2005 mali yılı bütçe kan tas.(8 inci tur görüşmelerinde) içişleri bak.,emniyet gen.müd.,jandarma gen.kom.,sahil güvenlik kom.,dışişleri bak.
Trabzon Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 39. Birleşim · 3. yasama yılı · 24 Aralık 2004 · 1.049 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Aydın Dumanoğlu (AK Parti), 24 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN TAS.(8 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) İÇİŞLERİ BAK.,EMNİYET GEN.MÜD.,JANDARMA GEN.KOM.,SAHİL GÜVENLİK KOM.,DIŞİŞLERİ BAK.); konuşma 1.049 kelime.
Ali Aydın Dumanoğlu (AK Parti, Trabzon). “2005 mali yılı bütçe kan tas.(8 inci tur görüşmelerinde) içişleri bak.,emniyet gen.müd.,jandarma gen.kom.,sahil güvenlik kom.,dışişleri bak”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-aydin-dumanoglu-22-2004-12-24-2005-mali-yili-butce-kan-tas-8-inci-tur-gorusmelerinde-icisleri-bak (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon)Sayın Başkan, Bakanlar Kurulunun çok değerli üyeleri, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Dışişleri Bakanlığımızın bütçesi ve bu Bakanlığa tanınan imkânlarla ilgili bazı görüş ve değerlendirmelerimi aktarmak için söz almış bulunuyorum; hepinizi, tekrar, saygı ve sevgiyle selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, dünya, soğuksavaşın sona ermesinden bu yana çok büyük değişimler geçiriyor. Uluslararası ilişkiler, artık, yalnızca devletlerarası ilişkileri ifade etmiyor. Global arenada, artık, ulus aşan ve uluslarüstü örgütler, şirketler, insan hakları kuruluşları, çevre örgütleri, finans kuruluşları, terör örgütleri gibi aktörler de söz sahibi oluyorlar. Sivil toplum kuruluşları, kent ve diğer yerel yönetimler, dinî örgütlenmeler bir araya gelip çabalarını birleştirerek devletin karşısına çeşitli isteklerle çıkabiliyor ve hatta isteklerini elde etmek için başarılı da oluyorlar. Dünya, artık, iki kutuplu olmadığı gibi, çokkutuplu da değil. "Çokkutupluluk" terimi dahi mevcut durumu anlatmakta zorlanıyor. "Çoğulcu kutupluluk" gibi kavramların da akademisyenler tarafından düşünülmesi gerekiyor.
Bu ortamda, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ne yapmalıdır; artık, Avrupa Birliği kapısından da girdiğimize göre, bu konuyu sormakta daha fazla geç kalmadan, konvansiyonel diplomatik ilişkilerin yanı sıra, Türkiye'de sivil toplumu ve yurt dışındaki vatandaşlarımızı şuurlandırmalı ve global ilişkiler arenasında devreye sokmalıdır. Avrupa Birliğine üyelik süreci bu mefkûreye ufuk turu katacaktır. Tarihi ve kültürüyle medeniyetler arasında daima büyük bir devlet olan Türkiye, kendisine yaraşır biçimde yoluna devam etmiştir, ediyor ve edecektir.
Değerli milletvekilleri, etrafımız, kelimenin tam anlamıyla, kaynıyor. Ortadoğu, Kafkaslar, Irak'taki durum, Filistin sorunu, uluslararası terörizmin derinden gelen ayak sesleri ortasında, Türkiye, demokrasi, insan hakları ve hukukun saygı gördüğü bir ada görünümünde. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi çerçevesinde çevremize barış ve istikrar yayıyoruz. Ülkeiçi barışı sağlarken, komşularımızla da iyi geçinmeye önem veriyor, sorunlarımıza kayıtsız kalmıyor, çözmeye çalışıyoruz. Kıbrıs sorununun çözümü konusunda gayretimizi bu sene içinde de tüm dünya gördü; çözümün önündeki engelin Türkler olmadığı bir defa daha belgelendi.
Kıbrıs konusunda 2005 yılı içinde yeni bir maratona başlayacağımız anlaşılıyor. Biz, barışı isteyen taraf olduğumuz için korkacak ve kaybedecek bir şeyimiz de yok. Yine çok çetin müzakereler olacak, muhataplarımız yine faullü dövüşecekler; ancak, biz, iyi niyetimizi ve soğukkanlılığımızı kaybetmeyeceğiz. Barışın formülü, kesinlikle, 70 000 000'luk Türkiye ile 600 000 nüfusun barış içinde karşılaştırılması ve değerlendirilmesiyle ortaya çıkacaktır.
Doğu Blokunun yıkılması ertesinde bağımsızlıklarını ilan eden Orta Asya Türkî cumhuriyetleriyle iyi ilişkilerimiz devam etmektedir. O bölgede, 1 500 000 000 000 nüfusuyla Çin, yeni bir güç merkezi olarak ortaya çıkmaktadır. Hindistan ise, ekonomik gücünü her geçen gün biraz daha artırmaktadır. Dünya toprağının beşte 1'ini kaplayan Rusya, demokratik gelişimini tamamlayabilmek için çaba harcıyor; dünyada yeniden söz sahibi olmaya çalışıyor.
Soğuksavaş sonrasında rolü oldukça tartışmalı hale gelen NATO ise, bu yeni dünyada kendisine yeni bir misyon biçme çabası peşinde. Demokratik ve özgür dünyanın korunması konusunda önemi büyük. Avrupa Birliği içinde de güvenlik politikası oluşturması çabaları artmış durumda ve ülkemiz de, bu politikaların tarihsel, stratejik ve coğrafî olarak bir parçası durumundadır.
Bu bağlamda, Türkiye'nin ve Avrupa Birliğinin, Atlantik-aşırı ülkelerle ilişkileri çok büyük önem arz ediyor. Dünyanın tek süper gücü konumundaki Amerika Birleşik Devletleri, yanıbaşımızda, amaçsız ve başı sonu belli olmayan bir savaşı sürdürüyor. Türkiye, bu konuda da yapıcı politikasını sürdürmüş "en iyi politika, en dürüst politikadır" özdeyişinin anlattığı gibi, dost, müttefik ve komşularına her zaman doğruları tavsiye etmiş; trajediyi önlemeye çalışmıştır. Bugün meydana gelen olaylar içinde, Türkiye'nin ne kadar ileri görüşlü olduğu bir kere daha kanıtlanmış bulunmaktadır.
Türkiye, bölgesindeki ülkelere ve Müslüman uluslara makul bir demokrasi ve istikrar örneği de oluşturmaktadır. Yakın zaman içinde, Türkiye'nin adayının, Birleşmiş Milletlerden sonra dünyanın en büyük uluslararası örgütü olan İslam Konferansı Örgütünün Genel Sekreteri olarak seçilmesi, Türkiye'nin global sahnede artan önemi ve rolünün takdiri anlamına da gelmektedir.
Öncü bir ülke olarak Türkiye, doğu ve batı, kuzey ve güney arasında, yani, zengin ile fakir arasında, değişik kültürler arasında da bir köprüdür. Avrupa Birliği üyesi olan bir Türkiye, İslam dünyası ile Avrupa Birliği arasında en iyi bir ara yüz olacaktır. Türkiye'nin Avrupa Birliğine katılımı, Birliğin dünya sahnesinde daha etkili hareket etmesi, sahip olduğu değerleri tüm dünyaya yayması, barış ve istikrarın korunması açısından da büyük yararlar sağlayacaktır.
Türkiye'nin konumu, sadece coğrafî olarak önemli değildir; dünyanın en önemli enerji kaynakları hemen yanıbaşımızda. Tüm bunlara bir de üzerinde yaşadığımız su kaynaklarını ve yeraltı zenginliklerini eklersek, ne denli uyanık, güçlü, akıllı ve proaktif düşünmek ve hareket etmek zorunda olduğumuzu da anlarız. İnsanlığın geleceği için bu derece önemli olan bu yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, tarihin üzerine yüklediği sorumluluğa uygun olarak, barışçı ve paylaşımcı Türk Halkının gözetiminde bulunması, bütün insanlık ve dünyanın selameti için hayırlı olacaktır. Öyleyse, bu bölgede çok çalışıp, tarihin bize verdiği bu misyonun sorumluluğunu üstlenmemiz gerekmektedir. Bu tarihî misyonun bilincinde olan Türkiye, Dışişleri Bakanlığımız aracılığıyla, gerek yakın gerek bütün komşularımız gerekse Avrupa ülkelerinin tümüyle çok yakın ve sıcak ilişkiler kurmuştur. Bütün bunların hemen ortaya çıkan sonucu ise, komşu ülkelerle olan ihracatımızın son yıllarda iki misline birden çıkmış olmasıdır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye, özellikle son iki yılda Meclisinden geçirdiği sekiz uyum paketi ve yoğun diplomatik çalışmalarla, son kırk yılın en önemli politik kazanımlarından birisine ulaşmıştır. 17 Aralık, Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Avrupa Birliğine giriş için müzakerelere başlama kararı, çok önemli bir sürecin de başlangıcıdır. Bu süreçle, Türkiye, Avrupa Birliğine giriş adımını atmış olmanın yanı sıra, daha da önemlisi ve bunların hepsinden de önemlisi, Türkiye siyasî ve ekonomik alanda da istikrarın bir adresi olmuştur. Bu adres, dış yatırımcıların cazibe merkezi haline gelmektedir. Tam üyelik yolunda asıl mücadelemiz şimdi başlamaktadır. Bugüne kadarki mücadele sürecinde devletimizin tüm kurumlarının önemli katkıları olmuştur. Dışişleri Bakanlığımızın bu süreçteki yeri de müstesnadır.
Müzakere sürecinin zorlu ve çetin olacağı açıktır. Bu yol, rahmetli Özal'ın ifade ettiği gibi, ince, uzun bir yol olduğu gibi, aynı zamanda, dikenli bir yoldur. Bu yol üzerinde ilerlerken, önümüzdeki dikenleri arıtıp, bu yolu çimenli bir yol, çimenli bir alan haline getireceğimiz de bir gerçektir. Bizden daha önce üye olan ve bize benzeyen İspanya ve Portekiz gibi ülkeler "Avrupa'nın fakiri" olarak adlandırılıyorlardı. Bu ülkelerin müzakere sürecinde yaşanan olaylar, bunun, gerçekten, dikenli bir yol olduğunu da göstermiştir; ama, sonuçta ne olmuştur; bu ülkeler, şimdi, Avrupa Birliğinin saygıdeğer üyeleri arasındadır ve ulusal kalkınmalarını, Avrupa Birliği yardımıyla gerçekleştirmiş bulunmaktadırlar. Bugün, bu ülkeler İspanya ve Portekiz- Avrupa Birliğinin en zengini ve müreffeh ülkeleri arasında yer almaktadır. Türkiye bunu neden yapmasın?!
Müzakere sürecindeki başarımızı, bilimsel temele dayanan politikalar belirleyecektir. Başarılı bir dışpolitikanın yolu da, bilimsellikten geçmektedir. Kemal Atatürk'ün de ifade ettiği gibi, en büyük yenilik, neslin, bilim önünü açmış olmasıdır. Türk Ulusu, hem bilimsel ilerlemelere katkıda bulunmak hem de bilimden destek alarak dışpolitikalarını sürdürmek durumundadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
49 konuşma daha · 24 Aralık 2004