2005 mali yılı bütçe kan.tas. (5 inci tur görüşmelerinde ) gençlik ve spor genel müdürlüğü,vakıflar genel müdürlüğü,danıştay başkanlığı
Isparta Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 37. Birleşim · 3. yasama yılı · 22 Aralık 2004 · 1.299 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Recep Özel (AK Parti), 22 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (5 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE ) GENÇLİK VE SPOR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ,DANIŞTAY BAŞKANLIĞI); konuşma 1.299 kelime.
Recep Özel (AK Parti, Isparta). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (5 inci tur görüşmelerinde ) gençlik ve spor genel müdürlüğü,vakıflar genel müdürlüğü,danıştay başkanlığı”. TBMM Genel Kurulu, 37. Birleşim tutanağı, 22 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/recep-ozel-22-2004-12-22-2005-mali-yili-butce-kan-tas-5-inci-tur-gorusmelerinde-genclik-ve (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA RECEP ÖZEL (Isparta)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum; 2005 Danıştay bütçesi üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım.
Anayasamızın 155 inci maddesi gereğince ihdas edilen ve ülkemizde ilk kuruluşu 1868 yılına dayanan, o zamanki adı Şûrayı Devlet olan bu yargı organı, 1924 Anayasasıyla anayasal bir kurum haline getirilmiş, 61 ve 82 Anayasalarında mevcudiyetini sürdürerek yüksek idarî yargı mahkemesi olarak fonksiyonunu devam ettirmektedir.
Danıştayın iki önemli görevi bulunmaktadır; bunlardan birincisi, yargısal alanda yüksek yargı mahkemesi olarak idare ve vergi mahkemelerinden gönderilen kararların temyiz incelemesini yapmak, kendisinin ilk derece mahkemesi olarak bakması gereken işlere bakmak; ikinci görevi ise, danışma ve inceleme görevi olarak, resmî makamlara, tereddüt duyulan konularda ve birtakım idarî faaliyetlerle ilgili görüş bildirmek olarak özetleyebiliriz.
Danıştay Başkanlığı, Danıştay Başsavcılığı ve yeni kurulan 13. Daireyle birlikte 13 daire başkanlığından teşekkül etmekte, 67 üye, 44 savcı ve 183 tetkik hâkiminden oluşan bir kadroyla hizmet vermektedir. Boş bulunan kadrolar mevcut olup, bunların doldurulması da gerekmektedir.
Bu kısıtlı kadro ve imkânlarla, Danıştaya, yılda ortalama 55 000 ile 60 000 arasında dosya gelmekte, şu anda elinde bulunan dosya sayısı 31.10.2004 tarihi itibariyle, dava dairelerinde 79 010, idarî dairelerde ise 297'dir.
Danıştayın 2005 yılı ödenek toplamı 19 751 200 Yeni Türk Lirasıdır; geçen yıla göre, YTL cinsinden, 3 464 580 liralık bir artış söz konusudur.
Bugün, idarî ve dava dairelerindeki dosya sayısı 80 000'e ulaşmış olup, giderek artmaktadır. Dairelerin yılda 60 000 dosya çıkardığı göz önüne alındığında, bu dairelerin, belirtilen işyükünün altından kalkmak için ne ölçüde özveriyle çalıştıkları herkesin malumlarıdır.
Danıştayda hizmetin etkin ve verimli yürütülebilmesi için birtakım iyileştirmelerin de bir an önce yapılması gerekmektedir. Bunların başında, her bütçe görüşmesinde bu kürsüde dile getirilen ve her platformda konuşulan Danıştayın hizmet binasının kendisine yakışır bir şekilde yeniden yapılması gelmektedir. Temennimiz, bunun gerçekleşmesi ve gündemden düşürülmesidir.
Şu anda, 1974 yılında kullanıma alınan bir binada ve mülkiyeti bir başka kuruma ait olan ek hizmet binasında faaliyet gösteren Danıştayda, 313 Danıştay üyesi ve toplam 663 çalışanıyla, fizikî imkânlardan çok yoksun bir şekilde, sağlıklı olmayan ortamda, iki veya üç yargı mensubu aynı odayı paylaşarak, aynı duruşma salonunu nöbetleşe kullanarak görevini icra etmeye çalışmaktadır. Bu da, fizikî imkânsızlıklar sonucu, kapasitesinin yüzde 75'iyle çalıştığı gerçeğini bizlere sunmakta; bu da, idarî yargının geç işlemesine, tek başına olmasa da, etki etmektedir.
1 Ocak 2005 tarihinde faaliyete geçecek olan 13. Dairenin de, ne sıkıntılar içerisinde fizikî imkânını oluşturduğunu da bilmekteyiz. Artık, Danıştayın bu sorununun acilen çözülmesini, bu dönemde Adalet Bakanlığımız tarafından illere, hatta ilçelere kadar modern adliye binaları yapılırken, idarî yargının en tepesinde olan Danıştayımızın kendi onur ve vakarına yakışır, fizikî imkânları sağlıklı bir ortamda çalışmasını en kısa sürede temin etmeliyiz.
Ayrıca, adlî yargı sisteminde yapmış olduğumuz reform niteliğindeki çalışmalara paralel olarak, idarî yargıda da buna benzer düzenlemelere giderek, 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununda değişiklik yapılmasına dair hazırlığı bir an önce bitirerek, yasalaşmasını da sağlamalıyız.
Sayın milletvekilleri, bütün kurum ve kuruluşlar insan içindir. Devlet de insan içindir, yargı sistemi de insan içindir. Anayasamızda da vücut bulan ve devletimizin temel yapısını oluşturan hukuk devleti ilkesi, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına alan sistemimiz, bireyin idare ve yürütme karşısında korunması yolunu, idarî yargı yoluyla yapmaktadır. İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine, Anayasamızdaki bazı istisnalar hariç, yargı yolu açıktır.
Hukuk devletinin kurumsallaşması, birtakım yasal ve anayasal düzenlemeleri zorunlu kılar. Bunların başında, bağımsız ve tarafsız yargı gelir. Bir hukuk devletinde, yasama ile yürütmenin ilişkileri çeşitli biçimlerde düzenlenebilir. Buna karşılık, yargı yetkisini kullanan mahkemelerin hem yasamadan hem de yürütmeden bağımsız olmaları şarttır. Tarafsızlık, hâkimlerin, kendi indî yargılarının etkisinde kalmaksızın hüküm vermelerini, bir yandan da hikmeti hükümet zihniyetine ve devlet ideolojisine mesafeli durmalarını gerektirir. Hâkimlerin bağımsız olmaları, devlet faaliyetinin etkin bir biçimde denetlenebilmesi açısından da zorunludur.
Kamu yetkisi kullanan kişi ve organların, yetkilerini hukukun evrensel ilke ve çerçevesinde, anayasal ve yasal kurallara uygun olarak kullanıp kullanmadıkları denetlenmezse, devletin hukuk çerçevesinde hareket etmesi, biçimsel bir gereklilik olarak kalmaya mahkûmdur. Bu nedenle, yürütme ve idarenin iş ve işlemlerinin de denetlenmesi gerekmektedir. İdarî yargı da bu ihtiyacın bir sonucudur.
Hukuk teorisinde genel kabul gören görüşe göre, mahkemelerin görevi kural koymak olmayıp, yetkili organlarca konulmuş veya tanınmış olan kuralları, somut uyuşmazlıklara uygulamaktır. Bunu uygularken de, hâkimler, hemen hiçbir zaman hukuk kurallarının lafzı ne diyorsa, onu uygulayan konumda değildirler. Bunun böyle olması neredeyse kaçınılmazdır. Çünkü, hemen hemen hiçbir yasa, hukukî terim veya ilke apaçık tek anlamlı değildir. Bu nedenle, hâkim, mümkün olan anlam veya yorumlar arasından bir tercihte bulunmak durumunda oldukları bir inşa süreci yoluyla, hukuka, yasaya ve işleme anlam verir. Bu süreçte, hâkim, bilinen yorum tekniklerinden yararlanmanın yanı sıra, onun kendi müktesebatı ve eğilimleri de işin içine karışır. Başka bir anlatımla, her hâkim, hukuk normlarından kendi donanımı ölçüsünde ve bir dereceye kadar da kendi meşrebine göre anlam çıkarır.
Bu ikinci husus, hâkimin içerisinden çıktığı toplumsal kesimin, içerisinde yetiştiği kültürel ortamın ve ideolojik eğilimlerin etkisiyle yakından ilgilidir. Hâkimin, böyle bir toplumsal-kültürel çevre içerisinde oluşan hukuk-toplum, hukuk-siyaset ilişkisine bakışı, yargısal yorumunu önemli ölçüde etkiler. Bununla beraber, hâkimin bu husustaki eğilim ve tercihlerinin yargısal yorumunu etkilemesi, onun bu konumda tamamen keyfî davranmasını ve kurallara münhasıran kendi indî adalet anlayışı doğrultusunda anlam vermesini haklı göstermez.
Hâkimlerin, özellikle yüksek yargı organlarının hukuk normlarını yorumlarken cazibesine kapılabilecekleri en büyük sapma, özellikle anayasa yargısında ve idarî yargıda ortaya çıkmaktadır. Bu da, mahkemelerin, kendilerine emanet edilmiş olan hukukî denetim işlevini amacından saptırarak, politika belirleyiciliğine dönüştürme eğilimine girmeleridir. Mahkemeler mahkeme olarak hareket etmeyi bırakıp politikayı kontrol eden organlar haline dönüştüklerinde, hukuk devleti emin olmayan ellere geçmiş demektir. Bu durumun, en az yasama ve yürütme organının keyfilîği kadar, sakıncalı sonuçlar doğuracağı da açıktır.
Hukuk, kişilere öngörülebilirlik sağlayan açık seçik kurallar demektir, kişilerin, kamu gücü kullananların gelip geçici heveslerine mahkûm olmaları değil.
Birçok yargı kararının şahıslara göre verildiği, kanun önünde eşitlik ilkesinin çiğnendiği, kararların siyasî nitelikte olduğu tartışmalarını zaman zaman yaşamaktayız. Bir şahıs veya olay için kısa sürede, hatta, birkaç saat içerisinde verilebilen yürütmeyi durdurma kararlarının, ihtar kararlarının, bazı olay ve işlemlerde aylarca, hatta, yıllarca sürdüğü hepimizin malumudur. Kişiye ve duruma göre bir hukuk anlayışını kabul etmemiz mümkün değildir. Hukuk ve yargı herkese objektif ve aynı mesafede olmalı, konjonktüre göre şekil almamalıdır.
Yargıya duyulan güven çok önemlidir. Geciken adalet, kişiye ve olaya göre adalet, bilgisizlik nedeniyle verilen yanlış kararlar yargıya duyulan güveni zedelemektedir. Kişilerdeki adil yargılanmaya ilişkin inanç, kanı ve yargı erkini oluşturanların adil davranacağına dair hususlar çok önemlidir. Bunların en ufak bir şüphe dahi götürmemesi gerekmektedir.
Danıştayda açılmış olan davalarda ve temyiz başvurularında, taraf olanların uygulamada karşılaştıkları ve zaman zaman çeşitli ortamlarda dile getirilen; ancak, herhangi bir çözüm de getirilemeyen çeşitli sorunları vardır. Bunları sıralamak gerekirse, dava ve temyiz dosyalarının yargılama sürecindeki aşamalarında, takibinde ciddî sıkıntılar çekilmektedir. Dosyanın hangi aşamada olduğunu öğrenebilmek ve her aşamadaki gelişmelerden haberdar olmak için çok zorluklar çekilmekte, bir ahbap veya tanıdık bulmaya çalışılmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKANToparlayın lütfen.
RECEP ÖZEL (Devamla)Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Tetkik hâkimine havale edilmiş bir dosyadan, karara bağlanıp; ancak, henüz karar taslağı hazırlanmamış sonuçları öğrenmekte zorlanılmaktadır. İdare, henüz yazılmamış kararlardan bahisle işlem tesis edebilmekte, kişiler ise, Danıştay yöneticilerinin keyfî uygulamaya koyduğu ve kimse tarafından bilinmeyen birtakım yazısız usul kurallarını aşamamaktadır. Danıştayın yargısal faaliyetlerinde, hukuken değil, fiilen gizlilik prensibinin benimsenmesi, idarecilerin yargının gücü ve yetkileriyle özdeşleşmesi sonucunu doğurmakta, farklı uygulama ve içtihatlar, yüksek yargı olan Danıştayın tarafsızlığını perdelemektedir. Bir yüksek yargı organı, toplumsal bünyedeki çatışmalarda taraf olamaz. Zamanla değişip gelişen egemen kurum ve kavramların, geçmiş tarafgir faaliyetleri nedeniyle yargıyı karşısına alması, hukuk devleti ilkesini tam manasıyla hayata geçirebilmesini engelleyecektir.
Avrupa Birliği yolunda birçok yasal çalışma yapılmıştır; fakat, bunların yasalaşması tek başına yeterli değildir. Bu yasaları uygulayıcıların da bu yasama organı iradesi doğrultusunda işlem yapması, yürütme ve idarenin bu iradeye uygun icraat ve iş yapması, bir ihtilaf halinde de yargı erkinin bu üstün iradeyi gözönünde bulundurması gerekmektedir. Yargı, hiçbir zaman, olumlu bir icraatın önünde de engel olmamalı, kendisini yasa koyucu zannederek hüküm tesis etmemelidir.
Sözlerimi burada bitirirken, 2005 malî yılı bütçesinin milletimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
40 konuşma daha · 22 Aralık 2004