Genel Kurul konuşması
Ankara Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 109. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Temmuz 2004 · 1.056 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Yakup Kepenek (CHP), 1 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.056 kelime.
Yakup Kepenek (CHP, Ankara). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/yakup-kepenek-22-2004-07-01 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA YAKUP KEPENEK (Ankara)Teşekkür ederim. Daha çok alkışın iktidar kanadından gelmesi yalnızca gurur verir. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum.
MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli)Hocamızsınız...
YAKUP KEPENEK (Devamla)Görüşülmekte olan tasarının "Tanımlar" altbaşlıklı 3 üncü maddesi üzerinde hem CHP Grubu adına hem de şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi, saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Belediye Yasası Tasarısı, hükümetimizin iki yıldan bu yana giriştiği kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması sürecinin önemli, çok önemli bir altayağıdır, çok önemli bir bölümüdür; ancak, iki yıl boyunca uğraşılmasına karşın, kamu reformu adı altında elde edilmekte olan sonuç, bu tasarının bir kez daha kanıtladığı gibi, sağlıklı ve ileri bir yeniden yapılanmayı elde etmemizden, bunu sağlamaktan oldukça uzaktır. Uygun deyimiyle, halk deyimiyle, iktidarın kamu yönetimi reformu altbaşlığı altında getirdikleri -halk deyimiyle, tekrar edeyim- dağ fare doğurmaktadır anlayışını yansıtıyor, yetersiz kalıyor.
Bu tanımlar başlığı altında, benim özellikle üzerinde durmak istediğim, kentlilik kimliği, kentlilik bilinci ve kentlileşmedir.
Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; belediye, kent yönetiminin temelidir ve kentlileşme -kentleşme değil- gelişmenin, ilerlemenin önemli bir göstergesidir. Türkiye kentleri, özellikle 1950'den bu yana, artısı ve eksisiyle, bir içgöç sorunu yaşamaktadır. Bu hızlı kentleşme, bu içgöç yaşama süreci, bizi göçebe toplum durumuna getirmektedir. Hani, Nazım'ın söylediği, dört nala uzak Asya'dan geldikten sonra da, biz, ülke içerisinde sürekli göç ediyoruz. Ancak, hemşerilik bilinci, kentlilik bilinci yeterince gelişememektedir; yani, çoğu insanımız, ben İstanbulluyum, ben Ankaralıyım ya da Konyalıyım demekten sarfınazar etmekte ya da söylememektedir ve kendi kentlerini sahiplenmekten uzak durmaktadır. Bir başka anlatımla, kentlere gelenler, kentlileşenler, yabancılaşmakta, ayrı düşmekte ve kentten, yönetimden uzak kalmaktadır. Bu, nasıl sağlanır? Yani, bireyin, kişinin kentlileşmesi, kenti benimsemesi, kendisininmişçesine sorunlarına sahip çıkması nasıl sağlanır bu yasalarla? Asıl yanıt verilmesi gereken nokta budur. Bu konuda iki önemli kavram getiriliyor tasarıyla; bunlardan biri mahalle yönetimidir, öbürü de hemşerilik hukukudur. Ancak, her ikisinde de kişiye, bireye, kentliye o mahalleyi yönetme, o mahallenin yönetiminde söz sahibi olma olanağı verilmemektedir. Muhtarın, ihtiyar heyetinin yönettiği mahalle bir birimdir; ondan öte, mahallede yaşayanların, o mahallenin sorunlarına, altyapı sorunlarına, doğal çevreye, sağlık sorunlarına, çevre sağlığına, kültür birikimine, tarihsel birikime, yola, kanalizasyona, suya, parka ve başka şeylere sahip çıkmasını sağlayacak bir düzenleme bu tasarıda, maalesef, yoktur. Şimdi, bu, önemli bir eksikliktir.
Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye kentlerinde yaya yolu yoktur. Türkiye kentleri yaya yolu kullanımı bakımından, üzülerek belirteyim ki, otomobilin kişiden daha değerli olduğu bir süreci yaşamaktadır. Yaya yolunu kullanamazsınız. Kamuya ait otopark yerleri, İstanbul olmak üzere, her tarafta birilerince parsellenmiştir, yürüyemezsiniz. Bunun düzeltilmesinin yolu, yalnız ve ancak, mahallelinin, mahallesine, yoluna, kentine sahip çıkmasından geçer. Bu tasarı, o olanağı vermiyor. Asıl şikâyet edilmesi gereken noktalardan biri budur ve bu çok önemlidir.
MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU (Antalya)Bisiklet yolu var.
YAKUP KEPENEK (Devamla)Sayın Çavuşoğlu, bu nokta önemlidir.
Değerli arkadaşlar, önemli bir nokta daha var; eğer, mahalleli kendi mahallesinin yönetimine doğrudan doğruya katılamıyorsa, ona bilgi vermenin, onu bilgilendirmenin, birilerinin onun adına katılmasının da hiçbir anlamı yoktur.
Sayın milletvekilleri, ikinci ve çok önemli bir nokta daha var. Bilirsiniz, en doğru denetimi halk yapar, doğrudan halk yapar. Bu tasarılarla, belediyelere, yerel yönetimlere olağandışı olanaklar sağlanıyor; insangücü, insan istihdamı ve parasal, malî, ekonomik olanaklar sağlanıyor. Yıllardır yaşadıklarımız, özellikle 1980 sonrası yıllarda yaşananların kanıtladığı gibi, denetimle ilgili sorunlar, kamu yönetiminin en önemli sorunlarıdır ve kamu yönetimi, özellikle belediye yönetimleri, kamu vicdanında, çoğu zaman rüşvetin ve yolsuzluğun kaynağı gibi görülebilmektedir. Bu tasarıyla, o gölgeyi kaldırmanın yolu, yalnız ve ancak, mahallelinin, hemşerinin, yönetime daha çok katılımından geçer. Bunu sağlamak zorundayız; çünkü, ancak halk doğru denetim yapabilir, saydam bir yönetimin hizmet alımında, iş yapmada, ihalelerde ve başka konularda gidişin nasıl olduğunu denetleyebilir. Bu tasarıyla, mahalleliye, hemşeriye o olanak tanınmamaktadır, tanınması gerekirdi.
