İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 99. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hk (s.s.466)

Atilla Kart

Konya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 99. Birleşim · 2. yasama yılı · 9 Haziran 2004 · 965 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma

Kaynak göster

Atilla Kart (CHP), 9 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 4483 SAYILI MEMURLAR VE DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI HK (S.S.466)); konuşma 965 kelime.

Atilla Kart (CHP, Konya). “4483 sayılı memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hk (s.s.466)”. TBMM Genel Kurulu, 99. Birleşim tutanağı, 9 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/atilla-kart-22-2004-06-09-4483-sayili-memurlar-ve-diger-kamu-gorevlilerinin-yargilanmasi-hk-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 466 sıra sayılı tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunmaktayım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, kamu yönetiminde ve kamu personel rejimlerinde görev, yetki ve sorumluluk kapsamlarına göre, aşamalı bir şekilde yargılama süreçlerinin uygulanması olağandır. Bunun, hukuka ve eşitlik ilkesine aykırılık teşkil eden bir yönü yoktur. Kamu görevlileri arasında, bu anlamda, görevlerinin mahiyeti gereği, aşamalı yargılama süreçlerinin uygulanması, tekrar ifade ediyorum, olağan ve hukuka uygun bir haldir. Bu kapsamda, büyükşehir belediye başkanları ve valiler ile düz memurlara veyahut daire müdürleri ve şube müdürlerine ilişkin soruşturma ve itiraz süreçlerinin farklı olması, soruşturma mercilerinin farklı olması, yine tekrar ifade ediyorum, olağan ve hukuka uygun bir haldir. Bu yaklaşım içinde, görüşülmekte olan tasarının 3 üncü maddesi ile 4, 5 ve 6 ncı maddeleri arasında bağlantı bulunduğundan, bu bağlantıyı da nazara alarak görüşlerimi beyan edeceğim.

Sayın milletvekilleri, aradan geçen onsekiz aylık süreç sonunda, 58 ve 59 uncu hükümetlerin bariz bir özelliği ortaya çıktı. Bir taraftan, demokratikleşme ve hukuk devleti adına, görünürde ve şevkle birtakım düzenlemeler yapılmak gayreti içine girilmekte, diğer taraftan ise siyasî iktidarı oluşturanların veya siyasî iktidara destek verenlerin kişisel ve özel konumlarına uygun düzenlemeler yapılmak suretiyle hukukî ve teknik yapı altüst edilmektedir. Başka bir ifadeyle, getirilen ve çağdaş norm özelliği taşıyan düzenlemeler, hemen akabinde, yine, başka özel düzenlemelerle delinmektedir. Bunun anlamı şudur: Hukuk kavramı, hukuk devleti kavramları benim için ulaşılması gereken hedefler değildir; ben, bu kavramları kendi özel konumuma uygun bir şekilde ve araç olarak kullanırım. Bunun başka bir anlamı yoktur değerli arkadaşlarım.

Elbette, yine, bunun devamı, keyfî ve otoriter bir yönetimin altyapısını hazırlamaktır. Keyfîliğin olduğu yerde de denetim olmaz, haksızlık ve yolsuzluk olur; bunların zemini hazırlanır. Siyasî iktidar, maalesef, bunu yapmaya çalışıyor. Getirilen tasarı, bunun yeni örneklerinden biridir. Bunu somut örnekleriyle biraz sonra tekrar açıklayacağım.

Değerli arkadaşlarım, hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, yargıç teminatı hep özlemle ifade ettiğimiz kavramlar. Bunun için yapılması gereken hususlar aslında belli. Bunlar yapılmayıp, yargıçlar ve öncelikle cumhuriyet savcıları daha da bağımlı hale getirilip etkisizleştirilmek isteniliyor. Yapılan bir ihbar ve şikâyetin ciddî olup olmadığını, kamu davası açılıp açılmaması gereğini en iyi şekilde değerlendirecek olan merci savcılık makamıdır. Hukuk devletlerinde, bu değerlendirmeyi yapacak olan merci savcılık makamıdır değerli arkadaşlarım. Biz ne yapıyoruz, ne yapmak istiyoruz; üst savcılık makamlarının ve mahkemelerin anayasal teminatlarını ve teknik altyapılarını güçlendireceğimiz yerde, bu makamlara ait yetkileri mahallî ve siyasî birimlere aktarmaya çalışıyoruz. Bürokratik oligarşi yaratmaya çalışıyoruz değerli arkadaşlarım. Bürokratik oligarşinin nasıl oluştuğunu biraz sonra yine, somut olarak anlatacağım.

Getirilen tasarı, bu yönüyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını, 4. Ceza Dairesini ve Danıştay 2. Dairesini devreden çıkarmaya yönelik olan bir tasarıdır, bir tekliftir. Her ne kadar teklif olarak sunulmuş ise de, tasarı özelliğinin daha ağır bastığını, arkadaşlarım, biraz evvel somut olarak anlattılar. Siyasî iktidar etki altına alamayacağı ve müdahale edemeyeceği bu anayasal kurumları devreden çıkarmak istemektedir. Böylece, hukukî ve yasal teminatlar zayıflatılmak ve etkisiz hale getirilmek istenilmektedir. Getirilen tasarının özünde bu vardır.

Kişilere özel düzenleme getirilmekte ve yasal himaye sağlanmak istenilmektedir. Bu uygulamaların ve yasalaştırma arayışlarının bir diğer açılımı da şudur: Olayın ideolojik boyutunu bir tarafa bırakıyorum, böyle bir yaklaşım, öncelikle, norm ve yasa kavramıyla bağdaşmaz. Sistemin ve kurumların içinin boşaltıldığını, teknik yapının altüst edildiğini bir defa daha görüyoruz. Tekrar ifade ediyorum; atamalarda bürokrasi kültürü, kıdem ve liyakat esasları gibi teknik ve objektif ölçüler nazara alınmadığı içindir ki, kurumlar giderek işlevini yitirmeye başlamıştır; bunu, en başta Emniyette görüyoruz değerli arkadaşlarım. Terör olaylarında istihbarat zafiyeti doğmuştur. Kamuoyunun çok yakından bildiği olayların kahramanları, polisin işbirliği veya ihmaliyle, yurtdışına çok rahatlıkla çıkabilmişlerdir. Meteorolojide benzer uygulamaları görüyoruz, Karayollarında görüyoruz, Özelleştirme İdaresinde görüyoruz, Adlî Tıpta benzer işlevsizlikler kendisini göstermeye başladı; çünkü, bütün bu kurumların içi boşaltılıyor, hafızası yok ediliyor. Bütün bunlar ne uğruna yapılıyor; bütün bunlar, atamalarda kıdem ve liyakat esası yerine, maalesef, siyasî iktidarın genel merkezinde üst yönetimin yakın çevresi ve cemaat ve tarikat ilişkileri egemen olduğu içindir ki, tekrar vurguluyorum, cemaat ve tarikat ilişkileri egemen olduğu içindir ki, kurumların içi boşalıyor değerli arkadaşlarım.

Bakanlar, önemli mevkilere getirdikleri kişileri, çoğu zaman tanımıyorlar. Olay, bu yönüyle, kadrolaşma boyutlarını aşmıştır. Görevden alınan kişilerin yerine getirilenler, kurumun teknik yapısına uzak olan, bu yönde eğitimleri bulunmayan kişilerdir. Bu sebepledir ki, özelleştirme uygulamaları dahil olmak üzere, hukuk ayaklar altına alınmakta, yasalar görmezden gelinmekte ve keyfî bir süreç işlemektedir. Kamuoyunun çok yakından takip ettiği önemli olaylarda fahiş hukuk ihlalleri yapılmaktadır. Teknik ehliyetleri yetersiz olan bu kadrolar, özelleştirmenin hukukî ve teknik altyapısını dahi hazırlayamamaktadırlar.

İşte, gerçek anlamda bürokratik oligarşi burada doğuyor değerli arkadaşlarım. Yargı, böylesine çarpık olarak hazırlanan özelleştirme işlemlerini, elbette, iptal edecektir. Böylesine hukuk ihlalleriyle malul olan özelleştirme işlemini iptal etmesinden daha doğal bir uygulama olamazdı.

Çarpıcı ve düşündürücü olan husus ne; bütün bu sürece rağmen, bütün bu sürecin müsebbibi olanlar, en başta Sayın Başbakan, bunları bilmezden gelip, tüm kurumları, bürokrasiyi ve meslek odalarını hedef alarak, kendilerince, eleştiri getirmekte ve hedef saptırmaktadır. Müsteşarları, müsteşar yardımcılarını, genel müdürleri siz atıyorsunuz, bu siyasî iktidar atıyor. Genel müdür yardımcılarını, şube müdürlerini, daire müdürlerini bu siyasî iktidar atıyor, başka kimse atamıyor; yani, bürokrasiyi siz oluşturuyorsunuz; ama, hangi ölçülere göre oluşturuyorsunuz; sorunun esası burada değerli arkadaşlarım. Bu sebeple, oligarşik ve yetersiz bürokrasiden herhalde en son şikâyetçi olması gereken kişi Sayın Başbakan ve siyasî iktidardır.

Bütün bunları görmezden gelerek, görevini yapan yargıya ve anayasal kurumlara kusur ve sorumluluk yüklemek, çok açık ifade ediyorum, acz ve itiraftan başka bir anlama gelmez.

Kesinleşmiş, infaz görmekte olan mahkeme kararlarının sonuçlarını ortadan kaldırmaya çalışacaksınız, güya yolsuzlukla mücadele adı altında, geçmişte birlikte siyasî mücadele verilen kişilerin infazlarının engellenmesi adına hukuk ihlalleri yapacaksınız, ondan sonra da anayasal kurumlar ve yargı organları bunların hukuka aykırı olduğunu tespit ettiği zaman, kendi yetersizliklerinizi, kendi yanlışlıklarınızı gizleyerek "oligarşik bürokrasi" diye feryat edeceksiniz. Türkiye'nin bugün geldiği nokta budur değerli arkadaşlarım; gerçek budur. 466 sıra sayılı tasarı da, bunun, yine, bir başka tezahürüdür değerli arkadaşlarım.

Sayın milletvekilleri, Türkiye böyle bir yönetim anlayışını hak etmiyor ve şiddetle reddediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

33 konuşma daha · 9 Haziran 2004

33 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook