İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas.

Taner Yıldız

Kayseri Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 93. Birleşim · 2. yasama yılı · 26 Mayıs 2004 · 1.808 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Taner Yıldız (AK Parti), 26 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MADEN KAN.VE BAZI KAN.DEĞ.YAP.İLİŞKİN KAN.TAS.); konuşma 1.808 kelime.

Taner Yıldız (AK Parti, Kayseri). “Maden kan.ve bazı kan.değ.yap.ilişkin kan.tas”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/taner-yildiz-22-2004-05-26-maden-kan-ve-bazi-kan-deg-yap-iliskin-kan-tas (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA TANER YILDIZ (Kayseri)Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, kısaca, Maden Kanunu üzerinde çalışma yapan Sayın Enerji Bakanımızın şahsında, bütün Bakanlık çalışanlarına, AK Parti Grubuna ve CHP Grubuna da teşekkür ediyorum.

Madencilik, ülkelerin hiçbir şekilde ihmal etmemesi gereken, sanayiin hammadde gereksinimini karşıladığından ülke ekonomisinin temelini oluşturan bir sektördür. Mevcut kaynakların en iyi şekilde kullanımı, kaynakların atıl durumda ve bilinmeyen kaynaklardan belirlenerek üretilmesiyle ülke sanayiinin gelişmesine hız verilmesi gerekliliği, tartışılmaz bir gerçektir. Madenciliğin, ülkeye döviz sağlaması, istihdam yaratması, hizmet ve yan sanayi sektörlerini teşvik etmesi, özellikle bölgesel kalkınmayı önplana çıkarması açısından da ayrı bir önemi vardır.

Ülkemiz, dünyada, madencilik faaliyetleriyle ilgili olarak yapılan değerlendirmelerde, maden çeşitliliği açısından 30 uncu, üretilen madenlerin çeşitliliği itibariyle de 10 uncu sırada yer almaktadır.

Mermercilikte, gerek rezerv olarak gerekse desen ve çeşitlilik açısından da zengin olan ülkemiz, dünyada önemli bir yere sahiptir. 1 200 000 000 ton dünya toplam bor rezervinin 800 000 000 tonu ülkemizdedir. Buna karşın, madenciliğimizin ülkemiz ekonomisi içerisindeki yerine baktığımızda, sektörün gayri safî millî hâsıla içindeki payının çok düşük olduğu görülmektedir. AK Parti Hükümetinin en büyük hedeflerinden bir tanesi, bu gayri safî millî hâsıla içerisindeki payını artırmaktır.

Arkadaşlar, açıklıkla söyleyebiliriz; gerek komisyonlarda gerekse Genel Kurulda bor madeni üzerine olan hassasiyeti takdirle, saygıyla karşılıyoruz; ancak, bu, hiçbir grubun uhdesinde olmadığı gibi, ülkemizin en önemli kaynaklarından bir tanesidir. Bildiğiniz gibi, dünya rezervinin yüzde 67'si Türkiye'de bulunmakta; ama, imal edilen mamul malzeme açısından baktığımızda ise, 225 000 000 dolarlık bir payla da yerimizin çok iyi olduğu söylenemez.

Şimdi, böyle bir durumda, biz, genelde... Biraz önce arkadaşımız da söyledi; boru -ileriki maddelerde göreceğiz- devletten başka hiçbir hükmî şahsiyetin, özel sektörün çalıştırma imkânı yok arkadaşlar. Bizim kaygı ve endişelerimizin nereden kaynaklandığını ben hâlâ tespit edebilmiş değilim. Ben, gidip, keyfî olarak, kömür işletmesinin, mermer işletmesinin yerinde bor bulsam, bunu devlete devretmek zorundayım. Ben, farklı bir kaygı ve endişeyle bile girsem, bunu yine devlete devretmek zorundayım. Bizim bor karşısında neredeyse komplekse düşmemizi sağlayacak böyle bir ifade tarzını, ben normal karşılamıyorum. Evet, o hassasiyeti hepimiz gösterelim. Varsa bulmuş olan 10 madenci, onun devlete aktarılmasını sağlayalım; ama, bunun başka bir tarafa çekilmesinin, başka bir kasta bağlanmasının, ben çok anlamlı olmadığı kanaatindeyim.

Yani, bizim amaçlarımızdan bir tanesi, özellikle 240 milyar dolar civarında iç ve dışborcu bulunan bir ülkenin kendi özkaynaklarına dönmesi kadar tabiî bir şey yoktur; kendi özkaynaklarından 2 milyar dolarlık, toplam binde 1'ini hareketli hale getirebildiği madenciliğinin, mutlaka, 2005 yılı hedeflerinin, bulunduğu yerden, 2-2,5 katı mesabesine, yani 5-6 milyar dolarlar mesabesine taşımasıdır. Bunu, inşallah, Enerji Bakanlığımız fazlasıyla yapacaktır.

Madenciliğimiz, içinde bulunduğu zor şartlar nedeniyle, beklenen gelişmeyi gösterememiştir. Bunda, gerek kanunun gerekse sektörün payı büyüktür. Biz, kanuna dayalı olan kısmını gidermek ve buradaki aksaklıkları gidermek kastıyla, bu kanun tasarısını Genel Kurula getirmiş bulunuyoruz. Bürokratik işlemler çok fazla, mevzuat çok fazla; bunları en aza indiriyoruz. Tabiî, maden mevzuatından kaynaklanan olumsuzlukların, özellikle ruhsat iptallerini öngören kısımlarının, özel sektörün girişimcilik ruhunu etkilediğini görmüş bulunuyoruz ve ruhsat iptallerini zor şartlara bağlıyoruz; ama, şu şartla: Ciddî bir girişimci gelecek, ben madenciyim, altyapı çalışmalarını tamamlamış bulunuyorum diyecek; onun ruhsat iptali hemen hemen mümkün görülmemektedir; çünkü, kendisine 3+2 yıl, toplam 5 yıl içerisinde 3 defa değişik kademelerde ikaz yapılarak ancak ruhsat iptali mümkün olmaktadır; bu ise çok zordur.

Madenin öncelikle aranılıp bulunması gerekmektedir. Bulunan madenin bulunduğu yerde üretilmesi gibi sektöre özgü bir yanı vardır. Ülkemizin maden varlığı yeteri kadar aranamamıştır. Diğer taraftan, ülkemizde bazı alanlar, değişik nedenlerle, yasal olarak madencilik faaliyetlerine de kapatılmış veya kısıtlama getirilmiştir. Yapılan değişikliklerle, ilgili bakanlıklarla gerekli koordinasyon sağlanarak, bu alanlarda madencilik faaliyetlerine, belli kriterlere uyulması şartıyla geniş bir olanak sağlanmıştır.

Kalkınmamız için, öncelikle madencilik sektörünün lokomotif bir sektör olduğunu kabullenmemiz gerekiyor; ancak, sektörün hamle yapabilmesi için de madencilerimizle beraber omuz omuza verip, bakanlık, ilgili bürokratlar, siyaset ve bütün kuruluşlar el ele verip, inşallah, bu zorlukların hepsini aşacağız.

Günümüz sanayiinin ihtiyacı olan birçok hammaddenin taşocağı ruhsatlarına dayalı olarak temin edildiğini biliyoruz. Büyük bir gelişme içerisinde olan sanayi sektörüne daha büyük yatırımlar yapabilmek için, hammadde ihtiyacının daha güvenilir ve büyük rezervli kaynaklardan karşılanması zorunluluğu vardır.

1901 yılında çıkan meri Nizamnameye tabi olan hammaddelerin sanayiin ihtiyacını güvenli ve yeterli şekilde karşılayabilmesi mümkün değildir. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planında Taşocakları Nizamnamesi kaldırılarak, tüm tabiî kaynakların Maden Kanunu kapsamına alınması hükmü de yer almaktadır.

Taşocakları Nizamnamesine tâbi hammaddelerin, Maden Kanununa tabi hammaddelerle beraber doğada jeolojik olarak da çok girift bir şekilde beraber oluşması nedeniyle, bu hammaddeleri iki ayrı mevzuatta düzenlemek yanlıştı; bu kanun tasarısıyla, aynı kanun kapsamına alınmışlardır. Ayrıca, bunların, Taşocakları Nizamnamesinde valilikler, Maden Kanununda Maden İşleri Genel Müdürlüğünce yürütülmesi, kurumlar arasında görev ve yetki çatışmasına da yol açıyordu. Bu nedenle, Taşocakları Nizamnamesi yürürlükten kaldırılarak, tüm hammaddelerin tek mevzuat altında toplanması öngörülmüştür.

Madencilikte ana hedefimiz, ülkemizi hammadde üretip satan bir kaynak ülke olmaktan çıkarıp, sanayiyle entegre olmuş, dünya pazarlarında katmadeğeri yüksek uç ürünlere ulaşabilen, söz sahibi bir ülke durumuna getirmektir. Bugün, aldığımız kameraların, cep telefonlarının... Mesela bir cep telefonunun içerisinde 52 çeşit maden bulunmaktadır. Öyle kameralar alıyoruz ki, öyle kameralar ithal ediyoruz ki, altının gramı 1 birim, kameranın gramı 4,5 birim. O açıdan, bu teknolojiyi mutlaka üretmek zorundayız.

Madencilik sektörünün en başta gelen sorunu, sektörde yatırımların risk taşıması, yatırılan sermayenin geri dönüş oranının ve süresinin çok uzun olması, diğer bir deyişle amortisman süresinin çok uzun olması ve aramalardan olumlu sonuç alınamaması halinde sermayenin geri dönüşünün söz konusu olmaması. O açıdan, madencilik sektörüne yatırım yapan girişimcilerin özellikle çok ciddî, işini bilir ve bu işin bilimsel yanını da tamamlamış olması gerekmektedir. Bu nedenle, sektör genellikle özel sektör için cazip olmamış ve madencilik faaliyetleri, bugüne kadar ülkemizde ağırlıklı olarak devlet tarafından yürütülmüştür. Madencilikte uluslararası güce sahip olan özel sektör kuruluşları oluşamamış, devlet sektörü ise uluslararası rekabete girememiş ve bunun sonucu olarak da, dünya pazarındaki sektörel dalgalanmalar da buna eklenince, ciddî bir eksi oluşmuştur. Ülkemiz madenciliğini olumsuz yönde etkileyen bu durum karşısında madencilerimiz ara ara krize girmiş ve büyük sorunlar yaşamışlardır.

Ülkemizdeki bürokrasi, mevzuat konusunda karşılaşılan güçlükler ve kurumlararası yetki karmaşası, diğer sektörler gibi, madencilik sektörünü de etkilemiştir. Bu ülkenin en büyük problemlerinden bir tanesi, sırf bu sektöre has olmamak kaydıyla, ülkedeki kurumlararası oluşturulmak istenen ortak dildir. Bugün bir mevzuat karşısında 13 tane bakanlık ayrı ayrı yorum getirmektedir.

Özellikle madenciliği ilgilendiren bu konuda iki komisyonda da -hem Plan ve Bütçe Komisyonunda hem de Sanayi Komisyonunda- yapılan çalışmalarda bütün bakanlıkların bir arada hazır bulunduğu bir ortam oluşturulmuştur. Bu görüşmeler sonucunda neler yaptığımızı kısaca özetlersek:

Taşocakları Nizamnamesi, Havzai Fahmiye ve Maden Kanunu tek bir yasal çatı altında toplanmış, böylece uygulamada birlik sağlanmıştır. Türkiye Taş Kömürleri uhdesindeki havzai fahmiye alanı için, taşkömürü ve diğer madenlerin gerek kendisi gerekse rödovansla işletilmesine imkân sağlanmıştır.

Sektör için en önemli konulardan birisi olan ruhsat güvencesi, bu düzenlemelerle yerine getirilmiştir. Tasarıda, ruhsat iptalleri yerine maddî cezalar önplana çıkarılmıştır; ama, en son limit, beş ayrı kademede görevlerini yerine getirmeyen özel girişimci için ruhsat iptali söz konusu olmuştur.

Madencilik faaliyetlerinin tabi olduğu izinlerin kısa sürede alınması için düzenleme getirilmiş; madenciliği olumsuz yönde etkileyen ve yasaklayan diğer mevzuattaki kısımlar için de düzenlemeler yapılmış; madencilik faaliyetleri için kısıtlama getirilmiş alanlarda belirli kriterlere uyarak, çevreyle de barışık bir madencilik yapılması öngörülmüştür.

Madencilik faaliyetlerine getirilen teşviklerle, sektöre ivme kazandırılması amaçlanmış; küçük ölçekli işletmelere ve ürettiği madeni tesisinde kullanarak uç ürünlere dönüştüren işletmecilere devlet hakkı ödemelerinde indirimler sağlanmıştır.

Devlet hakkı ödemelerinde yeni bir mantık getirilmiştir. Bu yeni düzenlemeyle, brüt bilanço kârından, ocak başı satış bedeli uygulamasına geçilmiştir. Bunun, fiilî duruma çok daha uygun olduğunu görüyoruz. Bu düzenlemeyle, devletin madencilik sektöründen elde ettiği gelirin daha da artacağına inanıyor ve ümit ediyoruz.

Madencilik faaliyetlerinin yapıldığı illerin özel idare müdürlüklerine devlet hakkının yarısı, yine, aynı şekilde aktarılmış, böylece mahallî idarelerin maddî yönden güçlenmesine de dikkat çekilmiştir.

Büyük işletme ruhsatı alanlarında beş yıl içerisinde arama faaliyetlerinin tamamlanmaması ve bu süre sonunda maden bulunmayan ya da arama yapılmayan alanların terk edilmesi esası getirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu maddenin bu kısmı o kadar önemlidir ki, bugün, 22 000 ruhsatın önemli bir kısmı, üzerinde hiç çalışma yapılmaksızın, sırf kapatılan arazilerden dolayı tıkanmıştır. Biz, süreler getirerek, bunların atıl durumda kalmasına meydan vermeyeceğiz.

Aynı zamanda, önişletme dönemi kaldırılmış, bazı madenler için arama ruhsatı süresi uzatılmış, verilecek belge sayısı azaltılmış, böylece, kanunî uygulamada bürokratik işlemler en aza indirilmiştir.

Borda dünya rezervlerinin yüzde 65'ine sahibiz dedik. Borda, arkadaşlarımızın söylediği hassasiyete önemle dikkat edilmiş; ancak, bor madenciliğinin tek elden yürütülmesine ve bu tek elin de devlet olmasına özen gösterilmiştir.

Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğünün görevlerini daha etkin bir şekilde yerine getirmesi için de düzenlemeler yapılmıştır; ilgili maddelerde, madde gerekçelerini sayarken, inşallah, bunların detaylarına gireceğiz.

Anayasa Mahkemesince iptal edilen Maden Kanununun 46 ncı maddesinin son fıkrası, iptal gerekçesine uygun olarak değiştirilmiş, yeniden düzenlenmiş, kamulaştırma yapılamaması nedeniyle tıkanan sektörün önü açılmış, mülk sahiplerinin hakları da korunmuştur.

Madencilikteki en önemli sorunlardan bir tanesi de şuydu: Yönetmeliğe rödovansla ilgili hükümler konuldu, rödovans uygulamalarıyla ilgili ruhsatın iptaline varan yaptırımlar gündeme geldi. Ruhsat sahiplerinin ödediği devlet hakkı önceden sınırlıydı ve 2172 sayılı Yasayla, bor tuzlarının devlet eliyle işletilmesine karar verilmişti ve aynı şekilde, buna tekrar itina gösteriyoruz.

Maden Kanununun temel taşlarını, mülkiyet, ruhsatların gruplandırılması, ruhsat alanları, ruhsat süreleri, faaliyetlerin denetlenmesi, vergilendirme şeklinde, anabaşlıklar altında toplamak mümkündür.

Sektör, yeni bir kanundan, daha çok, ruhsat güvencesinin sağlanmasını, sektörün finansal ve altyapı olarak teşvik edilmesini, Maden Kanunu ve diğer mevzuatlardaki bürokrasinin azaltılmasını beklemektedir ve bu kanun tasarısının kanunlaşmasıyla beraber bu beklentiler yerine gelecektir.

Bu kanundan devletin beklentileri de vardır, o beklentileri de kısaca şöyle sayabiliriz: İşçi sağlığı ve iş güvenliği ilkeleri çerçevesinde kaynak kaybı olmadan üretim yapılmasının sağlanması, çevreyle uyumlu bir madenciliğin gerçekleştirilmesi, daha çok istihdam sağlanması. Biz, bu arzları yaptığımızda, bu kolaylıkları sağladığımızda... Hatta arazilere kısıtlama getirdik, metrekarelerine kısıtlama getirdik; böylece, daha çok madencinin, daha çok girişimcinin bundan yararlanmasını öngördük. Bu ise, istihdamı dolaylı yoldan artırıcı ciddî bir unsurdur. Dolayısıyla, devletin beklediği diğer bir faktör de maden ihracının artırılması, devlete gelir sağlanması, yerli kaynak kullanımının teşvik edilmesi ve uygulamayla, e-devletle beraber, özellikle elektronik ortama geçilmesiyle beraber spekülatif birçok cümlenin ortadan kaldırılması. Bu temel beklentiler çerçevesinde gerek özel sektör gerekse devlet kurumları tarafından sahalar atıl tutularak ülke madenlerinin esir madenler haline getirilmemesi; madenlerin, üretilerek ekonomiye kazandırılması. Bizim, yeri geliyor, 2 trilyon dolarlık rezervimiz var diyoruz. Arkadaşlar, bunlar harekete geçirilemediği takdirde, 12 trilyon dolarlık da olsa, hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. O yüzden, biz, Allah'ın bize vermiş olduğu, ülkemize vermiş olduğu bu zenginlikleri aktif hale getirmeliyiz.

Bu arada, gerek Avrupa Birliği uyum paketiyle beraber gerekse bizim kendi hassasiyetlerimiz arasında bulunan çevre faktörünün özellikle bu kanun tasarısıyla çok daha fazla dikkate alındığını belirtmek istiyorum.

Maden Kanununun temelini ruhsat gruplarının belirlenmesi oluşturmaktadır. Bu gruplandırmalarda ise -çok fazla teknik detaya girmeden şunu belirteceğim- alan sınırlamaları, mülkiyet, madenlerin mineralojik yapısı, devlet hakkı ödemeleri, ruhsatların üst üste verilebilmesi, işletmeye geçiş süreleri, ruhsat dönemleri, kamulaştırma ve diğer bazı uygulamalar da sayılabilir.

Ben, teknik detaylara maddelerde geçmek kaydıyla, bu kanun tasarısının hazırlanmasında emeği geçen bütün arkadaşlarımıza, başta Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanımız olmak üzere, Maden İşleri Genel Müdürlüğünde çalışan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum ve bu kanun tasarısının kanunlaşmasında ortak paya sahip olan İktidar ve muhalefete saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum efendim. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

38 konuşma daha · 26 Mayıs 2004

38 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook