İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 84. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Kutlu doğum haftası ve yunus emre haftası nedeniyle

Recep Garip

Adana Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 84. Birleşim · 2. yasama yılı · 5 Mayıs 2004 · 808 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Recep Garip (AK Parti), 5 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KUTLU DOĞUM HAFTASI VE YUNUS EMRE HAFTASI NEDENİYLE); konuşma 808 kelime.

Recep Garip (AK Parti, Adana). “Kutlu doğum haftası ve yunus emre haftası nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 5 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-garip-22-2004-05-05-kutlu-dogum-haftasi-ve-yunus-emre-haftasi-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

RECEP GARİP (Adana)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kutlu Doğum ve Yunus Emre Haftaları nedeniyle, şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada konuşacağımız iki haftanın gündeminde oluşan Kutlu Doğum Haftası ve Yunus Emre Haftasını 5 dakikalık bir konuşmada özetlemek mümkün değil.

Âlemlerin sevgilisi sevgili Peygamberimiz, 20 Nisan 571 tarihine rastlayan Rebiülevvel ayının 12 nci günü, pazartesi gecesi dünyayı şereflendirmiştir. 14 asır evvel böyle bir gecenin sabahında güneş ufuktan doğmadan, insanlığın hayat ufkunda ilahî bir nur doğmuş oluyordu. Hz. İsa, bunu şöyle müjdeliyordu: "Ey İsrailoğulları, ben, size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek 'Ahmet' adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim." Hz. Peygamberin kendi ifadesiyle "ben, atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem Amine'nin rüyasıyım" diye buyurmuşlardı.

Doğumuyla, yeryüzüne sonsuz bir ışık, sonsuz bir güneş gibi şefkat kanatlarını germiş, bütün insanlık bu kaynaktan beslenmiştir. Karanlıkları aydınlık kılmış, yeni bir medeniyetin ilk tohumlarını kendisine ve insanlığa gönderilen vahyin ışığıyla sonsuzluğa taşımıştır. Bu dönem öyle bir dönemdir ki, cehaletin, bilgisizliğin zirvede olduğu, güçlünün güçsüzü ezdiği, kadınların, iffet ve namusları hiçe sayılarak para karşılığı alınıp satıldığı, hatta utançlarından dolayı kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü karanlık çağlar dönemiydi. Tüm bu yanlışlıkları ortadan kaldırıp yerine doğruları getirmek ve o dönemin toplumuna kabul ettirmek hiç de kolay gözükmüyordu. Hz. Peygamber, büyük bir sabırla ve aşkla tebliğ görevini yerine getirmiş, Mekke ve Medine'de geçirdiği dönemlerde insanı ve toplumu eğiterek, kültürlü ve erdemli bir toplum meydana getirmenin gayreti içerisinde olmuştur. İlk vahiy "oku" emri olarak gelmiş, insanlığa, okumayı, düşünmeyi, bilinci, adaleti, inanmayı öğütlemiştir. O, ilk ayetlerde şöyle vurgulanmaktadır: Kaleme vurgu yapılarak "Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan yarattı. Oku, Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten O'dur. İnsana bilmediğini O öğretti" şeklinde inen ilk ayetler, sonsuzluğa giden bu yolda ilk ışıklar olmuştur.

O, herhangi biri değildir. O, âlemlere rahmet olarak gönderilen ve "sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" övgüsüne mazhar olan, âlemlerin son peygamberidir. Ahlak ve fazilette, topluma ve tüm insanlığa örnek olmuştur. Haksızlığa karşı her zaman güçsüzün, mazlumun yanında yer almış, yoksula elini uzatarak toplumsal dayanışmanın, paylaşımcılığın öncülüğünü üstlenmiştir. Cömertliğiyle de fakirlerin umudu olmuş, kapısından hiç kimseyi kovmamıştır. Yaşadığı çağda insanlar Peygambere inandılar ve güvendiler. O'nun doğruluğu, dürüstlüğü, adaletli davranışı, güzel ahlakı, çocuklara olan şefkatli yaklaşımı, O'nu gönüllere yerleştirmiştir.

Hz. Peygamber, gerek ticaret ve gerekse insanlarla olan ilişkilerinde, hiçbir zaman, dürüstlüğü, içtenliği ve samimiyeti elinden bırakmamıştır. Allah'ın seçilmiş bir peygamberi ve elçisi olarak, yine, Allah'tan aldığı bilgi ve emirleri, olduğu gibi insanlara aktarmış, aktarmakla kalmamış, bizatihi bu emirleri kendisi uygulamış, toplumun uygulamasına örnek olmuştur.

Sözleri ve davranışları birbiriyle örtüşen, çelişkileri olmayan, inandığı dava için sonuna kadar yürüyen, yeryüzünün tüm saflığını, berraklığını ve güzelliğini üzerinde toplayan sevgililer sevgilisi en sevgiliydi, Âlemlerin, iki cihanın sevgilisi Hz. Peygamberdi.

Bu vesileyle, kainatın efendisi, alemlere rahmet olarak gönderilen iki cihan güneşi Hz. Muhammed Âleyhisselamı rahmetle ve minnetle anıyor, bir şairimizin naatından bir bölümle bu bölüme son vermek istiyorum.

"Ne zaman adını ansam

Senin için akar gözyaşlarım

Dualarla aminlerle buluşur

Sıcak bir nefes gibi

Melekler iner gökyüzünden

Ayrılığa isyan değil bu Ya Muhammed

Asırlardır süren hasretin adı

Seni sensiz yaşamanın

Gurbetin sürgünün adı

Aşka kifayetsiz kalır kelimeler

Acz içinde mısralarım

Sırlar içinde akıyor zaman

Ellerim yağmalanmış

Yüreğim yağmalanmış Ya Muhammed

Yalnızlık şarkılarıyla donanmış bahar

Açmadan solmuş çiçeklerim

Buruk bir tebessüm

Buruk bir çağıltı gözlerimde

Her mevsim seni bana çağırır" diye naat devam ediyor. Rahmetle anıyorum.

Tabiî, bu haftanın Yunus Emre Haftası olması nedeniyle, Yunus Emre'nin de kaynağını Peygamberimizden aldığı, oradan beslendiği hepimiz tarafından biliniyor; bu nedenle, Yunus Emre, 12 nci ve 13 üncü Yüzyılda Anadolu'nun yükselen sesi ve ruhu olmuştur. Dürüst olmayı ve dürüst kalmayı yaşam felsefesi olarak kabul etmiş olan Yunus Emre, Anadolu'nun manevî mimarlarındandır.

Yaşadığı dönemde bir yandan haçlı seferleri, savaşlar, işgaller, ayaklanmalar, yağmalar, ağır vergiler, can ve mal kaygısı, açlık, kargaşa had safhada idi. Diğer yandan, Moğol akınlarıyla batıya göç eden maneviyat erlerinin can veren nefesi haline gelmişti ve dergâhına yüz sürdüğü Taptuk'un kapı eşiğine kıvrılıp yatacak kadar alçak gönüllü ve mütevazı, yüreği Anadolu yüreği olarak duran bir Anadolu dervişi idi. Anadolu'yu işgal eden, yakıp yıkan düşmanlara karşı yüreğini ortaya koyacak kadar cesur bir kişiliktir Yunus Emre. Huzursuzluğun, kaosun ve yoksulluğun insanları arayışa götürdüğü bu dönemde birliğe, kardeşliğe hasret gönüllere su serpen bir sesle, şöyle sesleniyor:

"Ben gelmedim dava için

Benim işim sevi için."

Yine, bir dörtlüğünde şöyle söyler:

"Ben yürürem yane yane, aşk boyadı beni kane

Ne akilem ne divane, gel gör beni aşk neyledi

Gah eserem yeller gibi, gah tozaram yollar gibi

Gah akaram seller gibi, gel gör beni aşk neyledi"

Yunus Emre, bu mısralarıyla, gerçekten, aşkın ince ve derin çizgilerini yüreklerimize işleterek, yüzyıllardır devam eden Anadolu türküsünü ve inancın kaynağını bizim yüreklerimize bırakır.

İşte, Yunus Emre, Allah'a özlemleri, aşkları ve insanı merkez alan sevgileriyle, içi şefkat dolu bir yürek olmuştur Anadolu'da.

Şiirlerinde kullandığı dil, bugünkü Türkçeyle bile rahatlıkla anlayabileceğimiz tarzda öz Türkçe'dir ve Yunus'un anlaşılmasında ve günümüze kadar yaşatılmasında önemli bir faktör olarak karşımıza çıkar.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

7 konuşma daha · 5 Mayıs 2004

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook