Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 119. Birleşim · 2. yasama yılı · 14 Eylül 2004 · 935 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 14 Eylül 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNU TASARISI (SS.664) VE (664'E 1İNCİ EK)); konuşma 935 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Türk ceza kanunu tasarısı (ss.664) ve (664'e 1inci ek)”. TBMM Genel Kurulu, 119. Birleşim tutanağı, 14 Eylül 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2004-09-14-turk-ceza-kanunu-tasarisi-ss-664-ve-664-e-1inci-ek-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri; görüşmekte olduğumuz Ceza Yasası Tasarısının 2 nci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.
Değerli arkadaşlarım, tabiî, burayı bir polemik kürsüsü görmeyiz; hele hele, böyle temel bir yasada hiç görmeyiz. Dikkat ederseniz, konuşmalarımız siyasî ağırlıklı değil, hukukî ağırlıklı değerlendirmelere dayandı; ancak, bir yanlış anlamayı düzeltme ihtiyacı içerisindeyim, ondan sonra maddeyle ilgili değerlendirmelerimi sunacağım.
Sanırım -kendisi de çok sevdiğim, değerli bir arkadaşımdır- konuşmamın bir bölümünü kaçırdığı için, orada, Mecliste ülkeye zarar verme niyetinde olanların var olduğu gibi bir sonuca varmış. Aynen not ettim: "Bu Mecliste kimse ülkeye zarar verme niyetini taşımaz" dedi. Elbette taşımaz. Öyle bir şey mi söyledim, affedersiniz; ben öyle bir şey söylemedim.
Şimdi, konuşma metnimden baktım; ne söylediğimi ve arkasındaki felsefeyi açıklayayım; öyle, uzaktan taşlama gibi bir niyetimin olmadığını da herkes anlasın. O bir felsefedir, orada koskoca bir ceza hukuku felsefesi yatar. Bunu anlayamayıp ya da kaçırıp bir noktayı, yani, sağa sola bulaştığımız -affedersiniz, amiyane tabirle- sonucu çıkarılmasın. "Ülkenin gündemine gelmiş bir Ceza Kanunu Tasarısında kodifikasyon yönteminin hatalı olduğunu bilmemize rağmen, bu çalışmanın, hiç değilse ülkeye en az zarar verir şekilde olması için çaba sarf edilmesi gerekmiştir" demişim.
Arkadaşlar, kodifikasyon yönteminde hatalı gördüğümüz şey nedir; bunu açıkladım sanıyorum. Açıkladım, ama, konuşmamın tümünü dikkatle izlemek lazım. Ceza kanunları, milletvekillerinin daha önce yaşadıklarına, hayat tecrübelerine bırakılamaz. Bırakılırsa ne olur?.. Bizler siyasetçiyiz değerli arkadaşlar. Bizlerin öncelikleri vardır. Seçmenin istekleri vardır. Biz bu önceliklere göre yönleniriz. Eşyanın tabiatının gereği de budur. Her siyasetçinin önceliği vardır. Her siyasetçi, dünya görüşüne göre, siyaset anlayışına göre o önceliğe yönlenir; ama, o önceliklere yönlenirken, bu defa, başka bir yerde özgürlükleri sınırlamak gibi bir tehlike yaratırsınız, karşı karşıya kalırsınız. İşte, bunun güvencesi, ceza kanunlarının, bir okul etkisi altında, doktrinin müdahalesiyle, bilimadamları kurullarınca hazırlanıp milletvekillerinin fazla müdahalesinin olmamasıdır. Onun için, rahmetli Faruk Hocadan da şurada okudum, tekrar okuma ihtiyacındayım: "Ceza kanunları uzun ve şuurlu bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır" diyor; anlatıyor: "Bu sebeple, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün icaplarına sadakat göstermek lazımdır; hukuk tekniği, bir bakıma, kişi hürriyetlerinin teminatıdır" diyor. Benim anlatmak istediğim bu; yani, siyasetçiler olarak... Ben, hiçbir siyasetçi kötüdür demiyorum. Bu ülkenin her siyasetçisi değerlidir, her siyasetçisi kıymetlidir. Ben de bir siyasetçiyim ve dünyanın en zor işini yapıyor her siyasetçi, en zor işini yapıyor; bunun bilincindeyim; ama, bir ceza kanunu hazırlıyoruz. Öncelikler konusunda bir mantalite sıralaması yaptığımızda, ihtimal ki, dengeyi gözden kaçırma ihtimalimiz vardır. Kastettiğim bu. Onun için yöntemde bir yanlışlık vardır dedim. Yoksa, elbette ki, Yüce Meclisin hiçbir üyesinin, böyle, ülkeye zarar verme niyetinde filan olduğunu düşünmüyorum. Bu, bunun yorumudur, bunun felsefî açılımıdır. Belki, herhalde, değerli kardeşim başlangıcını dinleyemediği için, onu kaçırmış olsa gerek. Öyle anlaşıldıysa, onu düzeltiyorum; birincisi bu.
İkincisi; bir serzenişte bulundum değerli arkadaşlar, bunun içine kendimi de dahil ettim, yanlış anlaşılmasın. Bizler, siyasetçiler olarak yasa yapmaya kalktık; ceza yasası. 112 nci maddeye kadar tıkır tıkır geldik. Hatta, özgürlükler konusunda -yani, Allah için söylesin herkes- Cumhuriyet Halk Partisi daha gayretli bir çaba içerisindeydi; ama, 112 nci maddede bir şey oldu, keşke olmasaydı -dün, ben, hocalarla konuşurken de söyledim -Hürriyeti tahdit fiili, sırf. -yani, hiç anlamlı değildi- acaba bir yerine türban sokar mıyız diye beşe bölünerek anayasa maddeleri gibi döşenilmeye başlandı. Ondan sonra, karşılıklı -ve aynen sözüm öyledir- güvensizlik ortamı doğdu. Belki, daha iyi metinler çıkarılabilirdi. O karşılıklı güvensizlik ortamını aşamadık. Bütün sorun bu. Bunu anlattım. Bu, bir talihsiz durumdur. İşte, siyasetçiler yapınca böyle durumlar oluyor. Doktrin çerçevesi içerisinde yapılsaydı, bu durumlar olmayacaktı. Anlatmak istediğim, hukukun ve kodifikasyonun felsefî açıdan yorumuydu. Burada bir yanlış anlamayı düzeltiyorum.
Şimdi, maddeyle ilgili olarak kısaca şunları söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım "kanunsuz ceza olmaz, kanunsuz suç olmaz" ilkesi ceza kanununun özetidir. İşte, ceza kanununun özeti bu felsefede gizlidir. İlk defa Alman Filozof Ludwig Feurbach tarafından formüle edilmiş; "nullum crimen sine lege" kanunsuz suç olmaz, "nulla poena sine lege" kanunsuz ceza olamaz. İşte, koskoca ceza kanunu bu temelde yatar.
Bunun esprisi nedir değerli arkadaşlarım; birkaç kelimeyle, değerli zamanınızı almadan ifade etmeye çalışayım. Buna, kanunun tekelciliği ilkesi de deniliyor, kanunîlik ilkesi de deniliyor. Biz, bunu biraz da açtık. Hatta, ceza hukuku derslerinde, ceza genel derslerinde anlatılacak konuları da işte açarak -yanlış anlaşılmasın diye- idarenin düzenleyici işlemlerle suç oluşturamayacağını, kıyas yasağını da koyduk. Bundan dolayı eleştiriler de var; fakat, biz, bu eleştirilerin olacağını bile bile de koyduk. Neden; çünkü, kimi zaman, bizim hukukumuzda, bu kadar temel bir şey bile yanlış yorumlanabiliyor, kıyasa kaçılabiliniyor ya da düzenleyici işlemlerle ceza konulmaya kalkılabiliyor. İşte, bu olmasın diye koyduk. Kanunîlik ilkesi, riayet edilmediği takdirde, kişinin kendi fiil ve hareketlerine egemen olabilmek iktidarı tamamen yok edilmiş olur; yani, kanunîlik ilkesine riayet etmezseniz, kişinin nerede duracağını, nerede durmayacağını bilebilme olanağı yoktur.
Değerli arkadaşlarım, bunun temel felsefelerinden, temel kaynaklarından biri de şudur: Ceza hukukunun esası, yalnız kanundur. Bu sebeple, kıyaslama, hukukun genel prensipleri, örf ve âdet, ceza hukukunda yer alamaz. Bunu, zaman zaman arkadaşlarımız, işte, ceza hukuku yapılırken, örfümüz, âdetimizdir... Doğrudur; medenî hukukta, ticaret hukukunda örfün, âdetin yeri vardır; ama, ceza hukukunda örfün, âdetin yeri yoktur. Kanun varsa suç var, ceza var; karşılığı, yaptırımı var. Kanunsuz suç ve ceza olmaz prensibi, esas itibariyle, yurttaşı, kişiyi, devletin ve yargıcın karşısında koruyan, onların haklarının teminatı olan bir ilkedir. Bunun iyi anlaşılması gerekir. İyi anlaşılmaması halinde, koskoca bir ceza kodifikasyonu çalışmamız boş yere gitmiş olur. Yani, ilerisi için de söylemek istiyorum; çeşitli düzenlemeler yapılacak; orada, arkadaşlarımız, işte, örfümüzde, âdetimizde böyle değil yahut şunumuzda bunumuzda böyle değil... Bu, ceza hukukunun konusu içerisinde değildir. Yasa koyucu olarak Yüce Meclis, yasaya neyi suç olarak koyarsa o suçtur; onun müeyyidesi olarak ne müeyyide koyarsa o da cezadır. Belki, bu da ceza hukukunun en özet ifadesidir, hulasasıdır demek çok haksızlık olmaz.
Hepinize saygılar sunarım. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
19 konuşma daha · 14 Eylül 2004