Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)
Ankara Milletvekili ·
AK Parti
Genel Kurul, 92. Birleşim · 3. yasama yılı · 29 Nisan 2005 · 675 kelime · yaklaşık 3 dakikalık okuma
Kaynak göster
Reha Denemeç (AK Parti), 29 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE BİLİMSEL VE TEKNİK ARAŞTIRMA KURUMU KURULMASI HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ (S.S.877)); konuşma 675 kelime.
Reha Denemeç (AK Parti, Ankara). “Türkiye bilimsel ve teknik araştırma kurumu kurulması hakkında kanunda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi (s.s.877)”. TBMM Genel Kurulu, 92. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/reha-denemec-22-2005-04-29-turkiye-bilimsel-ve-teknik-arastirma-kurumu-kurulmasi-hakkinda-kanunda-2 (erişim: 1 Kasım 2026).
Konuşmanın tam metni
AK PARTİ GRUBU ADINA REHA DENEMEÇ (Ankara)Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli arkadaşlar, Mustafa Bey sordu "bu kanun teklifinin gündeme getirilmesinin nedeni neydi, ne güzel işleyen bir sistem vardı" dedi. Biz söyledik, açıkladık; ama, belki net açıklayamadık, bazı şeyler anlaşılmadı. Ben, tekrar, bir iki şeye değinmek istiyorum.
Bakın, 1993 yılındaki kanun hükmünde kararnamenin hukukî bazı boşlukları vardı. Orada, bilim kurulu tarafından atanan insanların, Başbakan tarafından onaylanması söz konusuydu. Onaylama yetkisi verilen Başbakanın, çok doğal olarak, onaylamama yetkisi de vardır. Evet, Sayın Başbakan onaylamadığı zaman ne olacağı hiçbir şekilde belli değil, tamamen muallak.
İkincisi -söyledim, vekâletle ilgili- vekil olacak insanlar "bir şekilde ayrılan üyenin kalan süresi kadar vekillik yapar" deniliyordu. Peki, süre bittiği zaman, Başbakan onaylamazsa, oradaki boşluğa kimi vekil olarak atayacağınız hukuken belli olmayan bir süreç; çünkü, süre dolmuş. Kalan süre kadar vekillik yapabiliyorsunuz; olmayan bir sürenin, 1993 yılında çıkan bu kanun hükmünde kararnameye göre vekilliği söz konusu değil. İşte, sistemin kilitlenmesi bundan dolayıydı. Bunun için, değişiklik yapılması gerekiyordu. Bizim, kesinlikle, bilimi yönlendirmek gibi bir gayemiz yok; burada, çalışan, kilitlenmeyen bir sistem gayesi var.
Mustafa Bey, TÜBİTAK yayınları... Kesinlikle, onların yasaklanması, engellenmesi gibi bir şey söz konusu değil. Bu, sizin vehmettiğiniz, korktuğunuz bir şey. Biz iktidara gelmeden evvel de, bizim için neler dediler; bunlar şöyle yapacak, bunlar böyle yapacak... Geldiğimizde, Avrupa Birliğiyle ilgili neler yapacağımızı, ekonomiyle ilgili neler yapacağımızı söyledik, söylediklerimizi de geldikten sonra yaptık. TÜBİTAK'ta da bunları söylüyoruz, söylediklerimizi de bu kanun yasalaştıktan sonra, Sayın Cumhurbaşkanı imzaladıktan sonra yapacağız. Bunu da, üç sene sonra, beş sene sonra, on sene sonra, nasıl Türkiye'nin ileriye gitmesinde faydası olduğunu bu kanun değişikliğinin, hep beraber göreceğiz inşallah.
TÜBİTAK, gerçekten, geçmişte kapalı bir kurumdu demedik biz; TÜBİTAK Bilim Kurulunun seçimi kapalıydı dedik. TÜBİTAK tabiî ki açıktı, sanayiyle tabiî ki işbirliği yapmaya çalışıyordu; ama, ölçeğine baktığınızda... Ben bir iki rakam vereyim: 2002 yılındaki en yüksek rakam, o zamana kadar, yani, 63'ten beri, ancak 138 000 000 dolarlık bir fonlaması söz konusu TÜBİTAK'ın; ama, 2004 yılı rakamına bakıyoruz -bakın, 2005'teki 506 trilyondan bahsetmiyorum- bu rakam iki katının üzerine çıkmış, 291 000 000 dolara ulaşmış. Demek ki, TÜBİTAK'ı biz çalıştırıyoruz, kilitlemiyoruz, mevcut sistemiyle de çalıştırmaya çalışıyoruz; bunu çok daha ileriye götürmek için bu gayret içerisindeyiz.
Şimdi, Sayın Başbakanın -ben, bir daha burada tekrarlamayacağım- nasıl seçim yaptığı, kimleri seçtiği ve o seçim sisteminin nasıl olduğunu size izah ettik ve burada, özerkliğin ben tanımını yaptım; dedim ki, özerklik, burada, seçilen insanların değişmemesidir, onların kararlarına karışılmamasıdır. Dört yıl boyunca, seçilen Bilim Kurulu üyeleri, özerklik içerisinde, kararlarında yetkin olarak kararlarını vereceklerdir ve o kararlarından dolayı görevlerinden alınmaları mümkün değildir; bunu söyledik ve nasıl seçildiği de belli. Yani, birçok kesimden insanlar geliyor ve bu insanlar oradan buradan değil. Akademik kariyerin şeyi belli. Bir profesörün nasıl profesör olacağının herhalde belirli kriterleri vardır. YÖK'ün o kriterlerinden geçmeden bir insanın profesör olması, akademik yetkinliğinin olması mümkün değildir.
Şimdi, burada -bilen bilir- ben söz oyunları yapmak için gelmedim ve bugüne kadar yapmadım. Bu kürsüyü de bugüne kadar işgal etmiş bir insan değilim. Belki, üçüncü, dördüncü söz alışımdır bu kürsüde. Ne gerekiyorsa, neyse ben onu söylerim, ne fazla söylerim ne eksik söylerim ve söz oyunlarına da girmeyen bir insanım.
Şimdi, Mustafa Bey bir şey söyledi. Bir tek örnek... Yani "üniversitelerden herkes karşı çıkıyor bu kanun teklifine" dedi. Mustafa Özyurt Beyle beraber iki gün evvel Manşet programındaydık. Kendisi de burada. Manşet programında Cemil Arıkan Hocayı davet etmişti Mehmet Ali Birand. Biliyorsunuz, Cemil Arıkan, Tosun Terzioğlu ile beraber 1993 yılında Bilim Kuruluna atanan 12 üyeden biridir; Erdal İnönü'nün atadığı üyelerden biridir. Cemil Arıkan'ın söylediği şuydu, çok net; Mustafa Bey de burada. Cemil Arıkan "TÜBİTAK'ın geçmişteki yapısı kumda oynamaya benziyordu" dedi ve "TÜBİTAK'ın fonlaması gereken özel sektör lazımdı, özel sektöre fon akıtması lazımdı; bunu yapmıyordu. TÜBİTAK'ın siyasî iradeden tamamen ayrı olması nedeniyle Bilim Kurulu içerisinde çok güzel kararlar alıyorduk; ama, bunu günlük hayata geçirmemiz mümkün değildi" dedi. Bunu söyleyen Cemil Arıkan; Bilim Kurulunun bir üyesi, geçmişteki bir üyesi, Erdal İnönü'nün atadığı üye. Aynı şeyi Tosun Hocaya da sorabilirsiniz; eski TÜBİTAK Başkanı. Ben, bu açıklamaları yaptıktan sonra daha fazla söze mahal olduğuna inanmadığım için, sözlerimi burada noktalamak istiyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)
AYNI GÜN GENEL KURUL’DA
Aynı gün söz alan diğer vekiller
24 konuşma daha · 29 Nisan 2005