Sokak çocuklarının sorunları hk.(10/111,160,180)meclis araşt.önergesi
Konya Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 75. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Nisan 2004 · 2.195 kelime · yaklaşık 11 dakikalık okuma
Kaynak göster
Orhan Erdem (AK Parti), 20 Nisan 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOKAK ÇOCUKLARININ SORUNLARI HK.(10/111,160,180)MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ); konuşma 2.195 kelime.
Orhan Erdem (AK Parti, Konya). “Sokak çocuklarının sorunları hk.(10/111,160,180)meclis araşt.önergesi”. TBMM Genel Kurulu, 75. Birleşim tutanağı, 20 Nisan 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/orhan-erdem-22-2004-04-20-sokak-cocuklarinin-sorunlari-hk-10-111-160-180-meclis-arast-onergesi (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
ORHAN ERDEM (Konya)Sağ olun.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sokak çocuklarıyla ilgili konuya başlamadan önce, tüm çocuklarımızın ve halkımızın Ulusal Egemenlik Haftasını ve iki gün sonra kutlayacağımız 23 Nisan Çocuk Bayramını kutlayarak selam ve saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, 23 Nisan Çocuk Bayramı ve Millî Egemenlik Haftası içerisinde olduğumuz bu günlerde daha da anlam kazandığına inandığım, çocuklarımızı sokağa iten göç, sosyal ve benzer sorunlar tespit edilerek yasal boşlukların doldurulması, gerekli önlemlerin alınması amacıyla Anayasanın 98, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması hakkında önerge sahibi olarak şahsım ve AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Bu konuda, grubu bulunan Anamuhalefet partimiz CHP'nin ve Doğru Yol Partisinin de aynı duyarlılık içerisinde olduğunu bilmekteyiz.
Bugün görüşeceğimiz konu hakkında ilk önergeyi, Iğdır Milletvekili Sayın Dursun Akdemir ve 45 milletvekili arkadaşı, daha sonra Eskişehir Milletvekili Sayın Cevdet Selvi ve 24 milletvekili arkadaşı ve AK Parti Grubu adına benim verdiğim önergeyi de 42 milletvekili arkadaşım imzalayarak Meclise sunduk. İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi olarak da bu konuda birçok çalışmaya katıldık ve sorunun tek başına ele alınma gereği ve sokak çocuklarına, bir an önce önlemler alınarak müdahale edilmesi gerekliliğini gördük.
Değerli arkadaşlar, kısaca sokak çocuklarının tanımını yaparak başlamak istiyorum. Ülkemizde son yıllarda "sokak çocukları" kavramıyla gündeme gelen ve sayıları hızla artan, sokakta yaşayan ve sokakta çalışan çocuklar, aileleri tarafından ihmal ve istismar edilen çocuklardır. Sokak çocukları, uzun ya da kısa süreli de olsa aile ve bir yetişkinin desteği ve korumasından yoksun, her türlü tehlikeye açık olarak sokaklarda yaşayan, çalışan çocuklardır. Sokak çocuklarını, günün belli bir bölümünü veya tamamını sokakta geçiren, aile bağları tamamen ya da kısmen kopmuş, beslenme, barınma, temel ihtiyaçlarının tamamını veya bir kısmını sokaktan karşılayan çocuk olarak tanımlayabiliriz. Bu çocuklardan söz ederken, şimdilerde, uluslararası örgütler "risk altındaki çocuklar" tanımlamasını kullanmaktadır.
Bu grupta yer alan çocuklara götürülen hizmetler de, bu çocukların sorunlarının farklılıklarına göre çeşitlilik göstermektedir. Örneğin, madde bağımlısı çocuklara, tıbbî tedavi hizmetleri gibi farklı hizmetler götürülmesi gerekmektedir.
Değerli milletvekilleri, sık karıştırılan konulardan "sokak çocuğu" ile "sokakta çalışan çocuk" tanımlarını da ayırmamız gerekmektedir. Sokak çocukları, sokakta yaşayan, sokaktaki çocuklar da çalıştırılan, akşam belli bir saatte eve dönen çocukları ifade etmektedir.
Sokak çocuklarının sokakta çalışan çocuklardan farkı dersek, sokakta çalışan çocuklar, ailesinin geçimine katkıda bulunmak ya da kendi masraflarını karşılamak için günün bir bölümünde sokakta çalışan, gecenin erken ya da geç bir saatinde evine dönen çocuklardır. Genelde, tiner, bali ve benzeri madde bağımlılıklarına daha az rastladığımız bu çocukların aile ilişkileri bir şekilde sürmektedir. Sokak çocuğu ise, bir yetişkinin korumasından, yol göstericiliğinden yoksun olan, sokağı gerçek evi haline getirmiş çocuklardır.
Bütünüyle sokağı mesken edinen; yani, geceleri ya da en azından bazı geceler evine dönmeyen, aile koruması ve desteğinden bütünüyle ya da büyük ölçüde yoksun olan sokak çocukları, çoğu zaman, yine, sokakta yaşayan bir grup oluşturmaktadırlar. Bunlar, sevgi, güven, korunma, ait olma ve bu gibi gereksinimlerini bu gruplarda, birlikte yaşayarak karşılamaktadırlar.
Çocuklar sokak yaşantısına başladıklarında, onları, şiddet, fiziksel ve cinsel istismar, yaralanma, suç işlemeye başkaları tarafından zorlanma, kronik ve bulaşıcı hastalıklara yakalanma, sağlıksız koşullarda yaşama ve dengesiz beslenme, cinsel istismar sonucu bulaşıcı ve ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yakalanma gibi tehlikeler beklemektedir. Sokakta çalıştırılan çocuklar, birer sokak çocuğu olmaya potansiyeldir. Zamanının çoğunu sokakta geçiren, ancak ailesiyle bağlarını sürdüren ve geç saatlerde de olsa evlerine dönen çocuklar, sokaklarda oldukları sürede tehlikelerden korunmak için birbirleriyle işbirliği içerisinde gruplaşmaya gitmekte ve bu birliktelik, cesaret, soğuktan korunma, istekleri karşıya rahat ifade etme, utanma duygusunun kalkması, bali ve benzeri uyuşturucu maddelere yönelmeye itmektedir. Çocukları sokakta yaşamaya iten nedenleri, Sayın Bakanımız ve Sayın Cevdet Selvi ifade ettiler, onu tekrar etmek istemiyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye'de sokak çocukları için yapılan araştırmalara genel olarak baktığımızda, çocukların cinsiyet dağılımında yüzde 90'ının erkek, yüzde 10'unun da kız çocuklarından oluştuğu görülmektedir. Bunlar, ayrı bir tehdit oluşturmakta ve kız çocukları, ergenlik çağıyla birlikte, gayrimeşru çocuklar dünyaya getirerek bunları da sokağa bırakmaktadırlar.
Ülkemizde 1950'li yıllarda yaşanmaya başlanan göç ve kentleşme olguları sokak çocukları sorununu da temel olarak önümüze çıkarmış, daha sonra, terör ve ekonomik nedenlerle kentlere hızlı göç, bu sorunu daha da büyüterek önümüze getirmiştir.
Ülkemizde, sokak çocuklarının tam sayısı hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz bir çalışma bulunmamaktadır. Çocuk nüfusunun genel nüfusa oranı, gecekondularda yaşayan çocuk sayıları, büyük kentlerin gecekondularında yaşayan çocuk sayıları gibi veriler gözönüne alınarak çeşitli değerlendirmeler yapılmaktadır. Gecekondu yaşamının, çocuğun sokağa inmesiyle doğru orantılı bir etken olduğu öne sürülmektedir. Net rakamlarla ortaya konulmasa da, Türkiye'de sokak çocukları sorununun gittikçe büyüdüğü, artık, herkesin kabul ettiği bir gerçek durumunu almıştır.
Yasal açıdan bakıldığında, 1995 yılında Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların korunması konusunda önemli bir adım gibi görünse de, bunun hayata geçirilebilmesi istenildiği kadar hızlı ve işlevsel olmamaktadır.
Korunmaya muhtaç çocukların hukukî açıdan korunma kapsamına alınabilmeleriyle ilgili Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumunun 2828 sayılı Kanunu, çocukların bakımları ve yetiştirilmeleri için, kurumlara yerleştirilmeleri konusunda çeşitli kısıtlamalar getirmekle birlikte, mevcut Kurumun kapasitesi köklü bir çözüm sağlamaktan oldukça uzak ve yetersizdir.
Yaşanan sosyoekonomik olumsuzlukların bir nedeni olarak çocuğun sokağa itilmesiyle birlikte, çocuk, yalnız sokakla tanışmayıp, birçok hayatî riski de beraberinde bulmaktadır. Risk altındaki bu tip çocuklara, yeterince, koruyucu, kollayıcı uzman kurum hizmetlerinin ulaştırılamaması sorunu çözümsüzlüğe sürüklemekle birlikte, polisiye tedbirler bakımından da etkin müdahale yöntemlerinin geliştirilememesine neden olmaktadır.
Bu ve benzeri nedenlerden ötürü güvenlik birimlerimize gelen çocuklar için, kurum kapasitesinin yetersizliği nedeniyle koruma tedbiri alınamamakta ve çocuklar aileye teslim edilmeye çalışılmaktadır; ancak, teslim edilen çocukların, ailenin soruna duyarsız yaklaşımı nedeniyle, çok kısa sürede tekrar sokağa itildikleri de görülmektedir.
Değerli milletvekilleri, Türkiye, genç nüfusun yoğun olduğu bir ülkedir. 0-18 yaş arasındaki nüfus 27 000 000, 5 yaş altı nüfus 7 000 000, yıllık doğum sayısı 1 400 000, yıllık ortalama nüfus artış hızı da 1,9'dur. Hane halkı ortalamamız 4,3'tür. Kimsesiz ve korunmaya muhtaç çocuk sayısı, son beş yılda oldukça artmıştır.
Ülkemizin doğusunda doğurganlık oranı yüzde 4,3; batısında ise yüzde 2'dir. Türkiye'de toplam doğurganlığın yüzde 11'i 15-19 yaş grubunda gerçekleşmektedir. Türkiye'de çocuk annelerin oranı da yüksektir. 12-14 yaş arası evli olan kız çocuklarının sayısı 10 484'tür. 15 ve 19 yaş grubunda evli olanların sayısal olarak ifadesi de 463 480'dir.
Bu sayılardan da anladığımız gibi, binlerce çocuk annenin ekonomik ve çeşitli nedenlerle yetiştiremediği çocuklar sokaklara itilmektedir. Hepsi olmasa da, genelde ekonomik açıdan yetersiz ailelerde bu sıkça görülmektedir.
Türkiye, nüfusunun yüzde 36'sı yoksul ve orta gelirli bir millî gelir dağılımı olan ülkedir. Aynı zamanda, bu, orta gelirli millî gelir dağılımımızın da adaletsiz olması ve yeterli sosyal güvenlik ağlarının olmayışı, yüksek işsizlik oranımız ve geçmişte yaşanan yüksek enflasyon yüzünden, başta çocuklar olmak üzere, nüfusumuzun 30 000 000'u risk altındadır. Yoksul aileler, ülke gelirinin ancak yüzde 6 payını kullanabilmektedir. Kişi başına yıllık gelirleri 500 doların altında olan bu tip aileler, Türkiye'de, son on yılda, toplumsal gelişme ekonomik alandaki gelişmelerin altında kalmasından dolayı, hızla artmıştır.
Türkiye'de 6-18 yaş grubunda çalışan çocuk sayısı 6 000 000 sınırındadır. Çalışan çocukların ise yüzde 30'u okula gitmeyen, sokakta çalışan çocuklardan oluşmaktadır. Son beş yılda büyük bir artış olarak gözlediğimiz bu veriler, Türkiye genelinde sokak çocuklarının sayısının, net olmamakla birlikte, 15 000-20 000 civarında olduğunu göstermektedir.
Son on yılda büyük kentlerimizde gözardı edilemeyecek derecede artan sokakta yaşayan ve çalışan çocukların sorunları giderek karmaşık hale gelmektedir. Özellikle son yıllarda göç alan büyük kentlerimizde bu soruna ilişkin çeşitli kuruluşlar tarafından ayrı ayrı projeler geliştirilmiş; ancak, konunun cephelerini bir bütün olarak ele alan bir proje geliştirilememiştir. Oluşturulan modellerde soruna müdahale yöntemlerinde yetersiz kalınmakta, sorunlar önemsenmediği gibi, artarak devam etmektedir. Burada esas olan, doğru müdahale yöntemlerinin uygun araçlarla uygulanmasıdır. Çocukların çalışma nedenlerine bakıldığında, büyük çoğunlukla ekmek parası, aileye ekonomik katkı, okul harçlığı gibi sebepler öne çıkmaktadır.
Sokakta çalışan çocukların bir kısmı eğitim öğretim, sürecini belli bir aşamada terk etmişken; okul yaşında olduğu halde, okula hiç başlamamış olan çocuk sayısı da çok fazladır. Sokakta çalışan çocukların yaklaşık yarısı, Türkiye'de zorunlu olan eğitim-öğretim sürecine ya dahil olmamış ya da belli bir aşamasında terk etmiştir.
Sokakta çalışan çocukların çoğu, tüm gün sokaklardadır ve saat 20.00-21.00 gibi, akşam evlerine dönmektedir. Bu veri, çocukların önemli oranda eğitim sürecinin dışında oluşuyla da paralellik göstermektedir.
Sokakta çalışmaya başlama yaşı oldukça erkendir. Bir kısmı, 5 yaş ve altında bu işleri yapmaya başlamaktadır; ama, esas yoğunluk 7 ile 11 yaş arasındadır, 12 yaşının sonlarında bir düşme eğilimi görülmektedir. Bu çocuklar arasında, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklarla birlikte sokakta yaşama riski taşıyan çocuklar da yer almaktadır. Risk altında bulunan çocukların, kardeşleri sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar veya yapılan saha çalışmaları ve diğer sektörlerle kurulan bağlantı esnasında elde edilen bilgilerle, göç etmiş, çok çocuklu ve ekonomik yoksulluk içerisinde olan aile çocukları olduğu tespit edilmiştir.
Sokak çocuklarının kayıtları düzenli ve tek merkezde tutulamadığından, çocukların takibi, uygun sosyal hizmetin seçilmesi ve çocuğun yönlendirilmesi mümkün olmamaktadır. Gece hizmet veren herhangi bir merkezde, gece çıkabilecek olaylar için acil önlem alabilecek personel, donanım bulunmamakta, koruma sıkıntısı bulunmakta ve bir çocuğu, 7 kişilik ailenin mensuplarının gelerek bu merkezlerden almasına sıkça rastlanmaktadır.
Böylece, gösterilen iyi niyetli çabalar koordine edilemediğinden hizmette etkinlik ve verimlilik sağlanamamaktadır. Bu nedenle, yeniden yapılanma, koordinasyon ve bilgilerin tek merkezde toplanması gerekmektedir.
Sokakta çalışan ve sokakta yaşayan çocuklara verilecek hizmet elbette ki aynı değildir. Sokakta yaşayan çocuklara, öncelikle onların bulunduğu ortamlarda, çok farklı hizmet sunmak gerekmekte olup, bu alanda, özellikle de gece çalışacak uzman ve Küçükleri Koruma Şubesi elemanları, insan hakları ve çocuk hakları konularında davranış biçimi oluşturacak şekilde eğitim görmeli ve çok önemli bu konularda, sokaklarda hizmet vermelidir.
Sokakta çalışan ve yaşayan, kanunla ihtilafa düşmüş olan çocuklardan madde bağımlısı olanların tedavi edilebilmeleri de, bu alanda çalışmaların olmazsa olmaz bir koşuludur.
Uçucu madde veya solunum yoluyla alınan maddelerin kullanımının ardından, madde etkisindeyken suç işlemek son zamanlarda çok yaygınlaştı. Türkiye'de, şu anda, esrardan sonra en çok kullanılan madde, maalesef, tiner ve balidir. Çoğu zaman gruplar halindeki bu kullanıcılar, yeni yapılan veya terk edilmiş binalarda, trafik ışıklarının bulunduğu kavşaklarda insanlarda korku yaratmaktadır ve son zamanlarda, bu kullanım alanlarına, büyük alışveriş merkezlerinin civarları da eklenmiştir. Kentin en aktif alanlarında, sokak çocukları diye adlandırılan insanlar, ellerinde naylon torbalarla çok sık görülmeye başlanıldı. İnsanlardan sigara, para, cep telefonu, yiyecek gibi birçok şeyler istemeye başladılar; direnen veya kavgaya tutuşanlar, hayatlarını bile kaybettiler. Bayanların ırzına bile geçtiler. Toplumun her kesimi mağdur oldu; askeri, öğretmeni, öğrencisi, yaşlısı, genç bayanı, bu olaylara anlam veremedi.
Bu olay sosyal bir konu olup, tamamen kentleşme ürünüdür. Kullanıcılar, toplumun her kesiminden olabilir. Bu insanlar, çoğunlukla, 6 ilâ 16 yaş civarında ve evlerini terk etmiş, anne-babaları olan ve ciddî ruhsal sorunları bulunan çocuklardır. Bu çocukların sayıları tartışmaya açıktır; İstanbul'da 2 000 civarında oldukları tahmin edilmektedir. Bu rakam, aslında, yeni kent alanları, ilk göç bölgeleri, varoşlar da hesaba katılırsa, 10 000'lerle ifade edilebilir. Yirmidört saat sokakta yaşayanlar belki 2 000 civarında olabilir. Bu insanların neredeyse tamamı uçucu madde, tiner, bali bağımlısıdır. Tiner, bali gibi uçucu veya yapıştırıcı olarak nalbur, bakkal, market gibi her yerde satılan bu uyuşturucu maddeleri almaktadır. Maliyeti diğer maddelere göre çok ucuz, kullanımı da basittir. Torbaya koy, sonra kafanı torbanın içine sok ve çek. Arkadaş grubu olarak da elden ele uzatarak nefesle içine çek, sonra da kafayı bul, problemlerinden uzaklaş ve istediğin gibi bir ruh âlemine dal! Ne okul ne baskı ne yoksulluk ne parasızlık ne anne baba baskısı ne sorumluluk... Her şeyden uzakta, grup halinde, madde etkisinde... Ardından insan olmaktan çık, canavarlaş, tamamen dürtüsel ve tıpkı zincirinden boşalmış bir yaratık gibi etrafa saldır, sonra da, malum, medyada haberlere malzeme ol!
Uçucu maddeleri her genç veya her çocuk kullanabilir. Bu, tamamen rastlantıya bağlıdır. Çocuk veya genç, ortamda bu maddeyi bulur ve denerse arkası gelebilir; çünkü, insanlarda soyut düşünce 18 yaşından önce gelişmez; yani, doğruyu eğriyi, gerçeği, var olan ve toplumda geçerli olan ahlakî değerleri, hukuku, yasaları tam olarak idrak edemez; fark edebilir, ama, çoğunlukla tatbik edemez. Aslında, bu, sorumluluk ve disiplin olarak da bilinir.
Çoğu zaman meraktan ve arkadaşlarının teşvikiyle bu madde bağımlılığı hızla yoğunlaşıp, başlamaktadır. Bu nedenle, madde bağımlılıkları için tedavi merkezinin işler hale getirilmesi ve diğer merkezlerle bilgi ağının kurulması, koordinasyonunun sağlanması önemli bir gerekliliktir.
Ülkemizde ciddî bir sorun haline gelmeden, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar ile madde bağımlısı çocuklara acilen hizmet götürülmesi gerekmektedir; ancak, hizmet götürülecek grup kendi içinde alt sorun gruplarından oluştuğu ve her altgruba götürülecek hizmet modeli ayrı bir özellik taşıdığı için, çalışanların, çok yönlü planlayarak bu sorunu gidermesi gerekmektedir. Bu doğrultuda, sokakta yaşayan, sokakta çalışan madde bağımlısı çocukların tanımlamalarının doğru bir şekilde yapılarak hizmet gruplarına göre sınıflandırılması ve ayrı birimlerde hizmetten yararlanmalarının sağlanması, sokakta çalışan çocuklara yönelik hizmet verilirken gezici sokak ekiplerinin bulundurulması, çocukların yoğunlukla yaşadıkları bölgelerde açılacak merkezlerle, bu çocuklar ve ailelerine yönelik hizmetlerin yürütülmesinin sağlanması, sokakta yaşayan çocuklara yönelik yirmidört saat hizmet vermek üzere kuruluşlar oluşturulması gerekmektedir. Cinsel istismara uğramış kız çocuklara yönelik olarak da, açılan merkezlerde meslek elemanlarının eğitilmesi ve hizmet grubuna yönelik altyapının oluşturulması gerekmektedir.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, sivil toplum örgütleri, emniyet birimleri, üniversiteler, sokak çocuklarıyla ilgili birçok çalışma yapmış; ancak, bir koordinasyon dahilinde sorunun çözüm yolları birliktelik arz etmemiştir, birlikte hareket edilememiştir. Bu konunun bir komisyon dahilinde araştırılması çok faydalı ve verimli olacaktır.
Değerli milletvekilleri, bir toplumun temel çekirdeği olan aile kurumunu daha sağlıklı oluşturmak, ancak sağlıklı, eğitimli nesiller yetiştirmekle mümkündür. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1920'de, Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı gün, ülke geleceğinin sağlam temeller üzerinde durdurulabilmesi için, cumhuriyeti gençlere ve çocuklara emanet etmiştir. Çocuklar, geleceğimizin teminatıdır. Onlar da, gelecekte, bizim bulunduğumuz konumlarda başarıyla çalışacaklar ve halkımıza hizmet edeceklerdir.
Bu duygu ve düşüncelerle, Anayasanın verdiği bu hak ve İçtüzüğün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması yönünde, AK Parti Grubu olarak "kabul" oyu kullanacağımızı belirtir, ülkemiz ve milletimiz için hayırlı olmasını dilerim. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
23 konuşma daha · 20 Nisan 2004