İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 66. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)

Veli Kaya

Kilis Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 66. Birleşim · 3. yasama yılı · 3 Mart 2005 · 1.211 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma

Kaynak göster

Veli Kaya (AK Parti), 3 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZ ÇEVRESİNİN PETROL VE DİĞER ZARARLI MADDELERLE KİRLENMESİNDE ACİL DURUMLARDA MÜDAHALE VE ZARARLARIN TAZMİNİ ESASLARINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.718)); konuşma 1.211 kelime.

Veli Kaya (AK Parti, Kilis). “Deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil durumlarda müdahale ve zararların tazmini esaslarına dair kanun tasarısı (s.s.718)”. TBMM Genel Kurulu, 66. Birleşim tutanağı, 3 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/veli-kaya-22-2005-03-03-deniz-cevresinin-petrol-ve-diger-zararli-maddelerle-kirlenmesinde-acil (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

AK PARTİ GRUBU ADINA VELİ KAYA (Kilis)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun Tasarısının 1 inci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, benden önceki değerli hatipler, konuyla ilgili çok detaylı bilgiler sundular sizlere. Naçizane, Çevre Bakanlığının eski bir personeli olarak, sizlere, birkaç cümleyle de olsa, bu konu hakkında bir şeyler söylemeye çalışacağım.

Şimdi, Komisyon Başkanımız bir konuya değindi. Dedi ki: "Çevre, birkısım aydının ilgilendiği konunun dışında başka bir şey değil, öyle algılanıyor." Doğru... Evet, çevre, Türkiye'nin tamamını ilgilendiren bir konu olmadığı takdirde, korunması mümkün olmayan bir... Çevre, babamızdan miras aldığımız bir konu olmamalı; çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir şeydir. Onun için, insan yaşamında en önemli faktörün çevre olduğunu bilmemiz lazım.

Çevre, Orman Bakanlığıyla birleştirildi. Biliyorsunuz, ben, bu birleşmeye şahsım adına karşı çıkmıştım. Çevre ve Orman Bakanlığı, maalesef, bana ters geliyor; çünkü, orman, çevre içerisinde bir ekosistem. Çevre tek başına bir unsur; ama, birleşti, hayırlı olsun, güzel şeyler de yapılmaya devam ediliyor.

Ben, bu Bakanlığın çalışanlarını tebrik ve takdir ediyorum. Çoğunu tanıyorum, benim arkadaşlarım, mesai arkadaşlarım; ne kadar zor şartlar altında çalıştıklarını biliyorum.

Size, başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Sene 1996 veya 1997'ydi, İstanbul Boğazında, daha doğrusu Tuzla Tersanesinin tesislerinden birinde bakıma alınan TPAO adlı bir gemi, bakım ve onarım sırasında patlamış, birçok itfaiyeci arkadaşımız hayatını kaybetmiş, bir kısmı da yaralanmış -birinci derecede yanık- ve hastaneye yatmışlardı. Burada görevlendirildim ve İstanbul'a gittim. Şu anda Çevre ve Orman Bakanlığının Müsteşar Yardımcısı olan Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Büyükşehir Belediyesinin Çevre Daire Başkanı; ben de, Çevre Bakanlığında Kimyasallar Daire Başkanıyım o zaman. Bu yanan gemiden sızan sintine atıkları ve petrol atıkları hızla yayılıyor denize. Tedbir almamız gerekiyor; bir yetki kargaşası var. Bariyer lazım 3 - 5 kilometre uzunluğunda. Tuzla ve çevresinde onlarca tersane var, birinde 10 metre bariyer yok; ama, bu bariyeri bulmak zorundayız. Devletin bize verdiği imkânlar sınırlı. Dönemin bakanlarına ulaşmaya çalışıyoruz. Bir şekilde, bariyeri, İstanbul ve çevresinde bulamadık. Değerli arkadaşlarım, benim ve arkadaşlarımın özel gayretiyle, Adana-Yumurtalık'ta bariyer bulabildik. Bir hafta sonra bariyer geldi; gemi yanmaya devam ediyor, atık yayılıyor deniz yüzeyine. Bir hafta sonra bariyer geldi Yumurtalık’ta. Bariyeri kim teslim alacak... Kamyonla gönderilmiş bariyer; Çevre Bakanlığı mı teslim alsın, Denizcilik Müsteşarlığı birimi mi teslim alsın, büyükşehir temsilcisi mi teslim alsın. İki gün kamyonda bekledi, bariyeri teslim alacak bir yetkili bulamadı; çünkü, kimsenin yetkisi net olarak yazılı değil, ortaya konmuş değil. Ben, 22 gün süreyle orada görev yaptım; yaptıklarımın hepsini birer rapor halinde Bakanlığıma sunmak üzere döndüğümde, görevden alındığımı duyurdular bana.

Şimdi, bunları niçin anlatıyorum; çevreye gösterilmesi gereken önemin yeterinden az olduğunu söylüyorum. Tabiî, bu kanun da çok önemli bir kanun, herkes katkıda bulunmaya çalıştı; ben, teşekkür ediyorum arkadaşlarıma. Şimdi, bu kanun, geç kalmış bir kanun arkadaşlar. Türkiye'nin denizleri, gelişmiş ülkelerin ve Batı ülkelerinin hurdalığı haline geldi. Denizin dibine inebilseniz, her türlü hurda maddesini bulabilirsiniz. Geç kaldı... Ben, onun için, bu kanunu bugün gündeme getiren Değerli Bakana ve çalışma arkadaşlarına da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.

Şimdi, bu kanun ne getiriyor; arkadaşlar, bu kanun, elini kolunu sallayarak, sigortasız, standartdışı gemilerin Türk karasularına girmesini yasaklıyor. Evet, yasaklanması gerekir. Gelişmiş ülkeler, atıklarını, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin sularına atmayı bir marifet zannediyorlar ve maalesef, denizlerimizi kirletmeye devam ediyorlar. Arkadaşlarımız örneklerini verdiler; 144 tane, zannedersem, Türkiye denizlerinde kaza olmuş. Önümde yazılı rakamlar var; ama, onlara da şu anda bakmak istemiyorum. Bu kazaların önemli bir bölümünü, petrol atıkları oluşturmuş. Hatırımda kaldığı kadarıyla, canlı hayvan bile telef oldu; 20 000 adet koyunun telef olduğunu hatırlıyorum denizlerde. Arkadaşlar, deniz ve kıyılarında yapılan tesislerin hiçbir önlem alınmadığını biliyoruz; onu söylüyorum ben işte. Tuzla'da bilmem ne kadar tersane var. Peki, orada bir yangın çıktığında, bir endüstriyel kaza olduğunda ne gibi tedbirin var, sigortan var mı; yok. İşte, bu kanun, bu dediğimiz önlemleri getiriyor.

Arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletlerinin limanlarına standartdışı bir gemiyi yaklaştıramıyorsunuz; almıyor. Peki, Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan insanlar birinci sınıf insan mı? Bizim insanımız birinci sınıf insandır. Eğer, onlar birinci sınıf insansa, biz de birinci sınıf insanız. Bizim de denizlerimizi koruma hakkına sahip olduğumuz malumlarınızdır.

Şimdi, hep örneklerle gitmek istiyorum. Bu yazın Bodrum sahillerindeydim. Mavi bayraklı tesislerin kıyılarında seyahat ettim. Benim eski bir çevreci olduğumu bildikleri için de bana serzenişte bulundular. Arkadaşlar, biz çevreciler, Türkiye ekonomisinin kötüye gitmesinden yana değiliz; yani, çevreyi önplânda tutarak ekonominin önünü kapatmak gibi bir niyetimiz yok; ancak, çevre ile ekonomi birbirleriyle doğru orantılı olarak giderlerse her iki kesimin de gönlünü etmiş olacağız, onları da mutlu edeceğiz.

Şimdi, Bodrum sahillerinde gördüğüm balık çiftliklerinin çevreye vermiş olduğu zararları bizzat müşahede ettim. Sayın Bakanım, zatıâlinize burada da ihbarda bulunuyorum. Şimdi, bu balık çiftlikleri, Türkiye ekonomisine çok önemli gelirler getiren önemli çiftlikler olduğunu biliyorum; ancak, mavi bayraklı bir tesisin 2 mil yakınına da bu tesis kurulmaz ya! Zannediyorum, bu kanun, bu dediğim unsuru da içerisine alacak şekildedir veya o çiftlik oraya kurulmuşsa, deniz kirliliğini önleyecek veya orada oluşabilecek bir kazayı önleyecek ne gibi tedbirleri var; açıkçası bunu da öğrenmek istiyoruz.

Arkadaşlar, Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili olan bir ülke. 8 333 kilometre kıyı şeridi uzunluğu mevcut; yani, biz, bir deniz ülkesiyiz. Dolayısıyla, bizim, denizlerimizle ilgili, çevreyle ilgili çok radikal kararları alma gibi bir hakkımız da var. Bu zamana kadarki yönetimler, maalesef, bu kararların alınmasında ya müsamaha göstermişler ya da akıllarına getirememişler diye düşünüyorum.

Eskiden, çocukluk yıllarında -ben, denizi olan bir vilayette doğmadım, malumlarınız ben Kilisliyim; denizi de liseyi bitirdiğim yıl gördüm ancak- eskide, halkımızın halk plajları dediği, para vermeden, ücret ödemeden gittiği plajlar vardı. Bugün, bir milletvekili olarak gezdiğim şehirlerde, bu halk plajlarının işgal edildiğini, büyük ve lüks tesislere peşkeş çekildiğini üzülerek görmekteyim. Halbuki, bizim halkımızın, temiz, yaşanabilir denizlere girme hakkı var. İzmit Körfezinde -Çevre Bakanlığındaki bir görevim esnasında birçok kere gittim- bana o zamanın valisi övgüyle "biz, artık, bu körfezde beş çeşit balık yetiştiriyoruz" demek istemişti, söylemişti. O zaman ben de sevinmiştim; çünkü, İzmit Körfezinde, artık, balığın nesli kurumuş, pis kokudan -İzmit'in yanından, yoldan bile, İstanbul'a, geçerken- rahatsızlık duyuyorduk. Hepiniz biliyorsunuz bunu. İşte, beş çeşit balık yetişmeye başlamış; bununla övünüyoruz. Bununla övünüyoruz. Halbuki, bu denizde yüzlerce balığın yetişmesi lazımdı. İnsana gerekli olan tüm ekolojik dengenin korunması lazımdı burada. Bütün tesisleri deniz sahiline yapma gibi bir lüksümüz var. Niye; rant kavgası. Yani, birilerinin fazla para kazanması, bir başka insanın ölümüyle sınırlanıyorsa, daha doğrusu, oraya kadar sınırsız olarak gidiyorsa, allahaşkına, buna bir dur demek lazım, buna bir dur demek lazım.

Değerli milletvekilleri, Montrö Sözleşmesinin imzalanmasından bu yana, Türk Boğazlarında geçiş yapan gerek gemi tonajlarında gerekse yabancı bandıralı gemi sayısında çok büyük bir artış yaşanmakta son yıllarda.

Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; İstanbul Boğazından yılda 45 000 gemi geçmekte, 45 000 gemi... Bunların taşıdıkları yük miktarı 134 603 000 ton. Toplam, herhalde, 46 000-47 000 gemi -düzeltiyorum onu; 45 000 demiştim- 134 603 000 ton yük taşımışlardır.

Ben, çok çarpıcı örnekler vermek istiyorum bu yüklerin tonajları hakkında. Taşınan tehlikeli maddelerin yüzde 70'ini hampetrol, yüzde 26'sını petrol ürünleri, yüzde 4'ünü ise sıvılaştırılmış gaz ve kimyasal ürünler oluşturmakta. Bundan şu ortaya çıkıyor; yani, Boğazlarımız her an patlamaya hazır bir bomba. İstanbul'da yaşayan insanların 15 000 000 olduğunu varsayarsak, bazı ülkelerin büyüklüğü kadar insanı tehlike altına atıyoruz; bunun farkında bile değiliz.

Aklıma gelmişken hemen söyleyeyim; büyük depremde, İzmit Körfezi çok şiddetli şekilde sarsılmış ve deniz hızla kirlenmiştir. Peki, alınan tedbirler nedir? Bundan sonra oluşacak bir doğal afette denizlerimizin ne hale geleceğini şimdiden görüp, bu tedbirleri, arkadaşlar, almak durumundayız; aksi halde, Endonezya'daki, Güney Asya'daki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

21 konuşma daha · 3 Mart 2005

21 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook