2005 mali yılı bütçe kan.tas.(9 uncu tur görüşmelerinde) enerji ve tabii kay.bak.,petrol işl.gen.müd.,dsi gen.müd.,çevre ve orman bak.,orman gen.müd.,meteoroloji işl.gen.müd.
Edirne Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 39. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2004 · 1.028 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Rasim Çakır (CHP), 24 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS.(9 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİNDE) ENERJİ VE TABİİ KAY.BAK.,PETROL İŞL.GEN.MÜD.,DSİ GEN.MÜD.,ÇEVRE VE ORMAN BAK.,ORMAN GEN.MÜD.,METEOROLOJİ İŞL.GEN.MÜD.); konuşma 1.028 kelime.
Rasim Çakır (CHP, Edirne). “2005 mali yılı bütçe kan.tas.(9 uncu tur görüşmelerinde) enerji ve tabii kay.bak.,petrol işl.gen.müd.,dsi gen.müd.,çevre ve orman bak.,orman gen.müd.,meteoroloji işl.gen.müd”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/rasim-cakir-22-2004-12-24-2005-mali-yili-butce-kan-tas-9-uncu-tur-gorusmelerinde-enerji-ve-tab (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA RASİM ÇAKIR (Edirne)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Çevre ve Orman Bakanlığının 2005 yılına ait bütçesini değerlendirmek için Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, Çevre ve Orman Bakanlığının 2005 yılı bütçesini değerlendirmeden önce, bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu çevre sorunları ve hükümetinizin iki yılı aşkın görev süresi içerisinde çevreyle ilgili neler yapıp yapmadıklarını ve Avrupa Birliği uyum kapsamında nelerin yapılması gerektiği hususunu sizlere açıklamak istiyorum.
Bildiğiniz gibi, sanayileşme sürecinde olan ülkeler, gelişmiş ve gelişmiş ve gelişmemiş ülkelere oranla daha çok çevre kirliliği oluşturmaktadır. Artan tüketim talebini karşılamak için daha fazla miktarda kontrolsüz katı, sıvı ve gaz atıkların oluşması, öte yandan da tüketicilerin başta ambalaj materyali olmak üzere daha fazla miktarlarda katı atık oluşturmasına neden olmaktadır.
Çevre kirliliği sorunları öncelikle ekonomik nedenlerden kaynaklanmakla beraber, kirlenen çevrenin temizlenmesinin, kirletilmesinin önlenmesine göre çok daha zor ve pahalı bir yöntem olduğunu unutmamamız gerekir.
Çağdaş yaşamın bir sonucu olarak ortaya çıkan kirlilik, günümüzde, üzerinde en çok durulması gereken, ancak, en az çözüm üretebildiğimiz konulardan biridir. Kirlilik, sadece hava, su, toprak olarak tanımlanan çevrenin kirlenmesi değildir, gürültü, yozlaşma olarak tanımlanabilecek kültür kirlenmesi gibi konuları da içermektedir.
Astronomlar için "kirlilik" denildiğinde ilk akla gelen, teleskopların bulunduğu bölgelerdeki yerleşime bağlı olan ışık kirlenmesidir; gıdacılar için kirlilik, tüketilen gıdaların biyolojik ve kimyasal kirliliği iken, kavşakta görev yapan trafik polisi için egzoz gazları en büyük kirlilik etmenidir.
Bilinmelidir ki, doğada yaşadığı çevreyle uyum göstermeyen tek canlı türü insandır. Bu yüzden, çevre kirliliğinin temel nedeninin, insan doğasından gelen tüketim artışı isteği olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda, çevre kirliliğinin temel unsurları, kentleşme, sanayileşme ve tüketim artışıdır.
Ülkemizde yaşadığımız çok çeşitli çevre kirlilikleri olmasına rağmen, zamanımın kısıtlılığı dolayısıyla, sadece yeraltı ve yerüstü sularının durumuyla ilgili, sizleri bilgilendirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, yapılan hesaplara göre, yerkürede kişi başına 470 000 000 ton su olduğu bilinmektedir. Bu suyun yüzde 97'si deniz ve okyanuslarda, yüzde 3'ü ise tatlı su kaynaklarında bulunmaktadır. Tatlı su kaynaklarının ise, yüzde 75'i buzullarda, yüzde 25'i akarsu ve göllerde bulunur. Akarsu ve göllerde bulunan suyun büyük çoğunluğu yeraltı sularıdır.
Sonuç olarak, tatlı su kaynaklarının ancak binde 75'i akarsu, göl ve yeraltı suları halinde bulunmaktadır. Tüm su kaynaklarının onbinde 1'i kadarı yerüstü nehir ve göllerde bulunmakta; bu durum, kişi başına düşen yerüstü su kaynaklarının ancak 47 000 ton olduğunu göstermektedir. Dünyada bu duruma karşılık, Türkiye'deki yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının durumu da şöyledir:
1998 yılı Devlet İstatistik Enstitüsü verilerine göre, Türkiye, kişi başına 3 074 metreküp su kapasitesine sahip olmakla beraber, Afrika, Avrupa, Kuzey Amerika, Okyanusya ve Asya ortalamalarından daha aşağı seviyededir. Bu rakam, dünya ortalamasında 6 918 metreküp/kişidir.
Üstelik, Türkiye havzalarında su kaynaklarının dağılımı, eşitlikten son derece uzaktır. Ülkemizde bulunan 26 nehir havzasından Sakarya, Kızılırmak, Yeşilırmak, Gediz, Ergene Havzaları, dördüncü sınıf su niteliğine sahip havzalardır.
Bunun yanında, OECD verilerine göre, 1980-1995 yılları arasında Türkiye'deki toplam potansiyel yeraltı suyu kaynakları yüzde 27'den yüzde 20'ye düşmüştür.
Sonuç olarak, 1980'lere kadar toplam su tüketiminin yüzde 40'ı yeraltı kaynaklarından karşılanırken, bu rakam, 1980'lerde yüzde 30'a, 1990'larda ise yüzde 20'lere düşmüştür. Bu düşüşün asıl nedeni, yeraltı sularının kirlenmesi sebebiyle yararlı kullanımların azalmasıdır. Bütün bu değerlendirmelerimizin neticesinde ortaya çıkan tablonun, temiz su kaynaklarının tükenmesi ve dünyanın yok olmasına neden olacak en yakın potansiyel tehlikelerden biri olduğunu bize açıkça gösterdiğini umut ediyorum.
Bunları size, ülkemizin aslında yeraltı ve yerüstü su kaynakları bakımından çok da zengin bir ülke olmadığını ifade etmek için söylüyorum. Bu durum, mevcut su kaynaklarımızı verimli kullanmamız ve onları daha özenle korumamız gerektiğini bize gösteriyor.
Değerli arkadaşlarım, koşullar böyleyken, Yüce Meclisimizin birinci yasama yılının ilk günlerinde verilmiş olan Ergene Nehri'nin kirliliğine yönelik Meclis araştırması önergesi neticesinde kurulan komisyonun çok değerli çalışmalarıyla ortaya çıkan ve ulusal iradenin, yani sizlerin değerli oylarıyla kabul görüp, hükümete ve Bakanlar Kuruluna sorunun çözümüyle ilgili görev vermiş olmanıza rağmen, maalesef, bugüne kadar, sorunun çözümüne yönelik ciddî en ufak bir adımın atılmaması, çözüme yönelik en küçük bir iyi niyet göstergesinin bulunmayışı, bizleri, Trakyalılar adına, Edirneliler adına, Uzunköprülüler adına çok derin üzüntüye sevk etmektedir. Bilmelisiniz ki, bu sorun, Ergene Havzasında yaşayan 800 000 yurttaşımızın ekmek sorunudur. Burada, Devlet Su İşlerinin Ergene yatak ıslahıyla ilgili yapmış olduğu çalışmayı, parantez içerisinde, takdirle anıyorum. Bu keyfiyeti Değerli Heyetinize sunuyorum.
Değerli arkadaşlarım, izin verirseniz, Avrupa Birliği ilerleme raporunda Türkiye'yle ilgili çevresel konulardaki ilişkilere bir göz atmak istiyorum. Bu rapora göre, Türkiye'de çevre konusunda bazı ilerlemeler kaydedilmiş olmakla beraber, aşağıdaki eksiklikler değerlendirilmiştir:
1.- Çevresel konuların diğer politikalarla entegrasyonunda önemli bir gelişme kaydedilmemiştir.
2.- Yatay mevzuat alanında sınırlı bir ilerleme gözlenebilmiştir.
3.- Hava kalitesiyle ilgili sınırlı bir gelişme kaydedilmiştir.
4.- Atık yönetimi alanında bazı gelişmeler gözlenmiştir.
5.- Su kalitesiyle ilgili çok sınırlı ilerleme gözlenmiştir.
6.- Doğa koruma alanında sınırlı ilerleme kaydedilmiştir.
7.- Sanayi kirliliği ve risk yönetiminde herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.
8.- Genetik olarak değiştirilmiş organizmalar alanında önemli bir gelişme gözlenmemiştir.
9.- Kimyasallarla ilgili sınırlı ilerleme kaydedilmiştir.
10.- Gürültüyle ilgili olarak herhangi bir gelişme kaydedilmemiştir.
11.- Nükleer güvenlik ve radyasyon korunması konusunda sınırlı bir ilerleme gözlenmiştir.
Avrupa Birliği raporuna göre, sonuç olarak "bazı ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, genel olarak çevre müktesebatının aktarılması düşük seviyede kalmaktadır. Bunun yanında, uygulama ve yaptırıma ilişkin zayıf yönler, hâlâ endişe kaynağıdır" denilmektedir.
"Müktesebat doğrultusunda ilerleme kaydetmek adına, özellikle yatay mevzuat, hava kalitesi, atıksu yönetimi, su kalitesi, doğa koruma, sanayi kirliliği ve risk yönetimi alanlarında uyumlaştırma ve uygulama açısından daha çok çabaya ihtiyaç vardır.
İdarî kapasitenin geliştirilmesine ve çevre politikalarının uygulanmasıyla ilgili otoriteler arasında koordinasyon mekanizmalarının oluşturulmasına özen gösterilmelidir. Orta vadede olmak üzere, önemli yatırımların garanti altına alınması gerekir" denilmektedir.
Avrupa Birliği Komisyonu raporu, çevreye ilişkin değerlendirmelerin müzakerelere başlanıp başlanmamasında etkin bir rol oynamayacak olmasına karşın, bu alanda giderilmesi gereken daha çok eksiğimizin bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Cumhuriyet Halk Partisinin bütün itirazlarına rağmen, Çevre ve Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi -ki, ben buna, Çevre Bakanlığının kapatılması diyorum- neticesinde, Avrupa Birliğinden 8 önemli projeyle ilgili alınabilecek 2,4 katrilyonluk kredi, maalesef, sıkıntıya girmiştir. Avrupa Birliği çevre fonlarından Akdeniz Fonu ve Avrupa Yatırım Bankası, Karadeniz'de Kirliliği Önleme ile Tuz Gölü Islah Projelerine vereceği 1 500 000 000 euroyu, iki bakanlığın birleştirilmesinden hemen sonra askıya almıştır.
Bunun yanında, özellikle Van Gölü Islah Projesi ile Gediz ve Menderes Havzası Islah Projesi, Marmara Şeridi Katı ve Sıvı Atık Projesi, Ergene Havzası Projesi ve Beyşehir Gölü Islah Projesi ile Kırşehir kayatuzu yataklarının doğalgaz depolama merkezine dönüştürülmesine ilişkin proje askıda kalmıştır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 24 Aralık 2004