İçeriğe atla

22. DÖNEM · 550 SANDALYE

Ara
GENEL KURUL · 32. BİRLEŞİM · CUMARTESİ

Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)

Feridun Fikret Baloğlu

Antalya Milletvekili · CHP

Genel Kurul, 32. Birleşim · 2. yasama yılı · 20 Aralık 2003 · 1.371 kelime · yaklaşık 7 dakikalık okuma

Kaynak göster

Feridun Fikret Baloğlu (CHP), 20 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: IV.TUR (MİLLİ SAVUNMA BAK.,BAYINDIRLIK BAK.,ULAŞTIRMA BAK.,)); konuşma 1.371 kelime.

Feridun Fikret Baloğlu (CHP, Antalya). “Iv.tur (milli savunma bak.,bayındırlık bak.,ulaştırma bak.,)”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 20 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/feridun-fikret-baloglu-22-2003-12-20-iv-tur-milli-savunma-bak-bayindirlik-bak-ulastirma-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Sade metin (Markdown) →

Konuşmanın tam metni

CHP GRUBU ADINA FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya)Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun düşüncelerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Adalet Bakanlığı bütçesini, İktidar Partisinin kimi sözcülerinin açıklamaları nedeniyle bugün çok daha anlamlı bir ortamda tartışacağız. İktidarın kimi sözcüleri yargıya güvenmediklerini tam bir açıkyüreklilikle ve dürüstlükle kamuoyuna duyurmuşlardır. Bu açıkyürekli tavırları nedeniyle kendilerine teşekkür etmek istiyorum. Bu tavırlarının diğer konularda da devam etmesini, takıyyeye başvurmadan gerçek düşüncelerini açıklamalarını bekliyorum ve bu nedenle, kendilerine duyduğum saygının arttığını ifade etmek istiyorum.

AHMET YENİ (Samsun)Başlangıç yanlış oldu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Asıl bundan sonrası önem taşıyor, onu bir dinleyin siz.

İktidar sözcüleri, yargıya neden güven duymadıklarını açıklarlarsa, bunu birlikte çözme imkânı bulabiliriz. Bu, teknik bir imkânsızlıktan doğuyor olabilir; yani, Bakanlık bütçesini yeterli bulmuyor olabilirsiniz; ayrılan bütçe miktarının, ödeneklerin yeterli olmadığını düşünüyor olabilirsiniz, bunu çözmek sizin elinizdedir; ama, siyasal nedenlerle yargıya güven duymadığınızı ifade ediyorsanız, onu çözme imkânı da sizin elinizdedir; her iki olasılıkta da -siz iktidarsınız ve biz burada Adalet Bakanlığı bütçesini görüşüyoruz- önümdeki rakamlar, birkısım milletvekilinin, güven duymadıkları yargının sorunlarını çözmekte pek heveskâr olmadıklarını gösteriyor. Sayın Adalet Bakanının iyi niyetinden şüphe duymuyorum; çünkü, bakan olduğu günden başlayarak, Adalet Bakanlığına ciddî biçimde ödenek ayrılmasını, bütçedeki payının çoğaltılmasını savunuyor. Kendisinin, AK Parti Grubu tarafından yalnız bırakılmasını ve Adalet Bakanlığı bütçesinin yeterli ölçüde ilgi görmemesini de şaşırarak izliyorum.

Bakınız, geçen dönemde, yani 2003 bütçesinde binde 7,5 pay ayrılmıştı. Bu kadar eleştiriden sonra, çok büyük bir atılım yaptınız -çünkü "en"lerin iktidarısınız, her şeyi en iyi yapıyorsunuz- nihayet, binde 9,2 oldu; yani, yüzde 1'i bile bulamadık.

Arkadaşlar, bakın, Adalet Bakanlığının sayın bürokratları dünyanın birçok yerindeki bütçeleri inceleme imkânına sahiptirler, ben çok sınırlı inceleme imkânı buldum. Bir ülkenin kendi adalet ihtiyaçlarına bu kadar düşük düzeyde ödenek ayırması çok şaşırtıcı bir şey; öncelikle onu belirtmek istiyorum.

Adalet Bakanlığı hizmetlerinde 20 000'e yakın personele ihtiyaç duyulduğu söyleniyor, Sayın Bakan da bunu konuşmasında ifade ettiler. Bu personel alımı için bütçeye yeterli ödeneğin konulmadığı da görülüyor. Sanıyorum, Sayın Bakan, bu eksikliği gidermenin yolu olarak, hizmetlerin birleştirilmesi yoluna gitmeyi düşünüyor. Hizmetlerin birleştirilmesi şudur: Türkiye'de ilçe yapma çabalarının çok yoğunlaştığı dönemlerde ilçe sayısı arttı; tabiî, bu, yargı sistemi için de, yeni adliye binalarının ve adlî yargının da oluşmasını getirdi. Böyle bir birleştirmeyle küçük ilçe adliyeleri kaldırılacak gibi bir hava. Tabiî, bu, ilk bakışta doğru görülebilir; yani, personel azaltılacak, daha kaliteli bir personel yapısına kavuşturulacak gibi düşünülebilir; ama, böyle değil bu; çünkü, olayın bir de insanî tarafı var. Küçük ilçelerde yaşayanlar, adlî bir kuruluşa kavuşmuş olmakla çok mutlu olurlar; zaten ilçe olmalarının, il olmalarının temelinde de bu tür duygular yatar.

Bunun ötesinde teknik sorunlar da gelecektir. İlçelerdeki adliyelerin bir bölümünü kaldırabilirsiniz; ama, ne olacak; o ilçelerdeki yargı sistemi, yargı ihtiyacı başka bir ilçenin adlî teşkilatı içerisinde gerçekleşecek; ama, polis teşkilatı sürecek, belki nüfus teşkilatı sürecek; yani, ikinci bir karmaşanın adımları atılacak. Sayın Bakanın ve hükümetin, birtakım ilçelerdeki adliyelerin kapatılması yönünde bir girişimi olacaksa, bu işin olumlu ya da olumsuz taraflarını dikkatle düşünmesi gerektiğini burada söylemek istiyorum.

Adlî yapımızın içerisinde birden fazla unsur var; binalar var, insanlar var, yargılayanlar var, yargılananlar var, tutuklananlar var, cezaevinde insanlar var. Çok kısıtlı bir süre, Adalet Bakanlığı bütçesini 7,5 dakikada eleştirmenin ya da önerilerde bulunmanın ciddî bir hüner istediğini biliyorum; ben, öyle bir hünere sahip değilim; ama, süreyi kullanmaya çalışacağım.

Türkiye'nin birçok yerine gittiğiniz zaman, o "saray" diye ifade edilen yerler -adliye sarayı falan denilir, niye saray denilir; onu da bir türlü anlamam ben; ama "saray" derler, birkaç yerde, beş on yerde vardır- planlandıktan çok süre sonra bitirildiği için, açılışlarında artık, zaten "saray" unvanını hak etmeyecek hale gelmişlerdir. Onun dışında, birçok ilçeye gidersiniz, binanın en sonunda bir koridor ayrılmıştır, orada iki oda açılmıştır, orası adliyedir, insanlar burada yargılanır.

Şimdi, yargıç, savcı, avukat olarak bu binalara gittiğimiz zaman, hak arama kavramından önce çok yoğun bir kalabalıkla, üst üste insanlarla karşılaşırız. O binalarda otuz yılını geçirmiş bir insan olarak biliyorum ki, o binaların görünüşü haksızlığa davettir zaten. İnsanları koridorlarda üst üste yığıp bekletmek çok kötü bir şey. Hak aramaya gelen insanlar, binalarda üst üste durumda, hava alamıyorlar; yargıçlar dosyaların arasında birbirlerini göremiyorlar; savcı -dosyalar o kadar yığılmıştır ki- yığılmış dosyalar yüzünden bazen hâkimi göremez, bu şartlarda yargılama yapılıyor,

Hâkimler, görevlerini kendi meslek sorunları içerisinde yürütmeye çalışırlar. Bir tek örnek vermek istiyorum: Birinci sınıf hâkimliğe ayrılma biçiminde bir uygulama var. Bununla ilgili bir soru önergesi vermiştim. Bu soru önergesi nedeniyle adlî yargıda bazı hâkimlerin dikkatini çektim, onlardan bilgiler geldi. Kıdemine göre, 1 milyar liraya yakın bir maaş farkı var. Aynı işi yapıyorlar, 700 000 000-800 000 000 lira civarında bir fark olduğunu söylüyorlar. Bu, çok büyük bir fark; yani, birinci sınıfa ayrılmanın ölçüleri tartışılmalı, dikkatli olunmalı. Tabiî, çok olağanüstü nedenlerle birinci sınıfa ayrılmama söz konusu olabilir; ama, o zaman, adlî yargı teşkilatı içerisinde niye tutuyorsunuz o insanları? Böyle bir bütünlük var.

Bu durumda olan bir yargıç, bana bir not ulaştırdı bu sabah "bunu söyle" dedi, söyleyeceğim. "Adalet dağıtan bir kurumda, ben de adalet arıyorum, bana yardım edin" dedi. Birinci sınıfa ayrılmamış bir yargıç; bu, bir yargıcın feryadı. Hak arayan bir kurumda, o da hak arıyor.

Adliye çalışanları, yazı işleri müdürleri, mübaşirler, icra memurlarının da sorunlarını anlatmaya kalksak, burada, sabahı buluruz; ama, üç dört cümleyle tamamlayacağım.

Arkadaşlar, adliyelerde fazla mesai kavramı yoktur. Avukat olanlar biliyor, hâkimlikten gelenler biliyor, siyaset adamları da biliyor; yani, bir memuru saatlerce çalıştırabilirsiniz, cumartesi, pazar günü keşiflere gidiler, dağ köylerinden gece yarısı dönülür; ama, hiçbir zabıt kâtibi, hiçbir mübaşir şunu söyleyemez: Ben fazla çalıştım, bana bir eködeme yapacak mısınız diyemez. Hiçbir kurumda, insanların, böylesine insafsız şartlarda emeklerinin alındığı görülmemiştir. Zaten, zabıt kâtiplerinin, mübaşirlerin aldıkları maaş nedir? Niye herkes ısrarla icra dairelerinde çalışmak ister; çünkü, birkaç yere fazla gidecek, üç beş kuruş fazla para kazanacak. Bunların çözülmesi gerekiyor.

Bir de "gardiyan" dediğimiz insanlar var. İşte, türkülere konu ederiz, edebiyatın temel eksenlerinden biridir Türkiye'de gardiyanlar. Şimdi onlara çok güzel bir isim verildi "infaz koruma memuru" deniliyor; ama, hakları verilmedi; tutuklu gibiler. Dün, ben, 20'ye yakın infaz koruma memurunun ziyaretiyle yeni bilgiler edindim. Onlarla ilgili bir girişim nedeniyle kutladılar beni; ayrıca, Sayın Bakana da, gösterdikleri ilgi için teşekkür ediyorlar. Sayın Bakan onların birtakım sorunlarını çözeceğine söz verdi geçen gün; ama, yeterli lojmanları yoktur. Örneğin F tipi cezaevleri hep kentin dışındadır. Taşınamazlar; lojmanları yeterli değildir, servisleri yeterli değildir. Onlara, sadece "biz devlet olarak tutukladık, koyduk cezaevine, sen bunu kaçırma" demişiz. Hak; hak, yok.

Onun dışında, yıpranmaları dikkate alınarak erken emeklilikleri sağlanmamıştır. Açık görüşler dahil, fazla ödeme yoktur. Güzel bir şeydir açık görüş; insanlar yüz yüze görüşürler birbirleriyle; ama, o, eskiden "gardiyan" dediğimiz şimdiki infaz koruma memurları için bir azaptır. Herkes bayram yaparken, onlar, hiçbir kuruş para almadan tutukluların görüşmelerini sağlarlar. Bunları dikkatlerinize sunmak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKANBuyurun Sayın Baloğlu.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Devamla)Teşekkür ederim efendim.

F tipi cezaevleriyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum; bunlar çok tartışıldı; ama, burada söylenmesinde yarar var. F tipi cezaevlerinde, tutuklular ve infaz koruma memurları, her iki taraf da sıkıntı içindedir. Dün, F tipi cezaevlerinde, infaz sistemine karşı direnişin 3 üncü yıldönümü yaşandı. O direniş hangi nedenlere dayalı olursa olsun, o direnişi gerçekleştiren ideolojileri paylaşmıyorum, eylem türlerini paylaşmıyorum, direniş biçimlerini de paylaşmıyorum; insan hayatıyla direnmelerini, o tarz direnişleri kabul etmiyorum; ama, sonuç acıdır arkadaşlar. O direnişten 500 sakat insan kalmıştır bu topluma ve 500 insandan bir bölümü dışarı çıkarılmıştır; Adlî Tıp Kurumu, raporunu değiştirerek onlardan bir bölümünü bugünlerde tekrar cezaevine davet etmek üzeredir. Bu insanlık faciasına dikkatinizi çekiyorum. İdeolojilerini bir yana bırakın, eylemlerini bir tarafa bırakın; ama, herkesin başına gelebilecek bir olayın parçasıdırlar.

Biz milletvekilleri bir de şuna bakmalıyız arkadaşlar: Bunu söylediğim için, belki, kimi arkadaşlarım tepki gösterecekler; ama, biz, bu yargı sistemine güvenmek zorundayız; güvenmiyorsak, gerekeni yapmak zorundayız. Yargıya güvenmemeyi, dokunulmazlıkları kaldırmamanın bir gerekçesi olarak kullanmamalıyız.

Bakın, açıkça ifade ediyorum, Türkiye'deki yargı sistemi, bu ülkenin yargı sistemidir. Bunu değiştirecek olan biziz. Belki, Saddam, Amerikan yargısına itiraz edebilir ve güven duymayabilir; ama, biz, Türkiye'deki yargıyı bu şekliyle de olsa saygıyla karşılamak zorundayız.

Avukatlarla ilgili sorunları söylememe zaman kalmadı; ama, umut ediyorum ki, avukatların acılarını ve ıstıraplarını başka arkadaşlarım anlatacaklardır, avukatın bu toplum içindeki yerini dile getireceklerdir. Ben, diliyorum ve umut ediyorum, AK Partili arkadaşlarım da dahil, bu Meclis, daha sağlıklı bir yargıyı, sizin deyiminizle herkesin güvenebileceği bir yargıyı sağlayacaktır. Adil bir toplumda, sağlıklı bir yargıyla ülkemiz daha güzel günlere ulaşacaktır.

Ben, Bakanlık bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Metin TBMM tutanağından alındı; ara sözler ve başkanın uyarıları tutanaktaki gibidir. Hata bildir

AYNI GÜN GENEL KURUL’DA

Aynı gün söz alan diğer vekiller

88 konuşma daha · 20 Aralık 2003

88 konuşmanın tamamı →

Bu sayfayı paylaş

X WhatsApp Telegram Facebook