Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )
Niğde Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 103. Birleşim · 3. yasama yılı · 26 Mayıs 2005 · 1.726 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Eraslan (CHP), 26 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KAN.TEKL.(SS : 901 )); konuşma 1.726 kelime.
Orhan Eraslan (CHP, Niğde). “Türk ceza kanununda değişiklik yapılmasına dair kan.tekl.(ss : 901 )”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-eraslan-22-2005-05-26-turk-ceza-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kan-tekl-ss-901 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ORHAN ERASLAN (Niğde)Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyeleri, değerli arkadaşlarım; 901 sıra sayılı kanun teklifinin tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
(x) 901 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
Değerli arkadaşlarım, bundan yaklaşık sekiz ay kadar önce, bir kod yaptık Meclis olarak. Kod diyorum, bir yasa; ama, bir bütünlüklü yasa olduğu için bunu kod olarak adlandırıyoruz. Türk Ceza Yasası yaptık. Şimdi, bir eğilim, bir rüzgâr başladı. Denildi ki: "Avrupa Birliğine girebilmemiz için bu yasanın çıkması şart. Böyle bir yasa çıkartmalıyız, Türk Ceza Kanununu toptan değiştirmeliyiz." Şimdi, gerçek bu değil. Gerçek şuydu, bunu önce açıklamakta yarar var: Halen yürürlükte bulunan ve 1 Haziran itibariyle yürürlüğü sona erecek olan 765 sayılı Türk Ceza Yasasının 30-40 kadar maddesinde Avrupa Birliği müktesebatıyla çelişen hususlar vardı, doğrusu buydu. Bizden de istenilen bu çelişkilerin giderilmesiydi, yeni bir kod değildi. Benim, o zamanki düşüncem de bu çerçevedeydi, şimdi de ifade etmeye çalışacağım.
O 30-40 maddelik restorasyon yapılabilinirdi, 17 Aralığa yetiştirilebilinirdi; yani, rahat bir biçimde yetiştirilebilinirdi, bu yapılmadı. Ne yapıldı; Türk Ceza Yasası çok eskidi, 60'ın üzerinde değişiklik gördü, yenisini yapalım denildi.
Bu fikir yanlış mı; temelde yanlış değil, doğru, değerli arkadaşlarım. Hakikaten, 765 sayılı Yasa 60'ın üzerinde değişiklik görmüştür, aşınmalar meydana gelmiştir, uygulamada sıkıntılar doğmaya başlamıştır, çelişik hükümler de içermeye başlamıştır; bütün bu eleştiriler doğru, yanlış değil. Bütün bu eleştiriler doğru, yeni bir ceza yasasının da yapılması lazımdı, 78 senedir yürürlükteydi; ama, şimdi, bir şeyi yapmaya niyet ederken bir hedef belirlemeliyiz; Türk Ceza Yasası yapacağız, bu yasa, Türk toplumu için, Türkiye'yi daha iyi bir özgürlük ortamına, daha çağdaş bir ortama taşıması için yapılmalı ve zaman sıkıntısı taşımamalıydı. Bunun için diyorum 17 Aralık baskısıyla yapılmasa daha da doğru olurdu. 17 Aralıkta, mevcut yasada 30-40 maddeyi restore ederek, o ihtiyacı savabilirdik; yani, bizim yeni yasa yapmamızın AB tarafından bizden istenebilmesi bir şarta bağlıdır, Türkiye AB'ye aday ülke olarak alınacak ve 10 yıllık bir süre verilecek. Böyle bir şey yokken, kendi kendimize, yapmışken bunu yapalım dedik; ama, süre yetersiz bir süreydi. Bu baskı altında, bir acelecilikle, bir ivecenlikle ceza yasası hazırlandı. Bunun içinde, biz de, büyük bir iyi niyetle yer aldık ve elimizden gelen gayreti de gösterdik; fakat, ceza yasası yapılma sürecinde, biz, bir yandan da dünyada bu işler nasıl oluyor, öğreti bu alanda ne diyor onu öğrenmeye, onu gözden geçirmeye başladık. Şimdi, dünyadaki örnekleri bizdekiyle bağdaşmıyor; Almanya'da yirmi yılda yapılmış, Fransa'da onsekiz yılda yapılmış, İspanya'da yirmiyedi yılda yapılmış, İtalyanlar, hâlâ, kırk yıla yakındır uğraşıyorlar; böyle bir çalışmayla yapılıyor. Biz, bunu altı ay yirmi günlük çalışma sonucu meydana getirdik değerli arkadaşlarım. Bu sürece riayet etmememin getirdiği bütün olumsuzlukları da Ceza Yasası üzerinde taşıdı. Kimsenin art niyetidir demiyorum, kötü niyetidir demiyorum.
