İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 14. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Tarımın içinde bulunduğu son durum hk.

Sami Güçlü

Konya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 14. Birleşim · 3. yasama yılı · 4 Kasım 2004 · 2.345 kelime · yaklaşık 12 dakikalık okuma

Kaynak göster

Sami Güçlü (AK Parti), 4 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIMIN İÇİNDE BULUNDUĞU SON DURUM HK.); konuşma 2.345 kelime.

Sami Güçlü (AK Parti, Konya). “Tarımın içinde bulunduğu son durum hk”. TBMM Genel Kurulu, 14. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/sami-guclu-22-2004-11-04-tarimin-icinde-bulundugu-son-durum-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Konya)Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kırşehir Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Bayındır, gündemdışı söz alarak, tarım sektörüyle ilgili düşüncelerini ifade ettiler. Ben de, bu vesileyle, kendilerine cevap vermek ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye'yi bir bütün olarak ele alıp baktığımızda, henüz gelişmekte olan ülkeler kategorisinde bir ülke olduğunu ve dolayısıyla, gelişmekte olan ülke kategorisine ait sorunları da bünyesinde taşıdığını hepimiz biliriz, yeri geldiğinde bunları da kullanırız. Gelişmekte olan ülkeler, tarımsal faaliyetin çok önemli olduğu, sanayi ve hizmet sektöründe gelişmenin nispeten yavaş olduğu, teknolojik gelişmenin, sermaye birikiminin olmadığı gibi, hepimizin çok kullandığı göstergeler yanında -benim, bugün sizlerle paylaşmak istediğim en temel sorun bu- o ülke aydınlarının, siyasetçilerinin, bilimadamlarının, bir bütün olarak kendi önceliklerini belirleyip, siyasî istikrarı sağlayıp, ekonomide güveni oluşturup, neticede sorunlarını çözme konusunda bir başarı gösteremediği ülkelerdir.

Eğer, bir ülke gelişmekte olan ülkeler kategorisine konuluyorsa ve bizim ülkemiz de buna maalesef giriyorsa, biz, ülkemizdeki sorunları konuşmaya devam edeceğiz demektir; çünkü, gelişmekte olan ülke, sorunları olan ülke demektir. Bu, sektör ayırımı yapmadan, hem ekonomik hem hizmet hem de tarım; alt sektörleri itibariyle sağlık, eğitim, kültür gibi, ilanihaye devam edip giden bir hadisedir. Bu sektörler içerisinde elbette nispî olarak bazıları daha iyi, bazıları daha geri kalmış olabilir bazı ülkeler için. Bizim ülkemizde tarım sektörü, 1960'tan sonra sanayiin öncelikli sektör olarak belirlenmesiyle birlikte nispeten ihmal edilmiştir ve bu çok yanlış bir şey de değildir. Eğer, bir ülkede sürükleyici sektör, Amerika için otomotiv, İngiltere için tekstil, Türkiye için sanayi ise ve bu sanayiin içerisinde elbette başlangıçta tüketim malları sanayii hızlı bir gelişme gösterirse, bu, ülke için bir sürükleyicilik görevi görür, arkasından diğer sanayi ve bu sanayiin ürettiği girdileri kullanan tarım da bir gelişme gösterir; hem bir teşebbüs gücü hem de bir sermaye birikimi ortaya çıkar; eğitimde ve şehirleşmede meydana gelen gelişme kırsal kesimi buraya taşıyarak ülkenin genel gelişmesine hizmet eder. Bu, dünyanın başka ülkelerinin de yaşadığı bir süreçtir ve bizim ülkemizin de büyük ölçüde yaşadığı bir hadisedir.

