Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu
Mersin Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 18. Birleşim · 1. yasama yılı · 7 Ocak 2003 · 1.511 kelime · yaklaşık 8 dakikalık okuma
Kaynak göster
Dengir Mir Mehmet Fırat (AK Parti), 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VERGİ USUL KANUNU); konuşma 1.511 kelime.
Dengir Mir Mehmet Fırat (AK Parti, Mersin). “Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/dengir-mir-mehmet-firat-22-2003-01-07-gelir-vergisi-kanunu-vergi-usul-kanunu (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Mersin)Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi Grubum adına saygıyla selamlıyorum. Bazı vergi kanunlarında değişiklik yapan yasa, Cumhurbaşkanımızca, bir kez daha görüşülmek üzere Genel Kurulumuza iade edilmiştir; bugün, bunu görüşüyoruz.
"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, insan hakları açısından evrensel normlara uyum sağlamak için, Anayasa ve yasalarında gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. Uygarlık düzeyinin bir göstergesi olarak kabul edilen ve uluslararası alanda büyük gelişme gösteren insan hakları hukuku verileri hukukumuza yansıtılmalı, uluslararası sözleşmeler karşısında Anayasa ve yasa kuralları gözden geçirilerek, sözleşmelerde öngörülen evrensel standartlar hukukumuza kazandırılmalıdır.
Anayasaya göre, Cumhurbaşkanı, yalnız yürütme organı içerisinde değil, yargı yönünden de üstün bir konuma ve önemli yetkilere sahip bulunmaktadır. Yasaların iptali isteminde bulunabileceğinden, Anayasaya uygunluğun yargısal denetiminde de önemli bir yetkiye sahiptir.
Kişilerin hukuksal durumlarını etkileyebilecek olan Cumhurbaşkanının, devletin başı sıfatıyla değil, yönetimin başı sıfatıyla tek başına yapacağı işlemler ve diğer konulardaki sınırlamalar hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır."
Bu, Sayın Cumhurbaşkanının, bu kürsüden 1.10.2000 tarihinde yapmış olduğu konuşmanın bir pasajıdır.
Sayın Cumhurbaşkanının, Anayasa Mahkemesinin başı olarak yargı yılının açılışlarında yapmış olduğu konuşmalar, aslında, dikkatle takip edilmelidir, bir kez daha irdelenmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı, Anayasamızda yer alan, Cumhurbaşkanlığına verilmiş olan yetkilerin parlamenter sisteme uygun olmadığını, bu yetkilerin daraltılması gerektiğini defeatle ifade etmiştir. Hakikaten, Anayasamıza göre, Cumhurbaşkanımız, parlamenter sistemle pek bağdaşmayan, yarı başkanlık sisteminin gerekleri içerisinde yer alması gereken bazı yetkilerle donatılmıştır. Bu yetkilerin, parlamenter sistemin özünü ortadan kaldırdığı konusunda da Sayın Cumhurbaşkanı defeatle ifadede bulunmuştur.
Türk demokratik parlamenter sistemi içerisinde, çok kısa bir süre önce, Türkiye'de milletvekilliği genel seçimleri yapılmıştır. Siyasî partiler, kendilerinin ekonomik, siyasî ve vergi sistemleri konusundaki öngörülerini, iktidara geldikleri zaman neler yapacaklarını, kendi programlarında ve seçim beyannamelerinde ifade buyurmuşlar ve bu seçim beyannameleriyle halkın karşısına çıkmış, oy istemişlerdir. Bu seçimler sonucunda da, Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclisin üçte ikisini oluşturacak nispette milletvekiliyle ve halkın tasvibiyle Mecliste yerini almıştır.
