İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 28. BİRLEŞİM · SALI

6/335,353,360,370,377 sayılı sorularla ilgili

Abdullatif Şener

Sivas Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 28. Birleşim · 2. yasama yılı · 16 Aralık 2003 · 1.474 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Abdullatif Şener (AK Parti), 16 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 6/335,353,360,370,377 SAYILI SORULARLA İLGİLİ); konuşma 1.474 kelime.

Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “6/335,353,360,370,377 sayılı sorularla ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 28. Birleşim tutanağı, 16 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-12-16-6-335-353-360-370-377-sayili-sorularla-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa Milletvekili Sayın Mehmet Küçükaşık'ın, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü personelinin özlük hakları konulu sözlü soru önergesini cevaplandırmak için söz almış bulunuyorum; heyetinize saygılar sunuyorum.

Nüfus teşkilatında görev yapan personel, ilk bakışta dahi anlaşılacağı üzere, taşrada en çok çalışan kamu kuruluşlarından biridir. Tam otomasyona rağmen, vatandaşların yoğun talebi nedeniyle memurlarımız sürekli iş üretmek zorundadırlar. Fedakâr nüfus personelini candan tebrik ediyorum ve bu çalışmaya karşın aldıkları ücretin yeterli olmadığını ifade ediyorum.

Bakanlığımın hiçbir biriminde maaş dışında ek bir gelir ödeme imkânı bulunmamaktadır. Başta, nüfus personeli olmak üzere, Bakanlık personelinin yetersiz olan maaşlarının iyileştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu iyileştirme, nüfus hizmetlerinin daha etkin ve verimli yürütülebilmesinin sağlanabilmesi bakımından da gereklidir. Konu, esas itibariyle, Maliye Bakanlığının tasarrufu altında bulunmakla birlikte, İçişleri Bakanlığı olarak, iyileştirme takip edilmektedir.

Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı, 1989 yılında, genel bütçeyle verilen ödeneklerin yetersiz olması ve ödeneklerin sarf edilmesine çeşitli kayıtlar konulması nedeniyle, ihtiyaç duyulan maddî kaynakları sağlamak amacıyla kurulmuştur. Amacı, nüfus hizmetlerine çağdaş ve modern bir nitelik kazındırmaktır ve bütün çalışma ve faaliyetlerini, İçişleri Bakanlığının gözetiminde ve yoğun işbirliği anlayışı içerisinde sürdürmektedir. Bu hal, nüfus teşkilatının ve hizmetlerinin akılcı bir şekilde geliştirilmesine, işlemlerin hızlandırılmasına ve sonuçta, vatandaşın devlet dairesinden memnuniyet duymasına imkân sağlamaktadır.

Vakıf, kuruluşundan bugüne kadar, nüfus idarelerinin modernizasyonuna, MERNİS Projesinin tamamlanmasına, nüfus hizmetlerinin daha etkin ve süratli yürütülmesine yönelik faaliyetlerde bulunmuştur; vakıf, gelirlerinin en az yüzde 80'ini genel bütçe içerisinde yer alan hizmetlerin yerine getirilmesi için sarf eder" hükmünü resmî senedine koymuş nadir vakıflardandır. Vakfın kuruluşundan bugüne kadar yapılan giderlerin yüzde 96'sı, genel bütçe ödenekleriyle yapılması gereken hizmetlerin yerine getirilmesi için kullanılmıştır.

Vakıf, 1989-2002 yılları arasındaki yaklaşık 50 trilyon liralık gelirinin 35 trilyon lirasını MERNİS Projesinin bazı altyapı masraflarına ve projenin yaygınlaştırılmasına, 9 trilyon lirasını da nüfus idarelerinin bilgisayar yazıcısı, döşeme, demirbaş, telefon, pul, soğuk damga, kırtasiye ve benzin gibi giderlerine harcamıştır. Nitekim, Nüfus Hizmetlerini Güçlendirme Vakfı 2003 yılı bütçesinde;

1- Türkiye Cumhuriyeti bilgi bankasının, yani MERNİS veri tabanının, kamu kurumları ve kamu hizmeti veren kurumlara ihtiyaçları oranında açılması,

2- Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası yenilenmesi,

3- Afetlerden korunma sistemi,

4- MERNİS yazılımının güncelleştirilmesi ve yeni yazılım çalışmaları projelerini desteklemek ve katkı sağlamak amacıyla, vergi, personel harcamaları gibi zorunlu giderleri haricindeki tüm geliri bu projelere ayrılmıştır.

Vakıf resmî senet hükümlerine göre, vakıf gelirinin belli bir yüzdesinin kurum çalışanlarına dağıtılması mümkün değildir. Nitekim, vakıfça elde edilen gelir, genel müdürlüğün merkez ve taşra teşkilatının ihtiyaçları dışında kullanılmamıştır.

Ayrıca, nüfus idarelerince Değerli Kâğıt Kanunu kapsamında tahsil edilen nüfus cüzdanı ve uluslararası aile cüzdanı bedelleri mal saymanlıklarına yatırılmaktadır.

Diğer bir soru 26 ncı sıradadır. Bu soru, Samsun Milletvekili Sayın Haluk Koç tarafından, Samsun İlinde kurulmuş bulunan mobil santrallar konusuyla ilgili olarak sorulmuştur.

Samsun'da kurulmuş bulunan mobil santralların üretimlerinin durdurulmasına ilişkin olarak sivil toplum örgütleri ve meslek odaları tarafından, santrallerın mevzuatta yer alan yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle, faaliyetlerinin durdurulması yönünde Samsun Valiliğine müracaatlar yapılmıştır.

Başvuruların içeriğinde, Gayrisıhhi Müessese Yönetmeliğinin 9 uncu maddesine göre Sağlık Bakanlığından yer seçimi izni, 10 uncu maddesine göre tesis izni ve açılma ruhsatı, Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliğine göre "emisyon ön izni ve emisyon izni, Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ve Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliğine göre gerekli izinlerin alınmadığı, Tekkeköy Belediyesinden de yapı inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izni alınmadığı hususlarına vurgu yapılmış ve bu nedenlerle, söz konusu tesisin faaliyetlerinin durdurulması istenmiştir.

Başvuruya dayalı olarak, Samsun Valiliğince Tekkeköy Kaymakamlığından ve il sağlık müdürlüğünden, mevzuat ve uygulamalar açısından durumun incelenerek gereğinin yapılması istenmiştir.

33 üncü sıradaki soru ise, Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'e aittir. Ankara Milletvekili Sayın Yakup Kepenek'in Ankara Paris Caddesinde güvenlik gerekçesiyle yapılan denetime ilişkin sözlü soru önergesinin cevabını şu şekilde ifade edebilirim:

Sayın Kepenek'in sözlü sorularında adı geçen cadde, hemen, bütün arkadaşlarımızın bildiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilik binasının da üzerinde bulunduğu caddedir.

Sayın Kepenek'in soru önergesi 4 Nisan 2003 tarihini taşıyor; yani, henüz, İstanbul'daki terörist eylemler yapılmamıştı. Dolayısıyla, cadde üzerinde alınan kimi güvenlik önlemleri, belki, o cadde üzerinde konutu, işyeri olan vatandaşlarımızı kısmen rahatsız da ediyordur. Sanıyorum, yalnızca bu nedenle olmasa bile, bir Ankara Milletvekilinin soru önergesiyle gündeme taşıdığı duyarlılığı anlamamak mümkün değildir; ama, zaman zaman, can ve mal güvenliğinin korunması amacıyla, Anayasamıza da uygun olarak bazı güvenlik tedbirlerinin alınması zarureti ortaya çıkmaktadır. Nitekim, sözü edilen Büyükelçiliğin, ABD'nin Irak harekâtından sonra riskli bir duruma geldiği yolunda istihbaratlar ulaşmakta idi. Benzer bilgilerin Dışişleri Bakanlığımıza da ulaşması üzerine, onlar da aynı koruma tedbirlerinin artırılması talebinde bulundukları için, bu tedbir alınmıştır.

Mevcut tehdidin niteliği, alınması gereken güvenlik tedbirlerinin şeklini de belirlemektedir. İşte, bir analiz yaparak, algıladığımız tehdide uygun bir tedbirin geliştirilmiş olduğu düşünülebilir; ama, şu gerçeği açıkça ifade etmekte herhangi bir mahzur görmüyoruz: O tarihlerde ABD makamlarından bize ulaşmış bir talep söz konusu olmamıştır. Tabiatıyla da, kararlar kendi makamlarımızın koordinesi sonucunda verilmiştir.

Alınan tedbirler ve buna dayanak teşkil eden kararlar, tamamen meri hukuk sistemimize uygundur. Nitekim, Ankara İl Trafik Komisyonu, 6.1.2003 tarih ve 2003/01 sayılı kararıyla, Paris Caddesindeki trafik akışını düzenlemiştir.

Alınan kararlara, ilgili teknik birimlerin, yani, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Karayolları 4 üncü Bölge Müdürlüğü ve Türkiye Şoförler Federasyonu temsilcilerinden oluşan bir heyetin raporu dayanak teşkil etmiştir.

Alınan güvenlik tedbirleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin egemenlik haklarından neşet etmektedir; tıpkı, dünyanın çeşitli yerlerindeki bizim misyonlarımızda alınan güvenlik önlemleri gibi.

Konuşmamın başında vurgu yaptığım gibi, bu bölgede bulunan yurttaşlarımız açısından belirli bir sıkıntının varlığını kabul etmemiz gerekir; ancak, çevrede yaşayanlardan İçişleri Bakanlığına ulaşan bir şikâyet de bulunmamaktadır.

Alınan güvenlik önlemleri nedeniyle herhangi bir asayiş veya terör olayının meydana gelmemesi başlıbaşına bir sonuçtur diyorum ve 43 üncü sıradaki soruya geçiyorum.

İzmir Milletvekili Sayın Hakkı Ülkü'nün göçmen kaçakçılığına ilişkin sözlü soru önergesindeki birinci soru çerçevesinde, dünyada örgütlü suçların yarattığı tehlikenin giderek artmasının, devletleri bu alanda bir arada hareket etmeye ve bu amaçla yasal bir düzenleme yapmaya yönelttiğini söylemek mümkündür.

Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin "İnsan Ticaretinin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticaretinin Önlenmesine, Durdurulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin", "Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı", "Ateşli Silahlar, Parçaları ve Aksamları ile Mühimmatının Yasa Dışı Üretimine ve Kaçakçılığına Karşı" olmak üzere 3 adet ekprotokolü bulunmaktadır. Bunlardan ilk ikisi ana sözleşmeyle birlikte imzaya açılmış ve ülkemiz tarafından da imzalanmıştır. Üçüncüsü ise 2001 yılında imzaya açılmış, Haziran 2002'de ülkemiz tarafından imzalanmıştır. Ana sözleşmenin ve ek iki protokolün uygun bulunmasına ilişkin kanun tasarıları 21 inci Yasama Döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş; ancak, esas komisyon olan Dışişleri Komisyonunda görüşülmeden kalmıştır. 22 nci Yasama Döneminde, söz konusu üç tasarı da hükümet tarafından yenilenmiştir. Tasarılar, yine, asıl komisyon olarak Dışişleri Komisyonuna, tali komisyonlar olarak da Adalet ve İçişleri Komisyonlarına sevk edilmiştir. Bu tasarılar, tali komisyon olan İçişleri Komisyonunun 25 Aralık 2002 tarihli toplantısında kabul edilmiştir. Tasarılar, esas komisyon olan Dışişleri Komisyonunun 17.1.2003 tarihli toplantısında kabul edildikten sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, 30.1.2003 tarih ve 4800, 4803 ve 4804 sayılı Kanunlarla sözleşme ve ekprotokollerin onaylanması uygun bulunmuştur. Söz konusu uluslararası metinler 18.3.2003 tarih ve 25052 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla da yürürlüğe girmiştir.

Sınır Aşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesine ek Kara, Deniz ve Havayoluyla Göçmen Kaçakçılığına Karşı Protokolle, doğrudan veya dolaylı olarak malî veya diğer maddî çıkar elde etmek için bir kişinin vatandaşlığını taşımadığı veya daimî ikametgâh sahibi olmadığı bir taraf devlete yasadışı girişinin temininin suç olarak ihdası ve bu suçla mücadelede işbirliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu konudaki içhukuk düzenlemesi de, Ağustos 2002'de, 4771 sayılı Kanunla gerçekleştirilmiş ve Türk Ceza Kanununa, göçmen kaçakçılığıyla ilgili 201/a maddesi eklenmiştir.

Sözlü soru önergesindeki ikinci konuya ilişkin olarak ise şunları söylemek mümkündür:

Bilindiği gibi, ülkemiz, jeopolitik konumu nedeniyle, özellikle Asya ülkelerinden Batı ülkelerine yönelik göçmen kaçakçılığında transit ve hedef ülke konumundadır. Her ne kadar durum böyle ise de, alınan kanunî ve idarî tedbirlerin yanı sıra, yapılan etkin uluslararası işbirliği sayesinde, göçmen kaçakçılığı suçunun, karayoluyla, ülkemiz üzerinden gerçekleştirilmesinin önlenmesi hususunda büyük başarı sağlanmıştır. Hedef ülkelerin vize uygulaması sonucu, gerek havayolu şirketleri gerekse pasaport polisi tarafından, söz konusu suçun önüne geçilmektedir. Münferit sahte vize ve pasaport olayları dışında, havayoluyla gerçekleştirilen göçmen kaçakçılığı olaylarına rastlanmamaktadır.

Denizyoluyla bu suçun işlenmesi ise, Akdeniz sahillerinden veya Uzakdoğu'dan alınan büyük gemilere uluslararası sularda büyük tekneler yardımıyla kaçak göçmenlerin yerleştirilmesi suretiyle gerçekleştirilmektedir. Yasadışı göçmenlerin, şişme bot, küçük tekne ve benzerleriyle ülkemiz üzerinden yasadışı çıkış teşebbüslerinin önlenebilmesi maksadıyla, özellikle, göçmenlerin toplanma yeri olarak kullanabilecekleri bölgeler ile deniz araçlarının gizlice hareket edebileceği koylar, Sahil Güvenlik Komutanlığı unsurları tarafından sürekli kontrol altında tutulmaktadır. Tespit edilen illegal geçiş güzergâhları üzerinde ağırlıklı karakol bölgeleri oluşturulmuştur. Yakalanan yasadışı göçmenler ve yasadışı göçe karıştığı tespit edilen deniz araçları hakkında yasal işlemlerin ivedilikle yapılmasına yönelik olarak, Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü birimleriyle koordineli faaliyetlere devam edilmektedir.

Denizyoluyla işlenen göçmen kaçakçılığı suçu, ülkemizi olduğu kadar, diğer ülkeleri de tehdit etmektedir. Ülkelerin bu alanda alacakları ortak kararlarla, anılan suçla daha etkin mücadele edilebileceği düşünülmektedir.

Ülkemiz, yasadışı göçe karşı gerek ulusal düzeyde etkin tedbirler alarak gerekse bu alanda uluslararası düzeyde sorunların tespiti, bilgi alış-verişi, ortak mücadele ve işbirliği şeklindeki çalışmaların çoğuna aktif olarak katılmaktadır; bu konudaki kesin tavrını ortaya koymakta, ülkemiz üzerinden yasadışı göçü önlemek ve ülkemizde illegal bulunan yabancıları ülkeden çıkarmak için etkin mücadele etmektedir.

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

42 konuşma daha · 16 Aralık 2003

42 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook