Ssk kanunu,tarım işçileri ssk kanunu ve diğer bağımsız çalışanlar kanunu
Genel Kurul, 19. Birleşim · 1. yasama yılı · 8 Ocak 2003 · 1.420 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 8 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SSK KANUNU,TARIM İŞÇİLERİ SSK KANUNU VE DİĞER BAĞIMSIZ ÇALIŞANLAR KANUNU); konuşma 1.420 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Ssk kanunu,tarım işçileri ssk kanunu ve diğer bağımsız çalışanlar kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-01-08-ssk-kanunu-tarim-iscileri-ssk-kanunu-ve-diger-bagimsiz-calisanlar-kanu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bir konuyu açıklayayım; Sayın Bakan henüz kürsüye çıkmadan ben söz talebimi iletmiştim; gerçi, sizin söylediğinize göre yine biraz gecikmişti; fakat, ne yazık ki, o zamanlama tam uymadı; yoksa, Bakandan sonra konuşmak gibi bir niyetim yoktu; onu, öncelikle belirtmek isterim.
BAŞKANBuyurun.
OĞUZ OYAN (Devamla)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, bizim de desteklediğimiz bir tasarıyı konuşuyoruz. Bu tasarıyı destekliyoruz; çünkü, Türkiye'de -burada çok uzun açıklandı- birçok toplum kesimi yaşama imkânlarına sahip olamayacak gelir düzeylerinde yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla, onlar için ne verilse azdır. O nedenle, biz, burada, bu tür adımları doğru yönde atılmış adımlar olarak değerlendiriyoruz.
Dikkat ettiyseniz, bizim buradaki tartışmaya katkımız şu yönde oluyor; ben de o yönde devam edeceğim. Bu adım olumludur; ama, eksik bir adımdır, yarım bir adımdır, bu geçici bir adımdır. Bu, sadece 2003 yılı için yapılan bir düzenlemedir ve söz konusu sosyal destek ödemesi, aslında, Bakanlar Kuruluna verilen yetki üzerinden götürülen bir uygulamadır. Türkiye'de, özellikle Özal sonrasında bir uygulama, bir gelenek yerleşmeye başladı; yarı mamul yasalar getirmek... Yarı mamul yasalar, âdeta yağı, tuzu olmayan, sosu olmayan makarna çıkarmak gibi bir şey. Biz, burada, yarı mamul yasa çıkarıyoruz; yetkileri, Bakanlar Kuruluna devrediyoruz. Bu işlerin böyle olmaması lazım; yani, Meclisin yetkilerini Bakanlar Kuruluna devretmemesi gerekir. Sizin hükümetiniz, bizim hükümetimiz diye asla bakmayınız; günü gelir bu sıralar, bu yerler değişebilir. Hükümetlerin, Meclisin yetkilerini devralmalarına izin vermemeliyiz. Buraya, bize, daha tekemmül etmiş, daha tamamlanmış yasa tasarılarının gelmelerini istemeliyiz. Örneğin, Türkiye'de KDV'yle ilgili Bakanlar Kuruluna bir yetki verilmiştir "yüzde 1 ile 40 arasında oranı değiştirmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir" diye. Biz artık ne yapacağız ki?! Bizim herhangi bir KDV oranıyla ilgili söz hakkımız kalmış mıdır 1985 yılı sonrasında; kalmamıştır. Meclis, bu yetkilerini devretmemelidir; bu kadar geniş yetki devretmemelidir.
Şimdi, efendim, benim söylemek istediğim bir başka konu şu: Türkiye'de kalıcı düzenlemeler yapmak zorundayız. Geçici düzenlemeler iğretidir. Bunlar hükümetlere göre değişir. Bir de, zaten, zaman içinde ömrü sınırlıdır.
Türkiye'nin yapması gereken şeyler şunlar: Bir kere, Türkiye, 1971 yılında kabul ettiği bir ILO sözleşmesi gereğince aile yardımı sigortasını artık yürürlüğe koymak zorundadır. Eğer bunu yaparsak, sisteme bu tür birtakım yamaya bile gerek kalmayabilir. Aile yardımı sigortası, çok temel bir sigortadır ve bizim katılmak istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde var olan bir sigorta sistemidir. Biz, bunu, 1971 yılında kabul etmişiz; artık, uygulamaya geçelim. Bu onur sizin olsun; buyurun getirin, biz destekleyeceğiz.
