İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 69. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Türk edebiyatının ustalarından tarık buğra'nın ölüm yıldönümü hakkında

Orhan Erdem

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 69. Birleşim · 4. yasama yılı · 1 Mart 2006 · 833 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Orhan Erdem (AK Parti), 1 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK EDEBİYATININ USTALARINDAN TARIK BUĞRA'NIN ÖLÜM YILDÖNÜMÜ HAKKINDA); konuşma 833 kelime.

Orhan Erdem (AK Parti, Konya). “Türk edebiyatının ustalarından tarık buğra'nın ölüm yıldönümü hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 1 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-erdem-22-2006-03-01-turk-edebiyatinin-ustalarindan-tarik-bugra-nin-olum-yildonumu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ORHAN ERDEM (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizi izleyen çok değerli milletim; öncelikle, hepinizi, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Gündemdışı konuşmam da, Türk romanının en usta yazarlarından biri olan, benim de doğum yerim Akşehir'den, Nasrettin Hoca diyarından, 1918'de hayata gözlerini açan, 1994 yılında aramızdan ayrılan, bu yıl 12 nci ölüm yıldönümünü kutladığımız Tarık Buğra hakkında olacaktır.

Biz, pazar günü -26 Şubat- Akşehir Belediyesince, ölüm yıldönümü dolayısıyla, Akşehir Kültür Merkezinde, çok değerli eski Tarım Bakanımız, Konya Milletvekilimiz Sami Güçlü'nün de katılımıyla, kendisi çok hayranı ve tüm kitaplarını okumuş biri olarak, hayatını irdelemiş biri olarak bize çok doyurucu bir konferans verdi ve orada, daha ne yapabiliriz diye kendi açımdan düşündüğümde, bugün böyle bir söz alarak sizlerle de paylaşmamız gerektiğine inandık. Çünkü, onun hayatı ve yazarlığa geçtiği dönemeçler, günümüz gençliği ve yazarları için ibretlerle doludur. Rahmetli Tarık Buğra'nın ilk ve ortaöğrenimini geçirdiği Akşehir'deki hayatı, aile yaşamı ve büyük saygı duyduğu babası Mehmet Nazım Beyden aldığı kitap okuma alışkanlığı, annesi Nazike Hanımdan aldığı tertemiz ve saf bir değerler kazanımı, onun, ilkeli, dürüst, vatansever, taviz vermez, toksözlü karakterini oluşturmuştur.

Akşehir'deki öğrenim hayatı sonrası İstanbul'da başlayan ve Konya Lisesi mezuniyetiyle biten -1936'da- lise çağları, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Hukuk ve Edebiyat Fakültesinde ikişer, üçer yıl okuyup bırakmasıyla sonuçlanan bir yükseköğrenim hayatı geçirmiştir.

Büyük üstat, lise son sınıfta yazar olmaya karar vermiş ve "yazarın mekânı, tavan arasındadır; kaderi yarı aç yarı tok yaşamaktır" diyerek, idealini açıklamış ve yola çıkmıştır. Onun edebiyat ve kitaplarla iç içe olmasını sağlayan önce babası, sonra, küçük bir tesadüf, ilkokul 3 üncü sınıfta Çocuk Dünyası Dergisinde kazandığı 9 kitap ve daha sonra ilkokul çağında Don Kişot, Monte Kristo, Arı Maya maceraları ve birçok eseri ve 5 inci sınıfı bitirdiğinde Reşat Nuri'nin Damga, Çalıkuşu, Akşam Güneşi ve Dudaktan Kalbe; hem de ikişer, üçer, bir kısmını ve en son eseri 14 kez okuduğunu biliyoruz.

Ortaöğreniminde onu fark eden ve ileride yazar olmaya iten dönemeçlerden biri, şair, araştırmacı Rıfkı Melül Meriç'tir. Yine, edebiyat fakültesi öğrenciliğinde Mehmet Kaplan'ın "bir hikâye yaz" teklifiyle yazdığı "Oğlum" diye bir hikâye, 1948'de Cumhuriyet Gazetesindeki ikincilik ödülüyle tanınma dönemini başlatmıştır.

Ayrıca, Buğra'nın, hayatı boyunca tanınmış yazarlarımızın hepsiyle ilgisi olmuştur. Üniversite yıllarında, İstanbul'da, Küllük isimli ünlü kahvede Yahya Kemal, Tanpınarlar, Ali Nihat Torlun, Mükremin Halil sohbetleri, eski hocası Rıfkı Melül Beyle arkadaşlığı, Prof. Yavuz Abadan, Nurullah Ataç'la birliktelikleriyle olgunlaşma dönemini yaşamıştır.

Bu süreçte, ileride yazmaya başladığında, kronolojik bir sırayla incelendiğinde dikkati çeken, Tarık Buğra'nın acemilik, çıraklık döneminin olmadan ustalaşması söz konusudur. O, daha ilk hikâyesinde usta olduğunu ortaya koymuştur. Tarık Buğra, Küllük'te geçen hayatını "kısa, o serseri günlerde büyük bir şans derim. Buna, edebiyat içimde tortulaşıyordu; fakat, kâğıttan hâlâ kaçıyordum ki, asıl şans diye bunu sayarım. Pişmeden, olmadan, kalıplaşmak tehlikesini böylece tesadüfen atlatıyordum" der.

Tarık Buğra'nın bu olgunlaşma dönemi içerisinde 1947 yılında Akşehir'de çıkardığı Nasrettin Hoca Gazetesi, İstanbul'a dönmesiyle birlikte Haber, Tercüman, Milliyet, Yeni İstanbul gazetelerinde fıkralar yazmış ve sanat sayfaları düzenlemiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun, tamamlayın konuşmanızı efendim.

ORHAN ERDEM (Devamla)Zeytin Dalı, Üç İstanbul Haftası ve Yol dergilerini çıkarır ve onun gazete yazılarının değişik, kendine has özellikleri hiçbir zaman basmakalıp düşünce ve ideolojilerin takipçisi olmamıştır. Tiyatroları; İbiş'in Rüyası, Akümülatörlü Radyo, Ayakta Durmak İstiyorum, Yüzlerce Çiçek Açtı. Romanları; Siyah Kehribar, İbiş'in Rüyası'nın romanlaşması, Yalnızlar romanı gibi daha birçok eseri vardır.

Tarık Buğra'nın sağlam ve sarsılmaz bir yer sağlayan eseri Küçük Ağa'dır. Bu eserde ve bunun devamı Küçük Ağa Ankara'da ve Firevun İmanı romanlarında, millî mücadele, ilk defa değişik bir açıdan ele alınmıştır. Daha çok, devletin resmî görüşünden hareket eden Kurtuluş Savaşı romanlarının tam aksine, bu üç romanında, meseleler, insan, millet açısından ele alınmış, yeni bir yorumla ortaya konulmuştur. Diğer bir romanı Yağmur Beklerken'de serbest fırka dönemini anlatır. Gençliğim Eyvah romanında ise 1970'li yıllarda Türkiye'nin bir numaralı meselesi haline gelen anarşik olayları değişik yönleriyle perde arkasına tasvir ve tahlil eder ve Osmancık romanıyla Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarını anlatır.

Yine, senaryo ve oyunda Sıfırdan Doruğa-Patron. Hikâyeleri; Oğlumuz, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, İki Uyku Arasında en tanınmışlarıdır. Onun romanlarındaki bütün tipler tabiîdir. Tarık Buğra bir tahlil ustasıdır. Bazı romanlarında mesele, bazı romanlarında insan ön plandadır. Güzel Türkçesi, yoğun üslubu, derin tipleriyle, Türk, hikâye, tiyatro ve roman yazarlarının başında yer almıştır.

Değerli vekillerim, rahmetli Tarık Buğra'yı rahmetle anarken, benim konuşma talebinde bulunmam ve Değerli Başkanımın bu noktada söz vermesi noktasında teşekkür ediyorum ve bir hususu da, bu değerli hemşerim yazarın hayatını incelediğimizde sizinle paylaşmak istiyorum. Hayatı boyunca yazarlıktan başka bir geliri olmamış ve sefil bir hayat sürmüş Tarık Buğra, inşallah, olması gerekten çok daha ötede bir yazar olarak, ileride daha iyi anlaşılacaktır. Ancak, ben, birçok köşeyazarının ve roman yazarlarının Tarık Buğra'nın hayatını okumalarını istiyorum. Günümüzde öyle yazarlar çıktı ki, çok kısa sürede medya aracılığıyla önplana çıkarılıp ve ülkemizi arkadan vurmak, gündemdışı, Ermeni veya iç konularımıza kadar gitmeyi kendilerinde bir güç zannettiler. Aslında, onların romancılığını ve hayatını incelediğimizde, rahmetli Tarık Buğra'nın çırağı dahi olamayacaklarını görüyoruz.

Ben buna da dikkat çekerek, çok değerli yazarımız Tarık Buğra'ya tekrar rahmet diliyorum. İnşallah, onun eserlerindeki güzellikleri hem ailelerimiz hem öğretmenlerimiz hem bizler göz önüne alarak, yeni nesillere taşıma noktasında da başarılı olur diyerek, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

19 konuşma daha · 1 Mart 2006

19 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook