4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)
Diyarbakır Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 13. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Aralık 2002 · 1.109 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Aziz Akgül (AK Parti), 19 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4306 VE 4481 SAYILI KAN. DEĞİŞİKLİK YAP. HAK. KAN. (GELİRVERGİSİ VERGİ USUL KANUNU)); konuşma 1.109 kelime.
Aziz Akgül (AK Parti, Diyarbakır). “4306 ve 4481 sayılı kan. değişiklik yap. hak. kan. (gelirvergisi vergi usul kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 19 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/aziz-akgul-22-2002-12-19-4306-ve-4481-sayili-kan-degisiklik-yap-hak-kan-gelirvergisi-vergi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA AZİZ AKGÜL (Diyarbakır)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 1 inci maddesi üzerinde, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bizim, biraz evvel Sayın Gedikli'nin de ifade ettiği gibi, üç aşamalı bir şekilde, Türkiye'de vergi sisteminin yerleştirilmesi, adil ve uygulanabilir bir seviyeye çıkarılmasıyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. Şu anda üzerinde çalıştığımız husus, esas itibariyle, 1 Ocak 2003 tarihinde yürürlüğe girecek olan, malî milat diye kamuoyunda bilinen düzenlemelerin, toplumsal uzlaşma çerçevesi içerisinde, yeniden düzenlenmesine yönelik kısmî bir düzenlemeyi ihtiva etmektedir. Buradaki düzenlemelerin hiçbirisinde, vergi adaletsizliğini oluşturmayı veya kayıtdışılığını teşvik edecek herhangi bir çalışmayı veya böyle bir düzenlemeyi hiçbir şekilde hedeflemiyoruz; çünkü, bizim, şu anda, tek numara dediğimiz, vergi güvenliğini tesis edecek şekilde geliştirdiğimiz ve inşallah, en kısa zamanda uygulayacağımız bu düzenlemeyle, mümkün olduğu kadar kayıtdışılığını elimine edecek şekilde, hatta, şu anda, yüzde 50-55 mertebesinde olan kayıtdışılığı azaltacak ve bunun kayıtlılığı artıracak şekilde de bir simülasyon çalışması suretiyle, daha evvelki konuşmacıların da ifade ettiği gibi, şu anda, gerçekten adaletsiz bir şekilde uygulanan vergi sisteminde, tabana yayılmayı ve vergi oranlarını azaltacak şekilde bir simülasyon çalışması ve hangi vergilerde ne tür bir indirime gidildiği zaman kayıt altına alma oranının ne kadara yükselmesi gerektiğiyle ilgili çalışmalar devam etmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, bu düzenlemelerle ilgili çalışmalarımızı devam ettiriyoruz.
Bir diğer belirtmeyi arzu ettiğim husus, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesindeki, daha evvel, 4369 sayılı Kanunla değiştirilmiş; ancak, devamlı ertelenerek gelinmiş olan bu maddedeki "tasarruf veya harcamasına kaynak teşkil eden her türlü" ibaresi kaldırılmaktadır ve dolayısıyla, buna göre bir düzenleme yapılmaktadır tasarının 1 inci maddesinde.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bildiğiniz gibi, 22 Temmuz 1998 tarihli 4369 sayılı Kanununla yapılan en önemli değişiklik, Gelir Vergisi Kanununun konusunun yeniden belirlenmiş olmasıdır; yani, 1 inci maddesinin yeniden tanımlanmış olmasıdır. Gelir tanımında yapılan değişiklikle "kaynak" teorisi yerine "net artış" teorisi kabul edilmiştir. Bir başka deyişle, 4369 sayılı Kanunda yer alan değişikliklerden önce tam gelir unsurunun vergilendirilebilmesi için, kanunda açıkça vergiye tabi olduğu belirtilmiş olması gerekirken, 4369 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeyle, bir gelir unsurunun vergilendirilebilmesi için, kanunda açıkça vergiden istisna edildiğine ilişkin hükmün bulunması gerekmektedir.
Sayın milletvekilleri, yapmakta olduğumuz düzenlemeyle, kanunda öngörülen istisnalar dışında, vergilendirilmeyen herhangi bir gelir kalmaması amaçlanmaktadır. Yapılan değişikliklerle, gelir ile servet artışı ve harcama arasında bir bağlantı kurulması ve bu yolla gelirin tespit edilmesi imkânı getirilmek istenmektedir. Bu noktada, servet unsurlarının değişiklikten önceki durumlarının tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, belirli bir tarih itibariyle başlangıç noktası belirlenmeli ve geçmişle bağ koparılmalıdır. Bu amaçla, 4369 sayılı Kanun, servet affı niteliği taşıyan üç önemli düzenlemeyi yapmıştır. Bunları da bilginize sunmak istiyorum: Birincisi, varlığı belirli bir tarih itibariyle kanıtlanan servet unsurları sebebiyle geçmişe yönelik tarhiyat yapılmayacaktı. İkincisi, kayıtlarda yer almayan iktisadî kıymetlerin belirli bir tarihe kadar kayda alınması sağlanmıştı. Üçüncüsü ise, kayıtlarda yer aldığı halde mevcut olmayan malların düzeltme işlemleri yapılmıştı.
Değerli milletvekilleri, 4369 sayılı Kanunla yapılan diğer bir düzenleme, Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 48 inci maddeyle yapılmıştır. Bu düzenlemeyle, işletmelerde mevcut olduğu halde kayıtlarda yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşların rayiç bedellerinin üzerinden indirimli oranda Katma Değer Vergisi ödenerek kayıtlara alınabilmesi imkânı sağlanmıştı.
Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 49 uncu maddeyle de, mevcut olmadığı halde kayıtlarda gözüken mallar için rayiç satış fiyatı üzerinden Katma Değer Vergisi ödenmesi, maliyet ile rayiç satış arasındaki farkın 1998 yılının Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahına eklenmesi suretiyle işletmelerin fiktif emtia stoklarından kurtulmaları imkânı sağlanmıştır.
Değerli milletvekilleri, bu açıkladığımız düzenlemeler, aslında, servet affı niteliği taşıyan düzenlemelerdir; ancak, hemen belirtmek gerekir ki, kamuoyuna "malî milat" adı altında tanıtılan bu düzenlemeler, beklenen amacı sağlamamış, gerçek kişilerin servet unsurları tespit edilememiş, tam tersi, nakit servet unsurlarının yurt dışına yönelmesine yol açmıştır. Bunun nedenlerini özetlemek mümkündür. 4369 sayılı Kanunla getirilen servet affı, topluma, aynı zamanda, yeterince de anlatılamamıştır.
Bu ifade ettiğimiz servet unsurlarıyla ilgili olarak geriye dönük vergi incelemesi yapılamayacağına dair yasal güvence verilemediği gibi, bildirilen servet unsurları nedeniyle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun, 1615 sayılı Gümrük Kanunu, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu, 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Kanun çerçevesinde işlem yapılamayacağı yasal olarak düzenlenmediği için kuşku oluşturmuş ve gerekli güven ortamı sağlanamamıştır. Her ne kadar 15 Eylül 1998 tarih ve 23464 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan (1) seri nolu genel tebliğde, 4369 sayılı Kanunun bir af kanunu olmadığı, münhasıran vergiyle ilgili yükümlülüklere ilişkin olduğu belirtildikten sonra, yapılacak bildirimlerin, biraz evvel ifade ettiğim yasalar gereği soruşturma ve inceleme başlatılması için kullanılamayacağı, bir başka ifadeyle, bildirimlerin soruşturma ve takibatlara hareket noktası olmayacağı gibi, görevi gereği bu bilgilere sahip olanların, bunları, Maliye Bakanlığı ve yargı organları dışında hiçbir kuruma veremeyecekleri belirtilmiş ise de, yasayla yapılması gereken düzenlemenin, hiçbir bağlayıcı niteliği olmayan genel tebliğle yapılması tatmin edici olamamıştır.
Değerli milletvekilleri, 4369 sayılı Kanunda "malî milat" adı verilen düzenlemelerin beklenen sonucu sağlamadığı, 4369 sayılı Kanunun servet affı niteliği taşıyan, biraz evvel ifade ettiğim düzenlemeleri dışındaki düzenlemelerini dört yıl süreyle erteleyen 4444 sayılı Kanunun gerekçesinde de bu hususlar yer almıştır. Nitekim, bu gerekçede aynen şunlar ifade edilmektedir: "Vergi sistemlerini ekonomik şartlardan bağımsız olarak düşünmek mümkün olmadığı gibi, vergi mevzuatını değişmez kabul etmek de mümkün değildir. Vergi sisteminin temel fonksiyonu, ekonomik şartları değiştirmek değildir. Tersine, ekonomik şartlar vergi sistemini değiştirmek için yeterli gerekçe olabilir. Vergi sistemi, ekonomik şartları ve yapıyı izlemek ve yeni şart ve yapıya uygun düzenlemeleri yapmak durumundadır. "
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AZİZ AKGÜL (Devamla)"Bu ifade edilen gerekçelerle, vergi sistemini ekonomik şartlar çerçevesinde tekrar gözden geçirmek ve gerekli önlemleri almak zorunluluğu doğmuştur.
Yapılan ertelemelerle, vergi idaresine, yeni düzenlemeyi mükelleflere sağlıklı bir şekilde anlatması ve yeterli hazırlığı yapabilmesi için daha geniş bir zaman tanınmaktadır. Böylece, geçiş dönemi olmayan önceki düzenlemenin mükelleflerde yarattığı olumsuz psikolojik etkiler ortadan kaldırılmakta ve uygun şartlarda bir geçiş dönemi öngörülmektedir" deniyordu.
Değerli milletvekilleri, eğer bu gerekçenin doğruluğu kabul edilirse, ülke ekonomisinin bugün içinde bulunduğu şartların, biraz sonra özetleyeceğim düzenlemelerin kaldırılmasının neden gerekli olduğu kolayca anlaşılabilir.
Bunlardan bazılarını bilgilerinize arz etmek istiyorum: Mevduat faizlerinin beyan esasına göre vergilendirilmesi, yatırım fonlarından elde edilen gelirlerin beyan esasına göre vergilendirilmesi, faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr paylarının beyan esasına göre vergilendirilmesi, miras yoluyla edinilen gayri menkullerin satışından doğan kazançların vergiye tabi tutulması ve diğer unsurlar gibi.
Sayın milletvekilleri, millî gelirin yarı yarıya azaldığı, 2 000 000'u aşkın yeni işsiz doğduğu, 300 000 işyerinin kapandığı, banka sisteminin kaynak oluşturma fonksiyonunu kaybettiği, yabancı sermaye girişinin durduğu, Menkul Kıymet Borsası işlem hacminin daraldığı bir ortamda, bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi son derece sakıncalı olacaktı.
4369 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerle, aynı zamanda servet beyanı ve servet mukayesesi gibi vergi güvenlik önlemlerini gizlice, örtülü olarak yasalaştırmayı saydam devlet anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Bu nedenle, 4369 sayılı Kanunla getirilen gelir tanımının terk edilmesini, eğer var ise...
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 19 Aralık 2002