Tarımsal üretici birlikleri kanunu tasarısı ile tarım, orman ve köyişleri komisyonu (s.s.617)
Muğla Milletvekili · CHP
Genel Kurul, 107. Birleşim · 2. yasama yılı · 29 Haziran 2004 · 1.838 kelime · yaklaşık 9 dakikalık okuma
Kaynak göster
Gürol Ergin (CHP), 29 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIMSAL ÜRETİCİ BİRLİKLERİ KANUNU TASARISI İLE TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU (S.S.617)); konuşma 1.838 kelime.
Gürol Ergin (CHP, Muğla). “Tarımsal üretici birlikleri kanunu tasarısı ile tarım, orman ve köyişleri komisyonu (s.s.617)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/gurol-ergin-22-2004-06-29-tarimsal-uretici-birlikleri-kanunu-tasarisi-ile-tarim-orman-ve-koyisl (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
CHP GRUBU ADINA GÜROL ERGİN (Muğla)Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere, Grubum adına söz almış bulunuyorum; sizleri ve Yüce Ulusumu saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlarım, tasarının eleştirisine girmeden önce, izninizle, tasarı gerekçesinden bir uzun cümleyi sizlere okumak istiyorum; şöyle bu cümle: "Üreticilere kredi ve girdi temini ile muhtelif hizmetler götürmek ve üretilen ürünleri pazarlayabilmek amacıyla, tarım kredi kooperatifleri, tarım satış kooperatifleri ve birlikleri, tarımsal amaçlı diğer kooperatifler, sulama birlikleri, hayvan yetiştirici birlikleri, makine kullanım birlikleri, ziraî mücadele birlikleri, köye hizmet götürme birlikleri, süt birlikleri gibi değişik kanunlarla kurulmuş, değişik bakanlık ve kuruluşlar tarafından yönlendirilen örgütler, hizmetlerin hedef kitleye ulaştırılmasında dağınıklığa, yetki karmaşasına ve kaynak israfına yol açmaktadır. Bunun yanında, var olan örgütlenme düzeyi istenen düzeyde gerçekleşmemiş olup, üretici örgütlenmesi, üretimden pazarlamaya kadar her aşamada yetersiz kalmıştır."
Değerli arkadaşlarım, eğer bu tasarı bu gerekçeyle getirildiyse, bu tasarı anlamsızlaşıyor; çünkü, bu gerekçede, var olan örgütlenme biçimlerinin ve sayılarının fazlalığından ötürü ciddî bir dağınıklık yaşandığı ifade ediliyor; ama, sanki, bu dağınıklık artsın diye yeni bir örgütlenme modeliyle karşı karşıya kalıyoruz. Bunu söylerken, ben, üretici birlikleri kurulmasın anlamında söylemiyorum; ama, gerekçenin, getirilen tasarıyla uyumlu olmadığını, amacı değişik yorumlamamıza neden olacak bir ifade olarak ortaya konulduğunu söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlarım, Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu Tasarısı, Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmaları çerçevesinde taahhüt edilmiş bir yasa tasarısı olarak önümüze gelmektedir. Bu nedenle, tasarıyı değerlendirmeye geçmeden önce, özetle, Avrupa Birliğinde üretici örgütlenmesine bakmamızda yarar vardır.
Avrupa Birliğinde üretici örgütlenmesi, genelde dört konu başlığı altında incelenebilir; birincisi, üretici lehine siyasî otorite üzerinde lobi faaliyeti yürüten bizdeki ziraat odası benzeri örgütler; ikincisi, üreticinin ekonomik hak ve çıkarlarını korumak amacıyla kurulan kooperatif yapılar; üçüncüsü, ürün bazında üretim planlamasından üretim tekniklerine kadar çalışmalar yapan ve şimdi burada görüşmekte olduğumuz tasarıya konu olan üretici birlikleri ve dördüncü olarak da bir konuyla ilgili tüm tarafların bir araya gelerek oluşturdukları branş birlikleri.
Değerli arkadaşlarım, üretici birlikleri, ekonomik işlevden sıyrılmış ve böylece kooperatiflerle farklı bir yapıda oluşturulmuş olup, Avrupa Birliği ortak tarım politikası altında oluşturulmuş 23 ortak piyasa düzeninden bazılarında devlet desteğinin üreticiye ulaştırılmasında görev yapmaktadır Avrupa'da. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, üretici birlikleri, çiftçilere aynî, nakdî destek ve girdi sağlamazlar; pazarlama faaliyetinde bulunmamaktadırlar. Avrupa Birliğinde, üretici birlikleri, anahatlarıyla, sorunlara çözüm arama, lobi faaliyeti yürüterek politikacıları etkileme, üreticiye danışmanlık hizmeti verme, pazarlama faaliyetlerinde bulunmadan pazarlamadaki ve piyasadaki aksaklıkları ve boşlukları gösterme, birliklerin halkla ilişkilerini yürütme ve reklam yoluyla ürünlerin kalitelerinin yükseltilmesine yönelik eğitim çalışmaları yapma gibi görevleri olan örgütlenme biçimleridir.
Türkiyemize baktığımız zaman görünen manzara şudur: Ülkemizde sağlıklı tarım politikaları oluşturulamamış, altyapısı bozuk, örgütlenmesi yetersiz, pazarlama kanalları sorunlu olan ülkemizde, tasarı gerekçesinde de belirtildiği gibi, aslında, üreticinin ürününün katmadeğerine sahip çıkamaması ve aracıların sistemden büyük kazançlar elde etmesi söz konusu olmaktadır. Bu nedenle, bu yapının kırılmasında üretici örgütlenmesinin büyük rol oynayacağından hiçbir kuşku duymamaktayız.
Ülkemizde, tarım kredi kooperatifleri, tarım satış kooperatif ve birlikleri, tarımsal amaçlı kooperatifler, sulama kooperatifleri adları altında örgütlenmiş geniş bir kooperatif yapı söz konusudur. Bunların yanında, yine, ülkede, sulama birlikleri, hayvan yetiştirici birlikleri, köye hizmet götürme birlikleri, süt birliklerinden oluşan geniş bir yelpaze de bulunmaktadır. Dernek statüsünde çalışan soya üreticileri birliği, tahıl üreticileri birliği, Adana, Ege Çiftçiler Birliği gibi üretici birlikleri de yer almaktadır.
Üretici örgütlenmesini kurmaya çalışırken şu temel soruları başlangıçta yanıtlamak gerekir:
1- Amaç, üretici örgütlülüğünden doğacak gücü üretim ve pazarlama yapılarına yansıtmak ise, mevcut üretici örgütlerinin bu alanda neden başarısız olduğuna yönelik bir sorgulama yapılmış mıdır? Son çeyrek yüzyıldır rant ekonomisinin egemen olduğu bir yapıda üretici güçlerin içinde bulunduğu sorunlu yapıların yeni örgütler oluşturularak aşılması olanaklı mıdır?
2- Kurulacak üretici birliklerinin var olan kooperatif yapıyla ilişkileri nasıl kurgulanacaktır? Üretici birlikleriyle kooperatiflerin ikame edilmesi amaçlanmakta mıdır?
Açıkça söylemek gerekirse, tasarı, komisyona geldiği ilk biçiminde bugünkünden çok farklıydı ve benim şu anda sorduğum iki soruya açık, billur yapılı bir yanıt vermekten uzaktı; ama, bugün geldiği şekliyle, biz, bu tasarının yanındayız; bunu ifade etmek isterim.
Değerli arkadaşlarım, bu üretici birliklerinden söz ederken, özellikle köye hizmet götürme birlikleri ve sulama birliklerinin, bugünkü uygulamalarında, köylünün yanında yer almadığını, birçok yolsuzluklara bulaştığını ve özellikle köye hizmet götürme birliklerinin yöneticileri eliyle çiftçinin gelirini çarçur ettiğini açık olarak belirtmek gerekir. Günde 30 ton süt alamayacak bir yere, günde 300 ton süt işleyecek bir işletme, eğer, bu köye hizmet götürme birlikleri tarafından kuruluyorsa, burada temelde bir büyük yanlış var demektir. Ayrıca, eğer bu köye hizmet götürme birlikleri, köylünün parasını değişik amaçlarla kullanılacak taşıt araçları alımına harcıyorsa, burada da çok büyük yanlışlar var demektir.
Değerli arkadaşlarım, Tarımsal Üretici Birlikleri Yasası Tasarısını tartışırken, elbette, Türk çiftçisinin bugün içinde bulunduğu duruma ve bu durum karşısında hükümetimizin uygulamalarına da değinmek kesin bir zorunluluk olmaktadır.
Bakınız, Türkiye'nin en büyük sorunu, tarımda, nedir; her zaman söyledik ve sürekli söyleyeceğiz, Türk tarımının en büyük sorunu, sevgili arkadaşlarım, desteklenmemesi ve bu konuda, belli bazı kaynakların sürekli yalan bilgi üreterek Türk toplumunun beynini çelmesidir. Birkaç gün önce OECD son raporunu yayınladı. Bu rapor üzerine, Milliyet Gazetesinde de bir köşeyazarı, bu raporu yorumladı. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yıllardır söylediğimiz biçimde, bu OECD, yani, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü raporu da, Türkiye'de tarımın desteklenmediğini, oysa "siz, tarımınızı fazla destekliyorsunuz; onun için, desteği azaltın" diye bize öneride bulunan ülkelerin, tarımlarını bizden kat be kat fazla desteklediğini ortaya koydu.
Şimdi, üretici destek eşdeğeri dediğimiz, yani, bir üreticinin ürününün üretilmesinde ona, devlet katkısının ne kadar olduğunu belirten rakam var; gerçek olarak, üreticinin ne kadar desteklendiğini bir yol olarak ortaya koyuyor.
Sevgili arkadaşlarım, elimizdeki OECD'nin en son rakamına baktığımız zaman, bizde tarım ürününün oluşan fiyatının yaklaşık yüzde 15'i veya yüzde 20'si çiftçiye sağlanan desteklerden karşılanıyor; oysa, OECD'de ortalama oran yüzde 32. İzlanda, Japonya, Kore, Norveç ve İsviçre'de bu oran yüzde 60 sevgili arkadaşlarım.
Bunun için, Türkiye'de "efendim, tarımı fazla destekliyoruz, tarıma verilen destekler ziyan oluyor, yazık oluyor" diyerek, hükümetlerimizin de şu anda bilemeyeceğim nedenlerle doğru olarak kabul ettiği bu görüşler doğrultusunda desteklerin kısılması son derece yanlış oluyor.
Geçen gün, yine, bu kürsüde yaptığım konuşmada açıkça söylemiştim; Avrupa Birliğinde tarıma verilen destek yüzde 2 dolayında; ama, tarımın gayri safî millî gelire katkısı da yüzde 2 dolayında.
Şimdi, bizim çiftçimiz, millî gelire yüzde 12,5 destek sağlıyor; buna devlet olarak verdiğimiz destek yüzde 1'in altında, yüzde 0,9 dolayında. Bu durumda, kalkıp da "biz, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükümeti olarak tarımımızı önemli olarak destekliyoruz" demenin, herhalde, pek mantıklı bir açıklamasını bulmakta hepimiz zorlanırız diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, yeri gelmişken, sizlere, bir gazete havadisi okuyacağım, Konya'daki bir yerel gazete. Bakınız, Tarım İşletmeleri Genel Müdür Yardımcısı şöyle söylüyor çiftçiye -bu sözleri kullandığı toplantı da, çiftçilerin, hayvancılığı toplulaştırma projesini tartıştığı bir toplantı- Sayın Genel Müdür Yardımcısı diyor ki: "Sakın süt sığırcılığı yapmayın; çünkü, istikbali karanlık ve önümüzdeki yılda ne olacağı belli olmaz."
Değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımız, devletin parasıyla, Uruguay'a, Türkiye'de çiftçiler süt inekçiliği yapsın diye süt ineği beğenmek için gönderilen bir arkadaşımızdır.
Şimdi, bakınız, bir taraftan Türkiye'de süt inekçiliğini geliştirmek için, aslında çok da gerekli olmayan bir biçimde, Uruguaylara kadar bir ekip göndereceksiniz, o ekibin başı gelecek, burada, Türk çiftçisine diyecek ki, sakın süt inekçiliği yapmayın, kâr edemezsiniz. Böyle mi hayvancılığı kalkındıracağız?! Verdiğimiz hayvancılığı kalkındırma sözlerini hükümetimiz böyle mi gerçekleştirecek?! Bu, çok önemli bir ibret belgesidir. İç ve dış düşüncenin, söylem ile düşüncenin farkını ortaya koymaktadır diye, bunu, size, burada, söylüyorum; ama, bu, beni çok da fazla şaşırtmıyor.
Bakınız, yine, bu kürsüden, Tarım Bakanımız bir sözlü soru önergesine verdiği yanıtta şöyle söylemişti... Pamuk söz konusuydu. Türkiye, biliyoruz, tekstilde çok önemli hamleler yaptı; ama, pamuğumuz yetmiyor. Niçin yetmiyor; değerli arkadaşlarım, üretimimiz yıldan yıla azalıyor, artık, çiftçi gelir getirmediği için pamuk ekmiyor. Söke Ovasında pamuğun ekilmediğini, daha birkaç gün önce, gazetelerde okuduk ve yine, dünkü bir gazete de, Muğla'nın Milas İlçesi çiftçilerinin pamuk üretiminden vazgeçip o alanlarda tarla balıkçılığı yapmayı yeğlediğini yazıyor ve bu kürsüden Sayın Tarım Bakanımız da diyor ki: "Canım, pamuklu üreteceğiz, tekstilde çok ileri hamleler yapacağız diye ille pamuk üretmemiz gerekmez; pamuğu, dışarıdan alırız."
Değerli arkadaşlarım, cumhuriyet tarihinde herhalde hiçbir Tarım Bakanımız tarımı bu derece dışlayıcı bir konuşma yapmamıştır diye düşünüyorum. Elbette ki, bütün konuşulanları bilmiyorum; ama, bu kadar tarımdışı bir konuşmayı da gerçekten anlamakta çok büyük zorluk çekiyorum. Niçin pamuk böyle oluyor; onu da anlatayım.
Bakınız değerli arkadaşlarım, Türkiye, üretim planlamasıyla eksik olan ürünlerini artırma çabası içinde olmalıdır. Bunu neyle yapacaktır; destekle, teşvikle yapacaktır. Pamukta nedir teşvik; verilen prim. 2002 ile 2003'ü karşılaştırdığınız zaman pamuktaki teşvikin; yani, primdeki oranın ne kadar arttığını biliyor musunuz değerli arkadaşlarım; yüzde 5,8 artırılmıştır. Eğer benim pamuğa ihtiyacım varsa yüzde 5 değil, yüzde 25, yüzde 50, yüzde 100 artırma zorunluluğum vardır; ama, bu yapılmamıştır. Onun için pamuk tarlaları boş kalmaktadır. Aynı şey, ayçiçeği için de, soya için de, kanola için de geçerlidir. Hiçbiri, olması gereken ölçüde desteklenmemektedir.
Sevgili arkadaşlarım, sözlerimin başında da söyledim; tarımınızı desteklemiyorsanız ülkenin geleceği yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti var olan yapısını, bugüne gelişini, Türk çiftçisinin o öpülecek nasırlı ellerine, onun emeğine; ama, onun o emeğini tarlaya akıtması için de var olan gücüyle ona destek olan insanlara, bakanlara, hükümetlere borçludur. Ama, biz şimdi böyle yapmıyorsak, değerli arkadaşlarım, çok ciddî olarak geleceğimizden endişe duyuyoruz; bunu, açık olarak söylemek istiyorum.
Şimdi, bir iki noktaya daha değinmek isterim; Sayın Bakanım Anadolu esmerinden söz etti. Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de eğer tarımla ilgiliyseniz cumhuriyetten bu yana Türkiye'de gerek koyunculukta gerek sığırcılıkta ıslah çalışmaları yapıldığını bilirsiniz; ama, değilseniz, elbette, bilme şansınız olmuyor. Yani, Türkiye'de, Orta Anadoluda Anadolu esmeri diye bir ırkı yetiştirmek, bugün buna çalışmak, bir önceki Bakanımızın söylediği gibi, Türk ineği oluşturmaya çalışmak, bir günlük bir iş değildir.
Aynı şekilde, geçen gün, Sayın Bakanımızın daveti üzerine katıldığımız bir toplantıda, TİGEM'in sertifikalı tohumluk dağıtımıyla ilgili program toplantısında da esefle şunu gördüm: İlgili genel müdür diyor ki: "Biz, bu dönemde, bugüne kadar hiç olmamış bir şeyi yapıyoruz." Ne yapıyorsunuz; "köylülere sertifikalı tohumluk kullandırmayı yaygınlaştıracağız." Yalnızca bir tek cümle sonra da şunu söylüyor: "Bu çalışmalar, onbeş yıllık çalışmaların ürünüdür." İki cümle arasındaki bu kadar tutarsızlığa dikkat ediniz.
Değerli arkadaşlarım, Türk çiftçisinin, Türk ziraat mühendisinin, Türk veterinerinin, onların her zaman yanında, beraberinde olan veteriner sağlık teknisyenlerinin, tarım teknisyenlerinin, bugüne kadar neler yaptığını bilmiyorsak, bundan sonra yapmayı düşündüklerimizi, o hayalimizde geliştirdiklerimizi hiç olmamış olaylar gibi görürüz; bırakın toplumu, önce kendimizi kandırırız. Bu ülkede, bu alanlarda çok şeyler yapıldı. Bu noktaya kolay mı gelindi!
Şimdi, tohum meselesine geliyorum. Arkadaşlarım, burada ziraat mühendisi arkadaşlarım var, Sayın Bakanım da burada, kadrosu da burada. Yani, tohumluk meselesi, bir yıllık iktidar meselesi midir; eğer, bu yıl, 300 000 ton tohum dağıtma durumuna gelinmişse, bu, yılların çalışmasının sonucudur; ama, yapılmasını, elbette ki, geleceğe yönelik çok büyük bir ümitle karşılıyorum, mutlulukla karşılıyorum; ama, bunu, geçmişte çalışanları gözardı ederek, kendi çalışmamız olarak ortaya koyarsak, bilenleri inandıramayız, bazılarını inandırmak da bize bir yarar sağlamaz diye düşünüyorum.
Şimdi, Sayın Bakanım biraz önce dedi ki: "Belediye alanı olmayan yerlerde, yüzde 47 oy aldık; bu, bize, Türk çiftçisinin, kırsal kesim insanının nasıl baktığının göstergesidir."
Bugün aldığım bir mektup; hiç tanımadığım, görmediğim, belki beni de hiç görmeyen, Tarsus'un Beylice Köyünden Ulvi Atay'ın mektubu; çok kısa: "Sayın milletvekilim, bütün çiftçilerimizin sorunu olarak size bu mektubu yazıyorum. Cumhuriyet tarihinde görülmemiş; samanın kilosunu, bundan bir ay önce 300 000 liraya, şimdi 190 000 liraya satıyorlar. Bir torba yem 20 000 000'un üzerinde. Elimizdeki hayvanları satmak istiyoruz; alan yok, piyasa düşük. Süt ve et aynı fiyatta duruyor. Çaresiz durumdayız. Bu sorunlarımızı Meclisimizde dile getirmenizi istiyorum. Saygılarımı sunarım."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
35 konuşma daha · 29 Haziran 2004