Genel Kurul konuşması
Sinop Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 109. Birleşim · 2. yasama yılı · 1 Temmuz 2004 · 1.344 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma
Kaynak göster
Engin Altay (CHP), 1 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.344 kelime.
Engin Altay (CHP, Sinop). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/engin-altay-22-2004-07-01 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA ENGİN ALTAY (Sinop)Sayın Başkan, değerli mesai arkadaşlarım; Belediyeler Kanunu Tasarısı üzerinde söz aldım; maddeye geçmeden önce, bir anımsatma yapmak istiyorum.
Değerli arkadaşlar, cumhuriyetimizi kuran Büyük Atatürk ve arkadaşlarının, bilinen asker, politikacı kimliklerinin dışında, bilmediğimiz, bugünkü kamuoyuna çok yansımayan bir özellikleri de vardı; bu özellikleri, kanun yapma tekniği konusundaki mükemmellikleriydi. Öyle ki, Cumhuriyetimizin Kurucusunun ve onun arkadaşlarının döneminde yapılan birçok kanun için, daha sonraki yıllarda, çok sonraki yıllarda, yani, geçmiş yıllarda, günümüzde, bu kanun şu tarihte çıktı, şunu bir ele alalım, şunu bir değiştirelim diye, çeşitli bakanlıklarda, dört yıl, beş yıl süren çalışmalar yapılmış; ama, 1930'larda, 1928'lerde çıkan o kanunların alternatifi, daha münasibi, daha uygunu bulunamamış ve bu yüzden, Türkiye Cumhuriyetinde, bir bakanlıkta, üzerinde dört yıl çalışıldığı halde, cumhuriyeti kuranların çıkardığı kanunun alternatifi üretilemeden, komisyonun çalışma süresi dondurulmuş, iptal edilmiş; böyle bir hadise yaşıyoruz.
Bunu, şunun için söylüyorum: Değerli arkadaşlar, değiştirmekte olduğumuz, 165 madde, 8 ekmadde ve 3 geçici maddeden oluşan ve 3 Nisan 1930 tarihinde çıkarılan 1580 sayılı Kanun da öyle kanunlardan biridir. Bir dönem, Erfelek İlçesinde Belediye Başkan Yardımcılığı yaparken "şu işe bak, 1930'larda çıkmış bir kanunla belediyecilik yapıyoruz, yapmak zorundayız" derdik. Evet, 1930'dan 1995'e, epey bir süre; gerçekten, rehabilite edilmesi, revize edilmesi gerekiyor; şüphesiz, ben de şikâyetçiydim; ancak, bugün, burada görüştüğümüz, biraz da aceleye getirildiğini düşündüğümüz yeni kanun tasarısının tümü üzerinde konuşan yerel yönetimlerden sorumlu Genel Sekreter Yardımcımız Sayın Oğuz Oyan'ın dediği gibi, partimiz açısından tereddütle, çekinceyle ve endişeyle karşılanmaktadır.
Değerli arkadaşlar, üzerinde söz aldığım 10 uncu madde, bir beldenin adının, belediye meclisi üye tamsayısının en az dörtte 3 çoğunluğunun kararıyla değiştirilmesini öngörmektedir. Buna itiraz edilir mi; edilmez, ben de etmiyorum; ancak, bu maddeden bir önceki madde olan 9 uncu maddede ve sonrasındaki 18 inci maddede, bu maddeyle çelişen iki hadise vardır. Beldenin adını, belediye meclisinin üye tamsayısının dörtte 3'üyle değiştiriyoruz. Bunu niye koymuş arkadaşlar; sanıyorum, bir siyasî mülahaza olmasın, bir genel konsensüs aransın diye koymuşlar; ama, 9 uncu maddeye göre, bir beldedeki mahallenin adını, belediye meclisinin katılanlarının salt çoğunluğuyla değiştirebiliyoruz; yani, 15 kişilik bir belediye meclisinde toplantının yapılabilmesi için 9 belediye meclisi üyesi gerekiyor; 9 kişiyle meclis toplandığında, bir mahallenin adı 5 kişiyle değişiyor. Yine, belediye meclisinin görevlerinin sayıldığı 18 inci maddenin (n) bendine göre, meydan, cadde, sokak ve park adları da aynı şekilde, salt çoğunlukla değiştirilebiliyor. Bunu, bir çelişki olarak gördüğümü de buradan ifade etmek istiyorum.
Sevgili arkadaşlar, 2000 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre nüfusumuzun yüzde 78'i belediye hudutları dahilinde yaşıyor. Kırsal kesimden kentlere çok hızlı bir geçiş, göç olayı yaşanıyor. Bu büyük göç dalgasına karşın, belediyeler, gerek teknik donanım gerekse kentsel belediyecilik anlayışının yetersizliğinden dolayı ve hazırlıksız da yakalanıldığı için, Türkiye'nin 39 000 köyü vardı, şimdi, belediye tabelası olan her yerleşkeyi de, hatta buna başkent Ankara da dahil, köy saymak mümkün. Onun için, ben, Ankara'ya geldiğimde bana dediler ki: "Ankara büyük bir köydür." Bu anlamda 16 büyükşehir, 65 il, 3 134 ilçe ve belde belediyesine sahip ülkemizde, bakın, 1923'te 436 belediye vardı, bu 8 kat artmış. 1927'deki 13 000 000 nüfusumuz ise 5 kat artmış; yani, bu gelişimde, bu gidişatta bir oransızlık var. Bu oransızlık, hiç şüphesiz ki, ne bu iktidarın ne de geçmiş iktidarların marifeti; bu oransızlık, hızlı konjonktürde, yeni sanayileşme sürecinde doğal bir süreç.
Türk insanı, dünyanın diğer milletlerinin layık olduğu refah seviyesi bakımından bütün hakları haiz ve onlara sahip olmalıdır ve milletimiz, dünyadaki diğer milletlerden daha fazla bunlara layıktır. Kimseyi eleştirmek için söylemiyoruz; ama, bu ülkede, sırf Başbakan geçecek diye belediye yapılan köyler olduğu hepimizce malumdur; ancak, bu, artık, bunların bu müktesebatını, bu küçük beldelerin bu müktesebatını ellerinden almamızı, en azından vicdanen gerektirmez. Çok büyük külfet olduğunu, sıkıntı olduğunu ben de kabul ediyorum; ama, insanlar için, o tabela, artık, bir onur vesilesidir. Bir beldeden o belediye tabelasını indirmek, o beldedeki 5 yaşındaki çocuktan 75 yaşındaki dedeye kadar herkesi rahatsız edecektir. Yapılması gereken nedir; yapılması gereken, oraları rehabilite etmektir. Nasıl edersiniz; sayın hükümet bu konuda değişik projeler geliştirebilir. Bunlardan bir örnek isterseniz, geçmişte uygulanmaya başlanılan, ama, 12 Eylül askerî darbesi nedeniyle devam edemeyen Köykent Projesi, bu küçük beldeler için bir model olabilir diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, bugün, belediyelerimizin temel bir sorunu da, 1980'den bu yana moda olan neoliberal politikalar ile hazine garantili dışborçlanma sevdası ve yarışıdır. Yıllardır söylenen beş karadelikten birisi olan mahallî idareler, yerel yönetimler, ülke ekonomisinin gidişatını belirleyecek anadamarlardan biridir. Yine, bizdeki rakamlara göre, biliyoruz ki, 12 katrilyonluk hazine garantili borcun 6 katrilyonu ödenememiştir.
Sayın milletvekilleri, belediyelerin durumunun kangrene dönüşen bir yara olduğu bu Parlamentodaki herkesçe, iktidarca da muhalefetçe de malumdur, kabulümüzdür; ancak, tabiî, bunun bir başlangıcı var. Türkiye'de belediyelerin bugün içine düştükleri iktisadî kriz ve istihdam fazlalığı probleminin miladı, siz de takdir edersiniz ki, Özal dönemi ve 1984'tür. 1983 genel seçimlerinden sonra yaşadığımız süreçte, hemen bir yıl sonra yapılan ve dönemin Anavatan Partisinin büyük çoğunlukla, ezici çoğunlukla -sizin, geçtiğimiz seçimlerde aldığınız gibi- belediyeleri neredeyse külliyen almasıyla birlikte, belediyelere yönelik olarak genel iktidardan bir büyük avans, bir malî opsiyon sağlandı. Başbakan, o zamanki belediye başkanlarını uyarmıştı ve zamanın başbakanı, belediye başkanlarına şunu söylemişti: "Bu iş böyle gidecek zannetmeyin. Bu paraları, bu kaynakları üretime dönüştürün, istihdama yönelik iş ve işlem yapın." Ama, devrin belediye başkanlarının -istisnalar mutlaka vardır- büyük kısmı, bu kaynaklarla vitrin ve peyzaj çalışması yapıp, belediyelere bolca personel doldurmuştur. Belediyelerin malî krizi de o tarihte başlamıştır.
Şimdi, kurumlararası geçişin serbest bırakıldığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Bir kere, bu belediyeler bizim belediyelerimiz, başkanlarının yakasında AKP rozeti olsa bile. Bu belediyelerin içinde bulundukları bu malî krizden ve istihdam fazlalığından, mutlaka ama mutlaka kurtarılmaları gerekir. Hükümetin, bu konuda ciddî siyasî bir irade gösterip -bir norm kadro hazırlığı sanıyorum var- belediyelerde çalışan hiçbir mevsimlik işçiyi mağdur etmeyecek bir formülü üretmesi gerekir. Tabiî, yeri gelmişken, sayın hükümetin, Orman Genel Müdürlüğünde çalışan 21 000 mevsimlik işçi için de aynı formülü üretmesini bekliyoruz.
Değerli arkadaşlar, öyle belediyeler var ki, çalıştırdığı mevsimlik işçileri onüç-ondört aydır maaş alamamıştır. Aylık aldığı maaş 303 000 000 lira; gece sabaha kadar çöp topluyor ve 303 000 000 liralık maaşını da on aydır alamıyor. Türkiye'de bu durumda olan sayısız belediye var. Milletimiz de, iktidarınızın üçbuçuk yıl görev başında kalacağından bahisle, iktidara dayalı bir belediye, personele olan borçlarını daha seri bir şekilde öder ve kapatır düşüncesiyle, belediye seçimlerinde, size daha çok belediyelik kazandırmıştır. Milletimiz ve belediye çalışanları, sayın hükümetten, bu konuda bir büyük siyasî irade beklemektedir. Takdirinize sunuyorum.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ)Ayırımcılık mı yapıyorsun?
ENGİN ALTAY (Devamla)Bütün belediyelere...
Değerli arkadaşlar, konuşma sürem de daralıyor...
Yine, Türkiye'nin bir eksiği de şudur: Çağdaş ve sosyal belediyecilik anlayışının yetersizliğinden, bu konudaki yaklaşım eksikliğinden dolayı, İstanbul'un her sokağında onlarca hemşeri derneği tabelası görürsünüz. Sadece İstanbul'da, benim bildiğim, yazıştığım, Sinopluların 128 tane hemşeri derneği var.
AHMET YENİ (Samsun)Birleştir onları, bir araya getir.
ENGİN ALTAY (Devamla)Bu dernekler şunun için var: Devlet ve belediye, sosyal devlet ve sosyal belediye anlayışını toplumun tümüne yayamadığı, sosyal devletin gereklerini yerine getiremediği için, özellikle metropollerde, insanlarımız, sorunlarını, dernekleşerek, kendi kendilerine çözme güdüsüyle hareket etmişler ve dernek enflasyonu yaşanır hale gelmiştir.
Yine, belediyelerimizin bir temel sorunu da şudur: Ben buradan gidiyorum, Güven Hastanesinde muayenemi oluyorum, reçetemi yazdırıyorum; eczaneye telefon açıyorum, eczacı, ilacı, benim odama kadar getiriyor. Herhangi bir devlet memuru için de, bu, şöyle mümkün: Memur, reçetesini alıyor, eczaneye gidiyor, ilaç payının yüzde 20'sini ödüyor, kalanını, eczacı, devletten alıyor.
Değerli arkadaşlarım, eczacılar, belediye memurlarına ilaç vermiyorlar; niçin vermiyorlar; yüzde 80'i belediyelerden paralarını alamadıkları için vermiyorlar. Lösemi hastası bir belediye memuru 5 milyar liralık ilacı alamazsa ölecek, eczane de bu ilacı vermiyor Sayın Bakanım! Bu tarz memurların, hiç değilse, öncelikli olarak, kurumlararası yatay geçişle, bir an önce, eczacıların güvendiği kurumlardan birine geçmesi lazım.
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Yine, belediyelerin bir sorunu da, özellikle Karadeniz Bölgesinde küçük yerleşim yerleri -Sayın Fatsa çok iyi bilir- belediye yapılmıştır, nüfusu artırmak için civardaki 3-4 köy bağlanmıştır. O köydeki yurttaş, ormandan odun hakkını kaybetmiştir, yapacak ve yakacak hakkını kaybetmiştir; yani, şehirli olmuştur; ama, o köye hiçbir hizmet gitmemektedir. Sadece benim ilçemde böyle 9 tane köy var. Sinop'un Erfelek İlçesinde, Erfelek'te nüfus çoğalsın da belediye olsun diye bağlanmış 9 tane köy var. Karadeniz Bölgesi böyle köylerle dolu. Biz, artık bunlara mahalle diyoruz. Bu mahalleler de bir tek şey istiyor; yol istiyor, suyunu bile bir şekilde halletmiş, bir tek yol istiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
28 konuşma daha · 1 Temmuz 2004