İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)
Genel Kurul, 105. Birleşim · 2. yasama yılı · 23 Haziran 2004 · 1.413 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Oğuz Oyan (CHP), 23 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İL ÖZEL İDARELERİ KANUNU TASARISI İLE İÇİŞLERİ AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU RAPORU (S.S.583)); konuşma 1.413 kelime.
Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “İl özel idareleri kanunu tasarısı ile içişleri avrupa birliği uyum ve plan ve bütçe komisyonu raporu (s.s.583)”. TBMM Genel Kurulu, 105. Birleşim tutanağı, 23 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-06-23-il-ozel-idareleri-kanunu-tasarisi-ile-icisleri-avrupa-birligi-uyum-ve-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; denetimle ilgili bir diğer maddeyi görüşüyoruz. Görüştüğümüz tasarı, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısıyla getirilen çerçeve düzenlemenin en önemli düzenlemesi. Kuşkusuz, denetim de bunun en önemli düzenlemelerinden biri olmak durumunda; ama, acaba öyle olabiliyor mu? Belki de soruyu şöyle söylemek lazım; öyle olabilir miydi?..Yani "yolsuzluklarla mücadele yasası" adı altında "yolsuzluklarla birlikte yaşama" tasarısı getiren bir anlayışın, yani, rüşvetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmaktan yargılananlara af getiren ya da getirmek isteyen bir anlayışın, böyle bir tasarıda, çok önemli bir tasarıda, acaba, gerçekten ciddî bir denetim isteyip istemeyeceği sorusuyla işe başlamak daha doğru olmaz mı?.. Tabiî "yolsuzlukla mücadele" adı altında, yolsuzlukları affederek, daha sonra dokunulmazlıklar meselesine gelmek istiyorsanız o başka; ama, hatırlatmak gerekir...
FARUK ANBARCIOĞLU (Bursa)Ne alakası var?!.
OĞUZ OYAN (Devamla)- Dokunulmazlıklarla ilgili her türlü sınırlama, tıpkı bir öcü görmüş gibi sizi oradan kaçmaya yöneltiyorsa, biz bu tasarıda ciddî bir denetim olabileceğini düşünemiyoruz.
Değerli arkadaşlar, her şeyi piyasaya bırakarak, denetimi dahi piyasaya bırakarak, sadece İl Özel İdareleri Kanununda değil, Belediye Kanununda da denetimi piyasaya bırakarak, Sayıştayı siyasallaştırarak, ama, aynı zamanda kendi faaliyet biçimine aykırı biçimde il özel idarelerine, il genel meclisine ve belediye meclislerine rapor sunmak zorunda bırakarak; ama, bu arada teftişi bütünüyle unutarak, soruşturma yetkilerini taşımayan içdenetçileri devreye sokarak, acaba, denetleme yapılabilir mi?!
Biliyorsunuz, 5018 sayılı bir Yasa getirildi. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası, burada, denetimle ilgili 38 inci maddede temel kabul ediliyor ve "iç ve dışdenetim 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır" deniliyor.
Peki, burada ilave ne var; o geçen 38 inci maddede ilave tek bir şey vardı, o da şuydu: "İdarenin bütünlüğüne ve kalkınma planı ve stratejilerine uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı, Vali veya görevlendireceği elemanlar -valinin görevlendireceği elemanlar kimse, nasıl bir tanımsa bu- tarafından da denetlenir." Konuyu sınırlıyorsunuz; bunları elemanlarla yapacaksınız; böyle bir şey olamaz.
Peki, nerede teftiş kurulları, nerede Maliye Teftiş Kurulu, nerede Başbakanlık Teftiş Kurulu; cevap, yok. Türkiye'nin çok önemli teftiş kurullarını devredışı bırakacaksınız ve ondan sonra diyeceksiniz ki, biz denetim yapacağız.
Değerli arkadaşlar, bu, tabiî, sizin yasanın mantığına çok uygun. Aslına bakarsanız, belediyelerin ve il özel idarelerinin kamu hizmeti üretimini piyasaya bırakma ve kamu hizmetini yurttaşlara parasıyla satma anlayışını, fiyatlandırarak onlara pazarlama anlayışını getiren bu tasarı ve benzerlerinin -Belediyeler Kanunu Tasarısı da gelecek peşi sıra- uzantısında, kuşkusuz, denetimini de piyasaya bırakmak, özel denetçilere bırakmak çok uygun düşüyor. Ama, aslında, gerçek denetim amacınız olsaydı, birincinin, yani, hizmet üretimini piyasaya bırakmanın getireceği olay daha sıkı bir kamu denetimi olması gerekirdi; çünkü, kullanılan para kamu parası, vatandaşın parası, vatandaşın vergisi, sizin cebinizden çıkan özel bir para değil. O nedenle, eğer, kamu hizmeti üretimini piyasaya bırakıyorsanız, denetimi, tam tersine, bugün olduğundan çok daha etkili bir şekilde kamu denetimi olarak yapmak zorundaydınız; ama, siz, hem vatandaşın vergi olarak topladığınız parasını, faize vesaireye aktarmak bir yana, kamu hizmetlerine, bir şekilde, piyasalaştırmış biçimde aktaracaksınız; yani, piyasa hizmet üretimi biçimine dönüştüreceksiniz hem de denetimi özelleştireceksiniz...
Değerli arkadaşlar, bu, gerçekten, bir denetimden kaçış yasasıdır; tıpkı, bunun öncülerinde olduğu gibi, tıpkı, burada referans verdiğiniz 5018 sayılı Yasada olduğu gibi.
Bakın, şimdi konuştuğumuz 41 inci maddede ne kadar ilginç bir şey söyleniyor: "Denetimle ilgili diğer hükümler" başlıklı üç satırlık bu maddeyle, denetimin yapılması ve faaliyet raporunun hazırlanması hususunda bu kanunda hüküm bulunmayan durumlar 5018 sayılı Yasaya gönderiliyor. Zaten, 38 inci maddede, 5018 sayılı Yasa geçerli diyorsunuz. Şimdi, burada, böyle bir hüküm tekrar niye geliyor; doğrusu, tasarının kendi iç tutarlılığı açısından dahi hayret verici.
Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısıyla, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundan da tevarüs edildiği biçimde, teftiş kurulları ortadan kaldırılmakta, onların yerine içdenetim getirilmekte ve içdenetçilere de soruşturma ve teftiş yapma yetkisi verilmemektedir. Eğer 5018 sayılı Yasaya gönderiyorsanız, 5018 sayılı Yasanın durumu da budur, bu tasarının durumu da budur. Dolayısıyla, ne Belediyeler Kanunu Tasarısında ne bu tasarıda ne önümüze gelecek Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında bu boşluğu giderecek düzenlemeye yer verilmektedir. Dolayısıyla, AKP İktidarının yolsuzluklarla mücadele konusunda ne kadar isteksiz, bu konuda ne kadar başarısız olduğunu... Tabiî, vatandaş bir kısmını şimdi görüyor, bir kısmını da yaşayarak görecek. Bu isteksizlikle, yaratılan böylesine kaotik yapıyla, yani, karmaşık bir yapıyla, daha sonra ne gibi denetimsizlik sorunlarının ortaya çıkacağını hep beraber göreceğiz; ama, tabiî, sizin anlayışınızla, siz, sadece geçmiş iktidarların yolsuzluklara karışmış olanlarını yargılamayı yolsuzlukla mücadele sanıyorsunuz. Ne kendi icraat döneminizin ne de bu dönemin daha sonra yargılanması için bir açık kapı bırakmak istiyorsunuz. Eh, sizi kutlarız; gerçekten, bir iktidar kendini nasıl kurtarır politikası da ancak böyle olur, yasama organı böylesine kötüye kullanılabilir.
Ben, burada, bu konuda en azından birazcık hassasiyet taşıyan milletvekili arkadaşlarımı uyarmak için bu konuşmayı yapıyorum. Dikensiz gül bahçesi yaratarak... Yani, denetçilere, sadece denetim yapma yetkisi vererek teftiş ve soruşturma yapma yetkisinin verilmemesinin adı, sadece, dikensiz gül bahçesi yaratmaktır; bunun başka bir adı yoktur. Sizi, lütfen, yasa tasarısını biraz daha iyi okuyarak, bu yasa tasarısıyla ilgili yapılmış eleştirilere, sadece muhalefet partisi tarafından değil, bu konuyla ilgili, Meclis dışından yapılmış birçok eleştiriye kulak vererek, nasıl yanlış bir işin peşinde olduğunuzu daha iyi algılamaya çalışmaya davet ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, burada, öğleden sonra saat 3 sularında da, bu tasarının tümü üzerine konuşurken size söyledim; Sayıştayın buradaki rolü sizi kurtarmaz. Bir kere, Sayıştayı, zaten, bu biçimiyle dönüştürmeye çalışıyorsunuz; bu bir. İkincisi, Sayıştaya, özel ihtisas mahkemeleri, bölge düzeyinde taşra birimleri kurma, gerektiğinde denetimi özel kuruluşlara yaptırabilme yetkileri veriyorsunuz.
Bunu daha önce söyledim, tekrarlamayayım; ama, hiç olmazsa, çıkacak bu yasanın kendi iç tutarlılığı açısından bir yerel sayıştayı öngörmeniz gerekirdi, bunu dahi öngörmüyorsunuz; ama, bu yetmezdi; çünkü, teftiş ve soruşturma yetkisi olan teftiş kurullarının, yine de, sistem içerisinde olması gerekirdi. Zaten, Sayıştay, şu an, yerel yönetimleri inceleme yetkisine sahip; yani, siz, burada, yeni bir durum yaratmıyorsunuz; ama, sadece onun üzerine yıkarak, bu kurumu da çalışmaz hale getiriyorsunuz ve denetim yapamaz duruma getiriyorsunuz.
Tabiî, burada, bir başka şey daha var: Teftişi neyin üzerine yapacaksınız? Pardon, burada teftiş yok da, Sayıştay, denetimi neyin üzerinde yapacak, performans denetimini neyin üzerinde yapacak? Performans denetimi yapmak için elinizde birtakım mekanizmaların olması lazım; bu mekanizmalar kurulmuş mu? 5018'e yollama yapıyorsunuz; 5018'de, yani, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasında -burada tartıştık- böyle bir düzenleme yok ki; yani, olmayan bir şeye gönderme yapıyorsunuz.
Şimdi, bir kere, burada, ilginç bir şekilde, bakanlar, taşra teşkilatı olmayan bakanlar, hangi amaçlarını, hangi ölçütlerle, nasıl gerçekleştirip, nasıl izleyecekler? Burada, bu boşluğu nasıl dolduracaksınız? Bakanların hesap verme sorumluluğu nasıl işleyecek?
Öbür taraftan, valilerin durumunu düşünelim. Şimdi, yerel düzeyde yürütülen çok sayıda kamu hizmeti olacak. Valiler kime karşı hesap vermekle yükümlü olacaklar; bu açık değil, bu belirsiz. Valilerin, bütün bakanlıkların -çünkü, bütün bakanlık faaliyetleri hemen hemen il özel idarelerine bırakılıyor- faaliyetleriyle ilgili amaç ve hedefleri belirlemesi, bunları izlemesi, değerlendirmesi ve bunları bildirmesi zaten mümkün değil. Dolayısıyla, bu, hem uygulanabilir bir durum değil hem valiliklerin üstesinden gelebileceği, altından kalkabilecekleri bir görev alanı değil. Dolayısıyla, burada, il özel idaresi nasıl hazırlayacak bu stratejik planı; mahallî müşterek ihtiyaçlar ölçeğinde hazırlayacak. Peki, bu mahallî müşterek ihtiyaçları aşan hizmetler ne olacak; yani, bunlar, sağlık, orman, çevre gibi hizmetler. Sağlık, orman, çevre hizmetleri sadece mahallî müşterek ihtiyaçlara göre mi belirleniyor; burada ulusal ölçekte ihtiyaçlar söz konusu olmuyor mu? Eğer öyle ise, bunları nasıl değerlendireceğiz? Burada bu bakanlıkların taşra teşkilatı da yoksa, bunların ulusal ölçekte performans değerlendirmesi nasıl yapılacak?
Değerli arkadaşlarım, bütün bunlar açısından baktığımızda, bu tasarının, tıpkı, mütemmim cüzü olduğu, tamamlayıcısı olduğu diğer tasarılarda olduğu gibi, kamu yönetiminde büyük bir boşluk yaratacağını ve bu kadar çok yetki devredilen, bu kadar çok görev üstlendirilen, kaynakları da büyük bir belirsizlik içerisinde olan böyle bir idarenin, yani, merkezî idarenin, görevlerini devralan bir idarenin denetiminin Parlamento adına yapılmaması -çünkü, bunların Parlamentoya sunulması gerekiyor- denetiminin bağımsız teftiş kurulları tarafından yapılmamasıyla, bugün, kamu hizmetlerinin, kamu harcamalarının çok büyük bir bölümünü aktaracağımız bu idarelerin nasıl başıboş kalacağını, nasıl hesap veremez bir durumda kalacağını ve Türkiye'de vergi ödeyen yurttaşların, verdikleri verginin hesabını sormak bakımından nasıl araçsız kalacaklarını gösteren bir örnek tasarı olduğunu söyleyebiliriz ve bu tasarının, herhalde, ileride de kamu yönetimi derslerinde örnek olarak okutulacağını düşünebiliriz. Burada, sizi tekrar bir yanlış yapmaktan alıkoymak için çabalıyoruz, gecenin bu saatinde yaptığımız iş, sizi yeni yanlışlara sürüklenmekten alıkoymaktan başka bir şey değil.
SONER AKSOY (Kütahya)Ders verme...
OĞUZ OYAN (Devamla)Ders vermek diyorsanız, onu siz söylüyorsunuz; ihtiyacınız varsa, ders olarak düşünebilirsiniz.
Değerli arkadaşlarım, herkesin ders almaya ihtiyacı vardır. Ben, meslekî hayatımın büyük bölümünü ders vererek geçirdim; ama, şu ilkeyi hiçbir zaman unutmadım; bir öğretim üyesi, sürekli kendini öğrenci hissettiği zaman, yani, sadece vererek değil, öğrenerek kendini beslediği zaman öğretim üyesi olur. Bir milletvekili, ancak kendisini besleyerek, okuyarak, geliştirerek görevini layıkıyla yapar, bu göreve layık olmak zorundayız; çünkü, bu millet, bizi, bu görevi layıkıyla yapmak için seçmiştir; burada, arada çıkıp maç seyretmek için değil.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
37 konuşma daha · 23 Haziran 2004