İkincisi, sosyal güvenlik sistemine devletin yaptığı katkılar, gelişmiş ülkelerde, özellikle bizim üye olmak istediğimiz Avrupa Birliği ülkelerinde sistemlidir; yani, devlet, bir üçüncü taraf olarak sisteme prim katkısı yapmaktadır. Oysa, Türkiye'de yapılan katkı nedir biliyor musunuz; Türkiye'de, 1994 yılı sonrasında, devlet açık kapamak amacıyla bütçeye transfer kalemi koymaya başlamıştır. Daha önce, Emekli Sandığına, devlet, işveren olduğu için katılıyordu; ama, 1994 sonrasında SSK'ya, Bağ-Kur'a ve Emekli Sandığına da açık kapamak amacıyla katkı yapmaya başladı. Bu doğru değildir; çünkü, burada devlet, sistematik bir katkı yapan taraf olarak yok; yani, bunlar açık vermeseler katkı yapmayacak. Böyle bir şey olamaz. Gelişmiş ülkelerde -size oranlar vereceğim şimdi- bu çok yüksek miktarlardadır.
Bakınız, sistem olarak, prim sistemi esaslı bir sosyal güvenlik sistemine sahip olan Fransa, Yunanistan gibi ülkelerde; yani, sosyal güvenlik sistemi geliri primle oluşan ülkelerde, Fransa'da sosyal güvenlik prim katkılarının yüzde 22'si devlet tarafından, Yunanistan'da yüzde 17'si devlet tarafından sağlanır. Bu, Beveridge sistemi dediğimiz; yani, sistemin finansmanının esas olarak vergilerle yapıldığı ülkelerde, örneğin, Danimarka'da yüzde 76'ya çıkar, İrlanda'da yüzde 61'dir, İngiltere'de yüzde 42'dir; yani, devlet, sisteme, zorunlu bir katkı olarak bu yüksek oranlarda katkı yapmaktadır. Karma finansman sisteminde olan ülkelerde dahi bu yüzde 20- 30 arasındadır; örneğin, İtalya'da devlet yüzde 30 oranında sisteme katkı yapar. Bir iane, bir yardım, bir zekât, bir transfer falan değil. Devlet, zorunlu bir taraf olarak buna katılıyor. Demek ki, bizim burada yapmamız gereken birinci şey budur. Siz bu kurumlara devlet olarak katkı yapacak sistemi getirin, kurum, bu tür, emekli maaşlarına ya da diğer sağlık hizmetlerine yapacağı katkıyı kendi imkânlarıyla yapsın; yani, kendi aktuaryel dengesini kursun. Burada biz bunu bütçeden yapıyoruz. Sonuçta ne oluyor; işte, üç beş sene geçiyor, işte, bu sosyal güvenlik kuruluşları müflistir, bunlar iflas etmiştir... Sayın Bakan biraz önce çok güzel rakamları da açıkladı burada; -rakamların kendisi güzel değildi; ama, açıklanması iyi oldu- yani, SSK 900 trilyonluk aylık prim topluyor, sağlık hariç 1 katrilyon emekli maaşı ödüyor. Şimdi, bu yürümez sistem. Bunun yürümez olmasının arkasında da yıllardır sosyal güvenlik sistemini sömüren ve onunla ilgili yanlış kararlar alan hükümetler var. Tabiî, bunu burada söylememiz gerekiyor; yani, bu, sadece şimdi yaratılmış bir durum değil; ama, buna çözüm kalıcı bir çözüm olmak zorundadır, buna çözüm sistematik bir çözüm olmak zorundadır.
Şimdi, burada bize düşen, size düşen nedir? Bakınız, Türkiye'de, bir kere, bu devlet katkısını kalıcı hale getirelim, sürekli hale getirelim. Yakında sosyal güvenlikle ilgili tasarılar da gelecek önümüze, bu vesileyle bunu eğer düzenleyebilirseniz... Devletin, zaten yaptığı, açık kapamak yoluyla yaptığı şu katkıları, geliniz, bir prim katkısına çevirelim, böylece -o katkılar şu an zaten var, bundan sonra da olmak zorunda, artık sistem açık vermeye mahkûm- hiç olmazsa, bunu da biz yaptık deyin. Devlet, buraya, üçüncü taraf olarak sisteme katkı yapan bir kurum haline gelsin. Sayın Bakana öneriyorum, bunu, ciddî olarak düşünelim. Tabiî, bunun üzerinde açık verirse, devletin yine borcudur o açığı kapamak; ama, bir kere, önce bu kurumların açığını, bu yolla bir azaltalım biz. Bu kurumların ayakta durmasına katkıda bulunalım.
İkincisi, 102 sayılı ILO sözleşmesiyle imza attığımız bu aile yardımı sigortasını bir yürürlüğe sokalım.
Üçüncüsü, Türkiye'de kimsesiz yaşlılarla ilgili 202 sayılı Yasayı, sembolik yardım yapan bir düzenleme olmaktan çıkaralım; bu insanları, yaşayabilir bir duruma getirelim.
Dördüncüsü, Türkiye'de tüm nüfusu kapsayacak şekilde bir sağlık sigortasına geçme zamanı gelmiştir. Burada, Sağlık Bakanı da açıkladı, aslında, biz, zaten neredeyse, bütün nüfusa, şu ya da bu yolla -yeşilkart, şu bu- bunu veriyoruz. Bırakalım bu yeşilkartı filan, bütün vatandaşlarımız, tümü, genel sağlık sigortasından yararlanma hakkına sahip olsunlar; bu, bir hak haline gelsin; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonunun bir yardımı, bağışı, ianesi biçiminden çıkaralım.
İşsizlik sigortası konusunu da, bugün içinde bulunduğu durumdan kurtaralım. Bakın, Türkiye'de, devletin, üçüncü taraf olarak katkı yaptığı tek sigorta kalemi, işsizlik sigortasıdır. Biliyorsunuz, 2000 yılında, çalışanların tasarrufunu teşvik hesabı kaldırılırken, SSK'ya tabi olanlar açısından, işçi statüsünde olanlar açısından tasarruf kesintisi, işsizlik sigortasına dönüşerek devam etmiştir; devlet de buna katkı yapmaya başlamıştır. İyi; ama, bundan kim yararlanıyor; uygulamaya bakınız, uygulamada, bundan, işsizden çok Hazine yararlanıyor; çünkü, Hazine, işsizlik sigortası fonunu bir borçlanma kalemi olarak kullanıyor. Bu kadar çok işsiz olan bir ülkede, işsizlik sigortasından yararlanan işçi sayısına bakınız!.. Bir de ne kadar yararlanıyorlar; asgarî ücretin yarısı ile asgarî ücret sınırları arasında bir miktar; bununla yaşanabilir mi?! Yani, şimdiki, artmış haliyle 110 000 000 lira ile 220 000 000 lira arasında -yuvarlak hesap- bir yardım; o da, sınırlı süre. Bu, olmaz. Türkiye'de, işsizlik sigortasını adil bir duruma getirmemiz lazım.
Sayın Bakan, aktif-pasif sigorta oranlarından yakındı. Şimdi, bu aktif-pasif sigorta oranlarını yükseltmenin yolları var; bir kere, bunun birinci yolu, brüt ücret ile net ücret farkını daraltacaksınız. Türkiye'de, brüt ücret ile net ücret farkı açılmıştır. Yani, asgarî ücretten bile bu kadar vergi alıyoruz! Demek ki, bunları azaltmamız gerekiyor. İkincisi, kayıtdışılıkla mücadele etmemiz gerekiyor. Bunun için, hem vergi hem sigorta alanında mücadele gerekir. Sizin getirdiğiniz düzenlemeler, bu mücadele için uygun gözükmüyor. Nihayet, bizim, vergi ve sigorta sistemini buna uygun olarak yeniden düzenlenmemiz gerekir; oysa, dün görüştüğümüz vergi yasası da, buna müsait bir yapı sunmuyor.
Yani, burada, özetle şunu söylemek istiyoruz: Lütfen, daha hazırlıklı yasa tasarılarıyla buraya gelinsin. Yani, biz de, böylece, neye oy verdiğimizi, hangi sınırlar içerisinde neyi oyladığımızı daha iyi bilelim. Daha kalıcı düzenlemelerle buraya gelinsin ki, böylece, biz de, biraz daha, yıllık değil de, uzun vadeli bir düzenleme yaptığımızın bilincinde, farkında olalım ve vatandaşımız da bunun farkında olsun.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
OĞUZ OYAN (Devamla)Sayın Başkan, toparlıyorum efendim.
BAŞKANBuyurun; lütfen, toparlayınız.
OĞUZ OYAN (Devamla)Son olarak şunu söyleyeyim: Kaynak meselesinde rahat olunuz. Yani, tabiî "kaynak meselesinde rahat olunuz" derken, gidip para basınız anlamında söylemiyorum. Kaynak meselesinde, biz, size olumsuz eleştiride bulunmayız; ancak, şunu söyleriz: "Böyle bir uygulama popülisttir" diyenlere biz karşı çıkarız; çünkü, bankaları hortumlayanlar, devletin bütçesinin yarısını faize verenler, iktidarlar işçiye, memura birazcık kaynak aktarınca "bu, popülizm" diye bağırıyor; buna hakları yoktur! (Alkışlar) Sizinle beraberiz; ancak, şunu söyleyeyim: Aktardığımız bu kaynakları, eğer, yarın, Özel Tüketim Vergisine, KDV'ye zam yaparak geri alacaksak, o zaman "dur" deriz size; çünkü, o anlamda, halka, en yoksul kesimlere sonuçta bunu vergi yükü olarak bindirecek uygulamadan kaçınmak lazım.
Bununla ilgili ikinci bir şey söyleyeyim: Burada, kaynak meselesinde atılacak çok adım var; siz, bir tane sembolik örnek verdiniz; dediniz ki, milletvekili lojmanları... Çok güzel, sembolik bir örnek. Gelin, daha ağırlıklı büyük bir örnek verelim: Hortumcuların hortumlarını keselim ve buna da biz örnek olalım. Gelin, dokunulmazlığı kaldıralım.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 8 Ocak 2003