Şimdi, bu hadise içerisinde dönüp baktığımızda, şu anda, Türkiye'de stratejik önemdeki sektörlerde, sağlık, enerji, iletişim gibi alanlarda; yani, hiç geri kalma şansımızın olmadığı alanlarda bile bugün çeşitli sorunlarla karşı karşıyayız. Bunların içerisinde ertelenebilir olan bazı sektörler, sorunlar vardır. İşte, tarım bunlardan biri ve şanssızlığı da buradan gelmektedir. Niçin; bu kesimin mensupları, temel olarak örgütlenmemiş olmaları, eğitim seviyesinin düşük olması, sorunlarını kamuoyuna aktarma konusundaki imkânsızlıkları ve devamındaki hususlar nedeniyle, ister istemez, Türkiye'de, karar organında bulunan insanlara sorunlarını ulaştırmada ve buna çözüm getirmede başka meslek mensupları kadar başarılı olamamışlardır. Mesela, sendikalar kadar etkili olamamışlardır, sanayi kesimindeki sendikalar kadar, öğretmenler kadar etkili olamamışlardır, şehirde oturan insanlar kadar etkili olamamışlardır; olamamalarından daha tabiî ne vardır. Yani, bu ülkenin aydınları, siyasetçileri, bu toplumun çok önemli bir kısmının sorunlarını şu veya bu sebeplerle ihmal etmişse çok uzun bir dönemde, bugün karşımıza çıkmışsa bir tablo ve biz sorunlardan bahsediyorsak, aslında, bunu iki yıllık bir iktidar dönemindeki bir partiye getirip "bu sizin icraatlarınızın sonucudur" demek eşyanın hakikatine aykırı olmaktadır. Bu, bir bütündür ve kendileri de ifade ettiler; özellikle 1980'den sonra, tarım sektörüyle ilgili çok önemli değişimler olmuştur, destekleme politikalarında değişiklikler olmuştur, tarım kesimine yönelik yatırımlarda azalma olmuştur. Nitekim, hepimizin bildiği, Türkiye'nin medarı iftiharı GAP yatırımları konusunda, enerjideki gerçekleşme yüzde 80; ama, tarımdaki gerçekleşme yüzde 12'dir, 15'tir. Siz, suyu getirmişsiniz; ama, sulama altyapısını kuramamışsınız ve bugün karşımıza çıkan tablo iki yıllık bir iktidarın tablosu değil, çok uzun bir geçmişten gelen birikimli bir tablodur. Bunun böyle olduğunu hem bileceğiz hem de bunun aksini söyleyeceğiz; bu, bence çok doğru bir davranış değil. Yani, insanların anlamayacağı bir şey değil bu, çok iyi anladığı bir şey.

Tarım sektörünün sorunu var mı, bizim, iki yıllık süre içerisinde çözemediğimiz sorun var mı; tabiî var ve şöyle düşündüğümüzde, eğer, biz, tarım sektörüne, Türkiye'de kamunun elindeki bütün yatırım kaynaklarını kullandırsaydık yine çözemezdik; çünkü, bizim, 2004 yılında yatırımlar için ayırabildiğimiz tüm kaynak 7,5 katrilyondur. 7,5 katrilyonluk bir kaynağı biz tarım sektörüne ayırsak, GAP yatırımlarını bile çözemeyiz. Dolayısıyla, arkadaşlarım, eleştiri yaparken, hadiseyi, biraz, bir bütün olarak ele almamız ve objektif olmamız lazım.

Şimdi, tarım sektörüyle ilgili neler olmadı; olmayan şey şu: 2004 yılında biz, Türkiye'de, Türk tarımında çalışan insanların, yaşayan insanların yaklaşık yüzde 40'ını oluşturan tahıl üreticilerini çok memnun edemedik. Niye edemedik; kendileri de ifade ettiler. Buğday fiyatlarıyla ilgili konuda, tahıl fiyatlarıyla ilgili konuda yanlış bir politika uygulamadık, doğru şeyler yaptık. Türkiye'de buğday fiyatlarını takip ettik piyasada, biz, kendimiz, verebileceğimiz bir fiyatı da belirledik. Biz, Türkiye'de, piyasada, fiyatlar, bizim vereceğimiz başfiyat seviyesine gelinceye kadar fiyat açıklamadık; bundan daha doğru davranış nedir?! Biz açıklasaydık aşağı düşecekti, daha erken aşağı düşecekti; ama, biz, tam o fiyat seviyesine gelince, 370 000 lira başfiyatla alıcı olarak girdik. Peki, ne yaptık; dikkat edin, 2003 yılında Toprak Mahsulleri Ofisinin aldığı buğday miktarı 600 000 tondur, bugün itibariyle 2004 yılında aldığımız buğday miktarı 2 000 000 tondur. 600 000'in üzerinde, 2 000 000 ton buğday aldık, buna rağmen biz buğday fiyatını tutamadık. Niye; tüm dünyada üretim çok fazla, Türkiye'de de çok fazla. Türkiye'de bu sene buğday üretim miktarı 21 000 000 tondur.

Çok daha önemli başka bir şey söyleyeceğim; 21 000 000 ton buğdayın kalitesi, Türkiye'de hiçbir zaman olmayacak kadar da daha iyi olmuştur. Niye; Türkiye, biraz önce sayın milletvekilim söyledi, buğday ithal eden bir ülke. Türkiye, ihtiyacı olduğu için buğday ithal etmiyor, yani, üretim miktarı yetersiz olduğu için buğday ithal etmiyor; kalitesi düşük olduğu için ithal ediyor ve bunu, ihracat amaçlı kullanıyor, yani, makarna, irmik, un için kullanıyor. Ama, Türkiye, bu sene, şu anda, yurt dışından kaliteli buğday da ithal etmiyor. Niye etmiyor; çünkü, biz, istenilen nitelikteki, kalitelideki buğdayı şu anda Toprak Mahsulleri Ofisi olarak verebilecek durumdayız. 2004 yılının kasım ayı başına kadar özel sektöre DİİB kapsamında dünya fiyatlarıyla verdiğimiz buğday miktarı 300 000 tonu geçmiştir; yani, Türkiye, 2004 yılında buğday ithal etmeyecektir. Hangi aydan itibaren; mayıs ayından itibaren Türkiye buğday ithal etmemektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin, en temel ürünü bakımından, üretim miktarında bir artış olmuştur. Bunun anlamı şu: Verimde bir artış olmuştur. Bu, verimle alakalı bir hadisedir. İkincisi, kaliteyle ilgili çok iyi bir gelişme olmuştur.

Şimdi, kendisi Kırşehirli; Kırşehirli çiftçiler buğday fiyatlarından eminim şikâyetçidirler; doğrudur. Biz, geçen sene, 325 000 lira...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Sayın Bakanım, buraya kadar tamam; ama, bu olmadı. Sizinle gidelim köye!..

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Geçen sene bizim buğdaya verdiğimiz fiyatı hepiniz biliyorsunuz, 325 000 lira başfiyattır; ama, piyasa, 325 000 liranın çok üzerinde oluştu; bu çok olumlu bir şey. Geçen sene çiftçiler 350 000 liraya, 360 000 liraya, 380 000 liraya buğday sattılar, güzel bir şey, sevinilecek bir şey; bundan bahsetmiyorsunuz. 2004 yılında 370 000 lira başfiyat verdik; ama, 360 000'e düştü, 350 000'e düştü, 340 000'e düştü, yemlik buğdaylar 280 000 liraya kadar düştü.

Arkadaşlarım, şimdi, eğer, biz, geçmişteki gibi uygulasaydık; yani, süne mücadelesini, devlet mücadelesi yapsaydık ve başarılı olmadığımız bir mücadelenin sonucunda süneli buğdayları da aynı fiyatla alsaydık, çiftçimiz belki bundan çok şikâyetçi olmayacaktı; ama, bu politikanın doğru olmadığını siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Biz, kaliteli buğday üretmek zorundayız. Bu, kısa vadede o insanlarımıza belki bir katkı sağlamadı üretimdeki artıştan dolayı; ama, onlar şunu biliyorlar: Gelecek yıllar kaliteli buğday üretmek, herkese çok daha önemli katkı sağlayacak, küçük çiftçimiz de dahil.

