İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 93. BİRLEŞİM · SALI

Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)

Ahmet Münir Erkal

Malatya Milletvekili · AK Parti

Genel Kurul, 93. Birleşim · 4. yasama yılı · 25 Nisan 2006 · 1.019 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Ahmet Münir Erkal (AK Parti), 25 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEVRE KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI KANUNU (S.S 871)); konuşma 1.019 kelime.

Ahmet Münir Erkal (AK Parti, Malatya). “Çevre kanununda değişiklik yapılması kanunu (s.s 871)”. TBMM Genel Kurulu, 93. Birleşim tutanağı, 25 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-munir-erkal-22-2006-04-25-cevre-kanununda-degisiklik-yapilmasi-kanunu-s-s-871 (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

ÇEVRE KOMİSYONU BAŞKANI AHMET MÜNİR ERKAL (Malatya)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çevre Kanunu, maalesef, ülkemizde çevreyle sıkıntıların yaşandığı bir ortamda gündeme geliyor. Daha önce de dış kaynaklı kirliliklerle ilgili olarak bazı sıkıntıları yaşadık. Bütün bunlar bir bütün olarak ele alındığı zaman ortaya çıkan gerçek şudur: Çevre konusu, siyasetüstü bir yaklaşımla, bir anlayışla ele alınması gereken bütün insanlığın ortak sorunudur.

Bu sorunun oluşmasında ihmal vardır, cehalet vardır, kasıt vardır, rant elde etmek vardır, doymayan egoizm vardır, eğitimsizlik vardır ve bunun gibi birçok parametre, insanın insanca yaşama ortamını yok etmektedir. Hatta, sadece yok etmekle kalmayıp, uzun süreli kalıcı etkiler de bırakabilmekte, dünyanın ekonomik, sosyal, fiziksel dengelerini de bozmaktadır. Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler raporuna göre, çevre bu şekilde yok edilirse, yoksulluk artacak, tarım toprakları azalacak, su bulunamayacak ve bunun gibi birçok olumsuz etkiler ortaya çıkacak ve böylece sosyal patlamalar meydana gelecektir.

Buradan hareketle, çevre problemleri, hem küresel ölçekte hem de ülke ölçeğinde problem olmaktan her geçen gün çıkmakta ve insanlık için oldukça ciddîye alınması gereken bir tehdit haline gelmektedir. Tabiri caizse, insanlık, gözü dönmüş rant talebi, kontrolsüz egoizm, amansız rekabet ve tüketim çılgınlığıyla, âdeta, çevreyle savaşmaktadır, onu yok etmek için her türlü tekniği kullanmaktadır. Bu negatif anlayış, dünyanın tüm doğal sistemleriyle savaş halindedir, çatışma halindedir.

Bugün, dakikada 7 çocuk çevre kaynaklı hastalıktan ölmektedir. Dünya nüfusunun yüzde 40'ı temiz suya ulaşamamaktadır. Dünya yüzünde her yıl 6 000 000 hektar alan çölleşmektedir. Ülkemizde erozyonla kaybettiğimiz toprak, bir Kıbrıs Adası genişliğindedir. Ayrıca, bunun erozyonla kaybedilen bitki, besin maddesinin maddî değeri de 1,3 milyar dolardır. Yani, dünya alarm vermektedir, çevre alarm vermektedir. Bu durum, insanın oluşturduğu teknolojik uygarlığın tüm kurumlarıyla sorgulanmasını gerektirecek kadar büyük ve ciddîdir. Çözüm de, bu uygarlığı çevre ve diğer sorunlarıyla topyekûn ele alarak yeni bir sistemle yeniden kurmak kadar büyüktür. Vizyonsuz cüce politikalar bu olayı çözemezler. Böyle bir vasatta, devekuşu gibi başımızı kumun altına sokarak çözüm ürettiğimizi zannetmek en büyük hatadır.

Bazı şeylerin tecrübesi ve denemesi olmaz; çünkü, onların geriye dönüşü yoktur. Aynı şekilde, bazı çevresel kirlenmelerin geriye dönüşü yüzyıllar almaktadır. İnsana zarar veren bazı kirlenmelerin ise telafisi imkânsızdır. Bu yüzden, çevre meselesi asla hafife alınmamalı, bunu çözecek sistem acilen kurulmalıdır. Bu da kesinlikle yeterli değildir. Çevreyle ilgili kurulan bu sistemi sürdürülebilir hale getirmek, onu yaşayan bir organizma gibi algılayıp müdahale etmek zorunludur. Ancak o zaman, bizi kuşatan, bizimle her an beraber olan çevreyi bizimle dost hale getirebiliriz, insana insanca yaşama ortamını hazırlayabiliriz.

İnsanlığın bilmesi gereken en önemli, sade, yalın gerçek şudur: İnsan, doğaya hükmetme zavallılığını bir tarafa bırakıp, onun dengelerine saygılı olmayı, onunla dost olmayı, onunla beraber hareket etmeyi öğrenmelidir; çünkü, geçen zaman, çok acı olarak, insanlığa şunu öğretmiştir: Ona hükmetmek isteyenler, yani doğayı yönetmek isteyenler, onun ürettiği potansiyelden fazlasını kullanmak isteyenler -şu anda insanlık, dünyanın ürettiği değerden yüzde 30 daha fazlasını kullanıyor- hem dünyayı hem de kendisini yok etmektedir. Şu andaki bilimsel veriler, ikazlar, uyarılar bunun en belirgin, en açık göstergesidir.

Şu anda, çevre üzerine yapılan binlerce bilimsel araştırma, dünyanın geleceği noktasında endişe verici, insanı ürküten tespitler ortaya koymaktadır. Bu tespitlere rağmen, buna duyarsız kalmak, ciddîye almamak, gereğini yapmamak uluslararası toplumun vebalidir ve bir insanlık suçudur.

Biz, AK Parti Hükümeti olarak, birey odaklı siyaset yapıyoruz. Tüm gayretimiz, insanımıza her alanda onurlu ve itibarlı bir ortam hazırlamaktır. Bu anlamda, çevre konusunda yapılan yanlışlar asla affedilemez ve asla mazur görülemez; ama, biz, sadece suçlamayı değil, çözüm üretmeyi ilke edinen bir zihniyetin muhatabıyız. Bu anlamda, Acil Müdahale Kanununu çıkardık, Toprak Kanununu çıkardık ve buna mümasil birçok kanunu Türkiye'nin gündemine getirdik. Sonra, yaklaşık birbuçuk yıl süren bir çalışmadan ve tüm sivil toplum örgütleri ve reel sektör temsilcileriyle görüşerek, bugün önünüze gelen kanunu hazırladık. Biraz önce muhalefet temsilcilerinin yaptığı eleştirilerde, böyle bir görüşmenin yapılmadığının vurgulanması gerçekten üzüntü vericidir. Ben, Komisyon Başkanı olarak, yaklaşık 150'ye yakın sivil toplum örgütüyle ve talep eden herkesle, çok ciddî, çevreyle ilgili görüşmeler ve müzakereler yaptım ve onların bütün talepleri, Çevre Kanununa çok ciddî bir şekilde enjekte edildi. Fakat, bununla beraber, gerçekten, Komisyonda yaptığımız çalışmada, kesinlikle, bir iktidar-muhalefet çatışması olmadı. Bu anlamda, bize destek veren tüm Komisyon üyelerimize, Partimizin değerli üyelerine, CHP'li Komisyon üyesi arkadaşlara çok teşekkür ediyorum. Asla, bu meseleyi, bir iktidar-muhalefet meselesi olarak algılamadılar, bunu bir ortak değer olarak algıladılar, bu seviyeli yaklaşımla çok titiz bir çalışma gerçekleştirdiler.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının temelinde birtakım temel değerler var; sözü çok uzatmak da istemiyorum; ama, bu tasarı, Avrupa direktifleriyle, yaklaşık 250 direktifle uyum halinde olan bir tasarıdır, uluslararası kavramlar bu tasarının içine yerleştirilmiştir. İlk defa, eğitim maddesi konularak, çevre bilincinin, çevre şuurunun gelişmesi için çok önemli bir kazanım elde edilmiştir.

Ayrıca, Çevre Bakanlığı, burada bir koordinatör bakanlık, bir organize edici bakanlık olarak sistemin içine yerleştirilmiş ve böylece, çevre meselesinin, sadece Çevre Bakanlığının meselesi olmadığı, bütün Türkiye'nin, bütün bakanlıkların bir araya gelerek çözebileceği, bireysel ölçekten kurumsal ölçeğe kadar, yerel otoriteden merkezî otoriteye kadar tüm sistemin, seferberlik anlayışı içinde hareket etmesiyle çözebileceği bir mesele olarak sistemin içine yerleştirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, sivil toplum örgütleri, yerel otoriteler, dernekler, vakıflar ve diğer tüm gönüllü kuruluş ve derneklerin çevre konusunda çalışabilmesi için Bakanlığa görev verilmiş; Bakanlık, bunların bir arada çalışabileceği bir zemin oluşturmakla görevlendirilmiştir. Ayrıca, çevre meselesinin çözülmesi noktasında teşvik hükümleri getirilmiş, Bakanlığa bu hususta yetki verilmiş; bu hususta gayret gösteren, çevre konusunda, çevreyi kirletmeme konusunda gayret gösteren reel sektörümüzün değerli temsilcilerine de birtakım teşvik verme imkânları kanunun içine derç edilmiştir.

Değerli arkadaşlar, ana başlıklar olarak vurguladığım bu sistemde, ilk defa, çok önemli olarak, mesela, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma tarifleri Çevre Kanunumuz içerisine yerleştirilmiştir. Genel olarak bu çerçeveye baktığımız zaman, Çevre Kanunu, sizlerin değerli gayretleriyle yasalaştığı zaman kurumsallaşmış bir çevre altyapısını gerçekten Türkiye'nin önüne koyacaktır.

Bundan sonra tabiî mesele bitmemekte, çok daha büyük gayret gösterilerek, gerekli tüzükler, yönetmelikler çıkarılarak bu kurumsallaşmanın hızlandırılması mutlaka sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, Çevre Kanunu on seneden fazla bir süredir Meclis gündeminde bekliyor, yaklaşık onbir yıldır bekliyor ve bir türlü gündeme getirilemiyor. Bugün AK Parti Hükümeti olarak, AK Parti Grubu olarak bu kanunu gerçekten Türkiye'nin gündemine, Meclis gündemine getirdiğimiz için son derece mutluyuz.

Bu temennilerle, emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Tasarıyı hazırlayan Hükümetimize, Bakanımıza, büyük emek sarf eden iktidarı ve muhalefetiyle tüm Komisyon üyelerimize, değerli bürokrat arkadaşlarımıza tekrar teşekkür ediyor, insanca yaşama standartlarımıza büyük katkı sağlayacak bu tasarının hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

31 konuşma daha · 25 Nisan 2006

31 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook