Dünya çevre günü nedeniyle
İstanbul Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 111. Birleşim · 4. yasama yılı · 6 Haziran 2006 · 550 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Burhan Kuzu (AK Parti), 6 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ NEDENİYLE); konuşma 550 kelime.
Burhan Kuzu (AK Parti, İstanbul). “Dünya çevre günü nedeniyle”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 6 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/burhan-kuzu-22-2006-06-06-dunya-cevre-gunu-nedeniyle (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
BURHAN KUZU (İstanbul)Değerli Başkanım, sayın milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
5 Haziran günü, 1972'de, Stockholm Konferansında "Dünya Çevre Günü" olarak ilan edilmiş ve 1990'dan bu tarafa da, bu, fiilen uygulanmaya başlanmış; tıpkı, İnsan Hakları Yılı gibi, Dünya Sigarasızlar Günü gibi, Dünya Barış Yılı gibi.
Peki, gelinen noktada, hakikaten, dünyanın tablosu, konumu ne? Şimdi, bu konuda, dünyanın ve çevremizin gözardı edildiğini düşünüyorum. Çevre sorunları ya da ekolojik dengesizliği bilmeden, hiçbir siyasî, sosyal, ekonomik ve kültürel problemi çözmek mümkün değildir. Bulunsa bile, anlamı olmaz; çünkü, üzerinde yaşanabilecek bir doğa ortamı olmadan, saydığımız bu sosyoekonomik ve kültürel sorunlara bulunacak çözümler kalıcı olmayacaktır.
1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi var, bilindiği gibi. Bu Beyannamenin içerisine baktığımız zaman "Her insan" diye başlar. Aslında "insan" diye başlaması, belki, belge açısından önemli bir husustur; ama, sadece "insan" diye başlaması, sırf insanlardan bahsetmesi, bu belgenin eksik olduğunu gösteriyor. Nitekim, 1989 yılında bu belgeye ilaveten çevre hakkı konulması tartışması da yapılmıştır.
Şimdi, şöyle bir tespitte bulunalım: İnsan dışında kalan tüm canlı ve cansız varlıkların da hesaba katıldığı, yani, dünyanın da göz önünde bulundurulduğu bir mizan çıkarmaya ihtiyaç vardır. Şimdi, kendimizle ve birbirimizle uğraşmaktan yeryüzünü anlamaz olmuşuz ve zannetmişiz ki, çevre, insan olmadan yaşayamaz. Ne var ki, bilgimizin, tekniğimizin ve teknolojimizin bizi getirdiği noktada, edilgen ve pasif sandığımız, hafife alarak aşağıladığımız çevre, şimdi, artık, kendisinin dışında hiçbir yerde olamayacağımızı bize göstermektedir. Madde olarak, artık, tükendiği sinyalini bize vermeye çalışmaktadır.
İnsan, var oluşundan bu yana doğadan faydalanmış, bilgi birikimine ve teknik ilerlemeye güvenerek ona hâkim olmaya çalışmıştır. Doğada üstünlük kurmaya yönelen bir arayış, insan ve içinde yaşadığı çevre arasında mevcut uyumu bozmuştur. İnsanoğlu, bilimin sağladığı imkânlarla kendisini yeterince güçlü hissettiği zaman doğayı sınırsızca kullanmaya, hatta sömürmeye başlamıştır. Fakat, insan, uzun süre doğaya verdiği bu zarardan habersiz kalmıştır. Varılan bu tehlikeli düzey ve toplumsal birtakım olaylarla kendisini göstermiş. Rakamlar veriyorum: 1952 yılında İngiltere'de 4 000 insan bir hafta içinde ölüverdi. Bu olaydan sonra, zaten, dünya çevre sorunu daha gündeme gelir oldu. Neden 1952; çünkü, Avrupa'nın o yıllar sanayide ciddî olarak geldiği noktayı gösteriyor. Keza, bizim ülkemiz bakımından Karadeniz kıyılarına vuran esrarengiz variller, ülkelerin çöplüğü haline gelen geri kalmış ülkeler, 250 kişinin ölümüne sebep olan 1986 tarihli Çernobil olayı, termik santrallar, iklim değişiklikleri, asit yağmurları, ozon tabakasının delinmesi… 1960 yılında, düşünebiliyor musunuz, Marmara Denizinde 120 çeşit balık varken bugün 25 çeşide düşmüştür; 100 çeşit neredeyse kaybolmuştur balık türünden. Hindistan'da patlayan tarım ilacı neticesinde 2 500 insanın ölümüyle sonuçlanmıştır. Erozyonla her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde, yanlış duymadınız, her yıl Kıbrıs Adası büyüklüğünde toprak kaybına uğruyor bizim Anadolumuz.
Tabiî, bütün bu olaylara baktığımız zaman, hata nerede yapılmış; hep insan merkezli, egosantrik olarak bakılmış meseleye. Halbuki ekosantrik dediğimiz, yani, çevrenin de hesaba katıldığı bir bakış açısının getirilmesi gerekiyordu.
Şimdi, ben size bazı rakamlar vereyim; bakın, en hafiften, günlük olarak attığımız şeylere dikkat etmek noktasında: Kâğıt mendili elimizden atıyoruz, üç ayda toprağa karışıyor; elma çöpü altı ayda, otobüs bileti üç dört ayda, atılan çakmak yüz yılda, Cola kutusu on yılda, alüminyum kutu yüz yılda, izmarit üç dört ayda, filtreli izmarit ise bir iki yılda, kibrit çöpü altı ayda, çiklet beş yılda, pet plastik şişeler bin yılda, cam şişe dörtbin yılda toprağa karışabiliyor.
Erozyonla kaybettiğimiz topraklara baktığımız zaman; 80 santimlik bir toprak otuzbin yılda oluşabiliyor, verimli bir toprak. Dolayısıyla, bunları hesaba kattığımızda, dünyanın nereye gittiğini, zannediyorum, çok daha yakından görebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
36 konuşma daha · 6 Haziran 2006