İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 96. BİRLEŞİM · PERŞEMBE

Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )

Zekeriya Akçam

İzmir Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 96. Birleşim · 1. yasama yılı · 19 Haziran 2003 · 1.756 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma

Kaynak göster

Zekeriya Akçam (AK Parti), 19 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KAN TAS.( S.SAYISI:180 )); konuşma 1.756 kelime.

Zekeriya Akçam (AK Parti, İzmir). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kan tas.( s.sayısı:180 )”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 19 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akcam-22-2003-06-19-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kan-tas-s-sayisi-1 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ZEKERİYA AKÇAM (İzmir)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle, benden önceki konuşmacı olan Cumhuriyet Halk Partisinden arkadaşlara çok teşekkür ediyorum; fakat, kendilerine birkaç hatırlatmada bulunacağım.

En başta, Sayın Özyürek, rasyonel bir teklifte bulundu ve dedi ki: "Her seferinde, biz, paket halinde bunları getirmek yerine, tek bir paket getirsek; mesela, benim ifademle, bütün paketleri sona erdirecek son paketi getirsek." Buna biz de katılıyoruz; fakat, kendilerinin de baştan beri şikâyet ettiği bir husus vardı; bu tasarıların, düzenlemelerin ve uyum yasalarının Mecliste yeterince tartışılmadığı konusunda. Bizim peyderpey getirmemizin en büyük sebebi de; bunlar, oldukça kapsamlı ve toplumu, devleti, siyaseti derinden etkileyen hadiseler; bu açıdan dolayı da, parti olarak biz, bu çeşit tasarıların peyderpey getirilmesinin daha faydalı olacağı, en azından, kamuoyunda olsun, siyasal partiler arasında olsun, daha fazla tartışma imkânı yaratacağı kanaatindeyiz. Bu açıdan, bunu peyderpey getirme konusunda Sayın İpek de açıklama yaptı; belki bundan sonrakiler daha kapsamlı olacaktır; ama, en azından şimdilik böyle.

İkincisi de, şimdi, Türkiye'nin önünde olan, kriter olarak, sadece Kopenhag Kriterleri değildir; aynı zamanda, Türkiye'nin ezikliğini hissettiği, siyaseten kendinde eksiklik bulduğu hadiselerin başında -sizden, bizimle aynı şekilde Avrupa Konseyinde üye olan arkadaşlarımız da bilirler ki- Türkiye, kurucu üyesi olmasına rağmen, Avrupa Konseyinde hâlâ izlenme aşamasında olan bir ülkedir. Bu açıdan da, belki, bu pakette direkt olarak Kopenhag Kriterleriyle ilgili olarak pek bir şey yer almasa da -belki, sizin iddialarınız kısmen doğru olabilir- ancak, aynı zamanda, Monitoring Komitesinden, yani İzleme Komitesinden gelecek olan raporun da Avrupa Birliği sürecinde önemli bir katkı olacağı kanaatindeyim ve bu açıdan da, bu tasarının, bu şekilde getirilip burada görüşülmesinin taraftarıyım.

Son olarak, Sayın Koç "özellikle bu sürecin bir sonu var mıdır, niçin, bize, herkese, bu resmin tamamını görme imkânı tanınmıyor" diye bir eleştiride bulundu Partimize ilişkin olarak. Bunun bir süreç olduğunu, 1962-1963'lerden başlayan bir süreç olduğunu, hepimizin kabul etmesi gerekiyor; çünkü, konvansiyon üyesi olarak, tecrübemden de aktarabilirim ki, son olarak Avrupa Birliğinin kendisi için hazırlamış olduğu anayasa da, aynı zamanda, bu anlamda, kendileri için de bir süreçtir ve bitmeyen bir süreçtir bu. Dolayısıyla, bizim için önemli olan, 2004'ün sonuna kadar müzakere tarihi alabilmektir. Bu açıdan da, bunun bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Peyderpey önümüze gelen bu tasarıların bu şekilde devam etmesi konusunda da, bizim için kriter teşkil eden Kopenhag Kriterleri olsun, Avrupa Konseyinin kriterleri olsun, önemli olduğu kanaatindeyim.

