İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 44. BİRLEŞİM · ÇARŞAMBA

Mehmet akif ersoy'un vefatının yıldönümü münasebetiyle

Erkan Mumcu

Isparta Milletvekili ·

Genel Kurul, 44. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Aralık 2004 · 852 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma

Kaynak göster

Erkan Mumcu, 29 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MEHMET AKİF ERSOY'UN VEFATININ YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE); konuşma 852 kelime.

Erkan Mumcu (Isparta). “Mehmet akif ersoy'un vefatının yıldönümü münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 29 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/erkan-mumcu-22-2004-12-29-mehmet-akif-ersoy-un-vefatinin-yildonumu-munasebetiyle (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANI ERKAN MUMCU (Isparta)Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında sizleri saygılarımla selamlıyorum ve millî şairimiz Mehmet Âkif Ersoy'nun aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.

Ölüm yıldönümü vesilesiyle andığımız Mehmet Âkif Ersoy'u millî şair yapan şey, kanaatimce, sadece Millî Marşımızı yazmış olması değildir. Bütün eserlerinde ve bütün hayatında, milletinin bütün ıstıraplarını, kendi benliğinde ve bedeninde yaşamış, milletin bütün ülkülerini ve ufkunu, yine, bütün eserlerinde yansıtmış büyük bir dava adamı, büyük bir fikir adamı, büyük bir inanç adamı ve bir şahsiyet abidesidir Âkif.

Âkif hakkında söylenmiş çok şey var; ben, burada çok fazla zamanınızı almak istemiyorum; ama, öğrendiğimde, hayatım boyunca beni çok etkileyen ender şeylerden bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Mithat Cemal Kuntay, "Arkadaşım, Tanıdığım Mehmet Âkif" ismiyle, Âkif'le ortak hatıralarını kitaplaştırmıştır biliyorsunuz. Orada, kitap boyunca, Âkif'in şahsiyeti, kimliği, kişiliği, yaptıkları hakkında ve beraber yaşantıları hakkında birçok şey anlatılmıştır. Kuntay, kitabın önemli bir bölümünde, Âkif'in hep bir kusuruna işaret eder. Sürekli fakru zaruret içinde bir adamdır, zor geçinen bir adamdır ve hiçbir şey için hiç kimseye mihnet etmeyen bir adam olduğu için, bir taraftan da bu fakru zaruretini aşabilecek imkânlarla buluşamamaktadır. Dostlukları çok ilerlediğinde, zaman zaman, Mithat Cemal Kuntay, Âkif'in evine misafir olur, Üsküdar'da, işte, üç göz odadan oluşmuş bir evi vardır ve evde çok sayıda çocuk vardır. Kuntay, bu kadar aydın bir adam, bu kadar geniş ufuklu bir adam bu fakru zaruret karşısında niye bu kadar çok çocuk yapmıştır diye hep içinden geçirir ve eleştirir. Yani, bunu bir düşüncesizlik, bir tedbirsizlik, bunu bir özensizlik olarak görür ve Âkif'le bağdaştıramaz, ona yakıştıramaz. Bu, yıllar yılı böyle devam eder.

Aradan, belki, tanışmalarının üstünden bir oniki onüç yıl geçtikten sonra, Âkif'in, evin darlığından ve oda sayısının yetmezliğinden yakınması arttıkça, sorar kendisine "ya, bundan niye yakınıyorsun, sen yıllardır burada yaşıyorsun." Der ki, Âkif "çocuklar büyüdüler, kızlar ve oğlanlar aynı odada; birbirlerinden belli bir mesafede durmaları gerekiyor; bu, beni üzüyor." Kuntay, bunu bir parça aşırı bir taassuba, en azından, kendi mahrumiyetinin ve mağduriyetinin farkında olmayan bir taassuba bağlayarak, yeniden eleştirir, der ki, içinden "bunu düşüneceğine bu kadar çok çocuk yapmasaydın." Ve bir müddet sonra gerçeği öğrendiğinde, böyle düşündüğünden utanmak zorunda kalmıştır ve bunu da itiraf eder. Çocukların yarısı Âkif'in çocukları değildir. Âkif'in yoksul ve hastalıklı bir komşusu, bir hastalık ziyareti esnasında durumundan yakındığında, Âkif, der ki: "Biz, seninle dünya ahret kardeşiz, gel seninle ahitleşelim, ikimizden hangisi önce göçerse, diğeri, kalan çocuklarına babalık etsin." Ve adam zaten hastadır, adam ahrete göçer ve Âkif, ahde vefanın gereğini yerine getirir. Bütün fakru zaruretine rağmen komşusunun çocuklarına babalık eder. Ancak, Âkif'i bir şahsiyet abidesi kılan şey, yıllar yılı kendisiyle dostluk yapan insanların dahi bu çocuklardan hangilerinin Âkif'in kendi çocukları, hangilerinin ahit üzerine babalık ettiği çocuklar olduğunu anlayamamış olmasıdır.

İşte Âkif böyle bir şahsiyet abidesidir ve o Âkif bu fakru zarurete rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Millî Marşımızın şairine öngördüğü ücreti "bunun şerefi bana yeter, bu şereften de başka bir şey talep etmiyorum" diyerek reddedecek kadar da yüksek karaktere ve şahsiyete sahip bir insandır. Bütün hayatı, bütün varlığı milletinin acılarıyla, ıstıraplarıyla geçmiştir. Safahat'ı, baştan sona, bu milletin, sadece Âkif'in yaşadığı dönemin değil, bin yıllık tarihinin, ülkülerinin, özlemlerinin gerçekten bir özeti gibidir.

Âkif gibi şairleri olan milletler gerçekten şanslıdırlar. Milletimize varlığıyla bu onuru kazandırdığı için Âkif'in aziz hatırası önünde, bir kez daha, saygıyla, hürmetle, minnetle eğiliyoruz.

Bu vesileyle, Âkif'i, Meclis kürsüsünde anma fırsatını bize sunan Kütahya Milletvekili arkadaşımız Alaettin Güven'e, bir kez daha, teşekkür etmek istiyorum.

Müsaadenizle, sözlerimin geri kalanını, Sivas-Divriği Ulu Camiyle ilgili olarak, Sivas Milletvekilimiz Osman Kılıç Beyefendinin gündeme getirdiği hususla ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum sizlerle.

Arkadaşlar, Hükümetimiz kurulduğu günlerin hemen başındaydı; bir Bakanlar Kurulu toplantısında konu gündeme gelmiştir ve bu Bakanlar Kurulu toplantısında Sivas-Divriği Ulu Camiin -ki, mimarlık tarihimizin, uygarlık tarihimizin şaheserlerinden biridir- korunması konusunda ödenek sağlanması ve acil bir eylem planının yapılması konusu kararlaştırılmıştır ve hemen ödenek sağlanmıştır. 3 trilyonluk ödenek YPK kararıyla Sivas Valiliğine intikal ettirilmiştir; ancak, bu parayla korumaya dönük projelerin uygulanabilmesi mümkün olamamıştır. Zira, daha önce uygulanan projelerin bilimsel niteliğinin tartışmalı olması bu imkânı elimizden almıştır. Bu konuda yapılmış projelerin tamamı, Bakanlığımız, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Sivas Valiliği tarafından bir protokol çerçevesinde oluşturulan bir koordinasyon kurulunca aşağı yukarı iki yıldır titizlikle takip edilmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi ve ÇEKÜL Vakfından çok önemli bilimsel destekler alınmıştır ve bu destekler neticesinde görülmüştür ki, sorunun çözümü konusunda bilim heyetlerinin, bilim adamlarının üzerinde mutabık kaldıkları bir tek çözüm yöntemi yoktur. Bunun araştırılması uzunca bir zaman almıştır; Prof. Doğan Kuban'ın bilgilerinden yararlanılmıştır ve şimdi, ocak ayının ilk günlerinde proje ve uygulama ihalesi yapılacaktır; ödeneği vardır. Gerek Bakanlığımızda var olan ödenekler gerekse il özel idaresinde depo edilmiş ödenekler işin tamamlanması için yeter mahiyettedir. Bu konudaki asıl eksiğimiz doğru işin ne olduğu konusunda bilimsel bir mutabakatın sağlanmış olmasıydı, iki yıllık süreç buna tahsis edilmiştir. Askılama işi için de ayrıca bir askılamanın gerektirdiği teknik heyet tarafından da rapor edilmiş, karara bağlanmıştır; bunun için koruma kuruluna bir proje sunulmuş, koruma kurulundan onay beklenmektedir, koruma kurulu bunu onaylar onaylamaz askılama projesi de devreye alınacaktır.

Sivas Divriği Ulu Cami, biraz önce de ifade ettiğim gibi, mimarlık tarihimizin ve uygarlığımızın şaheserlerinden birisi olarak Hükümetimizin azamî bir dikkatle, titizlikle takip ettiği ve koruma azminde olduğu bir yapıdır.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

35 konuşma daha · 29 Aralık 2004

35 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook