2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 42. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Aralık 2004 · 1.343 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 27 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (GİDER,GELİR,DENGE ) MADDELER); konuşma 1.343 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2004-12-27-2005-mali-yili-butce-kan-tas-gider-gelir-denge-maddeler (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, 3 üncü madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
2005 yılı bütçesinin 3 üncü maddesi, bir denge maddesidir ve ödenekler ile gelirler arasındaki farkın net borçlanma hâsılatı ile karşılanacağını öngörmektedir.
Aslında, bütün bütçelerde 3 üncü madde bir denge maddesidir ve ödeneklerin gelirlerden fazla olması halinde, aradaki farkın borçlanmayla karşılanması da doğaldır; ancak, Türkiye koşulları dikkate alındığında, bu konuda, doğal olmayan birkaç nokta vardır. Birincisi, Türkiye'nin iç ve dış borçlarının hızla artması ve bu konuda ciddî önlem alınmamasıdır. Türkiye'nin 2002 yılında 222 000 000 000 dolar olan toplam borcu, 2004 yılında 300 000 000 000 dolara yükselmiştir; kamu borçlarının miktarıysa, aynı dönemde, 176 000 000 000 dolardan 243 000 000 000 dolara çıkmıştır. Kasım 2002 ile Ekim 2004 arasında; yani, iktidarınız döneminde, toplam borç stokundaki artış, yaklaşık 70 000 000 000 dolardır.
Sayın milletvekilleri, iç ve dışborçlardaki bu artışın küçümsenecek bir tarafı yoktur ve bunun küçümsenecek boyutta olmadığını kabul etmek zorundayız; çünkü, Türkiye, sadece borçlarını ödemek için borçlanmamaktadır, yüzde 6,5 gibi yüksek bir faizdışı fazla vermesine ve yatırımlar gibi çok önemli bir kalemi cumhuriyet tarihindeki en düşük düzeyine indirmesine rağmen, borç ödemelerinden daha fazla miktarda borçlanmaktadır; bu nedenledir ki, borç stoku artmaktadır. İktidar, sık sık, faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranının azalmasına ve faiz harcamalarının gayri safî millî hâsılaya oranının düşmesine atıfta bulunmakta ve borçlarda olumlu gelişme olduğundan söz etmektedir; ancak, olumlu gözüken bu tür gelişmelerin bir kısmı, Türk Lirasının değerli olmasından ve dolardaki aşırı düşmeden etkilenmektedir. Kaldı ki, bu tür gelişmeler, borç stokundaki hızlı artış gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.
Türkiye, yüzde 6,5 oranındaki faizdışı fazlaya rağmen, borç stoku sürekli olarak artan bir ülke konumundadır. Yapılan iş, borcu ödeyerek azaltmak değildir; yaptığımız iş borcu döndürmektir ve bunun da topluma maliyeti çok yüksektir.
İç ve dışborç stokunun hızla arttığı bir ortamda, hiç kimsenin, borçların sürdürülebilir olduğunu söyleyerek, kendisini ve toplumu rahatlatma lüksü yoktur. Benzer şekilde, iktidarın, hızla artan cari açığı da, sürdürülebilir olduğunu ileri sürerek, küçümseme lüksü yoktur.
Değerli arkadaşlarım, yoktur; çünkü, burada önemli olan, bütçe açığının ve cari açığın ne pahasına sürdürüldüğüdür. Eğer, siz, bütçe açığını sürdürmek için, bütçe ödeneklerini, 2004 yılına göre sadece binde 9 oranında artırıyorsanız -altını çiziyorum, reel olarak binde 9 oranında artırıyorsanız- faizdeki düşmeye rağmen, hâlâ yüzde 15 reel faiz ödüyorsanız, yatırımları tarihteki en düşük düzeyine indiriyorsanız, tarım desteklerini kesip milyonlarca çiftçiyi kendi kaderine terk ediyor ve Avrupa Birliğinin çok iyi desteklenen çiftçileri karşısında, savunmasız bırakıyorsanız; kaynak sorununu çözmek ve yabancı yatırımcıları çekmek için en olmayacak tavizleri vermekten, yabancı şirket ve kişilere en değerli tesislerinizi ve arazilerinizi satmaktan çekinmiyorsanız, borçlardaki hızlı artışı "sürdürülebilir" diye tanımlama hakkınız yoktur.
Eğer, bu uğurda, çalışanları yoksulluk sınırı altındaki ücretlere mahkûm ediyorsanız ve her türlü güvenceden mahrum bırakıyorsanız, bütçe açığının sürdürülebilir olduğunu söyleyerek, iyimser bir hava yaratmaya hakkınız olabilir mi?
Bu konuda, doğal olmayan ikinci nokta, bütçe açığını kapatmak için ödenekleri kesmek, en temel kamu hizmetlerinden vazgeçmek ve ne pahasına olursa olsun özelleştirme anlayışını sürdürerek, çok değerli tesisleri yok pahasına satmak dışında ciddî bir girişim yapılmamasıdır. Örneğin, ciddî ve etkin, alt gelir kesimleri ile çalışanlar üzerindeki vergi yükünü hafifletecek, adil bir vergi reformu bir türlü gündeme getirilmemektedir. Getirilen vergi tasarıları, daha çok, üst gelir gruplarını ve kurumları rahatlatacak düzenlemelerdir. Oysa, vergi gelirleri, harcamaları karşılamamakta ve adaletsizliğin çok tipik bir göstergesi olan dolaylı vergilerin oranı yüzde 75'lere ulaşmış bulunmaktadır.
Yine, yıllardır kayıtdışı ekonomiden yakınıldığı halde ve kayıtdışı ekonominin oranı yüzde 65'leri aştığı halde, kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almak için ne yapıldığı da belli değildir. Oysa, kayıtdışı ekonominin varlığı, istatistikî verileri çarpıtmaktan başlayarak, bir dizi olumsuzluğa neden olmaktadır. Örneğin, kayıtdışı ekonomi var olduğu zaman, kamu kesiminin hacmi ve vergi yükü gerçek boyutlarıyla yansımaz. Yine, kayıtdışı ekonominin varlığı, dışticaret ve döviz hareketlerinin tam olarak izlenmesini engeller. Bu sapmalar, gerçekçi para ve maliye politikalarının uygulanmasını ve söz konusu politikaların etkinliğini olumsuz yönde etkiler.
Kayıt dışında olan işletmeler küçük ölçekli olduğundan ve genelde, kayıt dışında kalmaları küçük ölçekte kalmalarına bağlı olduğundan, kayıtdışı ekonominin varlığı, işletmelerin optimum büyüklüğe ulaşmasını da engeller ve dolayısıyla, verimliliği de olumsuz yönde etkiler.
Sayın milletvekilleri, toplam borç stokunun yüzde 40'ı yabancı para cinsindendir. Nakit borçlanmalarda ortalama vade 1 yıl kadardır ve bu durum, borçları faizlerdeki ve kurdaki değişikliklere karşı çok duyarlı kılmaktadır. Ayrıca, hazine içborçlanmasındaki artış nedeniyle, kaynaklar, kamunun borçlanma ihtiyacını karşılamak için giderek daha yüksek oranda kullanılmaktadır. Nitekim, 2002 yılında içborçların yüzde 47'si piyasadan yapılan borçlardan oluşurken, söz konusu oran 2003 yılında yüzde 52'ye, 2004 yılında ise yüzde 62'ye çıkmıştır. Bütçe açığı için söz konusu olan ve bütçe açığının risk oranını artıran faiz ve kur değişikliklerine karşı duyarlılık cari açık için de söz konusudur. Cari açık, dışticaret açığından, dolayısıyla, kurlardan doğrudan etkilenmektedir; ancak, cari açığın bugün için sürdürülebilir olması, faizlerin düzeyine ve faizlerdeki değişikliklere de bağlıdır; çünkü, cari açığın sürdürülebilirliği, sıcakparanın faiz ve kur değişikliklerinden yararlanmak için Türkiye'ye gelmesinden etkilenmektedir. Ters yönde kaydedilecek olan bir gelişmenin bu alanda büyük bir sorun yaratacağı açıktır. Bu nedenle, doğal olmayan üçüncü nokta, dışticaret açığını kapatmak için bilinçli bir çaba gösterilmemesi ve gelişmiş ülkelerin aksine, Türkiye'deki iktidarın büyük miktardaki ithalat artışını bile olağan karşılamasıdır.
Aramalı ve yatırım malı üretmek için özel bir çaba gösterilmemektedir. Halbuki, üretim arttığında, yeterli aramalı ve yatırım malı üretilmediği için, bu, doğrudan ithalatı, dışticaret açığını ve cari açığı etkilemektedir.
Doğal olmayan dördüncü nokta, borçların geri ödenmesinde çok önemli olduğu halde, üretken yatırımların tümüyle ihmal edilmesidir. Oysa, borçların rahatça geri ödenmesi, paranın üretken yatırımlara kanalize edilmesine ve ülkenin üretim kapasitesinin artırılmasına bağlıdır.
İktidarın kamu sektörüne yatırım yaptırmama hedefi, kamu yatırımlarını, tarihindeki en düşük düzeyine indirmiştir; ama, özel sektörün yatırımlarındaki artış, bu düşüşü telafi edecek boyutta olmamıştır. Örneğin, 1980'de, kamu sektörünün imalat sanayiine ayırdığı pay yüzde 26,3 iken, 2003 yılında yüzde 3'e inmiştir izlediğiniz politikalar sonucunda; ancak, 1980'de yatırımların yüzde 30'unu imalat sanayiine ayıran özel sektörün 2003'te ayırdığı pay ise, sadece yüzde 29,8'dir.
Kaldı ki, yatırımlardaki düşüş, sadece imalat sanayii yatırımlarıyla da sınırlı değildir; 2004 yılında, genel ve katma bütçe yatırım tahsislerinin sektörel dağılımına baktığımızda, cari fiyatlarla toplam olarak yüzde 18 oranında bir azalma görülmektedir. Bu azalış, eğitimde, eksi yüzde 14,6; sağlıkta eksi yüzde 6,4; diğer kamu hizmetlerinde eksi yüzde 17,3'tür. Türkiye, en temel ihtiyaçları için gerekli yatırımları yapamaz durumdadır.
Sayın milletvekilleri, Türkiye, bugün 160 milyar dolar dışborcuyla, dünyanın en borçlu birkaç ülkesinden birisidir. Dışborçlar, 1980'den sonra 10 kattan fazla artış göstermiştir. Sorumsuzca yapılan dışborçlanma ve borçlanmayla elde edilen kaynakların, üretimde, yatırımda ve üretim kapasitesini ve teknolojiyi geliştirme gibi üretimi doğrudan ve en kısa sürede etkileyen alanlarda değil de, otoyollar ve duble yollar gibi alanlarda kullanılması, borçların geri ödenmesini ciddî bir sorun haline getirmiştir. O kadar ki, ekonomi, çok hassas dengeler üzerinde durmakta ve ciddî krizlerin önlenmesi, Türkiye'nin dışında cereyan eden gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Örneğin, beklenenin üzerinde gelen sıcakpara ve doların değerinde kaydedilen düşme, dışborçlar açısından olumlu katkı sağlamıştır. Ne var ki, ekonomiyi kendi ülkemiz dışındaki gelişmelere bağlamak, fevkalade sakıncalıdır.
Sayın Maliye Bakanı aksini iddia etse de ve vergi dairelerindeki teknoloji gelişimini bile kendi iktidarına bağlasa da, Türkiye'nin, üretimi artırmak için kullandığı aramalları ve yatırım mallarında, küreselleşme sonucunda benimsemek durumunda olduğu teknoloji yeniliklerinde ve borçların ödenmesinde dışa sımsıkı bağlı olduğu açıktır. Nitekim, 17 Aralıktan sonra, iktidar, kabul edilmemesi gereken koşulları kabul ettiğinde, yapılan eleştirilere yanıt olarak yetkililer "masadan kalkabilirdik; ama, bir süre sonra ekonomik bakımdan çok güç durumda kalırdık" dediler. Bu, hüzün verici bir durumdur.
Bu noktada Sayın Maliye Bakanına bir noktayı hatırlatmak ve bir soru sormak istiyorum: Biliyorsunuz, gümrük birliğini kabul ederek -ve şimdi de yeni katılanlara teşmil ederek- Türkiye, kendi dışında Avrupa Birliği tarafından kabul edilen dışticaret politikalarını benimsemeyi, Avrupa Birliği ülkelerine ve üçüncü ülkelere karşı bunları uygulamayı, ayrıca, bazı üçüncü ülkelerle Avrupa Birliği ülkelerinin yaptığı anlaşmalara benzer ikili anlaşmalar yapmayı kabul etmiştir. 17 Aralıktan sonra hazırlanan bazı Avrupa Birliği raporlarında, Türkiye'nin, Uluslararası Ticaret Örgütü gibi kuruluşların toplantılarında da, Avrupa Birliğiyle aynı tarafta oy kullanması gerektiği ileri sürülmektedir. Tam üyeliğin belirsiz olması ve çok uzak bir tarihe atılması, Türkiye'yi bu açıdan da güç durumda bırakacaktır. Türkiye, yıllarca, kendi Meclisince değil, kendisinin olmadığı kurullarda alınan kararları uygulamak zorunda kalacaktır. Her şeyin kontrol altında olduğunu ve bizim kendimizi yormamamız gerektiğini söyleyen Sayın Maliye Bakanına bu konuyu bilip bilmediklerini ve ne yapmayı düşündüklerini soruyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 27 Aralık 2004