İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 107. BİRLEŞİM · SALI

Milli eğitim temel kanunu ve devlet memurları kanunu (s.s.614)

Zekeriya Akıncı

Ankara Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Haziran 2004 · 1.699 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma

Kaynak göster

Zekeriya Akıncı (CHP), 29 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU VE DEVLET MEMURLARI KANUNU (S.S.614)); konuşma 1.699 kelime.

Zekeriya Akıncı (CHP, Ankara). “Milli eğitim temel kanunu ve devlet memurları kanunu (s.s.614)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/zekeriya-akinci-22-2004-06-29-milli-egitim-temel-kanunu-ve-devlet-memurlari-kanunu-s-s-614 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ZEKERİYA AKINCI (Ankara)Sayın Başkan, sevgili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz yasa tasarısının 1 inci maddesiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, konuşmama başlarken, AKP Grubu adına değerlendirmelerini sunan sevgili arkadaşımın bazı düşüncelerini müthiş yadırgadığımı ifade etmek istiyorum. Bir kere, Sayın Doğan'ın değerlendirmelerini, Türkiye'de eğitim sistemimizi büyük özverilerle, büyük çabalarla, büyük emeklerle ayakta tutan öğretmen camiasına büyük bir haksızlık olarak değerlendiriyorum. Eğer, sayın sözcünün yaptığı değerlendirmeye katılacak olursak -beni bağışlasınlar ama- ilk yapılacak başöğretmen ve uzman öğretmen sınavından sonra, bu sınavı kazanamamış öğretmenlerimizin yüzde 70'inin ertesi gün istifa etmesi gerekir; çünkü, Sayın Doğan, onların, sınavı kazanamamış oldukları için, uzman olamayacakları kanaatine varmıştır, öğretmenlik yapamayacakları kanaatine varmıştır. Ben, bunu, öğretmen ordumuza, eğitim ordumuza büyük bir haksızlık sayıyorum. (AK Parti sıralarından "ne alakası var" sesleri)

Tam da alakası var. "Onlar uzman; ama, bakmayın oralarda uzman yazdığına" demek "onların öğretmenlik yaptığına bakmayın, onlardan öğretmen de olmaz" demektir. Türkçesi budur, herkes böyle değerlendirir.

Ayrıca, eğitim emekçilerinin örgütlü güçlerine karşı böylesine saygısız değerlendirmesini de ben içime sindirebilmiş değilim; çünkü, onlar, demokratik sistemimizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Tepkilerini ortaya koyan arkadaşlarımızı da "sekiz on öğretmen" diye kimsenin geçiştirmeye hakkı yoktur. Sayın Doğan da çok iyi bilir ki, Türkiye'de 600 000'e yakın öğretmen var ve bunların büyük bir kısmı örgütlüdür. Türk Eğitim-Seni bir kenara bırakırsanız, bütün sendikalarda 30 000 öğretmen örgütlü olmasına rağmen, Eğitim-Sen'in 200 000'e yakın üyesi vardır, ben o örgütlü güce haksızlık edildiği kanaatindeyim ve Sayın Doğan da, sayın hükümet yetkilileri de biliyor ki, gerektiği zaman, o sendikalar, demokratik tepkilerini koyabilmek için, gösterebilmek için onbinlerce öğretmeni Kızılay Meydanına dökebiliyorlar. Zaten, hükümeti, son getirilmek istenilen, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısını geri çekmek zorunda bırakan da, o, meydanlara çıkmış olan onbinlerce öğretmen ve işçidir. Lütfen bu arkadaşlarımıza ve onların örgütlü gücüne de biraz saygılı olalım.

Ayrıca, Sayın Doğan "ideolojik bakmayalım" diyor. Bence ideolojik bakalım. Ben ideolojik bakıyorum, benim ideolojim de sosyaldemokrat ideoloji; ama, Sayın Doğan, AKP'nin son dönemlerde kendisine bir ideoloji edinme noksanlığından ötürü, bu soruna ideolojik bakma sıkıntısı çekiyorsa, bir diyeceğim yok; yani, millî görüş ile muhafazakâr demokratlık, liberal demokratlık arasında, taa Millî Nizam Partisinden bu yana gelen deneyimleri yaşamış arkadaşlarımız, bu süreçte yeni bir arayış içerisinde olabilirler, yeni bir ideoloji arayışı içerisinde olabilirler, biz bunu saygıyla karşılarız; ama, herkes, bilir ki, ideolojik bakmayalım diyenler, bu meselelere öncelikle ideolojik bakan insanlardır. Hiçbir kaygım yok, ben sosyaldemokrat ideolojinin çerçevesinde bakıyorum, bir kaygı duymuyorum. Sevgili arkadaşım da, eğer, en kısa zamanda ideolojisini netleştirirse, her konuya öyle bakmasını öneririm.

Sevgili arkadaşlarım, bu yasa tasarısının gerekçesini okuduğumuz zaman, bilgi ve başarıda yarışmayı önplana çıkararak, bir teşvik sisteminin kurulması gereğinden söz edilmektedir. Bunun sonucunda, öğretmenlerin üç kariyer basamağına ayrılması yoluyla, gelişmesine olanak ve fırsat yaratılacağı da iddia edilmektedir. Acaba öyle midir? Acaba bu yöntemle sözü edilen amaca ulaşmak gerçekten mümkün müdür? Bu konuda kuşku ve kaygılarımız vardır.

Ben önce bir tespit yapmak istiyorum. AKP Hükümeti, kimi zaman, sorunların çözümünde, yapıcı, iyileştirici ve sorunları kökten çözen yaklaşımların uzağında, yapay, kısmî çözüm arayışları içeren ve geçmiş yıllarda da tartışma konusu olmuş çözüm yöntemleri önermeye devam ediyor. O nedenle de, bulduğu yöntemlerin birçoğu ya kamuoyunda tepkiler gördüğü için ya da yasa duvarlarına çarptığı için de geri tepmektedir. Bu yasa tasarısında da aynı şey olmaktadır. Yani, nitelikli öğretmen yetiştirmek için etkili adımlar atması gereken hükümet, mevcutları da sıkıntıya sokacak bir arayışın içerisine girmiştir. Oysa, bu sorunu aşmak için yetenekli gençleri öğretmen adaylığına razı edebilmeliyiz. İlk olarak da, öğretmenliği çekici bir meslek durumuna getirmek gerekmektedir. Bunun yolunun öğretmenlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesinden, parasal olanaklarının artırılmasından geçtiği gerçeğini de unutmuyoruz. Aynı şekilde, öğretmenleri başka alanlardan seçme yerine onları özel olarak yetiştirme ve eğitimin niteliğini yükseltme gereğini de gözardı etmiyoruz. Öğretmenliğin uygulamayla öğrenilebileceği, uygulamaların başarılı olabilmesinin güvencesinin de, çok daha deneyimli öğretim üyelerinin denetim ve gözetimi olduğunu da unutmamalıyız.

Bütün bunları yapabilmek için, bizim önerimiz, bütün bu sorunları tartışıp çözüm arayabileceğimiz özel gündemli ve düzenli eğitim şûralarına ihtiyaç duyulduğunun reddedilmemesi; çünkü, ancak katılım boyutunu da devreye soktuğumuzda eğitimde istenilen verimliliği sağlayabileceğimizi bilmeliyiz. Asıl yapılması gereken budur. Bunları göze alamayan ve bunların gereğini yapmayan hükümetimiz, daha önce de birkaç kez gündeme gelmiş, geri çekilmiş bir yöntemle, üstelik onun arasından da, Sayın Gazalcı'nın dediği gibi, cımbızla bir maddeyi çekerek öğretmenlerin ve eğitim sistemimizin sorunlarına çare arama gayreti içinde görünmektedir. Belli ki, AKP Hükümeti, hem seçim vaatlerini hem acil eylem planlarını çoktan unutmuş ve geçmişten kalan tartışmalı bir yasa tasarısını yeniden gündeme getirerek, kendisine prestij sağlama çabası içerisine girmiştir.

Öncelikle, kısmî tartışmalara ve altkomisyon çalışmalarına rağmen, bu yasa tasarısının da yeterince tartışılmış ve araştırılmış olduğunu düşünmüyoruz. Kimi çevrelerde görüşülmüş ve onların düşüncelerinin alınmış olması önemli değildir. Önemli olan, o çevrelerin uyarı ve önerilerini hangi ölçüde dikkate almış olduğunuzdur; ki, Sayın Doğan'ın tavrından da, hangi ölçüde dikkate alındığını öğrendik!

Kimileriyle görüşüyormuş gibi davranıp, sonunda kendi bildiğinizi yapıyorsanız, orada yeterince verimlilik elde etmek de mümkün değildir. Kaldı ki, yasa tasarısında hedeflendiği şekliyle, başarının değerlendirilmesi için kullanılan genel ve soyut ölçütler gözönünde tutulursa, ne oranda başarılı ya da başarısız, ayrılabilecektir; bu da bir tartışma konusu.

Hele hele, bir de, bunca sıkıntı içerisinde bu yüce görevi yapmaya çalışan öğretmenlerimizi -Sayın Doğan biraz küçümsedi; onları uzman görmese de, yeterli görmese de- yeni bir sınav maratonunun içerisine sokarak, onları, yeni huzursuzluk ve tartışmaların bir parçası yaparak nasıl sonuç alacağız, onu da ayrıca merak ediyorum.

Hiç olmazsa, sevgili milletvekili arkadaşlarımın kendilerinden bir pay biçmelerini bekliyorum. Her sene sınava hazırlanmalarını isteyeceğiz onlardan. Bize de "her sene 1 Ekimde seçim var" deseler, "yeniden milletvekili seçimi yapılacak her senenin 1 Ekiminde" deseler, acaba, o bir yıl boyunca ne ölçüde milletvekilliği yapabiliriz, merak ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, yıllardır öğrencilerimizin şu ya da bu nedenle hazırlandıkları sınavları, onların ailelerinde yarattığı huzursuzluğu, çektikleri çileyi bilmeyenimiz yok. Bu kez de, sınav kazanabilmek için, öğretmenlerimizi, kitap pazarlarına, özel ders ve kursların içerisine iteceğiz. Gelirken hepimiz görüyoruz; Kızılay çevresinde yüzlerce özel dershane tabelalarının yanına, bir de sınav kazanmak isteyen -ki, bu çok doğaldır- öğretmenlerimizi çekebilmek için yeni tabelalar asılacağından da kimsenin şüphesi olmasın.

Sayın Doğan yine diyor ki, efendim, ne var; gitsinler, öğrensinler... Gitsinler, gitsinler de Sayın Doğan, nasıl gidecekler, onu ben çok merak ediyorum; siz hiç merak etmiyor musunuz?! Çocuklarının eğitim giderlerini o mütevazı bütçeleriyle karşılamaya çalışan öğretmenlerimizi, bu kez de kendi kariyerleri için bütçesini daha fazla sıkıp, özel ders ve kitaplara para harcar hale sokmaktan başka bir şey yapmayacağız. Mutfağından kısacak, çoluk çocuğundan kısacak, kitaplara ve dershanelere para ayıracak ki, belki uzman ya da başöğretmen olabilsin. Bu kaçınılmazdır.

Ayrıca, ülke gerçekleri gözönünde tutulduğunda öğrencilerin ve velilerin yaşayacakları daha büyük zorluklar da olacaktır. Sınav kazanmış-kazanmamış öğretmenlerin, öncelikle, kendi içlerinde, kendi dünyalarında birbirlerine bakışı değişecektir. Öğrencinin, sınav kazanamamış, uzman ya da başöğretmen olamamış öğretmenine, o öğretmene, yani, düz öğretmene, kazanamayan öğretmene, giderek kendi çocuğunun, eşinin, anne-babasının bile bakış açısı değişecektir; ne gözle bakılacağını bir kez daha dikkatinize sunmak isterim.

Sevgili arkadaşlarım, her ders yılı başında velilerimizin çocuklarını daha iyi diye bildikleri bir okula kaydettirebilmek için neler çektiğini biliyoruz. Veliler, şimdi de, okullar arasındaki ayırıma bir de öğretmenler arasındaki ayırımı ekleyeceklerdir. Sayın Doğan'ın, sevgili arkadaşlarımın çocukları nerede okudu, bilmiyorum; ama, ben bir gecekondu bölgesinde oturuyor idim. Çevremdeki bütün okullardan hangisi iyidir diye araştırdım, Çiğiltepe İlköğretim Okuluna çocuğumu götürdüm, bir arkadaşımın aracılığıyla kaydını yaptırdım. Sonra da, bir tüyo almaya çalıştım, acaba bu öğretmenlerin hangisi daha iyidir, kızımı oraya versem diye. Bu, benim yaşadığım bir olay, ders yılı başında yüzlerce, binlerce, onbinlerce velinin yaşadığı olay. Bunu görmezlikten gelmeyelim; şimdi, buna yeni ilaveler yapıyoruz. Çocuğunu okula kaydettiren veli, bu kez de onun başöğretmende okuyabilmesi için özel bir arayışa girecektir. Hele hele bir de her okulda ve her alanda bir başöğretmen ya da uzman öğretmen çalıştırılmazsa, okullar ve öğretmen kadroları arasında bugün de var olan farklılıkların daha da derinleşeceğinden sizin de kuşkunuz yok, biliyorum. Çünkü, bu tasarı, aslında, öğretmenliğin başlıbaşına bir uzmanlık işi olduğunu ve şu anda görevde bulunan tüm öğretmenlerin uzman oldukları gerçeğini gözardı etmektedir. Bu, AKP sözcüsünün de ifadesidir zaten. O nedenle, tümü uzman olan öğretmenlerin, yüzde 30'unu bir kenara bırakıp, yüzde 70'inin elinden uzmanlık hakkı da alınmış olacaktır; buna, hakkımız olmadığını düşünüyorum. Zaten, bugün, öğretmenler arasında "aday öğretmen-asil öğretmen" ayırımı vardır ve öğretmenlerimizin akademik kariyer yapmalarında da, herhangi bir engel söz konusu değildir.

Sevgili arkadaşlarım, bir konuya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesindeki öğretmenleri böyle ayırırsanız, özel okullardaki öğretmenleri hangi statüye sokacağız, merak ediyorum. Muhtemelen, onların tümü, başöğretmen, uzman öğretmen ya da tümü düz öğretmen olarak kalacaklar; öyle saymak zorunda olacağız. İş, hele, bir de ticarîleştirmeye doğru giderse, özel okulların ve dershanelerin başöğretmen transferlerini nasıl engelleyeceksiniz, ben merak ediyorum. Bu kez de, özel okulların ve dershanelerin "şu okulun başöğretmeni bizde, bu konunun, bu dersin, bu okulun başöğretmeni öbüründe" türünden kampanyaları kaçınılmaz olacaktır. Böylece, yıllardır süregelen Millî Eğitim bünyesindeki nitelikli öğretmen kaybını, bu yöntemle, biraz daha artırmış olmayacak mıyız; bu konuda da biraz düşünmeye davet ediyorum.

Ayrıca, sevgili arkadaşlarım, eğer, gerçekten demokrasiyi daha da geliştirmek ve kökleştirmek istiyorsak, seçim, parlamento, hükümet gerçeklerinin yanına, biraz küçük görülse, burun kıvrılsa da, sivil toplum, meslekî ve benzeri diğer örgütlenmelerini de mutlaka yerleştirmek zorundayız, onları dikkate almak zorundayız, onları önemsemek zorundayız. Kuşkumuz odur ki bizim, bu yasa tasarısı, beklenmedik bir şekilde, öğretmenlerin demokratik örgütlenmelerini zayıflatacak ve en haklı talepleri için verecekleri toplumsal mücadelenin gücünü de azaltacaktır; çünkü, yasa tasarısında, kariyer basamakları arasındaki geçişlerin koşulları ve daha birçok husus ve esasların yönetmelikle belirtileceği, düzenleneceği de, ayrıca belirtilmiştir.

Ülkemizde, yıllardır süregelmekte olan, AKP döneminde de olağanüstü hız kazanmış çeşitli uygulamalar gözönünde tutulduğunda, öğretmenlerimizin yükselmelerine engel olabileceğini düşünerek, demokratik örgütlenmeleri ve yasal mücadeleleri noktasında kaygıya kapılmamaları ve ürkmemeleri mümkün değildir. Bu ise, demokrasimizin gelişmesine, demokratik sistemimizin tümüyle gelişmesine hiçbir katkı sağlamayacak düşüncelerin de yerleşmesine neden olacaktır. Sanıyorum, ne demek istediğimi herkes çok iyi anlıyor.

Sonuçta, bu yasa, öğretmenler arasında, eğitim emekçileri arasında dayanışmayı ve birliği zayıflatacaktır, bireyselliği, rekabeti ve düşmanlığı da kaçınılmaz olarak körükleyecektir. Demokratik sistemimiz veya geliştirmeye çalıştığımız demokrasimiz için, acaba bundan nasıl bir yarar umulur, onu da bilemiyorum; bundan nasıl yararlanacağız, onu da bilemiyorum.

Bakınız, Sayın Gazalcı da değindi; sayıları biraz azdı, doğru; ama, onların gerçek gücünün ne olduğunu herkes çok iyi biliyor. Bu akşam 18.30 civarında, bir grup sendikalı öğretmen, eğitim emekçisi geldi; Meclis önünde, bu yasa tasarısına karşı düşüncelerini ifade ettiler ve çok doğal, demokratik protestolarını sergilediler.

Benim inancım şu: Eğer, gerçekten iyi bir şey yapıyor olsaydık, bizi protesto etmez, alkışlarlardı. Ben, öğretmenlerin, o 200 000 üyeli eğitim sendikasının yöneticilerinin "ideolojik bakıyorlar" denilerek geçiştirilemeyeceği kanaatindeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

35 konuşma daha · 29 Haziran 2004

35 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook