Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 99. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Haziran 2004 · 1.163 kelime · yaklaşık 6 dakikalık okuma
Kaynak göster
Algan Hacaloğlu (CHP), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BASIN KANUNU TASARISI İLE AVRUPA BİRLİĞİ UYUM VE ADALET KOMİSYONU RAPORU (S.S.456)); konuşma 1.163 kelime.
Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Basın kanunu tasarısı ile avrupa birliği uyum ve adalet komisyonu raporu (s.s.456)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2004-06-09-basin-kanunu-tasarisi-ile-avrupa-birligi-uyum-ve-adalet-komisyonu-rapo (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul)Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Basın Yasası Tasarısının 3 üncü maddesi üzerinde, Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Basınla ilgili konular ve Basın Yasası üzerindeki tartışmalar, kamuoyunda ve Mecliste, daima yoğun ilgi görmüştür. Bugün sakin bir akşamda, oldukça uyumlu bir ortamda, mevcut Basın Yasası üzerinde değişiklikler yapmaktayız. Atılmış olan adımlar, getirilmiş olan düzenlemeler, benden evvel Partim adına söz alan arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, bir ihtiyacı karşılamaktadır.. Belirli iyileştirmelerle atılan adımın, özellikle basın özgürlüğü, basının devletle olan ilişkileri çerçevesinde mevcut bazı sorunların aşılmasında katkı ve çözüm getireceğini görmekteyiz; ancak, konuya daha geniş bir açıdan, daha geniş bir perspektifle bakmanın yararlı olacağını benden evvel söz alan arkadaşlarım da ifade ettiler.
Bilindiği gibi, demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında basın, genelde, dördüncü güç olarak tanımlanır. Dördüncü güç olarak altyapısı, iç örgütlenmesi belki şekillenmemiş, belki tam tanımlanmamıştır; ancak, fiilen sistemin işleyişinde, demokrasinin işleyişinde basının ne kadar önemli bir işlevi olduğunu, hem ülkemizin geçmiş deneyimlerinden hem de dış dünya örneklerinden bilmekteyiz. Bu, hem bizim ülkemizde önemli bir sürecin hem de dış dünyadaki demokratikleşme süreçlerinin parçasını oluşturmuştur.
Basın, birkaç yönüyle çok önemlidir. Birisi, kamuoyunun oluşturulmasıdır. Kamuoyu, demokrasilerde vazgeçilmez bir olgudur. Ülkemizde yeterince güçlü olmayan kamuoyu sürecinin, Batılı demokrasilerde, sistemin doğru işleyişinde nasıl yönlendirici bir işlev üstlendiğini bilmekteyiz.
Basının ikinci temel katkısı, toplumun doğru bilgilenme hakkına yönelik sorumluluklarıdır. Özellikle günümüzde, bilgi çağında, bilginin çok yoğun olduğu ortamlarda, ilişkilerin çok girift olduğu ortamlarda basının toplumu doğru bilgilendirmesi çok temel bir sorumluluk alanıdır.
Diğer üçüncü işlevi ise, basının, doğrudan doğruya yasalarla bir sorumluluk üstlenmemiş olmasına rağmen, bir nevi bir denetim aracı işlevi üstlenmiş olmasıdır. Eğer, basın, bu üçünde yeterince teşhis edilmiş, doğru kurallar içinde işliyorsa, ülkede demokrasi çıtasının yükselmesine, sistemin performansının gelişmesine, artmasına ve açıkçası, bugün çok ihtiyacını duyduğumuz temiz siyaset, dürüst yönetim, açık toplum konusunda önemli katkılarda bulunabilme olanağını bize verebilir.
Bu tam böyle olabiliyor mu; tartışmalı, olmadığını biliyoruz; ancak, bizim siyasetçiler olarak görevimiz, basına, demokrasimizin bu kadar önemli olan ayağına, gerekli, daha rahat çalışabileceği ortamı yaratabilmektir.
Benden evvel konuşan arkadaşlarım ifade ettiler. Bu maddenin kendisi de, esasında doğrudan doğruya düşünce, basın özgürlüğüyle ilişkili. Burada çok konuşuldu; yani, düşünceyi ifade özgürlüğü, temel, kaynak özgürlük ve basın özgürlüğü de onun çok doğrudan uzantısı olan bir özgürlük alanı. O nedenle, bu konudaki tıkanıklıkların, eksikliklerin -ki, kendi yakın siyasî tarihimizde bunu çok yaşadık- Türkiye'de, demokrasimizin karnesindeki kırıklıkların önemli bölümünde, basına yönelik yapılan baskılar ve o ortamda basın özgürlüğünün yeterince işlevsel bir alana dönüştürülmemiş olması yatar. Bu bakımdan, basın özgürlüğü, bir anlamda demokrasilerin barometresidir. Eğer baskıcı, diktacı rejimler hâkimse, ilk baskı altına, kontrol altına almak istedikleri kurumun basın olduğuna yönelik birçok örnekleri, hem kendi yakın tarihimizde hem dış ülkelerde yaşadık.
Değerli arkadaşlarım, Anayasamız bunu böyle koyuyor -ifade edildi- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin müteaddit maddeleri basın özgürlüğüne ilişkin tanımlamaları getirmiştir. Biz de bu uluslararası sözleşmelere tarafız. Dolayısıyla, işin gereğini yapmak zorundayız.
Bu yasa tasarısıyla, bu çerçeve içerisinde, yayın organlarının kapatılması, yayının durdurulması, basım aletlerine el konulması, basılmış eserlerin toplatılması konusu yürürlükte olan yasada mevcut olup, bu tasarıyla gündemden çıkarılan düzenlemelerin yapılmasını da olumlu bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, basının, bu genel çerçeve içerisinde, özgürlüğünü kullanabilmesi, yeterince etkin olabilmesi için, dört farklı alanda engellerle karşılaştığını söyleyebiliriz. Bu engellerden biri, kamu otoritesinin baskısıdır. Esasında, bu tasarının temel amacı, kamu ile basın arasındaki ilişkiler alanında daha geniş bir hareket ve özgürlük alanı yaratabilmek. Yani, sansürcü bir anlayışın, bir güdümlü basın yaratmak, sarıbasın yaratmak anlayışının gelişmemiş demokrasilerde çok yaygın olduğunu, bunu, yakın tarihimizde bizim de yaşadığımızı biliyoruz. Burada, bu yasayla, bu konuda, gerek cezalar boyutunda gerekse doğrudan doğruya basın özgürlüğü alanıyla ilgili yapılan diğer düzenlemelerin olumlu olduğunu düşünmekteyiz.
Tabiî, burada, bir şeyin altını çizmek gerekiyor. Devlet otoritesi ile yahut da devlet ile basın arasındaki ilişkide, devlet sırrı konusunun basın özgürlüğü alanındaki konumunun irdelenmesi gerekir. Bizde devlet sırrı, Batı ülkelerine göre daha tabu bir konu halinde bulunmakta. Sübjektif bir kavram devlet sırrı. Eğer, belge, kozmik belge değilse, çok net bir şekilde devlet sırrı olduğuna ilişkin karineler yoksa, bir nevi basını baskı altına almak için, türlü, dolaylı şekillerde, belirli kaynakları veya kullanılan bilgileri, haberleri devlet sırrı olarak tanımlamak daima mümkündür, mümkün olabilmiştir ve bizim devlet geleneğimizde bu vardır. Bizde devlet sırrı, âdeta ilanihaye devam eder, bitmek bilmez, saydamlaşma gelmez. Dolayısıyla, burada, bu tasarıyla, basın özgürlüğüne yönelik, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde mevcut olan diğer o kısıtlama alanları içinde yer alan devlet sırrı kavramına daha bir açıklık getirilmesi ve bunun, devletin elinde bir baskı, bir denetim aracı olarak kullanılmasının yollarının tıkanması gerekir diye düşünüyorum. Yani, devlet sırrı neyin sırrıdır; derin devletin sırrı mı, gerçekten ülkenin çıkarlarına yönelik belirli süre korunması gereken sır mı; netleşmesi gerekir.
İkinci engel alanı -arkadaşlarım ifade ettiler- tekelleşme. Basında tekelleşme bazı ülkelerde var. Bunun en bariz örneklerinden biri İtalya; ama, İtalya, demokratik bir ülke olmakla beraber, değerli arkadaşlarımdan Berlusconi'yi veyahut da İtalya'yı, bir kötü örneği örnek olarak almamalarını tavsiye ediyoruz. İtalya, mafyaya da önderlik yapmıştır, Rönesansa da önderlik yapmıştır; ama, Batı ülkelerinin çok büyük bölümünde, basın içindeki tekelleşmeyi, basın camiasındaki tekelleşmeyi önlemeye yönelik belirli sistemiçi yarışma ortamı ve denetleme mekanizmalarının, Türkiye'de de, bir süreç içinde, tabiatıyla serbest piyasa ekonomisinin işleyiş kurallarını aksatmadan, diğer mevzuat içinde, yani, hâkim durumun kötüye kullanılmaması anlayışı içinde, diğer yasalarda da ele alınması gereklidir diye düşünüyorum.
Arkadaşlarım ifade ettiler, üçüncü temel alan; yasama, yargı ve yürütme arasında kuvvetler ayrımının bir benzerinin medya, siyaset ve ticaret ilişkileri içinde de oluşturulması gerekir. Bu, demokrasimizin en temel sorunlarından biri. Özellikle, bunu, son on yılda yoğun bir şekilde yaşamaktayız. Yozlaşma, derin karanlık ilişkiler ve bu sürecin çerçevesi içinde, sermayenin medyayı, medyanın da siyaseti yönlendirme arayışları ve ona o sonucu yaratan etkileşimler göğüslenmelidir, engellenmelidir, buna yönelik düzenlemeler yapılmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, benden evvel konuşan çok değerli arkadaşım ifade etti; biz, siyasetin hep beraber yönlendirilmesini geçmişte çok yaşadık; 28 Mart seçimlerinden evvel, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, çok net olarak yaşadık. Bir bölüm sermaye, bir bölüm medya, siyaseti yönlendirdiler ve açıkça ifade ediyorum -zamanım olmadığı için girmiyorum- bildiğiniz gibi, seçim sonuçlarını etkilediler.
Bu çerçeve içinde, medya-ticaret ilişkileri kapsamında, basının bir toplumsal sorumluluk alanı olduğunu dikkate alarak, yine, bir toplumsal alanda faaliyet gösteren, öyle bir sorumluluğu üstlenen bankacılık sistemiyle olan ilişkilerinde yeni bir düzenleme yapmak kaçınılmazdır. Medyanın bankaların sahibi olma sürecine son verilmelidir; medya patronları, aynı zamanda bankaların patronu olmamalıdır.
Bunun dışında, arkadaşlarımın ifade ettiği, diğer, dördüncü bir basın özgürlüğünü dolaylı olarak etkileyen konu, basın kuruluşu içindeki içdemokrasi mekanizmalarının ve örgütlenme süreçlerindeki işleyişin yetersizliği; yani, basın çalışanlarının konumuyla ilgili durum ve yine, köşeyazarlarının bağımsızlıkları, editöryal bağımsızlıklarına yönelik, yine, benden evvel dile getirilen hususlar düzenleme bekleyen konulardır.
Değerli arkadaşlarım, bir iki gündür televizyonlarda farklı anadilde yayın yapılmakta; devlet televizyonundan yapılmakta. Aynı yayın, tercüme olarak aynı eski haber -galiba bugün ikincisi yapıldı- tekrarlanıyor. Bu, bizim, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 1989 yılından beri öngördüğümüz kültürel çoğulculuğun devamı gibi gözükmekle beraber, bunu, bir devletin yayını yerine, özel alanda, özel televizyonlarda ve özel basında yer alması gereken bir etkinlik olarak görmekteyiz. Bu bağlamda, bu yasa çerçevesi içinde, başka yasayla yapılmış olan düzenlemeye rağmen, oraya, kültürel çoğulculuğun basın için önemini vurgulayan bir ilişkinin, düzenlemenin, bir maddenin konulmasının çok yararlı olacağını düşünmekteyiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
33 konuşma daha · 9 Haziran 2004