Bu sene sertifikalı tohumluk konusunda bir gelişme var. Bunu çiftçimiz biliyor; şu ana kadar 220 000 tona ulaştık sertifikalı tohumlukta. Şimdi, düşünün, bu ülkede tarımla uğraşanların yüzde 40'ı tahıl üretimiyle ilgili ve siz sadece 50 000 ton sertifikalı tohum kullanıyorsunuz. Bunun anlamı, onikide 1 olarak sertifikalı tohum kullanıyorsunuz; yani, onikide 1'i ancak sertifikalı tohumluk. Bunun anlamı, kalitenin düşük, verimin düşük olması demektir.

Şimdi, Hükümet olarak, süne mücadelesi konusu, sertifikalı tohumluk konusu, kooperatifçilik aracılığıyla bu sene 400 kooperatife destek verme hadisesi, özellikle hayvan ıslahı konusunda başlatılan proje, hibrit tohumculuk konusunda yaptığımız işler, elbette, bugün değil, bizim, onlarca sene önce yapmamız gereken işler; ama, yapılmamış ve bugün yapıyoruz. Arkadaşlar, bunları da görmek lazım.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)Sayın Bakan, tarım neden küçüldü o zaman? Türkiye yüzde 10 büyürken, tarım küçüldü.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Şimdi, vicdanen, bu konuda doğru cevabın ne olduğunu bildiğinizden yüzde yüz eminim. Tarımın büyüyüp küçülmesi, bu ülkede ve dünyanın bütün ülkelerinde, tabiat şartlarına bağlıdır. Sayın milletvekilim, siz, eğer, yılın ilk altı ayında tarımdaki gelişmeyi mukayese ederseniz, düşünün, Türkiye'de, yılın ilk altı ayında hangi tarımsal faaliyet vardır hayvancılıktan başka; hangi ürün pazara çıkar? Dolayısıyla, biz, çıkmayan ürünü toplam üretim faaliyetinin içerisinde görüp, tarımda üretim, gelişme olmuyor diyebilir miyiz?! Türkiye'de, tarımsal üretimin gelişmesi yılın ikinci yarısında olur, yani, hazirandan sonra olur. Dolayısıyla, eğer, bir mukayese yapacaksak, tarımdaki gelişmeyi yıl sonu itibariyle yapmamız lazım; bu, metodolojik bir yaklaşım. Ama, Türkiye'deki gelişme, kısa dönemde, mevsimseldir. Türkiye, bu sene, tahılda üretim artışını teknolojik gelişmeyle sağlamadı, sadece mevsimin iyi gitmesinden dolayı sağladı; bunu da hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, tarımdaki küçülmeyi ve büyümeyi, sadece bir iki yıllık politikalara bağlarsak bu hiç gerçekçi olmaz.

Ben yaklaşım tarzım itibariyle şunu söylüyorum: Tarımdaki onlarca sorunun, hepsini, düğmeye basarak çözecek bir iktidar gücü ve bilgi kabiliyeti yoktur; ama, şu var; öncelik meselesi var. Öncelik meselesini de size söylüyorum; doğru işler yapıyorum. Süneyle mücadele konusunda çalışıyoruz. Bu, Türkiye'de toplam çiftçilerin yüzde 50'sini ilgilendiren bir konudur ve bu sene çok önemli bir gelişme olmuştur. Bu konuda, Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman milletvekilleri konuşsun; yani, başka yerlerde kesin başarı sağladık, buralarda da sağladık.

Onun dışında, sertifikalı tohumluk konusunda, şu anda, Türk çiftçisine bedava tohumluk verildiği yıllardan daha fazla tohumluk kullandırıyoruz. Şimdi, arkadaşlar, bunu da görmek lazım. Bakın, ücret almadan tohumluk dağıtılan yıllarda bu rakama ulaşılamamış. Sebebinin ne olduğunu çok iyi bilmiyorum; ama, benim elimdeki bilgiler bu. 220 000 tona ulaşacağız. Bunun anlamı; Türkiye, buğday ithal etme ihtiyacından kesinlikle kurtulacak. Dolayısıyla, önceliklerimiz konusunda, gücümüzün yettiği kadar çalışıyoruz. Doğru şeyler yapmaya çalışıyoruz, yanlış yapmamaya çalışıyoruz.

Burada bahsettiğim kooperatifçilik, hayvancılık sektörü, sebzede hibrit tohumculuk, buğdayda sertifikalı tohumluk ve süne mücadelesi konuları "2004 yılında ne yaptınız" sorusuna bizim verdiğimiz cevaplardır. Bunlar az görülebilir, doğrudur; ama, bunlar 2004 yılına kadar intikal etmiş sorunlardır. Lütfen, bir düşünün; yani, Türkiye 2004 yılında Avrupa Birliğiyle ilgili büyük bir gelişmenin arifesinde, biz, süne mücadelesiyle uğraşıyoruz; ama, bu benim ürettiğim bir sorun değil, karşı karşıya kaldığım bir sorun ve ben, eğer, bununla ilgili, 2004 yılında, ülkenin doğusundan batısına kadar her yerde insanları bunu yeneceğiz kanaatine ulaştırmışsam, bu, benim açımdan çok kıymet ifade eden bir gelişmedir ve doğru olduğuna inanıyorum.

Birkaç hususu daha söylemek istiyorum: 2005 yılında Türkiye'de hayvancılık sektörüyle ilgili çok önemli bir projeyi hayata geçireceğiz, başta, Doğu Anadolu Bölgesi olmak üzere. Kendi kontrolümüzde -eski adıyla devlet üretme çiftlikleri, yeni adıyla TİGEM'ler dahil olmak üzere- büyük ölçekli damızlık işletmeler kurarak, sözleşmeli üretime geçerek ve gerektiğinde, Türkiye'deki kamunun elinde bulunan arazileri büyük müteşebbislerimize bu amaçla kullandırarak, Doğu Anadolu Bölgesinde, mutlaka, hayvancılık konusunda bir hamle yapmak zorundayız.

Bununla ilgili olarak yapacağımız çalışma, ıslah, yem bitkisi, kredi, işletme ölçeğinin büyütülmesi, eğitim çalışmaları konularında çok kapsamlı bir çalışma olacaktır ve Bakanlığımın en üst seviyesindeki bir bürokrat bu bölgedeki bu projenin başında, hayata geçirilmesi konusunda bir çalışmanın içerisinde olacak.

Onun dışında, Türkiye'nin en önemli tarımsal potansiyeli olan GAP bölgesinde, mutlaka, tarım ürünlerini işleme tesisleri oluşturmak zorundayız; bununla ilgili bir çalışmayı yürütüyoruz.

Dolayısıyla, 2004 yılında yaptıklarımız mütevazı kabul edilebilen işler olsa bile, yaptıklarımıza ilaveten 2005'te yeni şeyler yapmak ve ilave etmek düşüncesindeyiz.

Sektörümüzün sorunlarını kısa vadede çözmek çok zor; ama, öncelikleri belirleyip bunların üzerine gittiğimizde, netice alacağımıza inanıyorum.

Ben, Hüseyin Bayındır arkadaşımızın söylediği birkaç hususa da cevap vererek, konuşmamı tamamlayacağım. Bunlardan bir tanesi mısır üretimiyle ilgilidir. Mısır, Türkiye'de, şu anda üretimi en hızlı artan üründür. Misal vermek istiyorum: Bizim, 2003 yılında ithal ettiğimiz mısır miktarı 1 800 000 tondur. 2004 yılında ithal edeceğimiz miktar kesinleşmiştir, 900 000 tondur. Yani, bunun anlamı, bu sene yurtiçi üretim 3 200 000 tona çıkacaktır. TMO olarak şu anda bununla ilgili aldığımız miktar 500 000 tondur ve piyasadaki fiyat da üreticiyi çok memnun eden bir seviyededir; dolayısıyla, mısırla ilgili gelişmeler çok pozitiftir.

Bu arada, Maliye Bakanımızla ilgili sürekli atıflar oluyor. Burada, dinleyen arkadaşlarıma bir cümle söylemek istiyorum: Geçen sene 1 800 000 ton mısır ithal edilmiştir. Düşünün, 1 800 000 ton mısır ithalatında Maliye Bakanımızın oğlu 4 000 tonluk mısır getirmiştir; 1 800 000 ton mısır ithalatında 4 000 ton! Arkadaşlar, yani, Maliye Bakanımızın oğlunun mısır ithalatı meselesi, bu büyük rakam içerisinde kıymet ifade edecek bir olay değildir. Bu, kamuoyunda, olduğundan çok farklı anlaşılan bir husus; lütfen, siz de, bu malzeme... Yani, bu konunun bu kadar tekrar edilmesinin anlamı yoktur; onu ifade etmek istiyorum.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)Maliye Bakanı olmasaydı, zaten, hiç sorun olmazdı Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Efendim, ben, hepinize bilgi olarak sunacağım, Hüseyin Beye de bir tablosunu vereceğim; 1980'den 2004 yılına kadar, buğday, ayçiçeği, pamuk, mısır ve şekerpancarıyla ilgili, amonyumnitrat gübresi, mazot ve traktörle ilgili bir mukayese tablosu çıkardım.

Amonyumnitrat gübresi: 1980 yılında 1 kilo buğdayla 1,46 kilogram gübre alınırken, bugün, 1,37 kilogram gübre alınabiliyor.

Şimdi, bazı mukayeseleri yapıyoruz, bazı yılları seçiyoruz; ama, bu çok yanıltıcı bir şey oluyor.

Traktörle ilgili bir bilgi vermek istiyorum. 1981 yılında 85 ton buğdayla bir traktör alınırken, bugün, aşağı yukarı 80 tonla alınabiliyor. Dolayısıyla, Türkiye'de çiftçinin durumu geçmişte çok iyiydi, bugün çok kötü değil. Bu tablo şöyle: Griyse gri, siyahsa siyah. Dolayısıyla, hadiseyi çok...

HÜSEYİN BAYINDIR (Kırşehir)Sayın Bakan, traktör alacak çiftçi yok da, ondan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Bir cümle daha söyleyeyim.

Lütfen, bakın; 2004 yılında, Türkiye'de traktör talebinde bir patlama var; yani, nispî bir şeyi söylüyorum.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)Köylü parayı nereden aldı Sayın Bakan?!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Mutlak rakam olarak söylemiyorum. Bakın, nispî olarak, Türkiye'de traktör talebi... Bakın, bir tane traktör fabrikasına telefon açın.

HALİL TİRYAKİ (Kırıkkale)Parayla alınır. Kredi vermezseniz, para vermezseniz nereden alacak?!

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Ama, benim söylediğim şey şu: Traktör fabrikalarından birini arayın "2004 yılında ne kadar traktör sattınız" deyin, 2002 ve 2003'le kıyaslayın; yüzde 200'den daha fazla. Çok açık. Türkiye'de çiftçi bir zenginliğe mi ulaştı; hayır; yani, zannettiğimiz kadar kötü değil anlamında söylüyorum.

AHMET KÜÇÜK (Çanakkale)İhtiyaçlar ertelenemez boyutlara geldi Sayın Bakan.

TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI SAMİ GÜÇLÜ (Devamla)Efendim, sözlerimi şöyle toparlıyorum. Başka sektörlerde olduğu gibi bu sektörde de sorunlar çok; ama, bize düşen görev, objektif eleştiri, yol göstermek, bu sektöre yönelik çözüm arayışlarımızı devam ettirmek, buna katkı sağlamaktır.

Ben, bu vesileyle, hepinize, tekrar, saygılar sunuyor, çalışmalarınızın verimli geçmesini diliyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

23 konuşma daha · 4 Kasım 2004

23 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook