Maliye bakanlığı, gelir bütçesi
Genel Kurul, 35. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Aralık 2003 · 1.356 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 23 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.356 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Maliye bakanlığı, gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi-4 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
OĞUZ OYAN (İzmir)Evet, Sayın Başkan.
BAŞKANBuyurun Sayın Oyan.
Süreniz 15 dakikadır.
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüştüğümüz 36 ncı madde "muhtelif gelirler" başlığını taşıyor. Bu madde, geçen yıl da benzer biçimde bütçede yer almıştı ve bu madde için, Anayasa Mahkemesine, Anayasaya aykırılık başvurusunda bulunmuştuk. Bu madde, benzer biçimde, tekrar karşımıza geliyor.
Bu maddenin (a) fıkrasındaki, maddede belirtilen 5 adet KİT'in gayri safî satış hâsılatından belli oranda bütçeye gelir kaydedilmesi, Anayasaya aykırı bir düzenlemedir. Bu tür hâsılatların bütçeye gelir kaydedilmesi, ancak ilgili kuruluşların yasalarında değişiklik yapılarak olabilir ya da başka bir yasayla düzenlersiniz. Aslında bu düzenlemeyi yaptınız, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda bu düzenlemeyi yaptınız; fakat, ilginç bir şekilde, bu düzenlemeyi, geçici bir düzenleme olarak getirmeniz gerekirken sürekli bir düzenleme olarak getirdiniz. Oysa, burada, kendiniz "şirket hisselerinin yüzde 51'inin satışı gerçekleşinceye kadar" diyorsunuz. Örneğin, burada, Türk Telekomünikasyon Kurumu için bir özelleştirme öngörüyorsunuz ve diyorsunuz ki "bu, o duruma kadar devam eder." Geçici bir düzenleme getiriyorsunuz; ama, burada, arkadaşlarımızın uyarılarına rağmen, bunu, sürekli olan bir yasa içerisine, bir sürekli madde olarak alabildiniz. O kanunun o maddesinin yürürlüğe girişi de 1.1.2005 tarihinde olacağı için, 2004 bütçesinde bunu tekrar karşımıza çıkarıyorsunuz. Muhtemelen 2005 bütçesinde gelmeyecek; ama, 2004 bütçesinde biz, hâlâ, bu tür yanlış hukukî düzenlemelerin bir örneğini karşımızda görüyoruz.
Bu maddenin Anayasaya aykırı olan ikinci örneği (b) fıkrasıdır. Burada, irtifak hakkı verilen özel iskelelerden alınan kira bedellerinin Maliye Bakanlığı ve Denizcilik Müsteşarlığı bütçesine özel ödenek kaydolunması Anayasaya aykırı bir düzenlemedir.
Keza, bu maddenin (e) fıkrasındaki, 3308 sayılı Kanunun 32 nci maddesinde yer alan ödeneklerin Millî Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatının acil ihtiyaçlarında kullanılmak üzere aktarılmasıyla ilgili düzenleme de Anayasaya aykırı bir düzenlemedir.
Hazır başlamışken, ben, diğer maddelerdeki Anayasaya aykırılıkları da şöyle bir hızla sıralayayım: Birazdan görüşeceğiz; madde 43'te, lisans ve doktora eğitimi için yurt dışına göndermede kural değişikliği Anayasaya aykırı bir düzenleme olarak geliyor. Madde 45'te -amme alacağına karşılık kabul edilebilecek taşınmazlarla ilgili maddede- kamu kurumlarının borçlarına karşılık taşınmazlarının bütçeyle ilişkilendirilmeksizin Maliye Bakanlığınca satın alınabilmesi Anayasaya aykırı düzenlemedir. Madde 49'un tümü aslında Anayasaya aykırı bir düzenleme olarak, her yıl olduğu gibi karşımıza gelmektedir; çünkü, maddenin tümü, bütçeyle uygulanmayacak -kısmen ya da tamamen uygulanmayacak- birtakım hükümlere yer veriyor; yani, başka kanunlarda değişiklik yapıyor. Oysa, bütçe kanunu, bir yıllık geçici bir kanundur, sadece o yılı kapsar. O yüzden, Anayasaya hüküm konulmuştur, bütçe kanunuyla başka kanunlarda düzenleme yapamazsınız diye. Burada -birazdan 49'uncu maddeye gelince göreceksiniz- sayfalarca süren istisnalar var. Bunların tümünde; ama, özellikle (b), (i), (o) ve (ö) fıkralarında, Anayasaya aykırı düzenlemelere gidilmektedir.
Tabiî, Anayasaya aykırı düzenlemelerle yetinilmemektedir. Madde 45 ve 46'ya bakarsak, burada da bütçe ilkelerine aykırı düzenlemelerin karşımıza geldiğini görürüz.
Sayın Bakan burada mı, bilmiyorum; ama, sürem kaldığı için, kendisiyle ilgili, belki daha sonraki konuşmada düzeltme fırsatı bulur diye, son bir iki hatırlatma yapayım.
Sayın Bakan burada perşembe günkü konuşmasında, bütçe sunuş konuşmasında bize şu bilgiyi vermişti: "Biz geldiğimizde devraldığımız borçlanma vade yapısı şöyleydi: Üç aylık vadelerle borçlanılıyordu. Biz geldik; bunun süresini artırdık." Herhalde aynı dili konuşmuyoruz; ama, borçların vadesi, toplam borç stokuna bakarsak, uzamak değil azalmak yönünde gelişti. Toplam borç stoku açısından size rakamları veriyorum. Bunların hepsi 2004 programında var; tavsiye ederim, sayfa 49'a bakılabilir. Bu program rakamlarına baktığınız zaman şunu görürsünüz: 2001 yılında 39 aydır vade yapısı, toplam borç stokunun vadesi 39 aydır; 2002'ye geldiğinizde 32 aya düşmüştür, 2003 Eylül itibariyle 26 aydır; yani, iktidarın yaptığı nedir; borç stokunun vadesini kısaltmak. "Bu niye ortaya çıktı acaba" sorusunun cevabı da şudur: Nakit dışı içborç stoku, nakit içi, yani, piyasadan borçlanmaya dönüşmüştür. Borç stoku içinde kamunun kamuya olan borç ağırlığı azalmakta, piyasadan yapılan borçlanma artmaktadır. Nitekim, 2002 yılında piyasadan yapılan borçların toplam borç stoku içindeki payı yüzde 47 iken 53'e çıkardınız; yani, piyasadan daha fazla borçlanıyorsunuz. Piyasadan daha fazla borçlanınca da daha kısa vadeyle Hazine ihaleye çıktığı için -çünkü, kamu-kamu arasındaki borçlarda daha uzun vade; yıllar, hatta, üç beş yıl söz konusu- bu vade düşüyor. Eğer, şunu kastettiyseniz konuşmanızda "biz, onu değil de sadece bu nakit içi piyasaya olan borçlanmayı kastetmiştik" orada da doğru olmadığı anlaşılıyor; çünkü, 2002 ve 2003'ün bütün aylarına baktığımızda -ekim dahil- üç aylık borçlanmanın sadece 2002 Kasım ayında gerçekleştiği; yani, sizin seçimleri kazandığınız, ama, henüz hükümeti kuramadığınız 2002 Kasım ayını kastettiyseniz -181 gün vadeli borçlanma ortalaması Kasım 2002'de- bu, Hazine bürokrasisinin muhtemelen şöyle bir şeyinden gelmiştir: "Hükümet kurulmadı, eski hükümet var; uzun vadeli borçlanmayalım; bir de şimdi siyasî belirsizlik var, uzun vadede faizler yükselir" muhtemelen öyledir.
Peki, onun dışındaki aylara bakarsak; örneğin, 2002'nin ekim ayında 274 gün vadeyle borçlanılmış. Siz kaçla borçlanmışsınız; aralıkta 260 günle, ocakta 262 günle, şubatta ortalama 280 günle borçlanmışsınız. Bütün şu ondört aylık borçlanma tarihinize baktığımızda, sadece üç ayda 300 gün vadeyi aşabilmişsiniz, bir yılı değil; ortalama vadeniz, gene bir yılın altında olmak üzere, 300 günü aşabilmiş bu yılın mayıs ayında, eylül ve ekim aylarında; onun dışında 300 günü aşma başarısını gösterememişsiniz; yani, bir yılın ötesinde, ortalama vadelerle aylık bazda baktığımızda, borçlanamıyorsunuz.
Sayın Bakan, dolayısıyla, burada, milleti aydınlatma görevini gerçekten doğru yapmamız gerekiyor; burası bir yasama organı. Bu yasama organındaki tartışmalardan millet yeni şeyler öğrenmek durumundadır yahut buradaki tartışmaların özünü doğru kavramak durumundadır. Eğer, biz, halka yanıltıcı bilgiler verirsek, o zaman, burada, yasama organı, halkın vekilleri değil, halkın bilgilenme hakkına saygı göstermeyen bir organ haline geliriz.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Son olarak, altıncı gözden geçirme dolayısıyla IMF'ye verilen niyet mektubunda 8,5 milyar dolarlık, şu malum, IMF'nin Amerika üzerinden bize gelecek Irak savaşına endeksli bir krediden bahsediyorum. Bu 8,5 milyar dolarlık kredi, ilk kez, 19 Martta, Türkiye'nin burada hava koridorunu açması dolayısıyla Amerika tarafından bize önerilmişti ve nisan başında Amerikan Senatosu bu borcun Türkiye'ye ancak Kuzey Irak'a Türk Ordusunun hiçbir şekilde girmeyeceğinin kabul edilmesiyle verilebileceği kararını almıştı. Bu karar ortadadır, bu karar durmaktadır. Türkiye, bu siyasî ipotekli, siyasî koşullu krediyi almama başarısını, dirayetini göstermesi gerekirken, ne yazık ki, 7 Ekim tarihli, Irak'a asker gönderme kararına bağlı olarak bu borç yeniden gündeme gelmiş ve bu 8,5 milyar dolarlık kredi, yurtdışındaki bir şeyde de imzalanmıştır.
Bu kredi çalışacak mı, çalışmayacak mı, inkâr edildi, Bakanlar Kurulundan henüz geçmedi; Parlamentoya gelmelidir, gelmemelidir... Gelmelidir bize göre. Bu arada, sanki hiç gündemde yokmuş gibi, birden karşımıza nerede çıkıyor; işte, son olarak IMF'ye verilen niyet mektubunda, 8,5 milyar dolarlık borcun taksit taksit kullanılabileceği... Henüz kesin değil gibi gözükse de... Yani, ne zaman kullanacağız; sıkışınca. Ne zaman sıkışacağız; 2004'te sıkışabiliriz, 2005'te daha kesin tabiî. Niye daha kesin; çünkü, 2005'te, Türkiye, çok daha büyük oranda dışborç ödeyecek; IMF'ye olan negatif transfer; yani, IMF'den bize gelenden daha fazlasını, IMF'ye, biz 2004'te döndürmeye başlıyoruz. 2005'te bu daha fazla olacak; belki o zaman kullanırız. Yani, bizim, Parlamentonun onaylamadığı ve bir yabancı parlamentonun siyasî koşula bağladığı bir krediyi niyet mektubuna yazmamız demek, Türkiye'nin, yeniden, Osmanlı'nın düyuni umumiye dönemlerine dönüşü demektir. Böyle bir niyet mektubunun geçmediği bu Meclisten en azından şunu talep etmemiz, Meclisin şu konuda hassasiyetini talep etmemiz gerekmez mi: Niyet mektupları, Türkiye'de, Merkez Bankası Başkanı ve Hazineden sorumlu Bakanın imzasıyla veriliyor.
Bu niyet mektuplarının bağlayıcılığı nedir; Türkiye'deki yasama hiyerarşisindeki, mevzuat hiyerarşisindeki yerleri nedir; yasama organın hiçbir şekilde doğrudan imzası ve onayı yokmuş gibi görülmekle birlikte, sonuçta, Türkiye'nin bütün yapısal dönüşümlerini, bütün bir istikrar programının biçimini, niteliğini belirleyen mektuplardır. Bu mektupları, bu Meclis, acaba, ne zaman, hükümetten Parlamentoya getirmesini talep edecek; bu Meclis, ne zaman, yürütmeye karşı kendi haklarına sahip çıkacaktır? Bunu yapmadığımız sürece, Meclis böyle bir hakkı eline almadığı sürece, hükümetlerin oyuncağı olacaktır, hükümetlerin hatalarına ortak olacaktır. Hükümetlerin hatalarına ortak olmamak, bizim, Yasama Organı olarak -iktidar ve muhalefet partileri, hep beraber- bu hakka sahip çıkmamız gerekiyor. Meclisin haklarına sahip çıkmazsak, şimdiye kadar Türkiye'de olan bütün o zincirleme hatalara yenisini ekleriz.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, vergileme haklarını aktardı. Buraya gelen vergilerin çok büyük bölümü yarı mamul olarak geldi. Bakanlar Kuruluna, Maliye Bakanına çok büyük yetkiler devrettik. Borçlanma hakkını, bu Meclis, 1985 sonrasında elinden kaçırdı. Ne oldu; Türkiye, malî iflasını hazırlayacak bir sürece girdi.
Değerli arkadaşlarım, Yasama Organının hakkını vermek zorundayız. Yasama Organı, yürütmenin, dar bir kadronun, günlük karar alma temposundaki, irade beyan etme durumundaki o zaaflarına kurban edilmemelidir. Yasama Organı, çok daha geniş bir heyettir. Bir yürütme organının yapabileceği hataların hesabını anında, zamanında sorma imkânına da sahiptir; Yasama Organı olarak, bu hakka sahip çıkmalıyız. O nedenle, ben, bu bütçe görüşmelerinin, en azından, böyle bir işlevi de olabileceğini düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
39 konuşma daha · 23 Aralık 2003