Şimdi, ceza yasasının diğer yasalardan bir farkı var; bu, bir temel kod, insanın ve toplumun tüm hayatını kucaklıyor. Bir maddeyle milyonlarca ilişkiyi düzenliyorsunuz, bir maddeyle. Bir madde milyonlarca ilişkiyi düzenliyor ve insan özgürlüklerini hedef alan düzenleme yapıyor. Onun için, bu yasanın yapılmasında diğer yasalardan farklı bir yol izliyor dünya, farklı bir yol izlenmesi gerekiyor.
Bunu, bu işi çok iyi bilen Hocamız rahmetli Faruk Erem şöyle söylüyor; izin verirseniz ondan aktarmak istiyorum: "Ceza kanunları uzun ve şuurlu bir teknik çalışmayla hazırlanmalıdır. Ceza kanunu kadar kişi hürriyetiyle yakından hiçbir kanun alakadar değildir. Neticeleri kişi hürriyetine müessir kanunların başında ceza kanunları gelir. Bu sebeple, ceza kanunlarının hazırlanmasında hukuk tekniğinin en üstün icaplarına sadakat göstermek lazımdır. Hukuk tekniği bir bakıma kişi hürriyetlerinin teminatıdır." Şimdi, burada, kişi hürriyetlerinin teminatını siyasîlerin tercihine bırakmıyor, hukuk tekniğine bırakıyor.
Değerli arkadaşlarım, daha da ileri gidilerek "ceza kanunu milletvekillerinin hayat tecrübesine ve tercihlerine bırakılamaz da" denilen yerler var; çünkü, bu, belli bir şuurlu, bilinçli teknik içerisinde gerçekleştirilmezse, ihtimal ki, teknik olarak aksak bir şey, sıkıntılı bir şey ortaya çıkar; bu da ileriki yıllarda büyük problemler yaratır.
Yine aynı Faruk Hoca şöyle devam ediyor: "Ceza kanunları çabuk değişmemelidir. Çabuk değişen kanunlar, kusurlu, iyi hazırlanmamış kanunlardır. Kanunların sık değişmesi, hukuk kaidesinin vatandaş vicdanında yerleşmesine, manevî otorite kurmasına engel olur."
Şimdi, hep konuşuyoruz kendi aramızda: "Ya, ne yapalım, hata yaptıysak, dönüverir, düzeltiriz; yani, bu Allah yapısı değil ya." Doğru, değil; ama, şimdi, sık değişirse ceza kanunu, hukuk kaideleri vatandaş vicdanına oturamıyor, öyle de bir sıkıntı yaratıyor; yani, ceza kanununun bir amacı da, suçun önlenmesi gibi bir fonksiyonu da olduğu düşünülürse, bunun da ehemmiyeti vardır.
Kaldı ki, bir felsefe, bir öğreti çerçevesinde hazırlanan kanun, rasgele değişikliklerle bütünlüğünü de kaybediyor. Bunun için, değişiklik konusu çok sıkça eleştiri konusu edildiğinde "ne yapalım öyle olduysa, şimdi de böyle yaparız" denilerek geçiştirme olanağı yok, değerli arkadaşlarım.
Ceza Kanununa, yine merhum Hoca "menfi anayasadır" diyor. Yani, anayasa, özgürlüklerin sınırını çizer, ceza kanunu da yasakları belirler. Bu anlamda, öyle de bir fonksiyonu vardır.
"Genel kanun niteliğinde olduğu için, hukuk düzeninin esasını ve sürekliliğini sağlayan bir kanundur. Bu çeşit kanunlar, ekseriya, uzun bir öğreti çalışmasının verilerinden faydalanılarak hazırlanır; bu bakımdan, daha mükemmeldirler teknik anlamda" diyor Faruk Hoca.
Değerli arkadaşlarım, bu ölçüleri getirdiğimizde, 5237 sayılı Yasa, ne yazık ki, bu ölçüler içerisinde değildir; bunu kabul etmek durumundayız; yani, bir yanlışı sahiplenerek "hayır, böyle değildir" demek durumunda değiliz; ama, artık, yapılacak şeyler var şu aşamada. İki ay ertelendi yürürlüğü; eksiklikleri görüldü ve birtakım eksiklikleri giderilerek, 1 Haziran itibariyle yürürlüğe girecek. Yürürlüğe girmeden değişiklikler gündeme geldi. Yapılamayan değişiklikler de var; burada onları da paylaşacağım sizinle, zamanımın elverdiği ölçüde.
Şimdi, bu yasa yürürlüğe gireceği zaman görüldü ki, değerli arkadaşlarım, toplumun her kesimi; basını, hekimleri, kadın örgütleri, hukuk çevreleri, fakülteler, barolar, yargıçlar, savcılar, herkes feveran ediyor, bir şeyler söylüyor. Kuşkusuz, bunun hepsi doğru değildir değerli arkadaşlarım. Doğrudur deme imkânına sahip değiliz, hepsi doğrudur demiyorum; bir bölümü haklı da değildir belki, haksızdır da; ama, bir şey var, menfi anayasa dediğimiz, o nitelikleri sağlayan yasa, 17 Aralık takvimi nedeniyle yeterince toplumda tartışılamamış, benimsetilememiş ve o veriler elde edilememiş, bilimin, öğretinin verilerinden istifade edilememiş. Bu ortaya çıkıyor.
Burada şunu demek, doğru yaptığımız anlamına gelmez: "Bin yere biz tasarıyı gönderdik, ne yapalım, cevap verselerdi." Bunu demek, arkadaşlar, bu eleştirilerin önünü almak değildir. Kaldı ki, bin yere tasarıyı gönderdikten sonra iyi ki cevap vermediler, iyi ki cevap vermediler... Haziran başında bin yere tasarı gönderildi, yirmi gün sonra, biz, tasarıyı görüşmeye başladık. Diyelim ki, bin yerden 3'er sayfa cevap gelse, 3 000 sayfa ederdi değerli arkadaşlar; bizim, onu, yirmi günlük bir süre içerisinde okuyabilme şansımız yoktu; dokuz günde de bunu görüşerek bitirdik komisyonda.
Ne oldu? Neydi acelemiz? Söyledim ben baştan beri; yasa 17 Aralığa endekslenince hata oldu, endekslenmemeliydi. Doğru yol izlenemedi, bilimin, öğretinin verilerinden yeterince yararlanılamadı, yasa toplumun geniş kesimlerinde açılamadı, bugün sıkıntılar devam ediyor. Bundan sonra, bir tarafını yaparken, bir tarafını bozma olanağınız da daha kuvvetli ihtimaldir.
Değerli arkadaşlarım, şimdi, ceza yasası yapmanın evrensel ölçüleri vardır. Bunlara da yeteri kadar riayet olunabildiği kanısında değilim. Şimdi, ben o kurulun üyesiyim; ama, ben açıkyüreklilikle, tüm dünyaya ilan ettim ve buraya yazdım. Biz, altkomisyon olarak ceza kanunu yapma yeterliliğinde değiliz, bilimsel yeterliliğinde değiliz. Böyle bir şeye hakkımız yok. Dünyada da bunun örneği yok. Yani, bu ayrı bir iştir, ayrı bir şeydir; bu, öğretinin işidir birinci derecede ve Türkiye'nin kolektif aklının kullanılması gerekir diye, bunu laf olsun diye değil, Ceza Kanununun esas konuşması sırasında, tümü üzerindeki konuşmada da, yine, bu kürsüden ifade ettim.
Şimdi, bu ilkelerin hepsini bizim görmemiz, uygulayabilmemiz, milletvekillerinden -özel bir ihtisası yoksa- ortalama bir hukukçu milletvekilinden beklenebilecek bir şey değildir. Yerine getirmesi de düşünülebilecek bir şey değildir. Nitekim, böyle de oldu. Komisyona danışmanlık yapan hocalar -kimse de kusura bakmasın, kimseyi incitmek istemem- öğretide tartışılmayan görüşlere sahip; yani, öğretinin en şeyi durumunda değiller. Kaldı ki, öğretide tartışılmayan da yoktur, herkes tartışılıyor, en üstünden en şeyine... Böyle olunca da, birtakım sıkıntılar oldu. Bakın, yasa yapmanın, evrensel ilkeleri neler ceza yasası açısından: Kanunîlik ilkesi; yani, açıklık ilkesi.
Değerli arkadaşlarım, "kanunsuz suç ve ceza olamaz kuralı, devletin ve yargıcın karşısında, fertlerin kamu haklarının teminatıdır" diyor büyük üstat merhum Faruk Erem. Cezaların alt ve üst sınırı arasındaki makasın fazlaca açık olmasının, belki cezaların şahsîleştirilmesi açısından yarar sağlar gibi bir faydası varsa da, bu denge tam tutturulamamıştır. Kanunîlik ilkesi açısından da sıkıntı yaşattığı noktalar vardır, 2 yıl ile 15 yıl arasında ceza makası açık olan şeyler vardır. Bunun açıklanması her zaman kolay değildir.
Şimdi, zarar ilkesi... Değerli arkadaşlarım, her aklına gelen her aklına geldiği biçimde, ben şu işi ceza kanununa suç olarak koyacağım, işte bunu bu şekilde düzenleyeceğim diyemez. Öyle bir düzenleme, öyle bir kural koyma, "ben yaptım oldu" olmaz. Ceza kanununda buna "zarar ilkesi" deniliyor. Ceza kanunu, aslında, emir ve nehiyler vazetmez. Evvelce diğer hukuk kolları tarafından vazedilmiş emirlere, kendine has ve daha şiddetli müeyyideler koyar. Yani, ceza kanununda suç olarak benimsenen, belirlenen şeyler başka hukuk kolları tarafından emir ve nehiy olarak getirilmiş şeylerdir; ceza kanunu bunları müeyyidelendirir. Bu ölçü de tutturulamamıştır birçok bakımdan.
Bir başka, kusur ilkesi... Değerli arkadaşlarım, suç, toplum halinde yaşamanın esas şartlarının ihlalidir. Kusurlu olması gerekir suç işleyenin. Bizde, bilinen şekliyle kast, taksir, ana kalıplar içerisinde. Burada da her zaman bunun tam tutturulabildiğini söyleme olanağı yoktur.
Gerekli ve orantılı ceza ilkesi. Evet, değerli arkadaşlarım, bu konuda da Ceza Kanununda önemli gedikliklerin olduğunu, önemli yanlışlıkların olduğunu kabul etmek durumundayız, suçlar skalasının doğru düzenlenmediğini kabul etmek durumundayız. Bunların birçok örneği vardır. Size bir örnek vereyim: Yaralama, mesela, basınla ilgili bir suçtan daha az cezaya çarptırılıyor. Şimdi, insanın yaralanmasının... Müstehcenlik, devletin güvenliğinden daha fazla bir cezaya çarptırılıyor. Bu şekilde bir dengesizliğin suçlar skalasında olduğu ortada.
Şimdi, bu, yürürlüğe girecek kaçınılmaz olarak; ama, restorasyon ihtiyacı da var. Kriminolojinin ve penolojinin verilerine dayanılmadığı. Dayanıldı derlerse doğru değildir arkadaşlar. Yani, felsefesi de "ben yaptım oldu" felsefesidir. Doğrusunu söyleyeyim; belli bir şeyde, bir felsefe bütünlüğünde olmadı.
Biz hep şunu düşündük, söylediğimiz şey şuydu: İnsanı koruyalım. Niye insanı koruyalım?.. Şimdi, 765'te bir hata vardı. 765'teki hata şu: Zanardelli tasarısına, daha sonra, Rocco'nun getirdiği değişiklikler eklendiği için, mala karşı suçların cezası, insana karşı suçlardan daha ağırdı. Biz bunu yapmayalım, insana karşı suçlar daha ağır olsun denildi; ama, bu bir felsefe bütünlüğü değil. Bunu kabul etmek gerekir, iyi niyetle de söylemek gerekir; yani, bir şeyin hataları neyse onu göstermek, onları belirtmek gerekir.
Şimdi, yasa teklifi, teknik bakımdan sorunlu, cezalar orantısız, kadınlara bakışta hâlâ sorun var, hekimlere bakışta sorun var, basına bakışta sorun var, yolsuzlukla mücadelede yeterlilikleri yok. Bu noktada Yargıtayın birtakım teknik istekleri oldu ve kimi siyasî tercihler de buna katılarak, bir teklif gelmiştir. Yani, böyle bir koda teklifle değişiklik yapılması da ayrı bir tartışma konusudur teknik manada, doğruluğu çok tartışılır; ama, bu teklifte yer almayan şeyler vardır önemli olan, yer alanlardan daha çok yer almayanlar var, yer alması gerekenler var. Mesela, nelerdir?
Zamanım yetmiyor; bilemiyorum, şahsım adına olan süreyi ilave edebilecek mi Sayın Başkan.
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
26 konuşma daha · 26 Mayıs 2005