2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler
İstanbul Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 42. Birleşim · 3. yasama yılı · 27 Aralık 2004 · 1.516 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Birgen Keleş (CHP), 27 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN.TAS. (GİDER,GELİR,DENGE ) MADDELER); konuşma 1.516 kelime.
Birgen Keleş (CHP, İstanbul). “2005 mali yılı bütçe kan.tas. (gider,gelir,denge ) maddeler”. TBMM Genel Kurulu, 42. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/birgen-keles-22-2004-12-27-2005-mali-yili-butce-kan-tas-gider-gelir-denge-maddeler-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA BİRGEN KELEŞ (İstanbul)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2005 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum ve Yüce Meclise saygılar sunuyorum.
2005 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 15 inci maddesi, bütçe uygulamasına ilişkin hükümleri içermektedir. Burada getirilen hükümler, Maliye Bakanının, esasen çok yüksek olan ve son iki yıldır giderek artan yetkilerini doruk noktasına ulaştırmaktadır. 15 inci maddenin 9 uncu fıkrasıyla, Maliye Bakanı, aynı kuruluş bütçesi içinde fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma ayırıma bakmadan aktarma yapmaya veya kuruluş bütçesinden Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenek tertiplerine aktarma yapmaya yetkili kılınmıştır. Aslında, Maliye Bakanının ödenek aktarma yetkisi, 1050 ve 5018 sayılı Yasalarda da yer almaktadır; ancak, 5018 sayılı Yasada, Maliye Bakanının, diğer kamu kuruluşlarının bütçesinden Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödeneğine aktaracağı miktar, genel bütçe ödeneklerinin yüzde 2'siyle sınırlandırıldığı halde, hem 5234 sayılı Yasayla 2004 Yılı Bütçe Kanununda hem de 2005 Malî Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında yüzde 2 sınırlamasına yer verilmemiştir.
Kaldı ki, Maliye Bakanının yetkilerini artıran maddeler, 15 inci maddeyle de sınırlı değildir. Örneğin, 2005 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 20 nci maddesinde, yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan alınan bağış, hibe ve yardımların, gereğine göre, bütçeye gelir veya ödenek kaydedilmesi için Maliye Bakanı yetkili kılınmıştır. Oysa, 2003 tarihli Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda, kamu idarelerine yapılan her türlü bağış, hibe ve yardımların, onların bütçelerine gelir kaydedilmesi öngörülmektedir. Aslında, söz konusu kanunda, yani Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasında ödenek aktarmalarının kanunla yapılacağı hükme bağlanmıştır. Gene, aynı kanunda, (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçelerine aktarmak üzere, Maliye Bakanlığı bütçesine, genel bütçe ödeneklerinin yüzde 2'si kadar yedek ödenek konulabilmesi öngörülmektedir.
2005 yılı bütçe kanununda, Maliye Bakanına, aynı kuruluş bütçesi içerisinde, fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın aktarma yapma ve kuruluşların bütçelerinden Maliye Bakanlığı bütçesinin yedek ödenek tertiplerine aktarma yapma yetkisinin verilmesi Anayasaya aykırıdır değerli arkadaşlarım; çünkü, bu yetkiyle, Maliye Bakanı, bütçe kabul edilip yasalaştıktan sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı tahsisleri değiştirme hakkını elde etmektedir. 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 35 inci maddesinde "Meclis, genel bütçe kanununun metnini madde madde, gelir ve gider cetvellerini bölüm bölüm görüşür" hükmü yer almaktadır. Anayasanın 162 nci maddesinin dördüncü fıkrası ise, Genel Kurulda bölümler üzerinde ayrıca görüşme yapılmayacağını ve okunup oylanacağını öngörmektedir.
Yasama organı, kuruluşların bütçe ödeneklerine ilişkin iradesini bölümler itibariyle ortaya koyduğundan, söz konusu bölümlerde, örneğin bir kurum veya kuruluşun bütçesinin eğitim harcamalarına ilişkin bölümünde bir değişiklik yapılması, ancak, yasa yoluyla gerçekleştirilebilir. Bir diğer deyişle, 2005 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısında, Maliye Bakanına, aynı kuruluş bütçesi içinde fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma ayırımına bakılmaksızın ödenek aktarma yetkisi verildiğinden, 2004 yılı bütçesi gibi 2005 yılı bütçesi de fonksiyonel sınıflandırmaya göre oylanıp kabul edileceği için, Maliye Bakanına, Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesini değiştirme yetkisi verilmiş olmaktadır. Maliye Bakanına bu konuda bir yetki verilmesi, yasama organının iradesine ve dolayısıyla da Anayasaya aykırıdır. Bu, ölçüsüz bir yetki devridir; bu, yasama organının görevinin yürütme organına devredilmesi sonucunu yaratmaktadır; bunu normal karşılamak mümkün değildir.
Plan ve Bütçe Komisyonunda bu konuyu sorguladığımızda, Sayın Maliye Bakanı, 2005 yılı bütçesinin geçiş yılına denk geldiğini, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun 2005 yılında yürürlüğe gireceğini belirtti. 2005 yılı bütçesinin, 2004 yılında 1050 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlandığını, gelecek sene 5018 sayılı Kanunun geçerli olacağı için sorun çıkmayacağını ifade etti. Analitik bütçe uygulamasına bazı kuruluşların ayak uyduramadıklarını ve alınan bu yetkilerle yapılan yanlışların düzeltileceğini açıkladı. Devlet hizmetlerinin aksamaması için yetki aldıklarını belirtti ve mevzuata aykırılık olmadığını ifade etti.
Sayın Bakanın "mevzuat" derken neyi kastettiğini ben anlayabilmiş değilim; ancak, 2005 yılı bütçesinde yer alan bazı hükümlerin Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ve Anayasaya aykırı olduğundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Kaldı ki, 5018 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesi, gerçi bir yıl ertelenmiştir; ama, 2005 yılı bütçe kanununun 5018 sayılı Kanunun ilkeleri çerçevesinde hazırlanmaması için hiçbir sebep yoktu. Söz konusu ilkeler 2005 yılı bütçe gerekçesinde yer almaktadır ve bu ilkeler, kamu idarelerinin inisiyatifinin artırılması, uygulamaya esneklik getirilmesi, merkezî yönetimdeki kamu idarelerine bütçe içinde ödenek aktarma olanağı tanınması olarak açıklanmaktadır.
Bu ilkeler dikkate alınsaydı, Maliye Bakanı yerine, kamu idarelerine kendi bütçeleri içerisinde aktarma yapma olanağı sağlanabilirdi.
Sayın milletvekilleri, Sayın Maliye Bakanını, kendisinden önceki tüm Türkiye Cumhuriyeti Maliye Bakanlarından daha yetkili hale getiren yetki devirleri bütçe kanunlarıyla da sınırlı değildir. Örneğin, 5220 sayılı Kanun, Maliye Bakanına, Sağlık Bakanlığına ait tüm tahsisli taşınmazları satma yetkisini vermektedir. Yine, bazı gelir ve giderlerin, bütçenin gelir ve gider kalemleriyle ilişkilendirilmeden özel hesaplarda takibine ilişkin hükümler artık bütçe kanununda yer almamaktadır; ancak, aynı sonuç 5234 sayılı Kanunla sağlanacaktır. Çünkü, söz konusu kanunun bazı maddelerinde, bazı gelirlerin bütçenin gelir ve gider kalemleriyle ilişki kurulmadan muhasebeleştirilmesi için Maliye Bakanına yetki verilmiştir.
Ayrıca, 5217 sayılı Kanunun 1 inci ve 31 inci maddeleriyle, özel gelir ve özel ödenek kaydı için Maliye Bakanına verilen bazı yetkiler kaldırılmışsa da, özel ödenek ve özel gelir kaydına olanak veren tüm yasa hükümleri yürürlükten kaldırılmış değildir.
Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, bu konuda birbirleriyle çelişkili uygulamalar da vardır. Örneğin, 2828 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ait taşınmazların satışından veya kiraya verilmesinden elde edilen gelirlerin özel ödenek olarak kaydedilmesi öngörülmektedir. 2005 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının 38 inci maddesinin altıncı fıkrasında yapılan düzenlemeyle, hükümet, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna ait taşınmazların satışından veya kiraya verilmesinden elde edilen gelirin yüzde 30'unun özürlü hizmetlerinde kullanılmak üzere özel gelir kaydedilmesine izin vermemiştir. Ancak, aynı hükümet, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bölünmüş yollarda (duble yollarda) veya devlet ve il yollarının yapım ve bakım hizmetlerinde kullanılmak üzere, 775 sayılı Kanuna göre, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı emrine verilen taşınmazlar ile Karayolları Genel Müdürlüğünün mülkiyetinde bulunan taşınmazların satışından elde edilen gelirlerin ve Hazine adına tescil edilmiş olan taşınmazlardan uygun görülenlerin satışından sağlanacak olan gelirlerin bütçeye özel gelir ve ödenek olarak kaydedilmesi için Maliye Bakanına yetki vermiştir. Bu, iktidarın ne kadar ilkesiz davrandığının bir göstergesi değil de nedir?! Özürlülerden esirgenen bir sınırlı olanak, çok daha geniş bir şekilde duble yollara tanınmıştır.
Gene 5217 sayılı Yasanın 25 inci maddesiyle, Karayolları, kapatılan Köy Hizmetleri ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüklerinin, tüzelkişilerden gelen talepler doğrultusunda verdikleri hizmetten alacakları gelirleri özel ödenek ve özel gelir olarak kaydetmesi için Maliye Bakanına yetki verilmiştir.
2005 Malî Yılı Katma Bütçeli İdareler Bütçe Kanunu Tasarısında da, söz konusu gelirleri ertesi yıla devretmesi için Maliye Bakanına yetki tanınmıştır.
Ayrıca, hazine arazilerinin ve kamu taşınmazlarının satışı konusunda Maliye Bakanının ne kadar yetkili olduğu hepimizin malumudur. Tek bir bakanlıkta ve bakanda bu kadar yetki toplanması, demokratik ve katılımcı bir yönetim anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, kaynakların en etkin şekilde kullanılması açısından da doğru değildir; çünkü, sayın milletvekilleri, kaynakların etkin kullanılması, her şeyden önce, planlı ve programlı bir yaklaşımla gerçekleştirilebilir. Oysa hükümet, ne yazık ki planlı ve programlı bir yaklaşımdan çok uzaktır. Plan, program ve bütçe bağlantısının kurulmaması, değişik adlarda çok sayıda plan, program ve projenin birbirleriyle ve kalkınma planıyla bağlantıları kurulmadan ortada olması, ciddî bir vergi reformunun henüz gündeme getirilmemesi, kayıtdışı ekonomiyi kayıt altına almak için bir girişim yapılmaması, kentlerin, kurumların, ekonominin ve toplumun gelecekteki ihtiyaçları hiç dikkate alınmadan, hazine arazilerinin ve kamu taşınmazlarının satılması, yabancılara satılan toprakların ileride yol açacağı sorunlar gözardı edilerek yapılan yasal düzenlemeler, ne kadar plansız ve programsız hareket ettiğimizin kanıtlarıdır. Kaldı ki, buna pek çok başka örnek de eklenebilir.
Bugün yaptığı konuşmada, Sayın Bakan, kaynak sorunu olmadığını ve her ihtiyaç için kaynak bulabileceğini söyledi. Hatta, kaynak için kendisine başvurulmasını istedi. Ben, bu açıklamayı çok hayretle karşıladım sayın milletvekilleri. Sanıyorum ki, bu açıklamayı yaparken, Sayın Bakan, içinde bulunduğumuz koşulları bir an için unuttu. Bütün hazine arazilerinin satılması ve tüm kamu tesislerinin özelleştirilmesi bir amaç olarak kabul edildiğine ve iktidar, bu yönde kararlı bir şekilde ilerlediğine göre, Sayın Bakanın, gerçekten kaynak bolluğu içinde olması mümkündür; ancak, eğer bu doğru ise, Sayın Bakan, bu kaynakları neden kullanmıyor?! Nüfustaki hızlı artışa ve ihtiyaçların yeterli düzeyde karşılanmamasına rağmen, neden bütçe üzerindeki ödenekleri 2004 yılına göre sadece binde 9 oranında artıyor? Neden, tarım üreticilerini desteklemiyorsunuz? Neden, eğitime, sağlığa daha fazla kaynak ayırmıyorsunuz? Neden, memurlarınızı, emeklilerinizi insan onuruna yaraşmayan koşullara mahkûm ediyorsunuz? Neden, işçilerin taleplerini dikkate almıyorsunuz? Bu "neden"ler çok artırılabilir. Eğer, iflas etmiş bir mirasyedi gibi, toplumun birçok taşınmazını ve tesisini satıp gerçekten büyük bir bolluğa kavuşmuşsanız -ki, Bakan öyle diyor- neden, çeşitli alanlara gerekli ödenekleri tahsis etmiyorsunuz? Kaldı ki, bir Maliye Bakanı, bu kanalla elde edilen kaynaklardan övünerek değil, içi sızlayarak, biraz da utanarak söz etmelidir diye düşünüyorum.
Hükümetlerin görevleri, geçmiş kuşaklardan aldıkları mirası, gelecek kuşaklara, azaltarak, sıfıra indirgeyerek değil, artırarak aktarmak olmalıdır.
Hükümet, yabancı yatırımların kaynak açısından ne kadar önemli olduğunu her vesileyle gündeme getirmekte, 2004 yılında bu konuda kaydedilen artışı da, iftiharla, yabancı yatırımlardaki olumlu gelişmenin bir kanıtı olarak ileri sürmektedir.
Sayın milletvekilleri, bir defa, 2004 yılında kaydedilen yabancı sermaye girişinin yarısından fazlası arazi satışlarından gelmektedir ve onunla ilgilidir. Kaldı ki, tam üyelik müzakerelerinin ucunun açık olması, her aşamada Avrupa Birliği iradesiyle kesilebilmesi, müzakerelerin tam üyelikle sonuçlanmama olasılığının, Avrupa Birliği tarafından tekrar tekrar vurgulanması, tüm müzakereler olumlu gelişse ve sonuçlansa da, Avrupa Birliği ülkelerinin referanduma başvurabilmeleri ve halkoylamasıyla tam üyeliğin reddedilme olasılığı, yabancı yatırımlar konusunda büyük hayaller kurmayı mümkün kılmamaktadır.
O nedenle, iktidarı, gerçekçi olmaya, geçmiş kuşaklardan devraldığımız mal varlıkları ve en değerli tesisler, araziler tümüyle elimizden çıkmadan, bütçe dengesini sağlayacak, borçların, toplam borç stokunu artırmadan ödenmesini gerçekleştirecek önlemler üzerinde çalışmaya davet ediyorum.
Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
38 konuşma daha · 27 Aralık 2004