Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu
Genel Kurul, 18. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Ocak 2003 · 803 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VERGİ USUL KANUNU); konuşma 803 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-01-07-gelir-vergisi-kanunu-vergi-usul-kanunu-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tartıştığımız konu, vergi konusu. Vergileme alanı, bir ülkedeki ekonomik güç dengelerinin, ekonomik çıkar çatışmalarının en fazla billurlaştığı alandır. İşte, o nedenle zaten, 4369 sayılı Yasayı getirenlere, 1998'de ilk getirdiklerinde şu eleştiriyi yöneltmiştik: Siz, şimdi bu yasaya destek bulursunuz; ama, bu yasaya öyle gedikler açılır ki, bütün uyumu, iç tutarlılığı gider. Nitekim öyle olmuştur; yani, toplumdaki güç dengeleri, sonuçta, Parlamentoya da yansımaktadır ve bu yansıma yasalarda ifadesini bulmaktadır; vergi yasası bunun en açık tezahürüdür. Riskli bir yasaydı; bazı kesimler açısından, vergileme sahasına girmek istemeyenler açısından, iktidar açısından riskliydi. Ne açıdan; çünkü, yarım kalma ihtimali yüksekti. Bu riski oynadılar, kaybettiler; ama, bu yasa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Anayasanın malî gücüne göre vergilendirme ilkesine en uygun, en yaklaşan yasaydı; yazık oldu, yazık oluyor. Dolayısıyla, Sayın Bakan "bunlar niçin yıllardır Anayasaya aykırı değildi de, şimdi aykırı?!" diyor. Yani, ilk defa bir yaklaşım sağlanmış ve o yaklaşımdan şimdi kendimizi geri çekiyoruz. İşte, aykırılık burada; yani, Cumhurbaşkanı da, böyle bir fırsat varken, bunu değerlendirin diye bize mesaj yolluyor.
Değerli milletvekilleri, vergilemenin üç temel işlevi vardır: -Sayın Bakan "teknik konuşalım" dedi, teknik konuşalım- Bunlardan biri, fiskal işlevidir; yani, vergilemeyle gelir sağlamayı amaçlarsınız. İkincisi, sosyal işlevidir; yani, vergileme, vergi adaletini koruyacak biçimde yapılır; dolayısıyla, güçsüz kesimler lehine indirimler uygulanır. Bizde ücretliler lehine ya da özürlüler lehine özel indirim gibi sembolik bir indirim var; gelişmiş ülkeler bunları daha anlamlı hale getirir. Hatta, düşük gelirli kesimler için negatif vergileme vardır; yani, onlardan vergi alınmaz, onlara vergi yerine gelir transferi yapılır; işte buna negatif vergileme denir. Dolayısıyla, vergilemenin sosyal işlevi, öyle lafta kalacak bir iş değildir. Burada getirilen tasarıda sosyal işlevin olmadığını bir kere gördük. Ekonomik işlevi vardır; yani, bir vergi geldiğinde bunun, o ekonominin gelişmesiyle, Adalet ve Kalkınma Partisinin adında da olduğu gibi kalkınma amacıyla örneğin, birtakım işlevler olabilir, sektörel, bölgesel anlamda vergi yükünün dağılımını yeniden düzenleyen uygulamalar olur, buna, ekonomik işlev denir. Böyle bir uygulama var mı diye bakıyoruz, böyle bir şey de göremiyoruz veya tanımdan -tam da bu maddeyle ilgili- bakalım, gelir tanımıyla ilgili birtakım özellikler vardır. Gelir tanımını öyle düzenlersiniz ki, bu, piyasadaki rekabet ilişkilerini bozmaz. Halbuki, bizim 4369 sayılı Yasa öncesi sistemimiz, tadadî bir sistemdir, yani, hangi unsurlar vergiye tabidir diye sayar; saymadığı bir madde var gibi gözükür -burada 2 inci maddenin yedinci fıkrası- diğer kazanç ve iratlar... İşte şimdi burada tam da onunla ilgileniyoruz.
Diğer kazanç ve iratlar deyince, sayılmayan her türlü diğer kazanç ve irat sanırsınız; doğru değildir. Cumhurbaşkanı, bunun üzerine çok güzel nokta koymuştur. Diğer kazanç ve iratlar da burada sayılıyor. Diğer kazanç ve iratlar nedir; değer artışı kazançlarıdır, sayılıyor tek tek, sayılmayanlar yoktur; arızi kazançlar diyor, o arızi kazançlar da tek tek sayılıyor burada; birazdan geleceksiniz, yasanın 82 nci maddesidir.
Şimdi, peki, bütün bunların dışında, ekonomik hayatın getirdiği yeni gelir kaynaklarını, yeni kazançları nasıl vergileyeceksiniz; sayılmadığı için vergileyemezsiniz. Doğru olan peki bu mudur, yani, tadadî bir sistem midir; tek tek saymak ve "bunun dışında olanlar vergi dışıdır" demek mi doğrudur; yoksa, bunları saymak yerine -ki, aslında 4369 saymıştır; ama, hiç olmazsa bir yedinci fıkrasıyla bütün kazançları kapsamıştır- neyi vergiye tabi tutmayacaksanız onu saymak, dolayısıyla "geride kalan her şey, tüm gelir kaynakları vergiye tabidir" demek mi doğrudur; diğeri, bu dediğim doğrudur; çünkü, o zaman, bu gelişen dinamik hayatın karşınıza çıkardığı bütün yeni kazanç unsurlarını kavrarsınız, kentsel kazançları daha iyi vergilendirirsiniz, elektronik ticaretin vesairenin gelişen sahalarını daha iyi vergilendirirsiniz; yani, gelişmeye müsait bir vergi sisteminiz olur. Siz ne yapıyorsunuz; köhnemiş, geri, ilkel bir sisteme geri dönüş yapıyorsunuz ve bunu da "doğru bir iş yaptık" diye bize pazarlamaya çalışıyorsunuz. Buna mı evet diyeceğiz?!
Bu arada şunu da söyleyeyim; burada sizin yaptığınız, sonuç itibariyle sadece fiskal amaç üzerinden gittiğiniz için yaptığınız şey, bir anestezi fiskalden başka şey değildir; yani, Türkçesiyle, siz, bir vergi uyuşturması yapıyorsunuz. Vergi uyuşturması dediğimiz olay şudur: Dolaylı dediğimiz vergileri toplum algılayamaz. Yani, bakkaldan çiklet alan çocuk, bakkaldan gazoz alan çocuk, vergi ödediğini bilir mi; bilmez; ama, vergi öder. Evine tüpgaz alan vatandaş, onun fiyatını ne olarak algılar; tüpgazın fiyatı olarak algılar, yüzde 70 oranında vergi ödediğini bilir mi; bilmez. İşte, vergi idaresi açısından kolaycı yol, bu vergi anestezisi dediğimiz, vergi uyuşturması dediğimiz olaya başvurmaktır. Bu, kolaycı yoldur vergi idaresi açısından; çünkü, hiç kimseyi karşısına almaz. İnsanlar, Gelir Vergisini gidip yatırmıyor vergi dairesine; ama, her mal ve hizmeti aldığında bunu ödüyor, farkında değil. Siz, bunu yaparak, bir kere, bu toplumda vergi bilincinin oluşmasına engel oluyorsunuz. Yani, her yurttaş, yurttaş olmanın gereği olarak vergi bilincine sahip olmalıdır. Türkiye, bunu yapamazsa, gelişmiş ülke saflarına katılamayacaktır, bunun bilincinde olmalıyız; çünkü, gerek OECD normları gerekse Avrupa Birliği normları açısından bizim buna ihtiyacımız var. Yani, böyle sürekli, kayıtdışılık üzerinden, Türkiye'nin geleceğini düzgün bir ülke olarak inşa etmesi ve buradan, bütün yolsuzluklarla savaşacak bir sistem oluşturması mümkün değildir. O nedenle, burada, bu gelir tanımının unsurlarının bu şekilde yeniden daraltılmasını üzüntüyle karşıladığımızı belirtmek istiyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 7 Ocak 2003