Çok güzel örnekler verdi Sayın Koç. Ben de, son olarak, Metin Toker'in "Tek Partiden Çok Partiye" adlı kitabından Sayın İsmet İnönü ile ilgili bir alıntı yapacağım sizlere: "Etrafımızdaki memleketlerin serbest seçimler yaptıklarını görür ve utancımdan odamın duvarlarına bakamazdım..." Bunu da bir yere mutlaka not ederiz hepimiz. Tek Partiden Çok Partiye, sayfa 17.... Çok teşekkür ediyorum.

Tasarı üzerinde konuşmama geçiyorum. Avrupa Birliği müktesebatına uyum sağlama sürecinin bir parçası olarak bugün huzurlarınıza getirilen ve kamuoyunda Altıncı Uyum Paketi olarak adlandırılan Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı, Katılım Ortaklığı Belgesinin en önemli bölümünü oluşturmaktadır.

Söz konusu belgede belirtilen, tüm bireylerin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, din ve inanca dayanan ayırım ve ayırımcılığa maruz kalmaksınız, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası ve Avrupa düzeyindeki normlara uygun olarak, temel haklar ve insan haklarına sahip olmalarının yasal düzeyde ve uygulamada güvence altına alınması, ifade özgürlüğüne ilişkin reformların yürürlüğe konulması ve sürdürülmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10, 17, 18 inci maddelerine uygun olarak yasal kısıtlamaların kaldırılması, görüşlerini şiddet içermeyen şekilde ifade etmelerinden dolayı suçlanan ve tahkikata uğrayan kişilerin durumlarının düzeltilmesi açık olarak belirtilmiş ve Katılım Ortaklığı Belgesinin uygulanmasının, ortaklık anlaşması çerçevesinde izleneceği, söz konusu belgenin yedinci bölümünde açıkça ifade edilmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinde, propaganda suçu başlıbaşına terör suçu olarak kabul edilmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu nedenle, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinden mahkûm olanlarla ilgili yapılan başvurularda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10 uncu maddesinin ihlal edildiğine karar vermiş olup, ülkemiz aleyhine aynı gerekçelerle mahkûmiyet kararı vermeye devam etmektedir.

Arz ettiğim gibi, Katılım Ortaklığı Belgesinde öngörülen hususlara ilişkin yapılacak düzenlemelerde Yüce Meclisimizin, Anayasamızın 3 üncü maddesinde yer alan "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür" hükmünü esas alacağından asla şüphemiz bulunmamaktadır.

Bilindiği üzere, Terörle Mücadele Kanununun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında, terör yöntemlerine başvurmayı özendirecek şekilde propaganda yapanlara uygulanacak müeyyideler gösterilmiştir. Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrasında "sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge farklılığına dayanarak, halkı birbirine karşı, kamu düzeni için tehlikeli olabilecek bir şekilde düşmanlığa veya kin beslemeye alenen tahrik eden kimseye, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir" hükmü yer almaktadır. Öte yandan, Türk Ceza Kanununun 311 inci maddesinde de, bir suçun işlenmesini alenen tahrik eden kişi de cezalandırılmaktadır. Bu nedenle, Anayasamızdaki değişmez ilkeler arasında yer alan "devletin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü" bu kanun hükümleriyle de korunmaktadır.

Söz konusu 8 inci maddenin yürürlükten kaldırılmasıyla, devletin bölünmezliği aleyhine propaganda suçunun tamamen cezasız kalacağı ve bu konuda boşluk doğacağı yolunda endişe taşıyan görüşlere karşı şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, aynı konuda, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu gibi ceza kanunlarımızda yer alan hukukî değerler açısından birbirini tekrar eder mahiyette ifadeler yer almıştır. Dolayısıyla da, uygulamada en yakın ve kolay uygulanabilirliği düşünülen maddeler işletilmiştir. Örneğin, Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinin ikinci fıkrası yerine, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi uygulanagelmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu alandaki evrensel kural, şiddet kullanımını öngörmeyen ve savunmayan, kişi haklarına da saldırmayan düşünce ve ifadenin serbest kılınmasıdır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ilk olarak, İngiltere'yle ilgili almış olduğu kararında, ifade özgürlüğü kapsamını belirleyerek "ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en esaslı temellerinden birisini oluşturur. Bu özgürlük, sadece toplumda beğeni ve hoşgörüyle karşılanan bilgi ve düşüncelerin açığa vurulmasını değil, devleti veya halkın bir kesimini rahatsız eden fikirleri de kapsar. Çoğulculuğun, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği olan bunlar olmaksızın demokratik bir toplum düşünülemez" şeklinde temel ilkeyi tespit etmiştir.

Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinden mahkûm olanlarla ilgili başvurularda, yukarıda belirtilen temel görüşüne işaretle, sözleşmenin 10 uncu maddesinin ihlal edildiğine dair kararlarını sürdürmektedir.

Demokratik bir hukuk devletinde, kişinin, salt aklını kullanarak fikir üretmesi ve bunları medya aracılığıyla açığa vurması, ilke olarak, cezalandırılmamalıdır. Açığa vurulan düşünceler, ancak suçu övmesi, suçu ve şiddeti teşvik edici nitelikte olması veya toplum ahlakını bozması gibi nedenlerle cezalandırılabilir.

Türkiye'nin, adaylık statüsü kazandığı ve tam üyeliğe doğru yol aldığı süreçte, yükümlülükleri, Kopenhag Kriterlerinde belirtilen siyasî ve ekonomik standartları karşılamak, mevzuatını Avrupa Birliği müktesebatıyla uygunlaştırmak ve bu uyumlaştırılmış mevzuatın hayata geçirilebilmesi için gerekli her türlü yapılanmayı oluşturmaktır.

Avrupa Birliği sürecinde, Türkiye'nin, ifade hürriyetinin hayata geçirilmesine yönelik engelleri aşması gerekmektedir. Bu bağlamda, Anayasanın, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini düzenleyen 26 ncı maddesi, 2001 yılında 4709 sayılı Kanunla değiştirilmiş; Türk Ceza Kanununun 312 nci maddesinde de 2002 yılında ve 4744 sayılı Kanunla değişiklik yapılmıştır; ancak, bu alandaki engellerden biri olarak görülen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinin de gözden geçirilmesi zarureti doğmuştur.

Düşünce ve ifade özgürlüğü alanındaki engellerin kaldırılması yolunda, Anayasanın 26 ve Türk Ceza Kanununun 312 nci maddelerinde yapılan değişikliklerden sonra, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesinin kaldırılmasıyla, Kopenhag Kriterlerinin yerine getirilmesi konusunda, 2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinin öngördüğü ilkelerden biri daha yerine getirilmiş bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5 inci maddesiyle 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanuna ek 8 inci madde eklenmektedir. Söz konusu düzenlemede "Türkiye Cumhuriyetinin üye olduğu uluslararası ve bölgesel kuruluşlar ile bu kuruluşlara üye ülkelerin gözlemcileri ve hükümet tarafından uygun görülen uluslararası hükümetdışı kuruluşların gözlemcileri, seçimlerin tüm aşamalarını sadece izleyebilirler" hükmü öngörülmektedir.

Yüzyılın son zirvesi olarak nitelendirilen ve 57 AGİT üyesi ülkenin devlet veya hükümet başkanlarının katılımıyla 1999 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen AGİT Zirvesinde imzalanan Avrupa Güvenlik Şartının 25 inci maddesi aynen şöyledir: "AGİT yükümlülükleri ve özellikle 1990 Kopenhag Belgesine uygun olarak, hür ve adil seçimler gerçekleştirilmesi taahhüdümüzü yeniden teyit ediyoruz. Seçim mevzuatımızın geliştirilmesi ve uygulanmasında Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun üye devletlere sağlayabileceği desteğin bilincindeyiz.

Bu yükümlülükler çerçevesinde, üye ülkeler, Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun, AGİT Parlamenter Asamblesi ve diğer ilgili özel kurum ve kuruluşlardan seçimleri, izlemek isteyen gözlemcileri davet edeceğiz."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun.

ZEKERİYA AKÇAM (Devamla)Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun, seçimlere ilişkin değerlendirme ve tavsiyelerini, vakit kaybetmeksizin takip etmeyi kabul ediyoruz.

"Sair mevzuatın, Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun üye devletlere sağlayabileceği desteğin bilincindeyiz. Bu yükümlülükler çerçevesinde, üye devletler AGİT Parlamenterler Asamblesi ve ilgili diğer kurum ve kuruluşlardan seçimleri izlemek isteyen temsilcileri davet edeceğiz. Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Bürosunun seçimlere ilişkin değerlendirme ve tavsiyelerini, vakit kaybetmeksizin takip etmeyi kabul ediyoruz."

Bu Şarta göre, seçimlerin adil yapılması, yardımlaşma ve uluslararası bölgesel kurum ve kuruluşlardan seçimleri izlemek isteyen gözlemcileri davet zorunluluğu vardır. Bu Şartı imzalamamıza rağmen, seçimlerde gözlemcilik yapmak için gelen uluslararası kuruluşların temsilcilerinin görevlerini yapmalarında çeşitli sorunlarla karşılaşıldığı bir vakıadır. Avrupa Güvenlik Şartı, bir sözleşme değil, bir siyasî yükümlülüktür.

Bizim, toplum olarak, ancak ve ancak, kanunda yazılı bir hususu yerine getirme şeklinde bir alışkanlığımız vardır. Dolayısıyla, Avrupa Güvenlik Şartının 25 inci maddesinin uygulanabilirliği için de, bunun kanunlaştırılmasında zaruret ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, düzenlemedeki "sadece izler" ibaresiyle, gözlemcilerin, görevlerini yaptıkları sırada hangi çerçevede hareket edecekleri belirtilerek, hukukî bir zemine oturtulmuştur.

Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı bünyesinde yer alan bazı Avrupa ülkelerinde, örneğin, İspanya, Fransa ve Almanya'da olduğu gibi, ülke genelinde yapılan seçimlerin, bu kuruluşça gönderilecek gözlemciler marifetiyle izlenme olanağını getiren benzer düzenlemeler yer almaktadır. Nitekim, AGİT İstanbul Zirvesi kararları sonrasında, Arnavutluk, Makedonya ve Rusya'ya ülkemiz de gözlemci göndermiştir. Bu düzenlemeyle, Anayasada yer alan seçimlerin açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması ilkesinin uluslararası platformlarda uygulanabilirliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.

Değerli Başkanım ve değerli milletvekilleri; tasarının 15 inci maddesiyle, kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilmesine imkân veren düzenleme getirilmektedir.

2003 yılı Katılım Ortaklığı Belgesinin üçüncü bölümünde, her aday ülke için belirlenen alanlar, bu ülkelerin her birinin Kopenhag Kriterlerinden doğan yükümlülüklerini yerine getirme kapasitelerine göre saptanmıştır.

Aday ülkede, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, azınlıkların korunması ve azınlıklara saygıyı garanti altına alan kurumların istikrarının sağlanması öngörülmektedir. Kültürel çeşitliliğin ve menşei ne olursa olsun, tüm vatandaşların kültürel haklarının güvence altına alınması, mevcut düzenlemelerin ortaya konulması ve bu alanlarda kalan kısıtlamaların esnekleştirilmesiyle, radyo ve televizyon yayınlarıyla somut bir biçimde erişimlerinin güvence altına alınması ifade edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, arz ettiğim düzenleme gerekçesi, Katılım Ortaklığı Belgesinin bir gereğidir. Tasarının 17 nci maddesinde de, bu hakkın kullanılmasına ilişkin esas ve usullerin, kanunun yayımı tarihinden itibaren dört ay içerisinde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca hazırlanacak yönetmelikle yürürlüğe konulacağına ilişkin hüküm getirilmiştir. Dolayısıyla, bu hakkın özüne dokunulmaksızın kullanılmasına ilişkin esas ve usuller de, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafınca tespit edilecektir.

Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısının kanunlaşmasıyla, Kopenhag Kriterlerinin ve 2003 ve 2004 yılları Katılım Ortaklığı Belgesinin öncelik tanıdığı hususlar yerine getirilmiş olacaktır.

Yüce Meclisimiz, bu tasarıyı kanunlaştırmak suretiyle, Türkiye Cumhuriyetinin Avrupa Birliğine üye olma yolundaki iradesini bir kere daha tezahür ettirmiş olacaktır.

Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

32 konuşma daha · 19 Haziran 2003

32 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook