Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma
İzmir Milletvekili · Yeni Parti
Plan ve Bütçe Komisyonu · 5. yasama yılı · 28 Ekim 2026 · 1.079 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Deniz Yücel (Yeni Parti), 28 Ekim 2026 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu oturumunda konuştu (gündem: Tutanak Metni); konuşma 1.079 kelime.
Deniz Yücel (Yeni Parti, İzmir). “Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısındaki konuşma”. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu tutanağı, 28 Ekim 2026. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/deniz-yucel-2026-10-28-tutanak-metni (erişim: 29 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeKomisyonKonusmaTutanakDetay?tutanakId=90908
Konuşmanın tam metni
TBMM tutanağından · Kaynak ↗ (yeni sekmede açılır)DENİZ YÜCEL (İzmir)Sayın Başkan, Sayın Meclis Başkanı, Komisyonun saygıdeğer üyeleri, değerli milletvekilleri ve değerli bürokratlar, çok değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz Komisyonda yaptığı sunumda 2027 yılı bütçesini dayanıklılık, refah ve dönüşüm bütçesi olarak tanımladı. İsminden de anlayacağımız üzere bu bütçe halka "Dayan." diyor. Bu bütçeyle siz; işçi, memur, emekli her geçen gün daha da artan hayat pahalılığı karşısında ezilirken millete "Ha gayret!" diyorsunuz, "Daha fazla kemer sık, daha fazla fedakârlık yap, açlığa, yokluğa, yoksulluğa daha fazla dayan." diyorsunuz. O nedenle bu bütçe, ha gayret bütçesidir.
2027 yılı bütçesinin bugünkü görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Sayıştay olmak üzere üç önemli kurum üzerine. Açıkçası hiç kimse Meclis Başkanının burada "Millî irade, önemli değil." demesini ya da Sayıştay Başkanının "Kurumlar, göstermelik denetlensin." diye konuşmasını beklemiyordu. Ancak konumları gereği tarafsız olması gereken kişilerin halkın ve ülkenin gerçeklerine biraz daha yakın konuşmalarını bekliyoruz.
Her bütçe görüşmesinde uzun uzun konuşmalar yapılır ama işin özeti şudur: Bütçe hakkı, milletin seçtiklerinin devletin gelir ve gider kalemlerine karar verip bunlarla ilgili hesap sorma hakkını tanımlar. Magna Carta'yla ortaya çıkan bütçe hakkı parlamenter demokrasiyle doğrudan bağlantılıdır. Ne kadar trajiktir ki bundan sekiz yüz yıl önce tanımlanmış bir hakkın bugün bu ülkede hakkıyla ve layıkıyla kullanıldığından söz edemiyoruz. 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliğiyle Parlamentoya Hükûmeti ve bakanları denetleme imkânı sağlayan gensoru gibi denetim mekanizmaları kaldırıldı. Meclis soruşturmaları zorlaştırıldı, yazılı soru önergeleri ya cevaplanmıyor ya da bakanlıkların "Bu konu, görev alanımızda değil." şeklindeki metinleri de cevap sayılıyor. Tek adam sisteminde yasama etkisiz ve niteliksiz, denetimler göstermelik, kurumsal yapı liyakatsiz ve neticede demokrasimizin temel taşı diyebileceğimiz "Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir." ilkesi tabiri caizse yok hükmünde, sadece kâğıt üzerinde. Başka bir ülkede halkın içine çıkamayacak bakanlar bizim ülkemizde inanılmaz bir sorumsuzluk kalkanı içindeler. Bolu'da ihmaller zinciri sonucunda 78 vatandaşımız can verirken, yenidoğan bebekler 3-5 alçağın para kazanma hırsı sonucu hastanelerde ölüme gönderilirken, açlığa mahkûm edilen emekliler isyan ederken, sosyal güvenlik sistemini öven, MESEM'lerde çocuklar ölürken susan, okul önlerinde güvenlik önlemi almayan, okula sabun bile göndermekten aciz olan bakanlara dokunulamıyor. Bütün bunlar yaşanırken halkın seçtiği belediye başkanları şafak vakti evlerinden alınıyor, elleri kelepçeleniyor, görüntüleri basına servis ediliyor ve cezaevlerine gönderiliyor. Bu konuşmayı yaptığım şu saatlerde Denizli Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, eşi ve 17 kişi Bakırköy Belediye Başkan Yardımcıları ve çok sayıda bürokrat gözaltında. Geçtiğimiz hafta Çukurova ve Milas Belediye Başkanı tutuklandı, ondan önceki haftalarda Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer ve ilçe belediye başkanlarımız tutuklandı. 31 Mart 2024'te seçilip de göreve gelen 40'a yakın belediye başkanı çeşitli nedenlerle tutuklandıkları için şu anda görevde değil, hepsi ya Yeni Partili ya Cumhuriyet Halk Partili.
Merak ediyorum, acaba bu yolsuzluk denilen illet 31 Mart 2024'ten sonra mı icat edildi? Eskiden bir kişi hakkında bir suçlama yapıldığında ifadeye çağırılırdı, tahkikat yapılırdı, deliller toplanırdı, kamu davası açılmaya yeterli delil varsa kamu davası açılır ve yargılama yapılırdı; mahkûmiyet kararı verilirse kişi istinafa, temyize başvururdu, sonuç alamazsa cezasını çekmek için hapse girerdi. Şimdi bir kişinin soyut beyanıyla, bir kişinin iftirasıyla, hiçbir delil olmamasına karşın insanlar evlerinden alınıyor, tutuklanıyor ve hapse atılıyorlar; sanki herkes örgüt olmuş, herkes çete olmuş. Ne yazık ki değerli arkadaşlar, bu ülkede hukuk güvenliği kalmamış durumda.
Bütün bunlar yaşanırken eski bir Bakan asrın soygununun başaktristi. İfadeye günler günler sonra gitti, adliyeye arka kapıdan girdi, ifadesini verdi, elini kolunu sallaya sallaya çıktı. Milletin seçtiklerine düşman hukuku uygulanırken bir taraftan adalet kavramının içi boşaltılıyor, diğer taraftan da milletin cebi boşaltılıyor.
Değerli arkadaşlar, bu yüce çatı altında millet iradesi tecelli etmiyor, edemiyor. Bu sistem halkı yoksulluğa mahkûm eden, gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştiren bir sistem. Bu sistem halkı yoksullaştırırken iktidara yakın, hatta içinde olan, söz sahibi olan iktidar erkini kullanmış ya da kullanan bir grup açgözlünün beytülmale el uzatmasına çanak tutan bir sistem. Tek adam sistemi bugün görüştüğümüz 3 kurum açısından da yıkım yaratmıştır. Bu sistemde Meclis danışmanlarımızın sorunlarını bile çözmekten aciz. Geçtiğimiz yıl burada "Danışmanlar Derneğiyle görüştük." dediniz.
ÖZGÜR KARABAT (İstanbul)Danışmanlar konusun önemli.
DENİZ YÜCEL (İzmir)Üzerinden bir yıl geçti, danışmanlara tanınan tek bir hak, çözülen tek bir sorun yok. İş Kanunu'na aykırı olarak iş sonu tazminat hakkı olmadan danışmanları çalıştırmayı, bu yüce Meclis çatısı altında çalıştırmayı nasıl açıklıyorsunuz? Bu konuda da mı Sayın Cumhurbaşkanının onay vermesini bekliyorsunuz? AKP dışında tüm partilerin mutabık olduğu bu konuda neden ısrarla somut adım atmıyorsunuz? AKP dışında tüm partilerin mutabık olduğu pek çok konuda da aynı tavrı sergilediniz; siyasi etik kanunu, emekli aylıklarının asgari ücret seviyesine çıkarılması, kayyuma karşı seçilmişlerin haklarının korunması ve daha nice kanun tekliflerimizi gündeme almadınız. Fon vurgununun yol açtığı zararlar, okullarda öğrenci ve öğretmenlerimizin güvenli şekilde eğitim ve öğretim faaliyeti yapmaları, emekliler ve ücretli çalışanların yaşadığı sorunların çözümü, kadın ve çocuk yoksulluğunun araştırılması amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergelerinin tamamını reddettiniz.
Değerli arkadaşlar, halkın bütçe hakkına saygı duymayan iktidar, halkın haber hakkına da saygı duymuyor. Gazetecinin yaptığı haber nedeniyle gözaltına alındığı evreden, gazetecinin yapmadığı haber yüzünden de gözaltına alındığı bir evreye geçtik. Son dönemde yaşananlara bakacak olursak; fon kriziyle ilgili haber ve yayınları nedeniyle Şaban Sevinç ve Sözcü TV editörü Mustafa Balcı tutuklandı. Murat Ağırel ev hapsindeyken ayağında elektronik kelepçeyle evinden alındı ve tutuklandı. İsmail Saymaz hâlâ ev hapsinde. Son olarak da İsmail Arı ifade vermek üzere kendi gitti ama tutuklandığı için evine geri dönemedi. Gazetecilik faaliyeti ya tutuklama ya da ev hapsiyle sonuçlanıyor. Gazetecinin yalnızca yaptığı haberin doğruluğuna, belgesine ve teyidine kafa yorması gerekirken bizim ülkemizde o haberi yaptıkları için özgürlüklerinden olmayı göze alıp almayacaklarını da düşünmek zorunda kalıyorlar. Gazeteciyi somut delile dayalı yaptığı haberden dolayı tutukluyorsunuz; somut delil bulamadı diye haber yapmıyor, bu kez de haberi yapmadığı için tutukluyorsunuz. Ne istediğiniz aslında çok açık: Doğruyu yazan tek bir gazeteci bile kalsın istemiyorsunuz. Mesele, sadece gazetecilerin tutuklanması da değil; T24'e erişim engeli getirilmesi, Tele1'e ve Halk TV'ye kayyum atanması bu kuruluşları izleyen, farklı bir görüşü duymak isteyen yurttaşların haber alma haklarını da ellerinden alıyorsunuz. Basının görevi yalnızca resmî bültenleri aktarmak değil. Gazeteci soru sorar, araştırır, soruşturur, çelişkiyi bulur, çıkarır, kamu gücü kullananları da denetler, iktidarın hoşuna gitmeyen haberleri de yayınlar; bunun karşılığında gazetecinin tutuklanması ise siyasi bir tercihtir çünkü halkı yanıltıcı bilgiye müdahale edilecekse bunun yolu bellidir, cevap ve düzeltme hakkı vardır, tekzip vardır, bağımsız yargı vardır.
Sözün özü, basın özgürlüğü gazetecilere tanınmış bir ayrıcalık değil, vatandaşın haber alma hakkının güvencesidir. Gazeteci gazetecilik yapmazsa toplum ilerleyemez. Bu nedenle, mesele, sadece birkaç gazetecinin başına gelenden ibaret değil, hepimizin aslında, nasıl bir ülkede yaşamak istediğiyle ilgili.
Sayın Grup Başkan Vekilimiz Ali Mahir Başarır, Can Atalay'ın durumuna değindi. Can Atalay'ın yaşadıkları, Can Atalay'a yaşatılanlar bu Meclisin ayıbıdır; bunu da kayıtlara geçmesi açısından tekrar ifade ediyorum.
Hepinize saygılarımı sunuyorum.
AYNI TOPLANTIDA
Aynı gün bu komisyonda konuşanlar
59 konuşma daha · 28 Ekim 2026