Türkiye'de, insanlar, vergi mükellefleri, verdikleri verginin karşılığını alamayan vergi mükellefleri, yeni vergi yükleri altına girmek istememektedirler; çünkü, topladığımız vergilerin tamamı faizlere gitmekte, topluma hizmet olarak dönmemektedir. Böyle bir durumda, hâlâ, yeni, olağanüstü vergiler üzerinden çok adaletsiz bir şekilde toplumu vergilendirmeye yönelmek, herhangi bir vergi adaleti nosyonu taşımamak demektir, verginin sosyal amacıyla ilişkili herhangi bir nosyona sahip olmamak demektir.
Türkiye'nin, bu arada, mutlaka, bu tür bütçe birliğini, bütçede genellik ilkesini, ademi tahsis ilkesini bozan, aksatan vergi toplama anlayışından, artık, uzaklaşması gerekmektedir. Türkiye'nin vergi sistemi bölük pörçük, darmadağınık, çok karmaşık hale gelmiştir, çok sayıda vergi düzenlemesi içerilmektedir, bunların, artık, temel vergiler dışında olanların, mutlaka, ayıklanması gerekir.
Türkiye'de vergi sistemi sistem olmaktan çıkmış, sistemsiz bir yapıya ulaşmıştır. Basit bir sisteme geçmek için adım atmak gerekirken, bugün, özel işlem vergilerini gündemde tutmak, bunun tam tersini yapmak anlamındadır.
Vergi idaresinin, kolaycı yolu benimsemesine karşı durmak zorundayız. Dolaylı vergilerin bu kadar yüksek olduğu, tüketim üzerinden, özel işlemlerden bu kadar çok vergi alındığı bir ülkede, adaletli bir vergi yapısını oluşturmak mümkün değildir. Türkiye, bunu, 1980'lerde fon sistemini yaratarak yaptı. Öyle bir fon sistemi yaratıldı ki, 1991 yılında, bütçenin toplam gelirlerinin yüzde 54'ü büyüklüğünde bir fon bütçesi oluşmuştu; Türkiye, bu yanlıştan dönmek için son on yılını harcadı, son on yıldır bu fon ekonomisinden kurtulmak için çaba gösterdi. İşte, bu fon gelirleri de, tıpkı, bu özel işlem vergileri gibi, belirli amaçlar için tahsis amaçlı vergileme anlayışı uzantısıydı. Bu anlayış, bugün, deprem ortada yokken, bunu uzatarak biz bu anlayışı yeniden hortlatıyoruz; o yüzden yanlıştır, Anayasanın 73 üncü maddesi dolayısıyla yanlıştır.
Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, bu kapsam genişlemesini ve bu özel uygulamanın, özel işlem vergileri uygulamalarının süresinin uzatılmasını yanlış bir uygulama olarak görüyoruz. Vergi mükelleflerimiz üzerinde, tüm yurttaşlarımız üzerinde haksız, eşitsiz, adaletsiz, ödeme gücünü dikkate almayan bir yük getiren bu vergilerin süresinin uzatılmamasını veya bütünüyle ortadan kaldırılmasını, ki teklifimiz o yöndedir, bu vergilerin tümünün sistemden çıkarılmasını; dolayısıyla, bu maddenin gündemden çekilmesini talep ediyoruz.
Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 19 Aralık 2002
