İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 90. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)

Yakup Kepenek

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 90. Birleşim · 1. yasama yılı · 5 Haziran 2003 · 1.651 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Yakup Kepenek (CHP), 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)); konuşma 1.651 kelime.

Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer izleyenler; doğrudan yabancı yatırımlar konusunda getirilen tasarı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada, Dünya Çevre Gününüzü kutlar; ulus olarak, Meclis olarak, toplum olarak, çok daha sağlıklı bir çevrede yaşamanın temel bir insan hakkı olduğu bilinciyle davranacağımız günlerin yakın olmasını diler, yeniden saygılar sunarım.

Sözlerime başlarken, konuyla kısmen de olsa ilgili olduğu için bir noktaya değineyim Sayın Başkan. Geçenlerde yapılan TOBB genel kurulunda, Sanayi ve Ticaret Bakanımızın, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına ilişkin olarak "buraya hangi yüzle geldi" demesini, bir bakana yakıştırmadığımı, hiç kimseye yakıştırmadığımı, uygun bulmadığımı belirtmek durumundayım.

Şunun, hepimizce altının çizilmesinde yarar var: Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkede, 1930'lu yıllarda, sanayileşme meşalesini çok yükseklere çıkarmış, demir-çelikten tekstile, kâğıttan çimentoya hepimizin yüzakı olan ve yıllar boyu sata sata bitiremediğimiz KİT'leri yaşama geçirmiştir. Kurucumuz olan Mustafa Kemal'in büyük boy resmi altında, Cumhuriyet Halk Partisini, iş dünyasına karşıymış gibi göstermeye hiç kimsenin hakkı da yoktur, haddi de yoktur.

(1) 142 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şu noktanın altını özenle çizelim, hiç birbirimize sinirlenmeden şunun altını çizelim: Bu ülkede bir çivi çakan, bir kişiyi işe alan ve yasalara uygun çalışan her işveren, her üretici, her kişi bizim için çok değerlidir, çok kıymetlidir.

Şimdi, konumuza gelelim. Değerli arkadaşlar, görüşmekte olduğumuz tasarıyı doğru değerlendirebilmek için, olanı biteni, ülkemizdeki gelişmeleri ve dünyadaki gelişmeleri irdelemekte yarar var.

Şu anda yürürlükte olan ve bu yasayla kaldıracağımız Yabancı Sermayeyi Teşvik Yasası, yaklaşık elli yıl önce çıkarıldı. Yerli ve yabancı gözlemciler, o yasanın, genellikle, liberal ve esnek bir yasa olduğunda birleşiyorlar. Üstelik, bu yasayla, 1980'li yıllarda, yabancı sermayeye olağanüstü kolaylıklar getirildi ve yabancı sermaye miktarı, ülkemizde, 1 Ocak 2003 itibariyle, bu yılın başında, 15 700 000 000 dolar dolayına yükseldi. Bu, fiilen gerçekleşen yabancı sermayedir. Bunun 2 katı kadar da, 2 katı dolayında da izin istemi vardır; ancak, burada bir noktanın altını çizmeliyiz: Değerli arkadaşlar, Türkiye, yabancı sermaye bakımından, benzer ülkelere göre çok az yabancı sermaye almaktadır. 1993-1997 yılları arasını kapsayan bir araştırmaya göre, Türkiye'ye gelen, gerçekleşen yabancı sermaye, kişi başına 12 dolardır. Buna karşılık, bu miktar, Mısır, Nijerya, Ürdün, hatta Nikaragua'dan, Arnavutluk'tan bile düşüktür. Kişi başına yabancı sermaye miktarı komşumuz Yunanistan'da 100 dolara, İspanya'da 182 dolara, İrlanda'da 484 dolara yaklaşmaktadır. Bu, sayısal durum; bir de işin niteliğine bakalım. İşin niteliğine baktığımızda, Türkiye'de şöyle bir durum var: 1980'e gelinceye kadar, Türkiye'de yabancı sermaye büyük ölçüde sanayie gidiyordu ve büyük ölçüde elektrik ve elektronik sanayiine gidiyordu. 1980'e kadar Türkiye'ye gelen yabancı sermayenin yüzde 87'si imalat sanayiine gitmiştir. Bu miktar, bu oran, imalat sanayiinin payı, günümüzde yüzde 42 dolayına inmiştir. Üstelik başka bir şey daha olmuştur; 1980 sonrasında, hem toplam yabancı sermaye içinde sanayiin payı azalmış hem de yabancı sermaye, elektrik, elektronik gibi üretimi artırıcı, teknoloji içeren sanayilerden hızla uzaklaşmıştır, uzaklaşmaktadır.

Peki, nereye gitmektedir bu yabancı sermaye, ne olmaktadır, 1980 sonrasında ne olmuştur; 1980 sonrasında gelen yabancı sermaye, esas olarak, bankacılık kesimine gelmiştir, finans kesimine gelmiştir. Bu dönemde bankacılık kesiminin payı, 1 dolar yabancı sermayenin dörtte 1'i, yani 25 sent dolayına yükselmiştir. Yabancı sermaye, bankacılığı sevmiştir. Başka neyi sevmiştir; biraz ticareti, biraz da haberleşmeyi sevmiştir. Kısaca, yabancı sermaye, 1980 sonrasında, adım adım, üretimden uzaklaşmıştır, faiz geliri, spekülasyon, bankacılık ve parasal işlemler alanında yoğunlaşmıştır.

İtiraz edilmesi gereken asıl nokta budur, bu tasarıya ilişkin olarak düşünmemiz gereken asıl nokta budur; yani, biz ne tür yabancı sermaye istiyoruz, yabancı sermayenin nerelere yatırım yapmasını istiyoruz, bakalım, yasa tasarısı bu konuda ne diyor...

Fakat, buna gelmeden, yine, şu noktanın altını çizelim: Değerli arkadaşlar, dedik ki, yabancı sermaye gelmiyor, gelen de, hemen herkesin, yerli sermayenin yapabileceği, bankacılık, para işlemleri gibi alanlara gidiyor. O zaman, yabancı sermaye neden gelmiyor; Meclis olarak, bu sorunun yanıtını düşünmek, bunun üzerinde çalışmak ve bu yasayı ona göre çıkarmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, yabancı sermayenin gelmesi için, önce, yatırım ortamının uygun olması gerekir. Tasarıda "doğrudan yabancı sermaye, izin almadan, onay istemeden, bildirim yoluyla gelebilecektir" deniliyor. Değerli arkadaşlar, peki, hiç izin almadan, sadece bildirerek gelecek de, biz, bu yabancı sermayenin, örneğin, çıkış ülkesinden destek alıp almadığını bilmeyeceğiz. Bu yabancı sermaye ülkemize geldiği vakit, bizim sermayemize, yerli sermayeye göre, rekabet bakımından daha avantajlı duruma gelmeyecek mi?.. Bu soruyu soruyor muyuz?

Bir başka önemli olay var. Bildiğiniz gibi, Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre, Türkiye'de, ekonominin yüzde 53'ü kayıtdışıdır. Kayıtdışılık büyük derttir, kayıtdışı çalışan sermaye rekabet kaygısından uzaktır; vergi vermez, teknolojik yenilik yapmak zorunda değildir ve biz, yabancı sermayeyi, işte, böyle bir ortama çağırıyoruz. Dolayısıyla, Meclis olarak ilk yapmamız gereken şey, Türkiye'de, adım adım bu kayıtdışılıktan ekonomiyi kurtarmaktır; işin birinci boyutu budur. Böyle bir ortama yabancı sermaye gelmez.

Bunun bir uzantısı var; yapılması gereken önemli bir şey, siyasetin ve kamu bürokrasisinin rüşvet ve yolsuzluklardan arındırılması, kurtulması gerekir. Yedi aydır bu konuda ısrar ediyoruz. Bana, yazılı bir soru önergesine Sayın Başbakanın verdiği yanıt şudur: Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması sorunu, Anayasanın tamamına ilişkin değişikliklerle birlikte; yani, çıkmaz ayın başında ele alınacak!.. Oysa, seçime giderken, yurttaşa, kamuoyuna, iç ve dış kamuoyuna şu sözü verdik: İlk işimiz milletvekili dokunulmazlıklarını sınırlandırmak olacak dedik. Bu, önemlidir, bunda anlaşmıştık, bunda toplumla anlaşmıştık. Bu anlaşmaya sahip çıkalım, elbirliğiyle sahip çıkalım ki, yabancı sermaye gelirken, kendi devletinden "Türkiye'ye gittiğim zaman şu kadar rüşvet veriyorum, onun parasını ver" demesin. Bu ayıptan, bu ekonomiyi, bu ülkeyi elbirliğiyle kurtaralım.

Yabancı sermayenin üretime yönelmesini sağlayacak bir dizi önleme, bir dizi başka işe ihtiyacımız var. Yapmamız gereken, Türkiye'nin bankacılık sistemini -madem oraya çok geliyor- bir an evvel, işler, düzenli hale getirmektir; ama, öyle olmuyor. Yine, iktidara gelirken söz verdik halka; banka hortumcularından hesap soracaktık; halkın alacağını, 40 milyar dolara yaklaşan alacağını tahsil edecektik; öyle yapmıyoruz. Bu paraları alıp bütçeye koyacak yerde -BDDK Başkanı çığlık çığlığa yasa çıkarın diyor, yardım istiyor- biz, başka bir şey yapıyoruz. Sayın Başbakanımız, bir banka hortumcusuna ödül verebiliyor. Bunlar yabancı sermayeyi çekmek için iyi, doğru, düzgün davranışlar değildir; çünkü, yabancı sermaye, önce güven ister, önce istikrar ister. Türkiye'de enerji çok pahalıdır, bunlar düzeltilmelidir; ama, enerjiyle ilgili yolsuzluk dosyaları, Sayın Bakanın da katkılarıyla, odalara sığmaz durumdadır ve bunlar, bir an evvel temizlenmelidir.

Türkiye'den üretici sermaye kaçıyor... Biz, bu şikâyetle seçildik, buraya geldik. Peki, üretici sermayenin neden Türkiye'den kaçtığını, Meclis olarak irdeledik mi, ele aldık mı; sermaye, neden bu ülkeyi terk ediyor? Bu soruya yanıt vermeden, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasa Tasarısıyla karşı karşıya geliyoruz; bu, doğru değildir.

Bir başka şey yapılıyor; uygulanan politika, esas olarak, hızlı özelleştirme; orman, kıyı meseleleri, madencilik vesaire üzerine yoğunlaşılıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, o yapılan ve yapılmak istenen, esas olarak, servetin el değiştirmesidir. Burada, üretici arkadaşlar var, mal ve hizmet üreticileri var. Servetin el değiştirmesi, tek başına üretkenliği artırmaz, verimi artırmaz. Oysa, yapılması gereken, üretimi artırmaktır, istihdamı artırmaktır ve bu nedenle, yapılması gereken, Türkiye'nin yapması gereken, doğru dürüst ekonomi politikası oluşturmaktır.

Değerli milletvekilleri, doğrudan yabancı yatırımları konuşuyoruz. Bu nedenle, başımızı kaldırıp dünyaya bakmak zorundayız; dünyada olan bitenleri doğru görmek, doğru saptamak zorundayız. Küreselleşme süreci yaşanıyor; küreselleşmeden yararlanabilenler var, ondan zarar görenler var. Önce yapmamız gereken, hepimizin yapması gereken, küreselleşmenin zararlarından ülkemizin insanını olabildiğince korumaktır. Peki, bu nasıl olacak? Bunun yolu bir tanedir; o da şudur: Ulusal, kendinize has, gelişmeci, ilerlemeci, bilime, teknolojik yeniliğe dayalı bir politikayı uygulamaya koymak. Burada, mülkiyet meselesi önemli değildir, özel girişim olmuş, kamu girişimi olmuş, bunlar önemli değildir; önemli olan, Türkiye insanının verimliliğini artırıcı politikaları uygulamaya koymaktır. Şimdiye kadar, 1980'li yıllardan sonra, yirmibeş yıldır, piyasayı serbest bırakın, devleti küçültün, ekonomi uçacak mantığıyla geldik. Yirmibeş yıl sonra, geldiğimiz, başarısızlık ve bunalım ve kriz ortamı ortadadır. Biz diyoruz ki, elbirliğiyle, bundan kurtulmanın, bilimsel, objektif, nesnel yollarını bulalım.

Bunu bulma nereden geçiyor? Bakın, OECD'den bir alıntı veya Birleşmiş Milletlerden başka bir alıntı: "Günümüzde, tüm biçimleriyle bilgi, ekonomik süreçlerde yaşamsaldır. Araştırma, geliştirme, bilginin kaynağıdır. Bir ekonomi, ne kadar az gelişmişse, ne kadar gelişmeye muhtaçsa, o ekonomide, somut ekonomi politikaları o ölçüde gereklidir."

Bir başka şey daha var; Türkiye, Avrupa Birliği yolunda; elbirliğiyle ve bir an evvel, bu iş gerçekleşsin diye uğraşıyoruz. Avrupa Birliğinin, çok tartıştığımız Kopenhag Kriterlerinin önemli bir ayağı var, ekonomik ayağı var ve orada, deniyor ki: "Türkiye'nin üreticilerinin, girişimcilerinin mal ve hizmet üretenlerinin, yani, ekonominin rekabet yeterliliğini, Avrupa Birliği düzeyine çıkarmak gerekir." Peki, bu nasıl olacak? Yani, insan hakları, demokrasi, başka şeyler tamam da, ekonomiyi, biz, Avrupa'da, nasıl canlı tutacağız, nasıl rekabet eder duruma getireceğiz? Kopenhag Kriterleri bunu söylüyor ve diyor ki: "Türkiye'nin üretim kesimi yapısal dönüşüm gerçekleştirmeli, rekabetçi duruma gelmeli, rekabet yeterliliğini yükseltmeli." Bunun yolu nedir; bunun yolu şudur:

Değerli arkadaşlarım, bunun yolu, ülkenin bütünüyle; üniversitesiyle, firmalarıyla, iş dünyasıyla, eğitim sistemiyle, bir bütün içinde, kişilerin, insanımızın üretkenliğini, verimliliğini artıracak politikaları uyarlaması ve yapmasıdır. Bu yasada yabancı sermayeye ilişkin olarak bu noktalara ait hiçbir ipucu yoktur. Türkiye'nin araştırmaya geliştirmeye ayırdığı pay, Avrupa Birliği aday ülkelerinin en düşüğü düzeyindedir. Türkiye'de firmalar ar-ge yapmamaktadır.

Şimdi, kurumlar doğru çalışmamaktadır. Ne demektir bu değerli arkadaşlar; bakın, Türkiye'nin, cumhuriyetin o beğenmediğiniz 1930'lu yıllarında kurulan çok güzel kurumları var; Maden Tetkik Arama var, Elektrik İşleri Etüt İdaresi var, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve benzerleri var. Biz, bu kurumlarla ülkenin teknolojik yenilik yeterliliğini yükseltebilirdik, hâlâ yükseltebiliriz. Yeter ki, hükümetin ekonomi politikası ve yabancı sermaye politikası bütün bunları kapsayan ve bütünüyle ülkeyi kalkındıracak öğeleri içersin, temellere sahip olsun. Bu bağlamda -yasaya somut olarak geleceğim- bir iki noktaya daha değineyim.

Yabancı sermayenin geleceği alanların, çok daha somut, teknolojiye, üretkenliğe bilime dayalı politikaları içermesi gerektiğini yasaya koymalıyız; ama başta da söyledim, bu yetmez; yapmamız gereken, önce kendi evimizi, kendi ülkemizi -yabancı sermayenin de tıpkı bizimkiler gibi- dünyaya açık, rekabetçi, üretken, verimli, yeterli üretim yapmasını sağlamak ve eğitim yapısından kurumlara kadar, kamu kurumlarına kadar, üniversitelere kadar, bütünüyle eğitim düzlemine kadar, her şeyi, ulus olarak, bu amaçla uyarlamak, politikaları buna göre biçimlendirmek, oluşturmak.

Şimdi, gerekçede "ülkemize yabancı sermaye gelmiyor, gelmemesinin temel nedeni, asıl nedeni -ilginçliğe bakın- doğrudan yabancı yatırımların ekonomik kalkınma stratejisinin temel bileşeni haline getirilmemiş olmasıdır" deniliyor. Yani, niye yabancı sermaye gelmiyormuş; çünkü, biz, yabancı sermayeyi, ekonomik kalkınma stratejimizin bileşeni yapmamışız.

Başından beri söylemek istediğim şudur: Bizim, kendimizin bir ekonomik kalkınma stratejimiz yoktur. Dolayısıyla, gerekçede yer alan bu doğru saptama, yasaya yansımamaktadır.

Bu gerekçenin karşılığında yapılması gereken, Türkiye'nin, somut kalkınma politikasına, ulusal teknolojik yenilik politikasına dayalı bir sistemi, bir yapıyı bu yasaya bağlamaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

53 konuşma daha · 5 Haziran 2003

53 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook