Maliye bakanlığı, gelir bütçesi
Genel Kurul, 35. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Aralık 2003 · 1.754 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 23 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.754 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Maliye bakanlığı, gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, sonuncu tur olarak, Maliye Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz; daha sonra da maddelere geçeceğiz.
Bu bütçe görüşmelerinde, geçen yıla kıyasla, ilginç olan bazı gelişmeler oldu. Bütçenin, perşembe günkü, Genel Kuruldaki açılış konuşmasında, Sayın Maliye Bakanı birbuçuk saati aşkın bir açış konuşması yaptıktan sonra, burada, muhalefet liderinin yaptığı konuşmaya da kırkbeş dakikalık bir cevap verdi. Bu, bizim Meclis teamüllerimizde pek yeri olmayan bir uygulamadır. Maliye Bakanı, verilecek cevabı varsa, son gün -bugün, zaten Maliye Bakanlığı da görüşülüyor- bu cevabı verir; düzeltecek bir şeyi varsa, beş on dakikalık bir konuşma, elbette yapabilir; ancak, Meclis Başkanının büyük hoşgörüsüyle, burada, sayın muhalefet liderinin söylediklerini de çarpıtarak ve kendisi de birtakım gerçekleri, bir Maliye Bakanı olarak -ben, utanıyorum söylemeye, ama- ya bilmediği için ya çarpıttığı için, yeniden bir bulanık suda balık avlama noktasına, Türkiye'yi getirmiştir.
Bakınız, Sayın Bakan, siz, buraya çıktınız; bir kere, önünüzdeki metni okurken, metinle ilgili önemli hatalar yaptınız; bunu, bilerek mi, kasıtlı mı kasıtsız mı yaptınız bilemem; ama, daha buraya çıktığınız andan itibaren, elinizdeki metni okurken, 2002'yle ilgili -2002'yi savunduğum için falan değil- bütçe faizdışı fazlası ile kamu faizdışı fazlasını karıştırarak "2002'de yüzde 4,3 faizdışı fazla elde edilmiş, oysa hedef yüzde 6,5" dediniz. Yüzde 6,5 hedef kamunun bütünü için Sayın Bakan, bütçe için yüzde 5. Yani 4,3'le 5'i karşılaştırabilirsiniz. Metinden ne zaman ayrılsanız, derin iktisat bilginizi vurguladınız!..
Bu arada, stoklarla ilgili, büyümenin nereden kaynaklandığı meselesiyle ilgili de büyük hatalar yaptınız burada. Örneğin, 2002 yılındaki büyümenin, esas itibariyle yüzde 7,8'lik büyümenin 7,1'lik bölümünün stoklardan kaynaklandığını belirttikten sonra, 2003'le ilgili şöyle bir rakam verdiniz: Büyüme yüzde 5,4; gayri safî millî hâsılaya göre ya da daha doğrusu gayri safî yurtiçi hâsılayı alalım, yüzde 5,2; bunun 2,4'ü stok artışından dediniz. Bir tanesinde 9 aylık büyüme alıyorsunuz, öbüründe 6 aylık büyümeye katkıyı alıyorsunuz. Sayın Bakan, böyle bir yöntem olabilir mi?! 6 aylık değil, 9 aylık aldığınız zaman, 9 aylık büyümeye denk gelen stok artışı 4,1. Yani, 5,2'lik büyümenizin kaynaklarına baktığınızda 4,1'i stok artışından geliyor. Siz, bunları karıştıracak bir mevkide, ne yazık ki, bulunmuyorsunuz; çünkü, doğru bilgileri sizin ağzınızdan milletin duyması gerekiyor. Bir de, ben yanlışları düzelteceğim diyerek, yeni yanlışlarla milleti yanıltma hakkınızın olmadığını hatırlatmak isterim.
Bu yanlışlardan bir başkası da şu: Bir sayın milletvekili, kürsüde -benim de salonda bulunmadığım sırada- bir konuşma yapmış; benim, geçen yılki bütçe konuşmama atıfta bulunarak, bu yılın yüzde 47'lik ortalama nominal faizini o sıra, martta düşük görmüştüm; çünkü, ilk 3 ayın ortalaması yüzde 53 idi ve "bakın, işte, şimdi, biz, çok daha altında gerçekleştirdik; hadi, şimdi çıkın, helal olsun deyin bize" diyor.
Değerli arkadaşım, size helal olsun diyemiyoruz ne yazık ki; çünkü, yüzde 47'lik nominal ortalama borçlanma faizi ortalama yüzde 48,7 olarak gerçekleşmiş durumda. ilk on aylık sonuçlara baktığınız zaman, sizin gerçekleştirdiğiniz ortalama, kamunun borçlanmaya ödediği faiz bu yılın ilk on ayında yüzde 48,9'a tekabül ediyor; yani, bizim yüzde 53 tutmadı; ama, sizin 47 de tutmadı; yani, Türkiye, hâlâ yüksek faizlerle borçlanmaya devam ediyor, sadece son iki ayı alıp "biz, son iki ayda yüzde 30'un altında borçlanmaya başladık, bu ne kadar büyük başarıdır" diye methiye bekleyemezsiniz; çünkü, burada önemli olan ortalama yüktür; yani, biz, hangi ortalama yüklerle borçlanıyoruz.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye, halen çok yüksek reel faizlerle borçlanıyor, son iki ayda bunun yüzde 12'ye düşmüş olması -reel faizlerin, nominal değil; yani, enflasyonun etkisinden arındırıldıktan sonra kalan reel faizin- bütün dönem açısından yüzde 12'lik bir rahatlık size sağlamıyor; öyle olsaydı borçlar artıyor olmazdı zaten, bu kadar artıyor olmazdı. Bakınız, sizin ortalama borçlanmanız, reel olarak baktığınızda, yıl itibariyle ya da kasımdan bu tarafa hâlâ yüzde 30'un üzerinde, yüzde 32'lik ortalamaya sahipsiniz, yüzde 32'lik bir reel faiz ortalamasına sahipsiniz. Hani, bunu bir miktar manipüle etseniz bile, birkaç puandan fazla indiremezsiniz. Dolayısıyla, Türkiye, çok yüksek reel faizlerle borçlanmaya devam ediyor, o nedenle de net borç artışları Türkiye'de yaşanıyor, o nedenle 31 milyar dolarlık bir artışı kasım ayından bu yana, büyük bir bölümü iç borçlarda olmak üzere Türkiye'ye yaşatıyorsunuz.
Değerli arkadaşlarım, burada şunu söyleyeyim; eğer, reel faizleri, büyüme artı faizdışı fazla toplamına kadar düşüremezseniz, net borçlarınız artmaya devam eder. Bu şu: Yüzde 5'lik bir büyüme hedefliyorsunuz; eğer yüzde 6,5'lik de faizdışı fazla hedefiniz varsa, yüzde 11,5 eder bu ikisinin toplamı. Eğer, reel faizlerin ortalamasını yüzde 11,5'e düşürürseniz, denkliği sağlarsanız denklemde, artık, o saatten sonra en azından borçlar artmaz, en azından borçların artmayacağından emin olabilirsiniz; ama, siz, eğer, yüzde 30'lardan bir reel faizle borçlanıyorsanız, sizin büyümeniz yüzde 5, faizdışı fazlanız 6,5; 11,5 eder öbür tarafta yüzde 30'dan borçlanmışsanız, yüzde 30'u bırakın, yüzde 20'den borçlansanız bile reel olarak, aradaki fark neye yarar, aradaki fark neye hizmet eder; aradaki fark, sizin net borcunuzu artırır. İşte, Türkiye'de, içborç niye 36 katrilyon lira arttı, dışborç niye 10 katrilyon lira arttı bu dönemde; yani, toplam 46 katrilyon liralık artış nereden geliyor; işte, bu hesaplardan geliyor. Dolayısıyla, Türkiye'nin, reel faizleri düşürmeden, bu yüksek reel faizleri aşağı çekmeden, çıkışı yok. Çıkışı yok; çünkü, şunu yapamıyorsunuz: Yüzde 5'lik büyümeyi, yüzde 15 yapamazsınız, yüzde 5'i, yüzde 7 bile yapamıyorsunuz. Hadi yaptınız diyelim, faizdışı fazlayla milletin belini zaten büküyorsunuz. Yüzde 6,5 faizdışı fazla, üst üste bu ülke yıllardır vermeye zorlanıyor. Bunun anlamı şu: Diyorsunuz ki, ben faizdışı bütçemde fazla vereceğim. Faizdışı bütçede fazla vereceğim ki, borç anaparasını da azaltayım; çünkü, bütçenin içinde zaten çok yüksek bir faiz ödemesi yapıyorsunuz. Tamam; ama, faiz ödemekle iş bitmiyor, anaparayı da azaltayım diyorsunuz. Peki, anaparayı nasıl azaltabilirsiniz; bunu azaltmanın yolu, faizleri dışarıda tuttuğunuz zaman bütçenin fazla vermesi. İşte, 20 katrilyon fazla veriyorsunuz. Yıllardır, Türkiye, faizdışı fazla veriyor; peki, niye borçları azalmıyor; çünkü, çok yüksek reel faizler ödüyoruz da ondan, reel faizlere yetişemiyoruz. Reel faizlere yetişemediğiniz zaman; çözüm yok. Yani, bu borçlanma politikasıyla, sürdürülebilir bir borçlanmaya ulaşamıyorsunuz. Ulaşamadığınız şuradan belli: 2004 için dahi hedeflediğiniz borç çevirme rasyosu (oranı) yüzde 90. Şu an, ilk on ayda yüzde 89'dasınız, 2004 için iyileşme öngörmüyorsunuz; yüzde 90. Yani, ben 100 birim borç öderim, karşılığında 90 birim borç alırım diyorsunuz, 2004 programınız bunu söylüyor. Yani, 100 lira borç ödeyeceksiniz, karşılığında yeniden 90 lira borçlanacaksınız, aradaki 10 lira fark sizi kurtarmaz. Borçların düzeyini düşürmek için, her 100 lira borç ödeme karşılığında en fazla 70-75 lira borçlanmalısınız ki, o borç düzeyinizin sürdürülebilir şekilde geriye gidişi olsun.
Değerli arkadaşlarım, burada, karşımıza getirilen sosyal özü boşaltılmış bütçeler, yıllardır, hep faizdışı fazla üzerine inşa ediliyor. Faizdışı fazlayı bir daha söyleyeyim, anlamı şu, milletin anlayacağı şekliyle şu: Ben daha az yatırım yaparım ki, faiz dışındaki bütçem fazla versin. Daha az yatırım yaparım, daha az sosyal harcama yaparım, daha az tarımsal destekleme ödemesi yaparım... Bunları yaparım -yani, fedakârlıkları millete yüklerim- ve ne yaparım; işte, birtakım odakların aferinini kazanırım, ne güzel borç ödüyorsunuz... Hatta, sizin döneminizden bir dönem önce, o devrilen iktidarın döneminde Türkiye'ye, en iyi borçlanan ve en iyi borç ödeyen ülke ödülünü vermişlerdi ve ilginç bir şekilde, ödülü veren de ünlü bir İngiliz komedyeniydi. Bunun başka türlü olması mümkün değil zaten; yani, Türkiye, en iyi borçlanan ve en iyi borç ödeyen ülke ödülünü sizden önce almıştı, sizin buna katacağınız yeni şampiyonluklar yok, yeni ödüller yok; varsa da, tekrardan başka bir şey değil Değerli Sayın Bakan.
Dolayısıyla, bu başarı öyküsünü burada anlattığınız zaman, şunu bilin ki, o başarı öyküsünün arkasında, milyonların özveri öyküsü var, milyonların sefalet öyküsü var değerli milletvekilleri; çünkü, siz yatırımları kısıyorsanız, daha az istihdam diyorsunuz: yani, daha çok işsizlik demek istiyorsunuz. Siz, sosyal harcamaları kısıyorsanız, eğitimi, sağlığı kısıyorsanız ya da bunları piyasaya bırakalım... İnsanlar sigorta primi ödüyor; ne olacak ödesin; ama, bir de hastanede muayene olurken para ödesin. Eğitim için... Vergiyle, bu eğitim hakkını zaten alıyor, bedava eğitime ulaşma hakkı yetmez, biz bunu özelleştirelim... Sayın Bakan bu kürsüye çıkmış "ne olur, Türkiye'de özel eğitimin payı yüzde 2'den 20'ye çıksa fena mı olur" diyor. Tabiî, fena mı olur; çünkü, siz, bu bütçeyle yola devam edemeyeceğinizi anladınız, bu bütçeyle sosyal hizmet yapamayacağınızı anladınız, bu işi piyasaya bırakalım diyorsunuz. O hizmeti almak için, vatandaş, hem vergisini verecek... Yani, bir devlet, o aldığı vergiler karşılığında, adalet, eğitim ve sağlık hizmetini de vermiyorsa, neyi alacak değerli arkadaşlarım, neyi alacak?! Böyle bir devletin meşruiyet krizi içerisine girmemesi mümkün müdür?!
Bir devleti devlet yapan, onun ürettiği hizmetlerdir. Bu, bir sosyal sözleşmedir; toplumla imzalanmamış bir sosyal sözleşmedir. Siz, kamu harcamaları yapmak için, o toplumdan belli vergiler alıyorsunuz, onun karşılığında o kamu harcamalarını üretmek zorundasınız. Hem onlardan al vergiyi hem de ben bu kamu harcamalarını yapmayacağım; çünkü, IMF'ye söz verdim, bunu da piyasaya bırakalım, piyasa üretsin, ve vatandaş vergiyi verdikten sonra, gitsin, fiyatıyla, parayı versin alsın..." Yani, oh kekâ diyordu Bakan. "Ne güzel, dört ilde süt içiyorlar, oh, kekâ" diyordu. O dört ilde -Diyarbakır dahil- Türkiye'deki ilkokul çocuklarının çok önemli bölümü, 1 000 000 çocuk var; onların sütü kesilmiş, ne olacak "zaten bozuk çıkıyordu..." Bozuksa, önlemini alacaksınız Sayın Bakan, önlemini alacaksınız. Sütü kesip de, defter, kitap dağıtmakla bu iş olmuyor; yapacaksan, ikisini de yapacaksın. Okullara dağıtılmak üzere, il millî eğitim müdürlüklerine ödenek vermiyorsunuz. Vermeyince ne oluyor; her veli, o okulun aydınlatılmasından ısıtılmasına kadar, okul aile birliğine, adı konmamış vergiler ödemeye başlıyor. Bu mu sizin sosyal devlet anlayışınız?
Bu arada, çok ilginç; yani, topluma bu kadar büyük bedeller ödeten bir programı, burada, çok büyük bir rahatlıkla, ne kadar güzel, çok büyük bir başarıdır diye sunabiliyorsunuz. Peki, başarı kime karşı?
Cuma günü sabah Hazineden sorumlu Bakanın, NTV'de bir mülakatını dinledim, çok ilgimi çekti. Sayın Babacan, şöyle bir savunma içerisindeydi. "Bizi popülizm yapmakla suçluyorlar" diyordu. Bakınız, Sayın Bakan neden rahatsız oluyor; Bakan, şundan rahatsız: "Bizi popülizm yapmakla suçluyorlar." Kim; onlardan daha liberal olan köşe yazarları. "Aman, programdan çıkıyorsunuz, sapıyorsunuz, öyle çok fazla da sosyal şey yapmayın ha, tarıma falan çok fazla destek sağlamayın" diyorlar; Bakanın savunması, o milyonlarca öğretmenin, işçinin, işsizin, sokaklarda yürüyerek haklarını aramaya çalışan insanların, çiftçinin çağrıları, feryatları değil; onun, kulağını kabarttığı yer başka bir yer; "bizi popülizm yapmakla suçluyorlar; asla değil" diyor. Bakınız, not aldım, şunları söylüyor: "Hatta, Dünya Bankası, bize, tarıma desteği, bütçenin millî gelire oranını artırın" diyor. Dünya Bankası, IMF diyormuş ki -Sayın Bakan söylüyor bunları- artırın bunları. "Ama, biz, yapmıyoruz." Niye; "programı tutturacağız."
Değerli arkadaşlarım, sizin, hesap vereceğiniz yer dış odaklar değildir. Siz, onların oylarıyla gelmediniz. Siz, bu Meclise, milletin oylarıyla geldiniz, onlara hesap vermek zorundasınız. (CHP sıralarından alkışlar)
Yani, Bakanın, siyasî sorumluluk anlayışını, böyle "biz, popülizm yapmıyoruz" savunması üzerine koyması, inşa etmesi gerçekten ibretlik bir durumdur.
Değerli arkadaşlarım, bu bütçe, sizin getirdiğiniz bütçe, hâlâ bir faiz bütçesidir. İlk onbir ayda, kasım ayı dahil, topladığınız vergilerin yüzde 71'ini faize aktardınız. Peki, 2004 bütçesinde bize neyi öneriyorsunuz; 2004 bütçesinde önerdiğiniz ne; yüzde 66'sını faize aktarmak. Bunu nereden sağlıyorsunuz; bunu, insanların... Peki, nasıl sağlıyorsunuz; herkes kazancına göre mi ödüyor, Anayasanın ilgili maddesine göre mi insanlardan alıyorsunuz; hayır. Bakıyorsunuz, bizim dolaylı dediğimiz, tüketim üzerinden alınan vergileri yüzde 70'lere çıkarıyorsunuz; geldiğiniz dönemden itibaren de, yüzde 66'ydı, bu yıl yüzde 68'e çıkardınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 23 Aralık 2003