Değerli arkadaşlar, çok daha önemli bir nokta var. Demokratik gelişmenin ulaştığı aşamalardan biri, her düzeyde yönetimin, özellikle de yerel yönetimin; yani, beldenin, mahallenin, yerleşme biriminin, halkın kendisi tarafından doğrudan doğruya yönetimidir. Demokrasi, halkın halk tarafından yönetimiyse eğer, bunun başlangıç noktası, bunun temeli, bunun ilk adımı bulunulan mahalledir, bulunulan kenttir, ikamet edilen yerdir; bireyin yönetime katılımının ilk basamağı oradadır. Birey, yerel düzeyde, mahallede yönetime katıldıkça kişilik kazanır, kimlik kazanır, demokrasi deneyimi kazanır ve kendisiyle ilgili konularda vesayet altında olmadığının, birilerinin kendisini yönetmediğinin, kendi kendini yönettiğinin bilincine vardıkça güçlenir; bireyin kimliği güçlenir, bireyin kişiliği güçlenir, sorunları sahiplenir, sorumluluğu sahiplenir. Bunun yolu da -tekrar edeyim- mahallelerde bire bir mahalle yönetimine katılmaktan geçer. Bu tasarı, üzülerek belirteyim ki, bu olanağı da tanımamaktadır.
Eğer kişi, öncelikle, kendisiyle ilgili konularda vesayet altında, muhtaç olan, isteyen, dilenen bir konumda olursa -bu istediği, bu beklediği, bu dilendiği kişi ister belediye başkanı olsun, ister hükümet başkanı olsun hiç fark etmez- kişilik yitimine uğrar, zayıflığına uğrar, özgür birey olarak gelişemez. Özgür birey olarak gelişen, hak arayan kişi, sorunlarına sahip çıktığı ölçüde kendini kanıtlar, kimliğini ve kişiliğini bulur. Şunu demek istiyorum: Kişiliğin güçlenmesi, bireyin özgürleşmesi ile kente sahip çıkmasının, kentlileşmesinin "ben Çankayalıyım, ben Ankaralıyım, ben Beykozluyum" diyebilmesinin yolu, bire bir yönetime katılmaktan, bire bir yönetimde bulunmaktan geçiyor.
İktidar Partisi sözcüsü Sayın Ürün, konuşmasında, CHP'nin tutucu kaldığını, demokratik açılımlar önermediğini ileri sürdü. Bu yargı hiç de doğ-ru değildir. Asıl, burada, bu tasarıyla yapılan şey şu: Belediyeler güçlendi-rilmekte; ancak, mahallede, hemşeri bağlamında, düzeyinde katılım, yönet-me, sorumluluk üstlenme, sorgulama olanakları iyice tıkanmaktadır. Burada yapılması gereken, mahalleye tüzelkişiliği tanımak ve mahalleliye kendi kendini yönetme olanağını sağlamak olmalıydı. Hemşeri hukuku, hemşerilik ancak böyle gelişebilirdi ve bu açılım, demokratik bir açılım olurdu. Üzülerek belirteyim ki, bu yapılmamaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu yasayla, ülkenin, yalnızca beşte 4 nüfusunun yönetimiyle ilgili bir düzenleme yapılıyor; belediye olma olanakları büyük ölçüde daraltılıyor, sınırlandırılıyor. Oysa, yine, bu yasayla, eğer demokratik açılım isteniliyorsa, geriye kalan yüzde 20'lik köy kesimine de -buna, isterseniz, kırsal kesim deyin- kendi iradeleriyle, halkın kendi oylamasıyla, halkoylamasıyla belediye olma olanağı tanınmalıydı. Burada, halkoylaması, belli, önemli konularda yeniden halka başvurma, bu işi orada sorgulama ve katılımı, demokratik katılımı sağlama yolları açılamamaktadır. O nedenle, tasarının gerekçesinde belirtilen -yine, Sayın Ürün'ün belirttiği- demokratik açılımların yapıldığı söylenemez. Bu açılımları, bu önerileri CHP yapmakta; ancak, İktidar Partisi ve İktidar bunlara karşı çıkmaktadır.
Sonuç olarak şunu vurgulamama izin verin değerli arkadaşlar: Demokrasi, özgür bireylerle olur; kendi çıkarını, kendi geleceğini, kişiliğini, kimliğini bulan ve göçebe değil, yerleşik, hisseden, onu duyumsayan bireylerle olur. Türkiye kentleri, bireyini, orada ikâmet edeni, orada oturanı özümseyip, içselleştirip güçlü kılma, kişiliğini kazanma olanağı veren bir yönetim anlayışından bugüne kadar uzaktı. Korkarım, bu tasarıyla da o amaca ulaşılamayacaktır. Dilerim, tam tersi olur, tam aksi olur; bu tasarıyla, bireyin kişiliğini bulması, kendini yönetmesi, mahallesinin, kentinin sorunlarına bire bir sahip çıkması sağlanabilir.
Bu dilek ve isteklerle, tasarının başarılı olmasını diliyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 1 Temmuz 2004