İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 98. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)

Orhan Eraslan

Niğde Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 98. Birleşim · 1. yasama yılı · 25 Haziran 2003 · 1.760 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Eraslan (CHP), 25 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ADLİ YARGI İLK DERECE MAH. İLE BÖLGE ADLİYE MAH. KURULUŞ VE GÖREVLERİ (S.S.146)VE(146'YA 1İNCİ EK)); konuşma 1.760 kelime.

Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Adli yargı ilk derece mah. ile bölge adliye mah. kuruluş ve görevleri (s.s.146)ve(146'ya 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 98. Birleşim tutanağı, 25 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2003-06-25-adli-yargi-ilk-derece-mah-ile-bolge-adliye-mah-kurulus-ve-gorevleri (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun Tasarısının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan kanun tasarısıyla, uzun süredir hukukumuzda yer almayan istinaf mahkemeleri, yeniden, hukuk sistemimize "bölge adliye mahkemeleri" adıyla girmektedir.

Biraz önce konuşan İktidar Partisine mensup milletvekili arkadaşım da, kanun tasarısında bölge adliye mahkemeleri denilmesine rağmen, doğru tanım olan "istinaf mahkemeleri" tabirini kullandı; doğru tanım odur, tasarının tanımı, bölge adliye mahkemeleri tanımı doğru bir tanım değildir.

Bilindiği gibi, 5.6.1879 tarihinde çıkarılan Mehakimi Nizamiyenin Teşkilat Kanunu Muvakkati ile ilk defa istinaf mahkemeleri kurulmuş idi. 1879 yılında, Almanya'da da, aşağı yukarı aynı, istinaf mahkemeleri kurulmuş idi; eşzamanlı olarak, Osmanlıda da kurulmuş idi; ancak, cumhuriyet kurulduktan sonra, 24 Nisan 1924 tarihinde 469 sayılı Mehakimi Şer'iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanununun 9 uncu maddesiyle, uygulamasının başarılı olmadığı ve işleri uzattığı gerekçesiyle kaldırılmıştır.

Sayın milletvekilleri, bölge adliye mahkemeleri adıyla yeniden kurulmak istenen istinaf mahkemeleri nedir, ne işe yarar, nasıl yargılama yapar, temyizden farkı nedir; bu hususların bilinmesinde yarar vardır.

Gerçek şudur ki, istinaf mahkemelerinin, hukukçu olmayan sayın milletvekillerince anlaşılması, epeyce zor olacaktır; zira, istinaf mahkemeleri konusunda hukukçular arasında dahi bir oybirliği bulunmamaktadır. Henüz, adı dahi tartışmalı olan mahkemeler, yeteri kadar bir tartışma süreci olmadan, hukukumuza, bölge adliye mahkemeleri adıyla yeniden getirilmektedir. Adında dahi ittifak yoktur.

Gerek uygulayıcılar ve gerekse de bilim adamları arasında tartışılan, henüz kapsamı dahi tam olarak belli olmayan istinaf mahkemelerine genel bir tanım vermek de oldukça güçtür; ancak, en genel tanımlamasıyla "istinaf mahkemeleri, bir üst derece mahkemesi olup, Yargıtay ile ilk derece mahkemesi arasında yer alır" tanımlaması, en az yanlışı içeren tanımlamadır.

Bundan sonra sık sık karşımıza çıkacağı için, istinaf kavramının da anlaşılması gerekmektedir. İstinaf, kelime olarak, yeniden başlama anlamını taşımaktadır; hukuk tekniğinde ise bir kanun yoludur. Bildiğiniz gibi, kanun yolları, itiraz, istinaf, temyiz, tashihi karar temel başlıkları altında toplanabilir.

Sayın milletvekilleri, istinafın daha iyi anlaşılabilmesi için, temyizden farkını ortaya koymak gerekir. Bilindiği gibi, temyiz, ilk derece mahkemelerinde verilen kararların temyiz mahkemelerince -yani, içtihat mahkemelerince- hukuka uygunluğunun denetlenmesidir. Bu kanun yoluyla, ülkede içtihat birliği sağlanmaktadır. Temyiz yoluyla, mahkeme kararlarının hukuka uygun olup olmadığı denetlenmektedir. Oysa, istinafla, maddî olguların denetimi söz konusudur, vakalar denetlenmektedir. Bir de genişletilmiş temyiz vardır. Bizdeki uygulama da genişletilmiş temyiz biçimindedir. Bu yolda, temyiz mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararlarını, hem hukuka uygunluk yönünden hem de maddî olgunun değerlendirilmesi yönünden denetime tabi tutmaktadır; yani, teknik deyimiyle, hem hukuka uygunluk denetimi hem de vaka denetimi yapmaktadır. Bizim Yargıtayımızın yaptığı da genişletilmiş temyizden ibarettir.

Sayın milletvekilleri, yine, bir kanun yolu olan istinaf ise, esas itibariyle, sadece vaka denetiminin söz konusu olduğu bir yoldur, ilk derece mahkemelerince verilen kararların yeniden ve baştan -maddî meseleler, olaylar önce olmak üzere- kontrol edilmesidir. İstinafın en önemli özelliği, maddî meselenin -yani, olayların- yeni baştan değerlendirilmesi, yeniden tanıkların dinlenmesi, yeniden delillerin toplanması, yeniden gerekli keşif ve incelemelerin yapılmasıdır. Teknik anlamıyla, istinaf yolu budur; temyizden ayrılan yönü de budur; üst derece hâkiminin delille temas etmesidir.

Bizde, bu tasarının kabul edilen şekliyle ve usuldeki değişikliklerle, geniş anlamda istinaf değil, dar anlamda istinaf kabul edilmiştir; yani, istinaf mahkemesi, sadece itirazlı noktalarda yeniden yargılama yapacaktır. Ancak, istinaf dilekçesinde, her hususa itirazı engelleyecek bir hüküm yoktur; isteyen her taraf, istinaf dilekçesinde, tanığın yeniden dinlenmesini veya yeni tanık dinlenmesini talep edebileceği gibi, yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi ve sair hususları talep edebilir ve uygulamada da, bu, böyle olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, istinaf bir ihtiyaç mıdır; bu husus çok tartışmalı noktadadır. Teorik olarak, ilk derece mahkemesinin kararlarının maddî olgular yönünden gözden geçirilmesi fikri, son derece cazip olabilir ya da cazip gelebilir; hatta, adil yargılamanın şartı gibi gözükebilir; ancak, teorideki kimi görünümler, pratikte yanıltıcı olabilmektedir.

İstinaf taraftarları başlıca gerekçeler olarak, hukukçular arasında, diyorlar ki: "Adil ve güvenilir bir yargılama için, ilk derece mahkemelerinin kararlarının yeniden, bir üst dereceli mahkemede, delillerle de temas ederek, olgular yönünden incelenmesi şarttır."

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7 No'lu Protokolünde, bir mahkeme kararının diğer mahkeme tarafından gözden geçirilmesi ilkesi vardır; ama, bu şart da değildir, sakın yanlış anlaşılmasın, böyle bir zorunluluk yoktur; fakat, böyle bir ilke vardır.

İkincisi, istinaf taraftarları "istinaf mahkemeleri, ilk derece mahkemeleri ile Yargıtay arasında bir filtre, süzgeç görevi görecektir; böylelikle Yargıtayın iş yükü düşerek, yargılama hızlanacaktır" demektedirler.

Üçüncüsü "istinaf mahkemeleri tecrübeli hâkimlerden oluştuğu için, ikinci defa yapılan yargılama, vatandaşı daha da tatmin ederek, adaletin daha iyi gerçekleşmesine katkıda bulunacaktır" denilmektedir.

Genel olarak, istinaf taraftarlarının, istinafı savunurken değindikleri noktalar bunlardır, görüşleri bu doğrultudadır. Oysa, gerçeğin kendisi böyle midir; onu incelemek lazım.

Bizde, yargılamadaki en temel şikâyetler nelerdir değerli arkadaşlarım; bizde, yargılamadaki en temel şikâyetler;

1.- Davaların uzun sürmesi,

2.- Davaların yeterince incelenememesi,

3.- Verilen kararların yeterli gerekçeyi taşımaması,

Noktasındadır.

Tabiî, bütün bu şikâyetler, usul yasalarından kaynaklanmamaktadır. Hâkimlerin üzerindeki iş yoğunluğu, hâkim eksikliği, personel yetersizliği, fizikî mekân yokluğu, diğer kurumların savsaklaması, pek tabiî ki usul yasalarımızdaki eksiklikler, bilirkişi sorunu, savunmadan kaynaklanan gecikmeler gibi hususlar, yargının gecikmesi üzerinde etkili olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bunların ışığında, istinaf mahkemeleri -yani, bölge adliye mahkemeleri- yargının içerisinde bulunduğu duruma çözüm olabilecek midir; bu konuyu değerlendirelim.

Birincisi, bölge adliye mahkemeleriyle, yargılama sistemimize bir dişli daha eklenmektedir. Böylelikle, yargı, daha da ağır, daha da geç, dolayısıyla daha da bezdirici hale gelecektir. Yargı, iddianın aksine, hızlanmayacaktır.

İkincisi, iddiaların aksine, bölge adliye mahkemeleri, bir süzgeç görevi yapamayacaktır. Bu, ülkemizin gerçeklerine aykırıdır. İstinafta hak elde edemeyen, eğer temyize başvurma hakkı varsa, bunu sonuna kadar kullanacaktır; kimsenin zerre kadar tereddütü olmasın. Hatta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini de nazara alırsak, Türk yargısı, dört dereceli hale gelecektir. Kimi davalarda nihaî kararı bölge adliye mahkemelerinin verecek olması, hem istinaf mahkemelerinin gerekçesi olarak ileri sürdüğümüz adil yargılama ilkesine aykırı düşeceği için hem de ülkede içtihat bütünlüğünün bozulmasına neden olacağı için doğru değildir.

Üçüncüsü, bölge adliye mahkemeleri, yeniden inceleme, yani istinaf yapacağına göre, yeniden keşif, yeniden bilirkişi incelemesi, yeniden tanık dinleme ve sair hususlar, burada yeni bir birikmeye, yeni bir gecikmeye neden olacaktır. Dinlenecek tanıkları tarafların getirdiğini varsaysak bile -ki, ceza davalarında bu böyle olmayacaktır, olmaması gerekir- keşifleri kim yapacaktır?! İstinabe yoluyla yapılacak keşfin, bidayet mahkemesinin keşfinden ne farkı vardır?! Böyle bir yargılamanın nasıl önüne geçilecektir?! Bu, gerçekçi bir durum değildir. Ülkemiz büyümüştür, 70 000 000'a ulaşmıştır, ilişkiler giriftleşmiştir; bu nedenle de, adliyeye yansıyan işler çoğalmaktadır. Türkiye'de, yargının sorunlarını istinafla çözmek çok kolay değildir.

Dördüncüsü, iddiaların aksine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 7 No'lu Protokolündeki prensip ihlal olunmaktadır. Şöyle ki, 7 No'lu Protokol, yargılamanın ikinci dereceden geçmesini öngördüğü gibi, aynı zamanda, makul sürede bitmesini de öngörmektedir. Bu sistem içinde, makul sürede yargılama yapmak mümkün değildir, değerli arkadaşlarım. Fransa'da bile -ki, Fransa, İmparator Napolyon'dan bu tarafa, geleneğinde istinaf olan bir ülkedir- bir hukuk davası, istinaf mahkemesinde ortalama 27,6 ayda görülmektedir. Bu, Fransa'nın en gelişmiş yeri olan Paris istinaf mahkemelerinde 14,4 aya düşebilmektedir; yani, Fransa'da bile... Bunun ülkemizde seneler olacağını kestirmek işten bile değildir. Kaldı ki, Avrupa'da dahi, istinaftan çok bidayet mahkemelerine önem vermek, yani, ilk derece mahkemelerine önem vermek giderek yaygınlaşmaktadır. Nitekim, yeni Alman kanununda istinaflar geri plana çekilmiş, birinci derece mahkemeleri kuvvetlendirilmiş, birinci derece mahkemesi hâkimine tarafları yönlendirme imkânı tanınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, geciken adalet, adalet değildir. Nitekim, Alman Anayasa Mahkemesi, bir kararında, adaletin tevziinde gecikmenin, vatandaşın dürüst, adil ve yasal yargılanma hakkını ihlal edeceğini ve uzun usul işlemlerinin, suçluyu, davanın objesi haline getireceğini ve onun anayasal hakkını ihlal edeceğini belirtmiştir. Türkiye gerçeğinde bu durum çok daha çarpıcı yaşanacaktır. Hatta, birkısım ceza davaları istinaflarda zaman aşımına uğrayacaktır.

Beşincisi, kurulacak bölge adliye mahkemelerine, doğal olarak, iyi yetişmiş, parlak yargıçlar atanacaktır; atanacağından dolayı, doğal olarak, birinci derece mahkemeleri zayıflayacaktır. Türkiyemizde, ne yazık ki, çok iyi yargıç sayısı çok fazla değildir; bu gerçeği de görmek durumundayız. Ayrıca, birinci derece mahkemeleri, nasıl olsa olay istinafa gidecektir, istinafta değerlendirilecektir diyerek, gerekli özeni, üzerine düşen özeni de göstermeyecektir.

Altıncısı, yargılama, ucuz ve seri olmayacaktır değerli arkadaşlarım. Türkiye'nin sadece belli illerinde -önce, Adalet Bakanlığının öngördüğü 15 ilmiş, sonra 8'e kadar düşürülmüş bu; ben, bunun üzerinde çok duruyorum- 8 ilde kurulacak olan istinaf mahkemelerinde dava takibi oldukça masraflı olacaktır. 8 bölgede var. Siz tanık dinleteceksiniz. Hele hele, buralardaki mahkemeye tanık götürmek, keşif yaptırmak, iyice altından kalkılamaz bir masraf haline dönecektir. Düşününüz ki, Türkiye'nin 8 ilinde kurulacak bu mahkemeye ilinden kalkıp gideceksin. Bütün bu masrafların, davanın değerini, müddeâ bihini aşar nitelikte olacağına kuşkunuz olmasın.

Yedincisi, tasarı, gerçekçi ve Türkiye'ye uygun değildir.

Değerli arkadaşlarım, Yargıtayımız, 21 hukuk, 11 ceza dairesiyle çalıştığı halde ve tanık dinlemediği, keşif yapmadığı halde, yani, denetlemeyi sadece dosya üzerinden yaptığı halde tıkanmış durumdadır. Dikkat buyurun; 21 hukuk, 11 ceza dairesi var, denetlemeyi dosya üzerinden yapıyor. Siz, istinaf yoluna da, Yargıtaya gelen dosya sayısı kadar dosya geleceğinden kuşku duymayın. İnsanlar bu defa istinafa gidecek. O zaman, 8 bölgedeki istinaf mahkemesine, hem tanık dinlettirerek hem keşif yaptırarak hem de diğer delillerle temas ettirerek nasıl denetleme yaptıracaksınız?!

Bu itibarla, kurulması düşünülen 8 civarındaki bölge adliye ya da istinaf mahkemesi, tüm Türkiye'deki davaları, hem de delillerle temas ederek ikinci derece mahkemesi olarak inceleyebilme olanağına sahip değildir. Kaldı ki, Fransa'da dahi 30'un üzerinde istinaf mahkemesi vardır; hem nüfusu hem yüzölçümü hem de dava sayısı bizden az olduğu halde.

Sayın Adalet Bakanı kimi konuşmalarında bölge adliye mahkemelerinin bölge idare mahkemelerine paralellik arz edeceğini söylediği halde, 8 adet bölge adliye mahkemesi kurulması düşünülmektedir. Oysa...

Sayın Bakanım, 24 müdür bölge idare mahkemesi?

ADALET BAKANI CEMİL ÇİÇEK (Ankara)Evet.

ORHAN ERASLAN (Devamla)24 adet bölge idare mahkemesi vardır. Sadece itirazlara dosya üzerinden baktığı halde, bölge idare mahkemeleri dahi tıkanmış durumdadır. Bölge adliye mahkemelerine gelecek iş yükü, Yargıtaya gelenden daha az olmayacaktır; kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Avrupa'da bile istinaflarda -buraya dikkat edin arkadaşlar, istinaf yargıyı hızlandırır diyenlere- 17 yıl süren davaların olduğu unutulmamalıdır.

Sekizincisi, bir başka mahkemenin yükünü azaltmak için bir başka mahkeme kurulmaz. Yargıtayın iş yükü fazla diye kurulacak bölge adliye mahkemeleri, Yargıtayın iş yükünü azaltmak bir yana, yeni sorunların doğmasına neden olacaktır. Görüşülen yasa tasarısıyla ve görüşülecek olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısıyla, bölge adliye mahkemelerine, hukuka uygunluk denetim yetkisi de verilmektedir; bu, çok tehlikeli bir durumdur. Bizim tasarımızda, bölge adliye mahkemeleri, vaka denetiminin yanı sıra, hukuka uygunluk denetimi de yapmaktadır. Ülkede içtihat bütünlüğünü ve dolayısıyla hukuk bütünlüğünü bozacak şey budur. Ayrıca, ülke bütününde bölgesel otoritelerin doğmasına yol açacaktır. Bu durum, üniter devlet yapısıyla da çelişki yaratacaktır.

Dokuzuncusu, yargımızın çok önemli boyutlarda, çok çeşitli sorunları vardır; ancak, ne yazık ki, bütçemizin ancak onbinde 71'ini, yani, yüzde 1'inden çok azını Adalet Bakanlığına ayırabilmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bütçe konuşmasında da biz buna değinmiştik. Bu kaynak kıtlığı nedeniyle, daha önce yasalaşan çocuk mahkemeleri, trafik mahkemeleri ve aile mahkemelerinin adı var kendi yokken, yeni kurulacak bölge adliye mahkemelerinin de yargıyı etkin, hızlı bir hale getirmeyeceği, tam aksine, içinden çıkılmaz bir keşmekeş içine sokacağı kesindir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 25 Haziran 2003

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook