T.c. ziraat bankası a.ş.ve tarım kredi kooperatifleri hk. (s.s. 151)
Malatya Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 90. Birleşim · 1. yasama yılı · 5 Haziran 2003 · 982 kelime · yaklaşık 5 dakikalık okuma
Kaynak göster
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP), 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: T.C. ZİRAAT BANKASI A.Ş.VE TARIM KREDİ KOOPERATİFLERİ HK. (S.S. 151)); konuşma 982 kelime.
Ferit Mevlüt Aslanoğlu (CHP, Malatya). “T.c. ziraat bankası a.ş.ve tarım kredi kooperatifleri hk. (s.s. 151)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ferit-mevlut-aslanoglu-22-2003-06-05-t-c-ziraat-bankasi-a-s-ve-tarim-kredi-kooperatifleri-hk-s-s-151 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya)Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; bir kere şöyle mutluyum: Bu Meclis çatısı altında bulunan herkes seçim meydanlarında verdiği bir sözü yerine getirdiği için, Meclisteki bir milletvekili olarak, hepiniz adına çok gururluyum. (Alkışlar) Bunun için, en azından, köylüye, devlet baba verdiği sözü tutar, milletvekili verdiği sözü tutar, bunu ispat ettiğimiz için hep beraber, bir kere, buna emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. (Alkışlar) Ancak, tabiî, verdiğimiz sözde, faiz almayacaktık; çünkü, hakikaten, köylü çok zor durumda.
Değerli arkadaşlarım, köylü köylüdür; köylüyü ayırmayalım. Çiftçinin -hayvancılık yapan, çiftçilik yapan- eğer değişik kurumlara borçları varsa, burada, biraz, sanki, bu tasarı kapsamında ayırım yapıyoruz. Burada olmayan -ben, biraz önce Sayın Bakanıma da arz ettim; inşallah onlar da gelir- örneğin, bir Tarişe borçlu olanlar da çiftçilik yapıyor, onlar da hayvancılık yapıyor veya bir de TİGEM dediğimiz kuruma borçlu olanlar var. Dün, KİT Komisyonundaki üyelerimizle biz konuştuk. KİT Komisyonunda, TİGEM'e borçlu olanların borçları TİGEM'den çıkarılmış, tüm borçlar Maliye Bakanlığına devredilmiş; ama, köylü borçlu. Aslında, o borçları da bu kanun kapsamına dahil etseydik ve o zaman devletin "x" veya "y" kurumuna değil, sadece Ziraat Bankasına, sadece tarım kredi kooperatifine değil, devletin tüm kurumlarına borçlu olan köylüler, eşit şekilde aynı kefeye konulurdu. Burada, onun için, TİGEM'e borçlu olan köylülere ve Tarişe borçlu olan köylülerimize de bu imkânın öncelikle gelmesi lazım; çünkü, devlet vatandaşını ayırmaz.
Değerli arkadaşlar, ben, tabiî, yine sistem üzerinde durmak istiyorum. Ülkemizin temel sorunu üretim ve olması gereken de üretim, temel hedef de üretim olmalı; ancak, ülkemizde, ne çiftçi ne esnaf ne de üreten kesimler temel kitle olarak görülmüyor. Bugüne kadar, üretene ve üretime, hiçbirine ama, teşvik verilmedi; üretene ve ürüne... O açıdan, sistemi...
Bugün bunu hallediyoruz, köylümüze verdiğimiz bir sözü tutuyoruz; ama, iki yıl sonra yine aynı sistem devam ederse, yine aynı sorunla karşı karşıya geleceğiz. Temel sorun sistemde; biz, sistemi çözmek zorundayız.
Onun için, katmadeğer yaratan ürünler teşvik edilmeli ve onların rekabet gücü artırılmalı. Aksi halde, eğer, biz, ürünü ve üretimi teşvik etmezsek, bunları desteklemezsek, yine kısa süre sonra aynı sorunlarla karşı karşıya geliriz. Eğer, biz, ürünü ve üretimi teşvik edersek, biz, kayıtsız ekonomiyi kayıt içine alırız. Kayıtsız ekonominin en büyük ilacı, üretime ve ürüne teşvik verilmemesidir. Onun için, eğer, biz, ürünü ve üretimi teşvik edersek, tüm ekonomi kayıt içine alınır, başta köyden başlayarak.
Demin Sayın Vahit Erdem milletvekilim itiraz etti, yine o konuya değineceğim. Tabiî, aslında, bir tarihte mutabık kaldık; 1989-1993. 1983 demiştim, mutabık kaldık kendisiyle. Yine o gün, o yıllarda verilen teşvikler yerine gitmediği için ve yerine getirmeyen insanlara -altını çiziyorum- ceza verilmediği için, herkesin yanına kâr kaldığı için, dürüst üreticiyle dürüst olmayan üretici aynı kefeye konulduğu için, sistem buradan çatladı.
Türkiye'de tarım ve hayvancılıkta, uzun vadede proje kapsamı dahiline finansman imkânı bulunmazsa ve bu sorunlara uzun vadeli finansal çözüm getirilmezse, katmadeğer yaratan ürünler yerine klasik tarım anlayışına devam edersek, rekabet gücümüz ortadan kalkar.
Türkiye'nin, coğrafî konumu itibariyle, tarım ürünleri, hayvancılık ve deniz ürünlerinde söz sahibi bir ülke olması gerekirken, bu ürünleri ithal eden bir ülke olduk. Bu ülke, mısır ithal ediyor. Bu ülke, et ithal ediyor. Bu ülke, balık ithal ediyor. Eğer, biz, bu ürünlerin, uzun vadede sorunlarını, özellikle finansman sorununu çözemezsek, özellikle çiftçiyi, özellikle hayvancılık kesimini uzun vadede finanse edemezsek, yine bu sorunlarla karşı karşıya geliriz.
Peki, bunu yapan ülkeler nasıl yapıyor? Bugün, bir Hollanda örneği vereceğim size. Hollanda, dünyanın en büyük süt mamulleri -özellikle peynir- ve çiçek ihracatçısı bir ülke. O kadar güzel ve sistematik yapmış ki, sadece bir finans kurumu sadece Hollanda çiftçisini finanse ediyor. O kurumun başka hiçbir işi yok. O bankanın işi, sadece Hollanda çiftçisine, Hollanda'da hayvan üreticisine finansman sağlamak. Eğer, biz, bu işte kurumsal büyüme yerine, kişisel çıkar ve büyüme modelini hâlâ devam ettirirsek, kalkınmadan bahsedemeyiz.
Tabiî, demin de söyledim, millî ekonomi. Bu ülke ayakları üzerinde duramaz ve kendi ekonomisini ayakları üzerinde durduramazsa, birileri hep bize bir tokat vurur; çünkü, ekonomimiz dimdik ayaktaysa, kimseye karşı boynumuz eğri değilse, kimseye karşı borcumuz yoksa, kimse bize hiçbir şey söyleyemez. Onun için, önce, sorunun temeline buradan bakmak lazım.
Birliklerimiz var; Fiskobirliğimiz, Trakyabirliğimiz, Kayısıbirliğimiz. İki örnek vermek istiyorum. Tabiî, Fiskobirliğin eğer parası yoksa, Avrupa'daki 10 fındık alıcısı -Karadenizli arkadaşlarım bilirler, ben, fındığı iyi bilirim; çünkü, yıllarca ihracatı için çok uğraştım- Avrupalı ihracatçı, bir sezon önce 450 dolardan ihraç etmişsek ve biliyorsa ki, Fiskobirliğin parası yok, fındık fiyatları 200 dolara iner arkadaşlar; yani, bizim kendi üreticimizin emeğini dışarıdaki insanlar tayin ediyor. Kendi ürettiğimiz ürünün fiyatını, Hamburg Borsasındaki üç insan tayin ediyor; çünkü, bir finansman modelimiz yok. Çünkü, biliyor ki, köylümüz ürününü satmak zorunda, paramız yok. Çünkü, düğünü var derneği var, okulu var. Biliyor ki, köylü, ürününü eğer Fiskobirliğe değil de tüccara sattığı zaman, karşılıklı fiyatları belirliyorlar ve fındık 450 dolar yerine 250 dolara ihraç ediliyor. Bu ülkenin kaybını düşünün. Bu ülke yıllık 1 milyar dolarlık fındık ihraç ediyor, ülkeye giren para yıllık 400 000 000 dolarda kalıyor. Onun için, biz, kendi finansman modelimizi kendimiz kuramazsak, hep birilerinin oyuncağı oluruz.
Aynı şey kayısıda. Kayısı fiyatlarını yine dışarısı belirliyor. Eğer paran yoksa, eğer biliyorsa ki, kayısı üreticisinin kayısısını satacağı bir finansman imkânı yoksa -örneğin, Kayısıbirliği- dışarıdaki tüccarlar, kayısı fiyatlarını yarı yarıya indiriyor "ben bu fiyattan alırım" diyor ve çiftçi mecburen götürüp satıyor; çünkü, borcu var, borcunu ödeyecek arkadaşlar. Onun için, biz, tarımda, hayvancılıkta kendi finansman modelimizi kurup, uzun vadede finanse etmezsek, hep bu sorunları yaşayacağız.
Tabiî, kurumların bu hale gelmesinin -yine söylüyorum- birinci müsebbibi, siyaset ve siyasetçi. Eğer birlikler bu hale geldiyse, birlikler Türk çiftçisinin inancını kaybettiyse, çiftçi artık birliklere inanmıyorsa, bunun birinci sebebi, siyaset ve siyasetçilerdir. Onun için, olaya buradan bakalım.
Türkiye'de bugüne kadar uygulanan tarım ve hayvancılık desteklemelerinin birçoğu gerçek üretimin dışında kullanıldı, gerçek üreticiye kredi verilmedi ve bu uygulamayı yapanlara ceza verilmedi. Bugün geçireceğimiz bu kanundan, dürüst insanlarla birlikte, yıllarca bunu iş edinmiş dürüst olmayan bir sürü insan da faydalanacaktır; ancak, özellikle Tarım Bakanlığı tarafından hayvancılık destekleme fonundan verilen kredilerle Türkiye'de bugün örnek çiftlikler doğmuştur ve ben, Tarım Bakanına teşekkür etmek istiyorum; çünkü, bu krediler doğru yere gitmiştir, üretime gitmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
53 konuşma daha · 5 Haziran 2003