Seçim beyannamemizde, açık ve kesin olarak, malî miladın ortadan kaldırılacağını, vergi sisteminde köklü değişikliklere gideceğimizi ifade ettik, halkımızdan da bu yönden rey istedik ve halkımız da, bu taahhütlerimizi göz önüne alarak bizi iktidara taşıdı. Tabiî, Sayın Cumhurbaşkanı, bireysel olarak, bir vatandaş olarak reyini kullanırken bu seçim beyannamemizi beğenmemiş olabilir, bizim partimiz lehine de oy kullanmamış olabilir; bu, onun en tabiî haklarından birisidir, onu saygıyla karşılıyoruz; ancak, ekonominin temel özelliklerinin birisi olan vergi kanunları konusunda bir siyasî gibi davranarak, bir süre tanımaksızın vergi yasasını veto etmesi ve bir kez daha görüşülmek üzere Meclise göndermesi, çok kritik bir dönemden geçen ekonomimizi ciddî surette etkiler. Anayasa Mahkemesi dahi, vergi kanunları üstünde yapmış olduğu yargısal denetimde, iptal cihetine giderken -enteresan olarak- hükümete belli bir süre imkân tanımak üzere, bu yasanın altı ay veya bir sene sonra yürürlükten kaldırılacağı konusunda istisnaî. kararlar almaktadır. Sayın Cumhurbaşkanının bu yönde almış olduğu karar, devletimizi günde 5 trilyon lira zarara uğratmıştır. Dolayısıyla, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak ekonomik programımızın aksamasına yol açmıştır.
Sayın Cumhurbaşkanımız, basın sözcüsü vasıtasıyla yapmış olduğu açıklamada "evet, doğru, 5 trilyonluk bir kayıp var; ama, şu kadar vergidışı bir bölge kalmaktadır, peki, bu ne olacaktır?" diye de bir nevi siyasî diyaloğun içerisine, siyasî bir söylemin içerisine girmiştir. Bunu kabul edebilmek mümkün değildir; çünkü, her ne kadar devletin başı durumunda bulunan Cumhurbaşkanının, bir yerde, halka karşı sorumlu olan, halka hesap vermek durumunda olan ve programını tatbik etmekle yükümlü bulunan bir hükümetin programını aksatacak şekilde, devletin işlevlerini aksatacak şekilde bu yetkisini kullanmasının bence doğru olduğu kanısında değilim.
Kaldı ki, Anayasamızın 162 nci maddesinin son fıkrası enteresandır. Bütçe konusundaki bu maddede şöyle denilmektedir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının Genel Kurulda görüşülmesi sırasında, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar." Yani, yasama yetkisine sahip olan sizler dahi, ekonomik nedenlerle, gider artırıcı ve gelir azaltıcı öneride bulunamama şeklindeki bir sınırlamaya tabi iken, devletin başı olan Cumhurbaşkanının, böyle bir işlevinin -ki, gelir azaltıcı şekilde yapılmış olan bir veto- devletin gelirlerini azaltıcı yönde bir işlem olduğundan, Anayasanın ruhu itibariyle, Cumhurbaşkanının böyle bir yetkiye sahip olmadığı sonucu çıkmaktadır.
Değerli arkadaşlar, bu Meclis, çok kısa bir süre içerisinde çalışmaya başladı ve arka arkaya da bazı yasalar çıkarıldı.
Parlamenter rejim içerisinde, yasaların, tabiî olarak, çeşitli denetleme kademelerinden geçmesini gayet normal olarak addediyoruz. Bunlardan biri de, Cumhurbaşkanının, bir yasayı ve anayasa değişikliğini ikinci kez görüşülmek üzere Meclise sevk etme hakkıdır; ancak, bunu toplumdan kopuk olarak yapmak, toplumun nabzını tutmadan böyle bir işleme girmek de, bir yerde, hakikaten, "Cumhurun Başkanlığı" sıfatını taşıyan mevkiin, çok dikkatli kullanması gereken yetkilerinden biridir.
En son yapılmış olan bir kamuoyu yoklamasını dikkatlerinize sunmak istiyorum. Bir süre önce, Yüce Meclisimiz tarafından kabul edilmiş olan anayasa değişiklikleriyle ilgili yasa, malumlarınız olduğu üzere, Cumhurbaşkanınca, bir kez daha görüşülmek üzere bu Meclise gönderilmiştir. İşte, bu kamuoyu yoklamasında, vatandaşlara, bunun vatandaş tarafından doğru bulunup bulunmadığı konusu sorulduğunda, maalesef, bunu olumsuz bulan oran yüzde 57,9'dur. Vatandaşımız, böylece, artık, Cumhurbaşkanının, bir siyasî parti gibi, bir muhalefet partisi gibi hareket etmesini tasvip etmediğini göstermektedir. (AK Parti sıralarından alkışlar)
İnanıyoruz ki, bu yasanın da Meclise gönderilme gerekçesinin vatandaş tarafından anlaşılabilir olması mümkün değildir. Millî piyangodan, loto'dan, toto'dan, at yarışlarından alınan bir verginin bir süre ortadan kaldırılmasının veya bir süre yürürlüğe sokulmamasının vatandaşlarımıza ne gibi katkıda bulunacağının cevabını, Sayın Cumhurbaşkanlığı mevkiinin vermesi gerektiği kanısındayım.
Kaldı ki, mevcut olan yasa, yürürlükte olan bir yasa değil, 1998'de çıkarılmış olan bir yasa. 1999'da, yine, bu Yüce Meclise, bunun 2002 yılı sonuna kadar ertelenmesi konusunda, o günkü hükümet bir yasa tasarısı getirmiş ve bu ertelenmiştir. Peki, o günkü hükümetin bunun ertelenmesi için ileri sürmüş olduğu gerekçeler nedir ki, Cumhurbaşkanımızın gerekçesinde de bu belirtilmektedir. Ne deniliyor: O gün Tayland'da meydana gelmiş olan bir krizden dolayı malî miladın uygulanmaması gerektiği; çünkü, Türkiye içerisindeki ekonomik krizden ekonominin etkileneceği, dolayısıyla malî miladın 2003 yılının başına kadar ertelenmesi istenmektedir. Peki, Tayland'daki bir malî kriz bu yasayı erteletebiliyorsa, hemen çok yakınında, Türkiye'nin 2001 yılında yaşamış olduğu, arka arkaya iki defa yaşamış olduğu ve Türk ekonomisinin dibe vurduğu ekonomik krizler acaba bu yasanın ortadan kaldırılması için bir gerekçe olamaz mıydı? Malî milat dediğimiz şeyin aslında tatbikinin mümkün olmadığı, maliyeciler tarafından, malî uzmanlar tarafından ifade edilen ve Türk ekonomisine de katkısının bulunmadığı tescil edilmiş olan bir konunun yeniden gündeme getirilmesini, biz, tamamen teknik bir mesele olmanın ötesinde, ulusal gazetelerimizin manşetine çıktığı gibi, Cumhurbaşkanının muhalefet görevini üstlenmesinin ötesinde bir şey ifade etmediği kanısındayız.
Cumhurbaşkanlığı makamı muhalefet yapma makamı değildir, Cumhurbaşkanlığı makamı, hakikaten, ülke için çok kutsal olan, hepimiz için çok kutsal olan ve korunması gereken bir makamdır. Bu makamlar, eğer yanlışları düzeltebiliyor ise, eğer bu devletin ekonomisinin, bu ülkenin ekonomisinin gelişmesi yönünde katkılar sağlayabiliyor ise, tabiî ki, saygındırlar; ancak, siyasî düşüncelerinin etkisi altında eğer bazı ifadeler, bazı eylemler de yapılıyor ise, o zaman, o mevkiin tartışılması gündeme gelir ki, bu, hiçbirimiz tarafından arzu edilmeyen bir sonuçtur.
Değerli arkadaşlarım, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak neler yapacağımızı programımızda vaat ettik, seçim beyannamemizde bunu daha güncel hale getirdik ve ondan sonra da, 58 nci hükümet olarak da, acil eylem planımızı ilan ettik ve bazı siyasîlerin, bunu, bir siyasî basiretsizlik veya siyasî tecrübesizlik olarak beyan etmelerine rağmen, biz, şu inanç içerisindeyiz ki, biz, milletimize vermiş olduğumuz sözün bir namus borcu olduğu kanısındayız ve dolayısıyla, bunu, bir siyasî acemilik olarak değil, milletimize saygı duyan bir iktidar olarak, yapacağımız şeyi bir aylık, üç aylık, altı aylık ve bir yıllık tarihlere bağladık ve bu tarihler içerisinde, bir aylık acil eylem planımızın içerisinde de malî miladın ortadan kaldırılacağı sözü vardır; biz, bu sözümüzü yerine getirdik.
Bu sözün doğru olup olmadığının veya bu eylemimizin doğru olup olmadığının hesabını ise, bir tek yere verebiliriz; o da, milletimize veririz. (AK Parti sıralarından alkışlar) Milletimizin önüne er geç gideceğiz. Demokrasilerin erdemlerinden birisi de bu; en sonunda seçim sandığına gideceğiz. Eğer, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, biz, sözlerimizi tutabilmişsek, vatandaşımızı sıkıntıdan kurtarabilmişsek, yoksulluktan, yolsuzluktan kurtarabilmiş isek, yeniden buralara gelme imkânına sahibiz; eğer yapamamışsak, son seçimlerde görüldüğü gibi, o sandığın dibine gömme hakkı vatandaşımıza aittir; ancak, bu yolda yürürken siyasî mesuliyetimizin bilinci içerisinde, birilerinin yolumuzu siyasî nedenlerden dolayı, sorumsuz olan mevkilerin yolumuzu siyasî nedenlerden dolayı kesmesini de kabul edebilmek mümkün değildir.
Anayasayı, işimize geldiği zaman lafzen, işimize geldiği zaman ruhen tefsir etmek veya Anayasa Mahkemesi Başkanıyken başka türlü konuşup, bu kürsüde ilk konuşmanızda başka türlü konuşup, ama, bugünkü eylemlerinizle o günkü söylemlerinize ters düşerseniz, o zaman halk sizi yargılar ve sizle beraber işgal etmiş olduğunuz mevki de tartışılır hale gelir.
Biz, bundan uzak durulması gerektiği kanısındayız; çünkü, toplumsal bir konsensüs oluşmuştur, bu konsensüsü bozmamamız lazım. Birbirimizi tenkit edebiliriz, bu tenkitlerimizin mutlak surette yapıcı olması gerekir; çünkü, hepimiz burada Türkiye'nin menfaatları için varız, Türk Halkının daha iyi bir yaşam koşuluna kavuşması için varız. Bu konuda, iktidarıyla muhalefetiyle elbirliği içerisinde çalışacağız. Bazen, tabiî olarak, muhalefet, yanlışlarımızı görecek, bizi uyaracak ve bu uyarılar, hakikaten, bilimsel bir çerçeve içerisinde değerlendirilip, doğru bulunduğu takdirde de, eğer bir yanlışımız varsa, biz, Adalet ve Kalkınma Partisi olarak, o yanlıştan dönmeyi bir erdem olarak kabul ediyoruz ve bundan sonra da öyle kabul edeceğiz.
Bir kez daha görüşülmekte olan bu yasanın teknik yönlerini, biraz sonra maddelerine geçildiğinde arkadaşlarım cevaplandıracaklar; ancak, siyaseten bu konunun irdelenmesinde fayda görüyoruz. Bu irdelemeyi birden fazla yapmak da istemiyoruz; çünkü, kurumların saygınlığının mutlak surette korunması gerektiğini ve demokrasi için bu kurumların, bu kuruluşların da mutlak surette bir koruma altına alınması gerektiği kanısıyla, devamlı gündeme gelmesi taraftarı değiliz. İnanıyoruz ki, bu son olur.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
22 konuşma daha · 7 Ocak 2003