İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 22. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )

Özkan Öksüz

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 22. Birleşim · 3. yasama yılı · 25 Kasım 2004 · 885 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Özkan Öksüz (AK Parti), 25 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 885 kelime.

Özkan Öksüz (AK Parti, Konya). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 22. Birleşim tutanağı, 25 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ozkan-oksuz-22-2004-11-25-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÖZKAN ÖKSÜZ (Konya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 653 sıra sayılı Organik Tarım Kanunu Tasarısı hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, hepinizi ve muhalefetteki arkadaşları selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, hem dünyada hem de ülkemizde, her geçen gün önemi, potansiyeli ve kapsamı artan organik tarım yöntemini belirli bir esasa bağlamaktadır.

Günümüzde, çevre bilincinin uyanmasıyla, doğal çevrenin ve kaynakların korunması ve bozulan ekolojik dengenin yeniden tesisi, sürdürülebilir tarım, toprağın yaşatılması, flora ve faunanın korunması, biyolojik çeşitliliğin devamı ve kimyasal kirlilik ile zehirli kalıntının da sonlandırılması temel amaç olmuştur.

Günümüzde, tüm dünyada, çevrenin, insan ve toplum sağlığının korunması konusunda, ülkelere göre farklı düzeylerde olmakla birlikte, büyük gelişmeler meydana gelmektedir.

Bugün konvansiyonel tarımın üretim artışına yönelik aşırı miktarda sentetik ve kimyasal girdi kullanımı sonucu çevre kirliliği önemli boyutlara ulaşmıştır. Tarım alanlarındaki kirlilik, doğal dengenin bozulmasına neden olurken, çevre kirliliği ve besin zinciriyle tüm canlılara ulaşabilen hayatî tehlikeye de yol açmaktadır.

Konvansiyonel tarımda ürünün kalitesinin ikinci plana atılması, ekonomik üretim yapmak için mekanizasyonun artırılması ve özellikle bilinçsiz uygulamalar, toprağın canlı tabakasını yok etmiştir. Toprakta oluşan sert tabakalar sıkışmalar yaratarak, erozyonu teşvik etmiştir. Verim artışı sağlanırken, üretimde ekolojik denge bozulmuş, iyi tarım toprakları elden çıkmış ve toprağın canlı kısmı ölmüştür. Topraktan kaybolan bu maddelerin tekrar telafisi çok pahalıya mal olmaya başlamış ve bazen de imkânsız hale gelmiştir.

Dünya nüfusunun artması ve modern tarımın yaygınlaştırılması, birim başına düşen verimin ve dolayısıyla üretimin artırılması için sağlanan teşvikler ve aşırı destekler sonucu, 1970'te, pestisitlerin ve kimyasal gübrenin keşfiyle, yeşil devrim olarak adlandırılan tarımsal üretimin artırılma çabalarının dünyadaki açlık sorununa çözüm olamadığı, aksine, doğal dengeyi ve insan sağlığını sürekli bozduğu tespit edilmiştir.

Bu olumsuz koşullar karşısında, gelir düzeyi yüksek olan ülkeler başta olmak üzere, birçok ülkede bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle, insanlarda zehirli etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi ve tüketmeyi tercih etmişlerdir. Bu nedenle, yeni bir üretim tarzı olan ekolojik veya organik tarım ortaya çıkmıştır.

Değerli milletvekilleri, organik tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak, sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, toprağın muhafazasını, bitkinin direncini artıran, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışını değil, aynı zamanda, ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir.

Organik tarım, toprak erozyonunu önlemek, su kalitesini korumak, enerji tasarrufu yapmak, kimyasalların insanlar üzerindeki olumsuz etkilerini önlemek, çiftçilerin ve tarımsal işletmelerde çalışan insanların sağlığını korumak, küçük çiftçilere yardım etmek, ekonomiyi desteklemek, daha nitelikli ürün elde etmek, gelecek nesilleri korumak için gereklidir.

Günümüzde dünyada 130'dan fazla ülke organik tarımla uğraşmaktadır. Bu ülkelerden 90'ı gelişmekte olan ülkeler, 15'i ise az gelişmiş ülkelerdir. Dünyada organik tarım alanlarının genişliği 24 000 000 hektar civarındadır. Avustralya ve Latin Amerika ülkeleri başta olmak üzere, AB ülkeleri 5 500 000 hektarla, organik tarım yapılan alan bakımından ikinci önemli ülke grubunu oluşturmaktadır.

Dünyada organik tarım ticaretinin parasal boyutu da hızla büyümekte olup, 25 milyar Amerikan Doları olan organik gıda satışlarının on yıl içerisinde 100 milyar Amerikan Doları civarında olacağı tahmin edilmektedir.

Avrupa Birliği, gelişme potansiyeli yüksek bir sektör olarak değerlendirilen organik tarımın, 2005 yılına kadar, tarım alanlarının yüzde 5'inde yapılmasını hedeflemektedir.

Bir yandan iklim değişiklikleri ve çevre kirliliği, bir yandan canlı sağlığına zarar veren girdilerin kullanımıyla birçok bitki ve hayvan türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bunun sonucunda, Avrupa Birliğinde, gıda güvenilirliğini ve bio çeşitliliğini korumak için, çevreye dost üretim şekli olan organik tarımın geliştirilmesi amacıyla yardım ve teşvik programları uygulanmaktadır.

Ülkemizde organik tarım, 1985 ve 1986 yıllarında, dünyada organik tarımın gelişimine ve yurt dışından gelen organik ürün talebine bağlı olarak sistemsiz bir şekilde başlamış ve sağlıklı gıdaların tüketimine yönelik dünyadaki değişmelere paralel olarak gelişmiştir. Başlangıçta sadece 1985 yılında 8 ürüne yönelik olarak yapılan üretim, günümüzde 179 ürüne ulaşmış bulunmaktadır. Fındık, ceviz, antepfıstığı, kuruincir, kurukayısı, kuruüzüm, baklagiller, tıbbî aromatik bitkiler, pamuk, üzümsü meyveler ile yaşmeyve ve sebzenin organik tarım metotlarına uygun olarak üretimi yapılmaktadır.

Türkiye'de organik üretim, toplam tarımsal üretim içinde henüz binde 1 seviyelerindedir; ancak, dünyada ve özellikle Avrupa'da yaygınlaşan organik ürün tüketimindeki artıştan dolayı, ülkemizin iyi bir pazar payı elde edebilme fırsatı bulunmaktadır. Önümüzdeki on yıl içinde 100 milyar dolar olacağı tahmin edilen bu pazarda bizim payımız da mutlaka artırılmalıdır.

Türkiye, topraklarında çok yoğun girdi kullanılmasının avantajı, tarımsal üretim yönünden ürün çeşitliliği, farklı ekosistemlerin varlığı, organik tarım içindeki gerekli işgücü açısından tarımsal nüfusun fazlalığı dikkate alındığında, organik tarımsal üretim ve ihracatı açısından önemli potansiyele sahip olan bir ülke konumundadır; ancak, birçok insanımıza ekmek kapısı olacak bu potansiyel tam olarak harekete geçirilmemiştir.

Ülkemizde organik tarım yapılan alanlar, 2003 yılı itibariyle, bölgeler bazında incelendiğinde, Ege Bölgesi başta olmak üzere, sırasıyla, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi ilk üç sırada yer almaktadır. Ekonomik gelişmede dezavantajlı bölgelerden olan Karadeniz Bölgesinin iç kesimleri, İç Anadolu, Doğu Anadolu gibi bölgeler organik tarımda avantajlı bölgeler olarak değerlendirilmektedir.

Ülkemizde organik üretim yapan üretici sayısı, üretim miktarı, üretim alanları ve ürün çeşitliliği yıllar içinde artış göstermektedir. 1999 yılında 1 947 olan üretici sayısı, 2002 yılında 12 428, 2003 yılında 13 044'e ulaşmıştır.

Üretim alanları itibariyle; 1996 yılında 9 786 hektar olan üretim alanı, 2002 yılında 89 000 hektar alana, 2003 yılında ise 103 190 hektara yükselmiştir.

Üretim miktarı olarak 1996 yılında 10 304 ton olan üretim miktarı, 2002 yılında 310 125, 2003 yılında ise 291 879 ton olarak gerçekleştirilmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

15 konuşma daha · 25 Kasım 2004

15 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook