2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler
Balıkesir Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 42. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Aralık 2004 · 1.635 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ali Kemal Deveciler (CHP), 27 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (GİDER,GELİR,DENGE ) MADDELER); konuşma 1.635 kelime.
Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2004-12-27-2005-mali-yili-butce-kan-tas-gider-gelir-denge-maddeler (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 5 inci maddesi hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
2005 yılı bütçesinde, konsolide bütçe giderleri, 2004 yılı bütçesine göre yüzde 3,8 oranında artmıştır. IMF'yle uygulanan ekonomik programın faizdışı fazla hedefi tutturulmuştur; ama, bu hedef, eğitim, sağlık ve kamu yatırım harcamalarının düşürülmesi ve memur aylıklarının reel olarak azaltılması karşılığında tutturulmuştur.
AKP Hükümeti, geçen yıldan sonra bu yıl da, onbeş günlük formalite toplu görüşme sürecinin ardından memur maaş zamlarını açıkladı. Buna göre, en yüksek düzeydeki grupta bulunan memurların maaşları yüzde 8,1; en düşük düzeydeki memurların maaşları yüzde 12,1 oranında artırıldı. Böylece, memurlara yapılan zammın ortalama yüzde 10,7 oranında olduğu ilan edildi.
Memurların eline geçen maaşlar, enflasyon etkisinden arındırıldığında, 2005 yılında alacakları maaşların, 1999, 2000, 2002 yıllarından ve hatta, kriz yılı olan 2001 yılının satın alma gücü düzeyinden bile geri olduğu anlaşılmaktadır.
Kamu yatırımları, bugün, olabilecek en düşük düzeye çekilmiştir. Cumhuriyet tarihinin en yüksek düzeyde borçlanmasını yapan hükümet, toplam kamu harcamalarının gayri safî millî hâsılaya oranını yüzde 4'lere düşürmeyi becermiştir. Bu oranın 1980'lerde yüzde 8, 1990'lı yıllarda yüzde 7 oranında olduğu düşünülürse, azalmanın büyüklüğü daha iyi anlaşılmaktadır.
Kamu yatırımlarındaki düşme, kendisini, en çok konsolide bütçe rakamlarında göstermektedir. 2002 yılında 6,9 katrilyon düzeyinde gerçekleşen kamu yatırımları, 2003 yılında 7,1 katrilyon, 2004 yılında ise 6,4 katrilyon liraya düşürülmüştür. 2005 yılında konsolide bütçe yatırımları, 2002 ve 2003 yıllarına göre artmakla beraber, reel olarak, hâlâ, 2002 yılının altındadır.
Toplam kamu yatırımlarına ayrılan kaynağın her yıl reel olarak düşmesi, yatırım stokunda yer alan projelerin gerçekleşme sürelerini uzatmaktadır. 2005 yılı bütçe gerekçesinin "Kamu Yatırım Programının Rasyonelleştirilmesi Uygulamaları" başlıklı bölümünde, 2001-2002 yılları yatırım programlarında devam eden projelerin yeniden gözden geçirildiği, önceliğini ve yapılabilirliğini kaybeden projelerin yatırım programından çıkarıldığı açıklanmaktadır. Bu çalışmalar sonunda, 2002 yılı yatırım programında 4 114 olan proje sayısının 2003 yılında 3 851'e, 2004 yılında da 3 555'e düştüğü belirtilmektedir. Kamu yatırım programının etkinliğinin artırılması amacıyla yapıldığı belirtilen bu çalışmalarda, projelere öncelik sırasının neye göre verildiği belli değildir. Hangi analizler yapılarak projeler yatırım programından çıkarılmıştır; bilmiyoruz. Hükümetin elinde analiz sonuçlarına dayalı bir öncelik listesi var mıdır? Eğer, böyle bir önceliklendirme listesi hazırlanmadıysa, açıkça, projelerin hangi kıstaslara göre programdan çıkarıldığı kamuoyuna açıklanmalıdır.
Konsolide bütçe gelirleri, 2005 bütçesinde 126,5 katrilyon olarak öngörülmüştür. Dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 74'tür. Bilindiği gibi, dolaylı vergiler, asıl olarak alışveriş üzerinden alınan vergilerdir ve ödeme gücünü dikkate almadığı için en haksız vergilerdir. Asgarî ücretli de, bordrolu da, genel müdür de, holding sahibi de, zengin de aynı vergiyi öder. Onun için, bu vergiler, acımasız ve zalimdir.
2005 yılı bütçe döneminde toplam vergi gelirlerinin 18,5 oranında artırılması öngörülmüştür. Yıllık enflasyon oranı yüzde 8 olarak tahmin edildiğine göre, vergiler 2005 yılında reel olarak artacaktır. Peki, bu artışı kim karşılayacaktır?! AKP Hükümeti, getirdiği yeni tasarıda geliri en yüksek olanların vergilerini azaltmayı planladığına göre, vergi yükü yine çalışanların sırtına bindirilecektir. Bunun böyle olacağını başka uygulamalardan da anlıyoruz.
Bilindiği gibi, bugünlerde asgarî ücret yeniden tespit edilecek. Ne yazık ki, hükümetin teklifi, asgarî ücretin yüzde 5 oranında artırılması yönündedir. Tarım dışında istihdam edilenlerin, yani yaklaşık 10 000 000 kişinin büyük bir kısmının ücreti, asgarî ücret düzeyindedir. Kayıtdışı çalışan 4 000 000 ilâ 5 000 000 işçinin büyük kısmının ücret seviyesini de asgarî ücret belirlemektedir. Aralık 2004 sonunda, asgarî ücret, net 318 000 000 liradır. Buna karşılık, 4 kişilik bir ailenin mutfak giderleri, kasım ayında, 496 000 000 liradır. Yani, asgarî ücret, mutfak giderlerinin ancak yüzde 61'ini karşılamaktadır. AKP Hükümeti, iki yıldır "asgarî ücreti artırdık" diye propaganda yapmaktadır; ancak, veriler, reel asgarî ücretin, 1999 yılı düzeyinin yüzde 5,5 gerisinde olduğunu açık ve net olarak göstermektedir. AKP, 2003 ve 2004 yıllarında asgarî ücreti belirlemiştir. Önümüzdeki günlerde belirleyeceği üçüncü asgarî ücret olacaktır. 2003'te asgarî ücret artışı, 2003 yılı yıllık ortalama fiyat artışlarının gerisinde kalmıştır. 2004 için belirlenen asgarî ücret yüzde 34,1 oranında artırılmıştır; ama, bu oran, kriz döneminin kayıplarını karşılamaktan çok uzaktır. 2004'te hedeflenen yüzde 13,7'lik tüketici enflasyonu aşılmasa bile, 2004 reel asgarî ücreti, 1999 asgarî ücretinin yüzde 2,4 kadar gerisinde kalmaktadır. Buna karşılık, Türkiye'de, 2002'den 2004'ün sonuna kadar, bugüne kadar, yani, AKP'nin iktidarda bulunduğu dönemde, dana eti yüzde 56, beyazpeynir yüzde 52, tozşeker yüzde 42, kömür yüzde 56, tüpgaz yüzde 61, mazot yüzde 66, bir bardak çay yüzde 60 artmıştır; üniversite öğrencilerinin harç bedeli yüzde 73, kitap fiyatları yüzde 83 artmıştır. Bütün bu veriler, 2005 bütçesini hazırlayan AKP Hükümetinin bütçesinin nasıl bir bütçe olduğunu ve kimden yana olduğunu çok iyi açıklamaktadır.
Yine, 5 inci maddenin (i) bendindeki ekders, konferans ve fazla çalışma ücretleri ile diğer ücret ödemeleri hakkında ve (j) bendindeki Millî Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilecek okul pansiyonları hakkında açıklamalarda bulunmak istiyorum. Başta üniversitelerimiz olmak üzere, akademiler ve okullarımızda görev yapan öğretim üyeleri ve öğretmenlere ekders adı altında bir ücret ödenmektedir. Verilen ücretin adı ekders ücreti olmasına karşın, ekders mahiyetinde çeşitli görevler ilgili mevzuatlarda tanımlanmakta ve bu görevleri yapanlara da ekders ücreti verilmektedir. Örnek verecek olursam; Millî Eğitim Bakanlığında, neredeyse Bakan hariç, şeften müsteşara kadar her yönetim kademesi, bu ücreti haftada 15 saat üzerinden almaktadır. Şu anda Millî Eğitim Bakanlığında ekders ücreti brüt 3 861 000 lira, yüzde 15 vergi düşülerek 3 282 000 lira ellerine geçmektedir. Bu, bir paket sigara parası dahi değildir. Öğretmenler haftada 15 saati geçmemek üzere ekders ücreti almaktadırlar. Millî Eğitim Bakanlığındaki ekders ücretleri, bugün Bakanlığın en çok şikâyete konu olan uygulamalarındandır. Bu konuda açılmış sayısız dava ve şikâyet bulunmaktadır; çünkü, sınıfa girmenin dışında sayısız görevin ekders ücreti adı altında ücretlendirilmesi, sorunun temel nedenleri arasında yer almaktadır. Ekders ücreti ders yapanlara mı veriliyor, yoksa, ekders mahiyetinde sayılan, aslında ekders vermeyen görevliler için mi veriliyor?! Ekders ücretini, öğretmenler derse girmezlerse alamazlar; ama, diğerlerinde, girmedikleri takdirde hiçbir şey yoktur, bunlar yine ekders ücretini almaya devam etmektedirler. Bu nasıl bir adalettir?!
Üniversitelerimizde uygulanan ekders uygulaması bir başka sorunun odağıdır. Özellikle ikinci öğretim kapsamında öğretim üyeleri, haftada 10 saati geçmemek üzere, ders başına 17 000 000 lira almaktadır; gündüz ise 20 saat ekderse girebilmektedirler ve saat başına 3 000 000 ile 4 000 000 lira arasında değişen ücretler almaktadırlar.
Millî Eğitim Bakanlığındaki öğretmenlerimiz için ekders ücreti, hiç olmazsa üniversitelerde verilen ücretin yarısı kadar olması gerekmektedir.
Konferans ücretlerinden de bahsetmek istiyorum. Konferans ücretlerinin saati 12 000 000 lira olarak hesaplanmaktadır. Bu ücretin konferansa hazırlık açısından yetersiz olduğu açıktır. Bu nedenle, kurumlar, 1 saatlik bir konferansı 6 saat kadar gösterebilmektedir. Bu uygulamanın yasaya karşı hile olduğu açıktır. Bunu böyle yapacağımız yerde, günün koşullarına göre konferans ücretlerinde iyileştirme yapıldığı takdirde böyle bir hileye başvurulmayacağı aşikârdır.
Yine, Türkiyemizde bulunan YİBO'ların, yatılı imam hatip okulları ve yatılı liselerin pansiyonlarıyla ilgili sorunlardan bahsetmek istiyorum. Yeni kanunla pansiyon ücretleri, ilköğretim okullarında 700 YTL, ortaöğretim okullarında 730 YTL, meslekî teknikeğitim okullarında 800 YTL, fen liselerinde 750 YTL olarak ücretlendirilmektedir. Sağlık Bakanlığından Millî Eğitim Bakanlığına geçen okullarda ise, yine 800 Yeni Türk Lirasıdır.
2004-2005 öğretim yılında 299 YİBO ve 280 diğer yatılı okul faaliyetleri yürütülmektedir. Bu okullarda, öğrencilerin tüm masrafları devlet tarafından karşılanmaktadır.
Bu okullarımızdaki en önemli sorunlar arasında, yeterli öğretmen ve hizmetli, memur kadrosunun bulunmaması gelmektedir. Ne yazık ki, buradaki sorunlar içler acısıdır.
Sayın milletvekilleri, ben, şimdi sizlere, bu yatılı ilköğretim okullarından bir imam hatip lisesinden, oradaki öğrencilerin Millet Meclisimizdeki bir AKP milletvekiline göndermiş oldukları bir yazıyı arz etmek istiyorum: "Şu an okul pansiyonunda kalan 44 arkadaşım adına sizlere bu yazıyı yazıyorum. Yani, bunu neden söylüyorum; buradaki gerçekleri bilmenizi istiyorum. Okul binasının üst katında çok sağlıksız bir şekilde faaliyetteyken, bu yıl yandaki binaya taşındık. Şimdi, bazı problemlerimizi size aktarmak istiyorum. Aşçı yamaklığı ve bulaşıkçılık işini başından beri öğrenciler yapıyor ve halen devam etmektedir. Bu öğretim yılı kış sezonu boyunca çoğu zaman kaloriferler düzenli yanmadı, sebebini de kimse açıklamadı. Yeni binamızda, ne hikmetse, banyoları müsait olmasına rağmen, anlamsız yasaklar yüzünden, birinci dönem boyunca doğru dürüst banyo yapılamadı. Hatta, bir arkadaşımız, okul müdürü tarafından, uygunsuz bir biçimde banyodan çıkarılarak, arkadaşlarının önünde küçük düşürüldü. Pansiyonda öğrencilere ziyaretçileriyle görüşme müdür tarafından yasaklandı. Öyle ki, pansiyon yarı açık cezaevi haline getirildi. Yarı bozuk bir televizyonla, sadece bazı maçlara bakma hakkı tanındı; ancak, haberleri dahi seyretme özgürlüğünden mahrum bırakıldık. Hiçbir sosyal aktivite yapılmadığı gibi, yapılanlara katılma hakkı da tanınmıyor. Şimdiye kadar devletin bize vermiş olduğu kırtasiye ve giyim yardımı, hiçbir şekilde öğrencilerin isteği doğrultusunda kullandırılamadı. Aksine, okul müdürünün keyfî tutumuyla, ihtiyaç olmayan yönde ve pahalı şeylerde kullandırıldı.
Yine, ambar memurunun -isim vermek istemiyorum- iki arkadaşımızla birlikte, mutfaktan, kullanım tarihi geçmiş gıda maddelerini bize yedirmeye başlaması sabrımızı taşırdı. 109 öğrenci, bu böceklenmiş mercimek, kurtlanmış barbunya, kullanım süresi üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, yemek yağı ve salçayı, pansiyondan sorumlu müdür yardımcısının karşı çıkmasına rağmen, müdür beyin emri, aşçının marifetiyle yemek zorunda kaldık. Hem de, mutfak nöbetçisi olduğumuzdan, gıdaların tarihini okuya okuya, kuru gıdaların böceklerini ayıklaya ayıklaya, cebimizde para olmayışının ezikliğini ve başka tercih hakkımızın olmayışı sebebiyle yemeye mahkûm bırakıldık. Bunun vicdanî yönünü, evladınızı bir an için bizim yerimize koyarak değerlendirmenizi istirham ediyorum. Korkumuzdan ve disiplin cezası endişesiyle sesimizi çıkaramadık.
İki öğrenci bitlendi diye okul müdürü görevden alınıyor. Kullanım süresi geçen sütü içirdikleri için, kimse zehirlenmediği halde, idareciler açığa alınıyor başka yerlerde; ama, bizde konuşanlar hayvan gibi dövülüyor ve hakarete uğruyor, lakin kimse görevden alınmıyor, açığa alınmıyor, ciddî bir takibat yapılmıyor..."
Buradaki okul müdürü, açığa alınmaması yanında, bir de terfi ettirilmiş. 109 öğrenci adına, o öğrenci şöyle yazıyor Sayın Bakan ve sayın milletvekilleri: "Atalarımız 'alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste' demişler. Unutmayın ki, mazlumun ahı indirir şahı/Allahım şahit ol, biz vekillerimizi uyardık."
Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; işte, burada 5 inci maddede görüştüğümüz konular Türkiye'nin bir gerçeğidir. Tabiî, buradaki Sayın Bakanımız bu işten sorumludur demiyorum; ama, böyle yöneticilerin de sorumluluklarının yerine getirilmesi lazım, bu YBO'lara ve pansiyonlu okullara sahip çıkılması lazım.
Sayın Bakanım, sayın milletvekilleri; bu, hayatın gerçeğidir. Lütfen, hep birlikte bu konulara el atalım, YBO'larda, pansiyonlarda, yatılı okullarda, imam hatiplerde bu durumu düzeltelim ve bu şekilde hareket eden yöneticiler hakkında gerekli işlemleri yapalım.
"Güneydoğu ve Doğu Anadoluda YBO açıyoruz" demekle sorun çözülmez. Bu sorunları da, hep beraber halledip, bu öğrencilerimize lütfen sahip çıkalım.
Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (Alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 27 Aralık 2004