Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)
Van Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 92. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Nisan 2005 · 797 kelime · yaklaşık 4 dakikalık okuma
Kaynak göster
Hacı Biner (AK Parti), 29 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 797 kelime.
Hacı Biner (AK Parti, Van). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/haci-biner-22-2005-04-29-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
HACI BİNER (Van)Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 877 sıra sayılı kanun teklifiyle ilgili olarak, tümü hakkında söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, malumunuz olduğu üzere, bilim ve teknoloji, günümüzde, göz kamaştırırcasına hızla ilerlemektedir. Bu gelişmeleri takip etmek, Türkiyemizi, olması gereken seviyeye; yani, muasır medeniyet seviyesine ulaştırmak, elbette, halkın vekilleri olan bizlerin aslî vazifesidir.
Bilim ve teknoloji denilince, ülkemizde ilk akla gelen kurum TÜBİTAK'tır. 1963 şartlarında kurulan bu müessesemiz, bilim ve teknolojiye açılan pencere olması gerekirken, maalesef, bir yıl öncesine kadar, teknolojide ve bilimde kendisine düşeni, idarî yapısındaki zafiyetten dolayı yapamamıştır; dolayısıyla, idarî yapısında bir değişikliğin yapılması zarurî olmuştur. 5016 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonra, TÜBİTAK'ta canlanma başlamıştır.
Rakamlarla ifade etmek gerekirse, TÜBİTAK, 1964-2004 yılları arasında, üniversitelere, araştırma projeleri için 130 000 000 dolar destek vermişken, sadece 2005 yılında, yani, son bir yılda, aynı amaçla, 68 000 000 dolar kaynak ayrılmıştır. Bu demektir ki, TÜBİTAK'ın kuruluşundan beri, kırk yılda verilen desteklerin yarısından fazlası son bir yıl içinde verilmiştir.
Yine aynı şekilde, 1964-2003 yılları arasında yıllık ortalama bütçesi 45 000 000 dolar iken, 2005 yılında 450 000 000 dolar olmuştur; yani, son yılda, içinde bulunduğumuz 2005 yılındaki bütçesi, kırk yıllık bütçe ortalamasının 10 katına çıkmıştır.
Şimdi hepiniz diyeceksiniz ki, nasıl oldu da bir anda değişti bu şartlar? Ben diyorum ki, 2003 yılında AK Parti tarafından TÜBİTAK Kanununda yapılan bir değişiklikle gerçekleşmiştir.
Bundan dolayı, TÜBİTAK'ın misyonunu tam olarak sürdürebilmesi için, hiyerarşik yapısının günümüz şartlarına uydurulması gerekmektedir ki, böylece, TÜBİTAK'ın bilim ve teknolojiye yapacağı yatırımlarla, gelişmiş ülkeler ile bizim ülkemiz arasındaki teknolojik bilgi açığı kapatılabilsin.
Değerli arkadaşlar, ülkemizde, bugüne kadar, maalesef, teknoloji, satın alma ve uyarlama usulüyle uygulanmaktadır. Bu ne demektir; başkaları üretmiş, ülke olarak biz kullanmışız. Mesela, Hindistan'da yapılan bilgisayar yazılım programları, Japonya'da yapılan kamera ve fotoğraf makineleri, Finlandiya'da yapılan cep telefonları gibi saymakla bitiremeyeceğimiz örnekler, bizim teknoloji konusunda ne kadar dışa bağımlı olduğumuzun en iyi delilidir; yani, bir türlü, arzu edilen teknolojiyi yakalayamamışız.
TÜBİTAK'ın internet sitesinde deniliyor ki: "Ulusal bilim ve teknoloji vizyonu: Toplumda bilim ve teknoloji kültürünün benimsenmesini sağlayan, bilim ve teknolojiyi ürüne dönüştürerek ulusal yaşam düzeyini yükselten ve sürdürülebilir kılan, lider bir Türkiye."
Bu yapısıyla, internet sitesinde yayımlanan Türkiye hayaline ulaşabilmiş midir; elbette ulaşamamıştır. Öyleyse, bu önemli kurumun tıkanan yapısının değişmesi şarttır.
Maksadım, TÜBİTAK'ı yermek değildir, TÜBİTAK'a yeni bir çehre, yeni bir veçhe kazandırmak için bir şeyler yapılması gereğinin altını çizmektir. Eğer, bizde, TÜBİTAK'ın yeni bir çehre kazanmasına vesile olursak, ülkemiz veri ve bilgiden bilgeliğe, teknikten teknolojiye sıçramayı sağlayacak stratejik adımlardan birini atmış olacaktır.
Değerli arkadaşlar, Amerika Birleşik Devletlerinde teknoloji ve bilim sayesinde, 2003 yılı verilerine göre, çalışan kişi başına üretilen millî gelir, 79 000 dolar, aynı şekilde Japonya'da 68 000 dolar iken, bizim ülkemizde, maalesef, 10 500 dolardır. Görüldüğü gibi, bilgi ve teknoloji ihracatı, ülkelerin millî gelirlerine direkt etki etmektedir.
Neticede, hangi boyutta bakılırsa bakılsın, ülkemiz uluslararası karşılaştırmalarda arzu edilen yerde değildir. Oysa, sahip olunan insangücü, doğal kaynaklar, jeopolitik konumu ülkemize büyük imkânlar ve fırsatlar vermektedir. Bu imkânlar, bilmek ve bilgelikle sağlanır. Ülkemizde rekabet avantajı sağlayan bilgi, teknoloji ve bunları kullanabilme kabiliyetinin geliştirilmesi gerekir. Bu da, başta TÜBİTAK olmak üzere, TÜBİTAK gibi kurumların faaliyetleriyle gerçekleşir.
Teknolojik gelişmeyi destekleyen politikaların, ülkelerin ekonomik büyümesinde çok büyük katkıları olduğunu kimse inkâr edemez. Son elli yılda Amerika Birleşik Devletlerine yüzde 50, Almanya'ya yüzde 78, Japonya'ya da yüzde 55 büyüme katkısı sağlayan teknoloji, acaba ülkemize ne kadar büyüme katkısı sağladı; sanırım bunu çok iyi analiz etmemiz gerekir.
Tüm dünyadaki bu gelişmeler ışığında, TÜBİTAK'ın misyonunun, bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ve bilgiye erişimin ötesinde, bunların ülkemizin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlayacak şekilde değiştirilmesi gerekir.
Değerli arkadaşlar, Ülkemiz kalkınmasının en önemli öğelerinden birisi olan bilim ve teknoloji alanında istenen noktaya gelebilmek için, önce, bilim ve teknolojiyle özdeşleşen kurumumuz TÜBİTAK'ın durumunda bu kanunla çağın koşullarına göre değişiklik yapmalı ki, sonra ülkemizin hedefleri doğrultusunda iyi neticeler alınsın. Böylece, TÜBİTAK'ın gerçekleştirdiği bilimsel ve teknolojik faaliyetlerin amacı ve alanı da net olarak belirlenmiş olsun.
Ülkemizin bilim ve teknolojiye, buluş ve yeniliğe dayalı rekabet gücünü yükseltmek, ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlamak, ülke güvenliği, insan ve çevre sağlığı gibi stratejik alanlar, TÜBİTAK'ın bizzat gerçekleştirmesi gereken faaliyet alanları olmalıdır.
Ülkemizde özellikle geçmiş yıllarda büyük bir beyin göçü olmuştur; yani, yetişmiş eleman ülkeyi terk etmiş, başka ülkelerin hizmetine girmiştir. Niçin bunlar yaşanmıştır? Bunu kendimize sorduğumuzda şu cevabı alıyoruz: Çünkü, üniversite ile özel sektör, sanayi gibi kurumlarımız arasında bir kopukluk yaşanmış, yetişmiş kalifiye eleman kendisine kucak açacak bir kurum bulamamıştır. İşte size bir belge göstereceğim. Dün bir gazetenin başlığında yayımlandı. YÖK ve üniversitemizin hali: "YÖK, meslekî eğitimi bitirdi" diyor. Maalesef, bu bir gerçektir; ama, acıdır.
Değerli arkadaşlar, geçmişteki hataların bir daha yaşanmaması için, TÜBİTAK ve bu gibi kurumlar bu kopuklukları ortadan kaldırıp, sanayiin üniversiteyle işbirliğini sağlayacak program çalışmaları geliştirmelidir. Böylece, beyin göçünün de önüne geçileceği gibi, ülkemiz için yeni vasıflı istihdam alanları da gerçekleşecektir.
Bu duygularla, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 29 Nisan 2005